Bu Blogda Ara

29 Haziran 2007

Eğitim Meselemiz

İnsanoğlu doğumundan ölümüne kadar geçen süre zarfında birtakım değişiklikler kazanır. Sonradan kazanılmış bu davranışlar insanın ruh halini oluşturur. Doğumdan ölüme kadar olan bu aralıkta eğitim önemli yer teşkil eder.Eğitim, uzmanlarca; bireyin hayatında kendi yaşantısıyla kazanılan davranış değişiklikleri olarak ifade edilir. Bu değişiklikler kasıtlı ve planlı olduğu gibi rasgele de olabilir. İşte okullarımızda verilen, belirli bir plan ve program çerçevesinde olan eğitim, formal eğitim olarak adlandırılır.Demek ki çocuklarımız ilköğreniminden itibaren belirli bir plan içinde eğitimini tamamlıyorlar. Peki sizce bu planın arkasında yer alan kişiler kimler? Şüphesiz en önemli yeri Öğretmen teşkil etmektedir. Fakat bu zincir okul-öğretmen-veli- idare-çevre- eğitim programı vs. şekilde çoğalarak gider. Okullarda ise belirli kanunlar çerçevesinde idari kişilerin denetimde eğitim ve öğretim faaliyetleri aksamadan yerine getirilmektedir. Peki her şey bu kadar örgütlü görünürken problem nerdedir? İsterseniz bu konuyu farklı biçimlerde ele alalım.En önemli unsur “Eğitim Politikamız” ın olmayışıdır. Yarınını, daha ilerisini düşünmektense günü birlik oldu bittiye getirilen işler ve hükümetlerin ayak oyunu politikaları bu en önemli unsuru yok etmektedir. Yok ettiği gibi yerine idealist kişiler yetiştirecek, milli hedefler kapsamında hazırlanmış politikalar ortaya koymamaktadır.Bu unsur göz ardından ziyade yok edilerek başlangıçta güçün kaynağını teşkil edenlerin, yani siyasilerin eline bırakılmaktadır.Bunun en önemli ölçütünü atamalardan, haksız unvan edinimlerinden, siyasi il-ilçe başkanlarının Milli Eğitim İdare personelini ablukaya almasından hatta tayini etkilemelerinden görülmektedir. (Ederleri bu eli öpülesi öğretmenlerin 100 de 1 i etmeyen bazı siyasiler, siyasi hükümleri neticesi gelecek nesillerin vebalini de almaktadır). Tabi bunun yanında görevini layıkıyla sürdürüp zamanın devrine dalkavukluk yapmayanlar da vardır.Bunlar, ya sürgün yada hak mahrumiyetiyle görevlerinden uzaklaştırılmaktadır. Eğitim Politikası devamında kurulan heyetler ve uzmanlarca enine boyuna tartışılır, karar aşaması haline getirilip tebliğ edilir. Bu noktada aydınlarımızın maalesef fikirlerini kitaplara döküp para kazanmaları neticesinde bu aşamada bulunan kişilerin de pek samimi olmadığı görülmektedir. Örneğini bu dönem ki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında Peygamber Efendimiz (s.a.v) in gravürünün yayınlanması skandalı ile verebiliriz. Kararın bir alt basamağını idari kurullar, il-ilçe müdürlükleri oluşturur. Devamını okul müdürleri ve öğretmenler takip eder. Aslında bu aşama gündelik hayatla herkesin iç içe olduğu dilimdir. Çünkü veliler bu yetkililerin tamamını ve çevreyi yakinen görmektedir. Daha ilk mücadele kayıtla başlar, “tonton bakan amcaları” açıklama yapar “kayıt parası alınmayacak,kesin emirdir!..” diye oysa okul eksiklikleri, dersliklerin durumu hepimizin malumudur. Bunu idareciler ceplerine atmadığı ve de çok astronomik rakamlar olmadığı sürece veliler tüm gönülleriyle okullarını desteklemektedir. Devamında Öğretmen kadroları belirlenir ama bir çok insan ya mağdur olur yada devrin torpiline göre yerini bulur. Bununla da bitmez sıkıntılar. Öğretmen en güzel öğretimi nasıl sağlarım diye uğraşırken, kimileri oturur kırk dakikalık ders saatinin bitmesini bekler. Kimileri bulunduğu müdürlükten sürgün edilirken, kimileri 1-2 yıllık formalite sınavlarla müdür, müdür yardımcılığına yükselir. Üstten torpilli kişiler yada iktidarın dalkavuk flaması olanlar şube müdürlüğüne, il-ilçe müdürlüklerine hatta kimileri daire başkanlıklarına getirilir. Şimdi yüreği beş para etmeyen yeşil kafalılar,siyaset yosmaları bu konumdayken; mevzuat mı? Çalışma azmi mi? Genç nesilleri yetiştirmenin aşkı mı öğretmenlere “boş ver, işimize bakalım” dedirtecek! Ama ben “boş ver” deyip görevini layıkıyla yapan öğretmenlerin de, çarpık siyasi düzende dimdik ayakta kalabilen öğretmenlerin de ellerinden öperim. Bu düzen içinde yaşama sebeplerimizden biri olan yavrularımızın, çocuklarımızın eğitim alanındaki sıkıntılar sadece bunlarla ibaret değil. 8 yıllık zorunlu eğitim ardından Orta Öğretim Kurumları Sınavı yapılır. Ardından 4 yıllık eğitimleri neticesinde Öğrenci Seçme Sınavı yapılır. Buradan kendilerine yeni ufuklar çizen gençler bilmezler ki bu sınavlar ne sondur ne de son olacaktır. Dört yıllık Yüksek Öğretimleri ardından KPSS-UDS gibi çeşitli sınavlara tabi tutulur ve feleğin çemberinden adeta sık sık elenerek bir yerlere gelir. Bu süre zarfında Öğretmen olanlar hayatlarına bir başlangıç verebilecekken, yerleşemeyen onca aday hayallerine 1 yıl ara verip, daha sıkı çalışmanın olabilirliğini sorgularken asıl bunlara sebep olanların, zamanında alakasız meslekteki şahısları Öğretmen yaptıklarının, 3 ay eğitim alanların öğretmen yapıldığının, kendi kadar 4 yıl eziyet çekmeyenlerin nerelerde olduğunun, “Eğitim” kavramını bilmeyenlerin daire başkanlık koltuklarında,il-ilçe müdürlüklerinde, şube müdürlüklerinde ve birtakım yerlerde oturduklarının hesabını yapmayacaktır. Bu genç arkadaş aslında yüreği onun 1000 de 1’i etmeyen bu ayak takımının hükmü altında kalarak her an bitirilmesi muhtemel “vekil”lik için önlerinde mecburen saygılı olacaktır. Ülkemde bu kısır döngü bu şekilde kendini tamamlayacak ve her nesil, geleceğini göremeyen, ülkesine bağlılıkta tereddüde düşecek bireyler oluşacaktır.Dileğim, hayatının baharında bu sınavlara tabii tutulan değerli arkadaşlarımın ve kardeşlerimin bu hesapları da göz ardı etmemeleridir. Çünkü ne zaman bu sorular kendi kendilerince sorulur ve soruların cevapları bulunur; işte o zaman bu problem kökten ortadan kalkar.Öğretmenler hâlâ unutmayın ki; gelecek nesiller sizlerin eseri olacaktır!..


( Bu yazı “Alnımızda bilgilerden bir çelenk,Nura doğru can Atan Türk Genciyiz.Yeryüzünde yoktur olmaz Türk’e denk,Korku bilmez soyumuz!..” diyerek yemin eden, bu sene ve geçen senelerde mezun olup, “Öğretmen olabilir” belgesi alan binlerce kardeşime ve arkadaşıma ithâfen yazılmıştır. Görevlerini son derece başarılı yapan, devletine, milletine ve ülkesine sadık, yeni nesilleri öğretme çabası içinde olan öğretmenlerimizi ve idarecilerimizi tenzih ederim.)

İlhami Serdar KARAMAN
http://www.ilhamiserdarkaraman.com.tr/
iletişim@ilhamiserdarkaraman.com.tr

26 Haziran 2007

Yaşar Doğu Ve Örnek Ahlakı

Yaşar Doğu Ve Örnek Ahlakı
Son derece alçak gönüllü, gurur ve kibirden zerre kadar eser taşımayan Yaşar Doğu, daima arkadaşlarını öğrencilerini yüceltmeğe çalışan bir yaradılıştaydı.Belki, en azından on kere Yaşar-Celal-Gazanfer” üçlüsünün en iyisi hanginizdi? Diye sorduğumuzda, alabros traşlı başı, nefes alıp verirken inen geniş omuzlarıyla tane tane cevap verirdi.

Ben bu işin HAMALLIĞINI

Celal CAMBAZLIĞINI

Gazanferde PEHLİVANLIĞINI yaptı....



Yaşar Doğu’nun en beğendiği güreşçi Gazanfer’di.Çocuklarından birine de Gazanfer adını , takım arkadaşı, en beğendiği güreşçinin adı olarak taktı.Gazanfer, sonradan ABD’de okudu.Prof oldu ve halen Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinin B.eğitimi bölümünün başkanlığını yürütmekte.Aslında bu üçlünün içinde hatta , Türk sporunun içindeki en büyük adam Yaşar doğu’ydu ama “en büyük benim hiçbir zaman demedi.

Yaşar Doğu, 1913 yılılnda Samsun’da bağlı kavak ilçesinin karlı köyünde doğdu.Kendisiyle annesiyle , eşiyle ve çocuklarıyla tanışırdık, sonra torunlarıyla da arkadaş olduk.

Anadolumuzda ilk evlat doğum sırasında ya da doğumdan sonra ölürse adettir “ Yaşar , Satılmış-Satı , taştan, Makail, safiye” gibi adlar konur, Yaşar’ın da ilk kardeşi ölmüştü.Bu yüzden babası Osman , bu delikanlıya EZANLA “Yaşar “ adını verdi.

Bu büyük sporcu henüz 6 aylık durumda iken babası seferberlikte koyboldu.Açıkçası, vatan hizmetine gitti.Balkanlar’daki barutu söndürebilmek için silah kuşandı, bayrağı eline aldı ve bir daha evine dönmedi.Vatan uğruna şehit oldu.

Şehit ve Kahraman asker Osman Çavuş’un eşi feride Hanım, 3 yıl kocasını bekledi.Uzaklara baka-baka gözlerine bir hal oldu.Ne kadar bakarsa baksın, Eşi Osman görünmedi.Neticede oğlu Yaşar’ı sarıp-sarmalamayıp karlı’ya 3 kilometre uzaklıktaki olan Emir’liye , babasının köyü emirliye döndü.Feride hanım, baba evinde 6 yıl daha bekledi.Osman Çavuş’un vatan uğruna canını verdiği attık tamamen ortaya çıkmıştı.Bunun üzerine ikinci evliliğin yaptı.

Yaşar Doğu, 15 ekim 1937 tarihinde Hayriye hanımla hayatını birleştirdi.Yaşar’ın büyükbabasının adı Pitaç’tı.Kafkasyalıydı ve (GUTE) kabilesindendi.Büyükbaba , 98 harbinde (1877-1878) Türkiye’ye göçmüştür.Osman Çavuş, tıpkı yaşar doğu gibi karlı köyünde doğmuştu.

Kahraman Asker Osman Çavuş, Bicanzade Arif Çavuş’un kızı feride evlenmiş , bir kızları olmuş, ölmüş bu yüzden geleceğin büyük şampiyonun a”Yaşar” adı konmuştu.

Hayriye Doğu bunları bize anlatırken gözleri görmüyordu.Hatta bir ara duygulanıp tam gerçeği anlatmaya başlamıştı.

“Yaşar Doğu , aşağı mahallede oturuyordu.Yukarı mahallede oturanlar o tarafa kız vermezlerdi.Bu yüzden ben de onunla evlenmemek için biraz direndim doğrusu.Neticede kader-kısmet , hayatımızı birleştirdik işte..



DOĞUŞTAN PEHLİVAN :

Yaşar Doğu’da Allah vergisi bir kuvvet ve maçcılık yeteneği vardı.O, bir büyük sporcu, aynı zamanda büyük bir ağabey ve asla emekleri inkar edilemeyecek büyük bir antrenör ve yöneticiydi.Hatta, onun ölümünü takiben ^Yaşar Öldü , Türk güreşi öldü”

Sözleri adeta bir atalar sözü gibi dilden-dile dolaşmaya başladı.

Yaşar’ın ustası Büyürçirişli köyünden Sami pehlivandı.Sami Aker olarak tanıdığımız 1.60 m boyunda ve ortalama 110 kg ağırlığında olan bu usta ; Örgencisiyle ilgili bilgileri bize kavak’taki bir kahvede şöyle anlatmıştı:

“Yaşar Doğu, henüz 11-12 yaşlarındaydı ki , Emirli’deki kireç ocaklarında çalışıyordu.Atı, arabası yoktu.Ortaklık gibi bir durum vardı.Çevrede düzenlenen güreşlere yürüyerek gider, çok yorgun olduğunda 15-20 dakika kadar rakiplerinin altında kalarak dinlenirdi.Sonra da üste çıkıp rakiplerinin işini bitirirdi.Sanki fil çiğerine sahipti.Çok nefesliydi..

AL BU AYAKKABILARI :

Yaşar Doğu, 1937 yılında Ankara’ ya geldi.Mağazaların vitrinlerine bakarken Celal Atik onu gördü.Tanıştılar.Birlikte güreş kulübüne gittiler.Arap hoca olarak tanınan Faik Dura geleceğin büyük şampiyonuna güreşmesi için ayakkabı ve mayo verdi.

1939 yılında Oslo’da düzenlenen Avrupa Greko-Romen Güreş Şampiyonası Yaşar Doğu için ilk sınav oldu.Serbest güreşte pişen, karakucak kapışmalarında zafere giden yolları iç-dış tırpan, yan çapraz, künde ile açan Yaşar, Grekoda ne yapabilecekti? Tıpkı koca Yusuf gibi düşünüyor.”Ayaklardan tutulmadan güreşilecekte Yaradan, bu ayakları bize niye verdi?”diye soruyordu.Ama, batı taklidinde direnen spor yöneticileri “illa da Greko “ diye bir kere tutturmuşlardı.

Oslo’da istenen başarıyı gösterememesi bundandır.Olayı hiç büyütmeğe çalışmıyoruz.Serbest güreş yapan Greko’ya dönerse aynen bu duygular her sporcuda oluşur.Bunu da ancak, bu türlü yanlışlıklar başından geçenler bilirler.

12 Ülkeye Mensup 58 Grekoromencinin katıldığı Oslo Avrupa G.Romen Güreş Şampiyonası , 25-28 nisan 1939 tarihinde düzenlendi.Türkiye’de sadece kavak’la Samsun ve Ankara’yı gören bir Anadolu yiğidi, ikinci büyük savaş sancılarının attığı dönemlerde kendisini oslo’da bulursa ne ızdıraplar çeker?...





HOCANIN TALEBELERİNDEN ANILAR

YAŞAR YILMAZ

Yaşar doğu dünyada gelmiş geçmiş en büyük insan.Benimde hocalığımı yaptı bulunmaza münevver bir insan.Çok erken kendisini kaybettik.Dünyaya böyle bir pehlivan bir daha gelmez.Büyük güreşler yapmış.Bıraktıktan sonra türk güreşi için büyük hizmetler yaptı.

Dağ-Y.yılmaz-M sille-Hüseyin Akbaş-is.ogan bizleri bulup mindere getirdi.her işimizle ilgilendi.aynı zamanda hocamız aynı zamanda hocalığımız yaptı.Yeri doldurulumaz Allah rahmet eylesin.

Kilo düşerken bir anımız oldu.Hocam dedim artık kilo düşemiyorum düşecek bir yerim kalmadı.Yaşar dedi Sabret.Fin hamamında bin say hocamı dinledim girdim saunaya nerde ise bayılıyordum.Sonra soğuk suya attılar kendime geldim.Şampiyonluğumu yaşar doğu ya borçluyum.Yaşar doğunun hayatım boyunca hiç kimseye hakaret ettiğin ve kötü konuştuğunu duymadım.Bizlere ev sahibi yapmak için çok uğraştı.Bizim her şeyimiz di .Türk güreşinde yeri doldurulamaz bir insan.Çok erken aramızdan ayrıldı.

MÜZAHİR SİLLE OLİMPİYAT ŞAMPİYONU.

1961 SENESİNDE Rahmetli yaşar hoca istanbula geldi.istediki istanbuldaki şampiyonlar bir ev sahibi olsun.Epey dolaştı.Eyüp ün üst tarafındaki tek katlı bahçeli evleri dolaştı.Ben size daha iyi yerler bulacağım dedi.Bir gün İstanbul güreş ihtisas kulubüne geldi.İdmandan çıktık koluma girdi cebinden bir elma çıkardı bana verdi hiç yaptığı şey değildi.Şaşırdrım.O mesafeyi çok iyi ayarlayan büyük bir hoca idi..Hayatımda ilk defa gördüm.camiye gittik namaz kıldık.Daha sonra türbeye gittik.Dua ettik.Müzahir hakkını helal et Ben gidiyorum.Dedi.Hocam sanki öleceği kendisine ayan olmuş gibi bir hali vardı.Hocam dedim bizim sende ne hakkımız olabilir helal olsun.daha sonra ertesi gün vefat ettiğini öğrendim yıkıldık.hocamızın bir elma vermesi kolumuza girmesi benim için büyük bir olaydı.

1960 senesi Emirganda kamptayız.çok susuzum çok açım adeta yanıyorum.Ağustos ayında

emirgan vapur iskelesinin tam karşısında kafeterya gibi bir yer vardı.Yukarı çıktık ve tam kenara oturduk tam denizi seyrederken Eğil müzahir dedi.hocam hayırdır.. Eğil diyorum eğil.Hocam yahu eğil kendisine eğildi bende eğildim.Nerde ise masanın altına girdik.Koca yigit Celal Atik Hoca ya arkadaşına olan saygısından dolayı ona görünmemek için saklandı.Aslında merhaba hocam diyebilir merhabalaşırdı.fakat o sporculuğun dostluğun ve saygının en büyük örneğini sergiledi.Bu hatırayı hayatım boyunca unutamam.



MEHMET ESENCELİ (Avrupa Şampiyonu)

Yaşar Doğu ile 1960 yılında Roma Olimpiyat ları için Ankara ya bizi kampa aldılar.Yaşar doğu ve Celal Atik i orada tanıdım.Yaşar doğu ile ilgili bir hatıram.Biz İran a güreş için gideceğiz 19 mayıs içinde idman yaptık yolda bize nasihat ederken.İşte İran'lıları şöyle yeneceksiniz sizden iyi değiller rahat yenersiniz derken ….ben çocukluğun verdiği heyecanlan biz İranlıları yeneceğiz ve anasını ağlatacağız şeklinde yanlış bir söz ettim.Esenceli öyle konuşma sporcuya öyle konuşmak yakışmaz dedi.Yaşar hocam la ilgili ölene kadar hep beraberdik.o Türk güreşinde eşi bulunmaz ve doldurulamaz bir insandı.Çok güzel bir ahlak sahibi idi.

GÜZEL AHLAĞIN SPORA YANSIMASI

İnsanı çok önemli yerlere getiren , onu toplumda sevdiren en önemli kriterlerden birisi şüphesiz güzel ahlaktır.Rahmetli yaşar doğu nun yaşadığı dönemde çalıştırmış olduğu bütün sporcular ile yaptığım söyleşide onun tek kelime dahi acı söz etmediğini herkes söyledi.Türk islam ahlakı ile bezenmiş olan bu insan, kafkas törelerindeki inceliklerinde etkisi ile adeta toplumda çok büyük saygı ve sevgi gören bir şahsiyet haline getirmiştir.İnançlarına son derece bağlılığı hayatı boyunca yapmış olduğu bütün müsabakaların hepsine çıkmadan önce abdest alması 2 rekat namaz kılarak çıkması onun sporda inancın ne kadar önemli bir yeri olduğu ıspatlamasına vesile olmuştur.Hem ailesinde müşfik bir baba, hem çalıştırmış olduğu bütün sporculara sevgisi ona büyük bir saygı duyması onun ne kadar önemli bir insan olduğunu ıspatlamaya yeterde artar bile.Gölbaşındaki antrenman tesislerine ulustan sırtına çuval ile odun yüklerek gitmesi orada sporcular gelmeden önce iğne iplik ile sökükleri dikmesi , içeriyi havalandırması gibi tevazu içinde yapmış oldukları hareketler bir çok teknik adamın hiç tenezzül etmeyeceği şeyledir.İnançlarımıza göre TEVAZU SAHİBİ İNSANI ALLAH CC kademe kademe yükseltir.Evet yaşar doğu toplumun her kesiminde büyük bir sevgi ile anılan Türk güreş tarihindeki en önemli şahsiyetlerden birisidir.Onun örnek kişiliği, ahlağı, davranış biçimleri aslında bilimsel bir platformda ele alınarak incelenmesi ve milli takımlarımıza yansıtılmasının olumlu bir düşünce olduğu kanaatındayım.


kaynak : http://tarih-ve-inanc.blogspot.com/2007/06/yaar-dou-ve-rnek-ahlak.html

14 Haziran 2007

ŞEHİTLERİMİZDEN UTANMIYORSUNUZ YA, ALLAH' TAN DA MI KORKMUYORSUNUZ ?

Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı bugün SEFERİ YILMAZ' ın milletvekili adaylığını onayladı. Bu demek oluyor ki, önümüzdeki dönemde, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' ün kurduğu TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ' nin koltuklarında, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' ÜN ASKERLERİNE SİLAH ÇEKEN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ' nin düşmanı bir VATAN HAİNİ oturacak. Her ne kadar Seferi YILMAZ adını Türkiye kamuoyu 9 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli olaylarıyla duysa da, terörle mücadele edenler için bu isim hiç de yabancı değil. Zira kalleş örgüt PKK' NIN İLK SİLAHLI EYLEMİNİN KILAVUZU HAKKARİ BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ ADAYI SEFERİ YILMAZ' dı. 15 Ağustos 1984 yılında terörist Seferi YILMAZ' ın kılavuzluğunda Şemdinli' yi basan PKK' lı bir grubun teröristin saldırısında Askerlik Şubesi Başkanı Tuncay ŞENEREROL ve Jandarma Çavuş Sedat KURUM ağır yaralanmış, Astsubay Memiş ARIBAŞ ise şehit olmuştu. Seferi YILMAZ baskın sırasında girdiği bir kahvehanede silahıyla vatandaşları etkisiz hale getirerek "Biz geldik. Artık Kürdistan' ı kurduk. Gelin bizimle yaşayın. Yaşasın PKK Kürdistan' ı" diye slogan atıp kaçmıştı.15 Ağustos 1984 yılındaki bu eyleme bizzat katılan PKK' lı terörist Mustafa ÇİMEN, Diyarbakır 1 No'lu Askeri Mahkemesinin 07.05.1985 tarihli oturumunda bakınız terörist Seferi YILMAZ ile ilgili neler söylüyor: " Seferi YILMAZ Şemdinli' yi iyi bildiği için bizlere kılavuzluk yapıyordu. Seferi YILMAZ önümüze düştü. Baran, Mehmet AĞAASLAN ve Celal' i Jandarma Karakolunun karşısındaki camii ile yol arasına yerleştirdi. Bizi de yanına alıp inşaat halindeki Askerlik Şubesine götürüp, üst katına çıkardı. Bizi yerleştirdikten sonra geri dönüp Abdullah EKİNCİ' nin yanına gitti. Askerlik Şubesinin üst katına yerleştiğimizde bende Bisifing denilen roket atar, Şerif' te G-1, Halit' de Diktiriyof, Hamit' te G-1 silahları vardı. Önce ben gazinoya roket atarla hedef alıp ateş ettim. Roket ağaca çarptı. Bana verilen talimata göre bir mermi daha kullanmam gerekiyordu. Ama ikinci mermiyi atmaktan vazgeçtim. Diğer arkadaşlarım subay gazinosunu sürekli olarak ateşe tuttular. 4 Dakika kadar ateş ettikten sonra inip çekildik. Abdullah EKİNCİ, Dişsiz Mahmut, Seferi YILMAZ biz yukarıdan gazinoya ateş ederken, onlarda yine gazinoyu hedef alarak ateş etmişlerdi. 10 dakika sonra Şemdinli' yi tamamen terk ettik ve saldırı grubu olarak trafonun orada buluştuk. Zaten birlikte geri çekilmiştik. Propaganda ve ajitasyon grubu silah seslerinin kesilmesi üzerine onlarda geri çekilip trafonun yanına gelmişlerdi. "
İşte Hakkari Bağımsız (DTP) Milletvekili Adayı Seferi YILMAZ...
Allah aşkına söyleyin..
Hangisi daha çok kanatıyor yüreğinizi.
Birbiri ardına gelen al bayrağa sarılı şehitlerimiz mi?
Yoksa verilen bunca şehide rağmen, teröre çanak tutanlar mı?
Ulan şehitlerimizden utanmıyorsunuz ya, Allah' tan da mı korkmuyorsunuz?
Son sözü biz değil, Akif söylesin:
Ya Rab !.. Yok mu bu uğursuz gecenin sabahıMahşere mi kaldı yoksa biçarelerin felahı...

YamanTürk

10 Haziran 2007

Tam Liste

Davulla, zurnayla uğurladığımız yiğitler, bayrağa sarılı tabutlarla birer, ikişer geri dönerken, milletin cevher-i aslisi olan yüce şehitlerimizin listesiyle ilgilenenlere...YÜREĞİMİZE GÖMDÜĞÜMÜZ ŞEHİTLEROcak ayından bu yana verilen şehitler, olay yerleri ve memleketleri şöyle:16 Ocak Diyarbakır-Lice: Astsubay Kadir Aydın (İzmir) 23 Mart Diyarbakır-Dicle: Er Tanju Çankaya (Ardahan), Er Emrah Çetin (Gaziantep-Islahiye), Er Muharrem Yanlız (Artvin).7 Nisan Bitlis-Hizan: Asteğmen Sertaç Uzun (Ankara-Elmadağ), Uzman Çavuş Hakan Han (Erzur um), Uzman Çavuş Kaşif Arslan (Samsun), Şırnak: Er Şeref Bulut (Hakkari-Uludere), Uzman Çavuş Muhterem Yağbasan (Adana-Saimbeyli).8 Nisan Bingöl-Yayladere: Uzman Çavuş Hasan Yollu (Çorum-Sungurlu), Onbaşı Mikdat Sümer (Adıyaman-Gölbaşı), Ramazan Özen (Adıyaman), Er Halim Atlas (Van). 16 Nisan Tunceli: Uzman Çavuş Ahmet Güngör (Mersin).21 Nisan Bingöl-Genç: Onbaşı İkram Cirit (Eskişehir) 23 Nisan Hatay-Hassa: Er Salih Bolamanlı (Ordu-Ünye)Şırnak: Asteğmen Metehan Atmaca (Amasya-Suluova)25 Nisan Şırnak: Çavuş Mustafa Kirazoğlu (Konya-Yunak), Er Ramazan Avcı (Hakkari) 26 Nisan Bitlis-Çeltikli: Astsubay Nadir İp ek (Elazığ) 27 Nisan Ağrı-Doğubayazıt: Er Şeyhmus Öncül (Mardin) 3 Mayıs Hakkari-Çukurca Er Sedat Karacan (İstanbul). Diyarbakır-Lice: Üsteğmen Muhammet Ali Demir (Adana-Pozantı) 5 Mayıs Şırnak: Er Servet Yıldırım (Kars-Kağızman), Er Ayhan Demirci (Zonguldak-Ereğli) 15 Mayıs Diyarbakır-Dicle: Teğmen Halil Demirörs (Burdur-Karamanlı)18 Mayıs Diyarbakır-Lice: Üsteğmen Muhammed Ali Demir (Adana-Pozantı)24 Mayıs Şırnak-Güçlükonak: Uzman Çavuş Bayram Bolat (Doğanhisar-Konya), Uzman Çavuş Atıf Günkan (Bor-Niğde), Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu (Kaş-Antalya), Uzman Onbaşı Bekir Çakır (Tufanbeyli-Adana), Çavuş Samet Kırbaş (Çorlu-Tekirdağ ), Er Mahir Yıldırım (Aydın). 29 Mayıs Hakkari-Çukurca: Er Servet Aktaş (Malatya) 4 Haziran Tunceli-Pülümür: Eraslan Güngör (Amasya), Burhan Yalçın (Şırnak), Eyüp Yabangülü (Kayseri), Mustafa Aslan (Balıkesir), Emrah Kayadelen (Gaziantep), İlhan Sağlam (Erzurum), Erdem Erkaçtı (İzmir)...


SAHİP OL!..
22 Temmuz’da yapılacak genel seçimler öncesinde, Türk Milletini mecliste temsil edecek vekiller için heyecan dolu bekleyişin son günüydü dün. Listeler büyük bir özenle (!) hazırlanıp, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına teslim edildi. Saat 17’ den sonra da yavaş yavaş isimler sızmaya başladı. Listede isimlerini göremeyenler üzgün, seçilebilecek sırada olanlar ise çocuklar gibi şendi.
Günlerdir seçimle yatıp seçimle kalkan güzide basınımıza da malzeme çıkmıştı. İnternet medyası ve televizyonlar, FLASH!.. FLASH!.. SON DAKİKA! anonsları ile reyting pastasından payına düşenleri kapma yarışına girmişlerdi çoktan.
Kravatlı, takım elbiseli adamlar, parti genel merkezlerinde; doğumhane kapısında bekleyen babalar gibi, sigara üstüne sigara yakarken ve ellerinde kağıtlarla Ankara sokaklarında koşuştururken, çok uzaklarda, Munzur’ un eteklerinde, Ankara’ da kurulan vekil pazarına hiç benzemeyen başka bir pazar kurulmuştu: Can Pazarı…
Rütbeleri kana bulanmış bir komutan, Ankara’ da Genel Başkanına şirin görünmeye çalışan o takım elbiseli Milletvekili adayından bihaber, kendine teslim edilen yiğitlerin ve vatanın derdine düşmüştü.
Yine kahpece saldırmıştı hainler. Canhıraş feryatlar kayboluyordu, roket, havan, bomba sesleri arasında. Mehmetçik destan yazıyordu. Kanıyla suluyordu vatan toprağını.
Ve dudaklarda ilahi vecd ile tekrarlanan iki sözcük: “VATAN SAĞOLSUN!..”
Bir değil.. Üç değil.. Beş değil..
Tam sekiz yiğit.. Tam sekiz can. Tam sekiz Mehmetçik can veriyordu ağır ağır.
Ama Ankara habersizdi, Ankara kör, Ankara sağır!..
Televizyonlar partilerin vitrinlerinden, listeye girenlerden, giremeyenlerden, Türkücü adaylardan, Nurgül Yeşilçay’ ın ayakkabılarından, Gülşen’ in eski sevgilisinden…
Hülasa her şeyden bahsediyorlardı.
Ama “Bölünmesin diye devlet/Baki kalsın diye millet” kanını sebil eden sekiz yiğitten bir haber yoktu.
Öyle ya sıradan hale gelmişti artık bu ülkede şehit haberleri.
Ve bugün…
Trakya’ da lezbiyen sevgilisiyle davullu zurnalı bir düğünle evlenen bar işletmecisi…
Partilerde liste depremi.
Brezilya – Türkiye futbol karşılaşması vs. vs.. süslüyor gazete manşetlerini..
Ya şehitler?..
Ya vatan için toprak olan o yiğitler ?

Öfkem, kinim, kavgam vatan hainlerinden ziyade; susup zulme ortak olan sessiz çoğunlukla. Hain hainliğini yapıyor. Düşman düşmanlığını yapıyor..
Peki ya siz?
Hiç sordunuz mu kendinize:
“ TÜRK OLMAM NEYİ GEREKTİRİR ? ”

EY MİLLETİM! NE OLDU SANA ?
BAYRAĞINA, DEVLETİNE, VATANINA SAHİP ÇIKMA VAKTİ GELMEDİ Mİ?
KALK!.. DOĞRUL!..
UNUTMA…
SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIRSEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR !...

YamanTürk

Atatürk'ün Türk Milliyetçiliği

Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün Atatürk’e Türkiyat Enstitüsünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğu zaman Atatürk:

“Fuat Bey!
Karlı Tanrı Dağları’nın önünde elinde meşale tutan bir BOZKURT olsun, bu meşale genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilminin ifadesi olsun.ERGENEKON’ dan çıkmamıza kılavuz olan BOZKURT, TÜRKLÜĞÜN Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin.”
Demiştir.
Aşağıda geçen tüm yorumların ve sözlerin sahibi de Ulu önder Mustafa kemal ATATÜRK’ tür.Bizler ondan aldığımız ülkü ile mücadelemize Türk Milliyetçiliği prensibi ile devam edeceğiz.
“Türk Milleti’nin oluşumunda etkili olduğu görülen doğal ve tarihi olgular şunlardır:
a) Siyasal varlıkta birlik
b) Dil birliği
c) Yurt birliği
d) Irk ve köken birliği
e) Tarihi yakınlık
f) Ahlaki yakınlık

“Benim hayatta yegane varlığım ve servetim Türk’lükten başka bir şey değildir.”
“…Şurası unutulmamalıdır ki, Türk Aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Başı her görüldüğü yerde ezilmelidir.”
“Bu memleket,dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu.Bu sahne en aşağı,7 bin senelik bir Türk beşiğidir.Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı;beşiğin içindeki çocuk ,tabiatın yağmurlarıyla yıkandı.O çocuk tabiatın şimşeklerinden,yıldırımlarından,kasırgalarından evvela korkar oldu;sonra onlara alıştı;onları, tabiatın babası tanıdı,onların oğlu oldu.Bir gün o tabiat çocuğu ,tabiat oldu;şimşek,yıldırım, güneş oldu.Türk oldu. TÜRK BUDUR:YILDIRIMDIR, KASIRGADIR, DÜNYAYI AYDINLATAN GÜNEŞTİR.”
“Biz ne bolşevikiz, ne de komünist;ne biri ne diğeri olamayız.Çünkü biz milliyetperver ve dinimize bağımlıyız”
“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz!..”
“Türk Ocağı, Türklük ocağıdır.Asırlarca bunu söndürmek için uğraştılar.Bu ocak hepimizi aydınlattı.”
“…Az zamanda çok ve büyük işler yaptık.Bu işlerin en büyüğü,temeli,Türk Kahramanlığı ve Yüksek Türk Kültürü olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ dir.”
“Asla şüphem yoktur ki;Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti,bundan sonraki inkişafı ile,atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
“Bu mukaddes yurdun öz varisi Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz harisi o büyük,yüksek,ASİL TÜRK KAVMİNİN bugünkü genç ve dinç çocuklarıdır;biziz.”
“Türklük esastır…Her sahada, bilhassa medeniyet alemine eser vermek için çalışkan olmayı hedef tutmalıdır.”
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına TÜRK MİLLETİ denir.”
“TÜRKİYE’DE TÜRK’TEN BAŞKA BİRŞEY DÜŞÜNMEMEK! Ancak bu davranışlardır ki her türlü esenlik ve mutluluk ereklerine ulaşabiliriz.
“TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR; İŞTE MİLLİYETPERVERLERİN PRENSİBİ BUDUR.”
“Esas, Türk milleti’nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.”
“Diyarbakır’lı, Van’lı, Erzurum’lu ,Trabzon’lu, İstanbul’lu, Trakya’lı, ve Makedonya’lı hepsi aynı ırkın evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır.”
“Hristiyanlık propagandası ile öğrencilere zararlı olan Bursa Amerikan kız koleji 29 Ocak 1928 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatıldı”ÇÜNKÜ DEVLETİN BAŞINDA ATATÜRK VARDI.
“TÜRK OCAĞI, TÜRK’ÜN HAS OCAĞI,VARLIK VE BİRLİK OCAĞI,YÜKSEK ALEVLERLE TÜTSÜN, MUHİTİNE NURLAR SAÇSIN; YAŞASIN VE YAŞATSIN.”
“Ordumuz, Türk Birliği’nin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.”
“Bir milletin büyüklüğü coğrafi yüzölçümü ile değil, yüreğinin asaleti, ülküsünün yüksekliği ile ölçülür.”
“Ne mutlu TÜRK’üm diyene!..”
“Hz.Muhammed Allah’ın birinci ve en büyük kuludur.Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor.Benim,senin adın silinir.Fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür.
“İnsanların mücadelesinde en kuvvetli istihkam,iman dolu göğüslerdir.”
“Ey millet,Allah birdir.Şanı büyüktür.”
“Din vardır ve lazımdır.Temeli çok sağlam bir dinimiz var.Malzemesi iyi;fakat bina,uzun asırlardır ihmale uğramış.”
Din lüzumlu bir müessesedir.Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.Yalnız şurası var ki din,Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir.DİNDEN MADDİ MENFAAT TEMİN EDENLER İĞRENÇ KİMSELERDİR.İŞTE BİZ BU VAZİYETE MUHALİFİZ VE BUNA MÜSAADE ETMİYORUZ.BU GİBİ DİN TİCARETİ YAPAN İNSANLAR SAF VE MASUM HALKIMIZI ALDATMIŞLARDIR.BİZİM VE SİZLERİN ASIL MÜCADELE EDECEĞİMİZ VE ETTİĞİMİZ BU KİMSELERDİR.
“Ezan ve Kur’an’ı Türklerden başka hiçbir Müslüman milleti bu kadar güzel okuyamaz.Bunlara muhteşem müzik ahengi veren Türk sanatkarlarıdır.”
“ Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir.Bu faziletleri hiçbir kuvvet ,milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.”
“Türk milleti daha dindar olmalıdır,yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum.Dinime,bizzat hakikate nasıl inanıyorsam,buna da öyle inanıyorum.”
“Bizim dinimiz en makul ve en tabi bir dindir.Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.”
-Din insanların gıdasıdır.Dinsiz adam boş bir eve benzer.İnsana hüzün verir.Mutlaka bir şeye inanacağız.Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir.İslam dini hepsinden üstündür.”
“DİN ADAMLARINA SAYGI GÖSTERMEK MÜSLÜMANLIĞIN İCAPLARINDANDIR.”
“…nasıl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiştirmek gerekli ise,dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek,araştıracak bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip olacak seçkin ve gerçek din ilim adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız.”
“Benim gözümde hiçbir şey yoktur,ben yalnız liyakat aşığıyım.”
“Türk harfleri memleketin umumi hayatına tamamen uygulanmıştır.İlk güçlükler milletin ülkü kuvveti ve medeniyete olan sevgisi sayesinde kolaylıkla yenilmiştir.”
“Benim anladığım gençlik,bu inkılabın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir.Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz ihtiyardır,yetmiş yaşında bir idealist de güçlü bir gençtir.”
“Türk dili zengin,geniş bir dildir.Her mefhumu ifadeye kabiliyeti vardır.Yalnız onun bütün varlıklarını aramak,bulmak,toplamak,onlar üzerinde işlemek lazımdır.
Türk milletini ve Türk dilini medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.”
“Vatandaşlar,yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz!Bütün millete,köylüye,çobana,hamala,sandalcıya öğretiniz.Bunu vatanseverlik ve milliyetçilik vazifesi biliniz.Bu vazifeyi yaparken düşünün ki bir milletin,bir içtimai heyetin yüzde sekseni okuma,yazma bilmez,bu ayıptır.”
Klasik Etimolojinin karışık görüşleri karşısında
bizim teorimiz ve analiz metodumuz
çok basit görünüyor
Fakat hakikat,ezeli ve
ebedi hakikat,basittedir.
Teorimizi bir dil kanunu olarak ilim alemine
tanıttığımız gün,
TÜRKLÜK için şanlı bir zafer günü olacaktır.
“Milli şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.”
“Bir zamanlar gelir beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir.Fikirlerimi inkar edenler ve bana karşı çıkanlar olabilir.Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir.Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki bu fikirler,Hind’den,Mısır’dan döner dolaşır gene gelir,feyizli neticeleri kalpleri doldurur.”
“En mühim ve feyizli vazifelerimiz Milli Eğitim işleridir.Milli Eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır.Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur.”
“Siyasi,askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar,ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa husule gelen zaferler devamlı olamaz,az zamanda söner.”
“Hiçbir medeni devlet yoktur ki ordu ve donanmasından evvel iktisadını düşünmüş olmasın.”
“Milletimizin kuvvetli seciyesi,sarsılmaz iradesi,ATEŞLİ MİLLİYETÇİLİĞİ iktisadi muvaffakiyetinden doğacak feyizlerle de layık olduğu derecede takviye olunmak zorunludur.”
“Dahi odur ki ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit herkes onlara delilik der.”
“Bir adam ki büyük olmaktan bahseder,benim hoşuma gitmez.Bir adam olmak ki memleketi kurtarmak için evvela büyük adam olmak lazımdır,der ve bunun için bir de örnek seçer,onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı inancında bulunur,bu,adam değildir.”
“Meseleleri hadiselere göre değil,gerçeğe uygun olarak mütalaa etmek lazımdır.”
“Rica ile,merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklali kurtarılamaz.”
“Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.”
“TÜRKLÜĞÜMÜZÜ MUHAFAZA ETMEK İÇİN,GAYET İTİNA EDECEĞİZ TÜRKLER MEDENİYET TE ASİLDİRLER.”
“Türklerin aşağı yukarı hep ahlakları birbirine benzer.Bu yüksek ahlak,hiçbir milletin ahlakına benzemez.Ahlakın millet teşkilinde yeri çok büyüktür,mühimdir.”
“Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.”
“TÜRK MİLLETİ ZAMANI GELİNCE HARBİ SULHTEN DAHA ÇOK SEVER.”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ İÇİNDE,TÜRK ÜLKÜSÜNÜ BENİMSEYEN HER VATANDAŞ,HANGİ DİN VE MEZHEPTEN OLURSA OLSUN TÜRK’TÜR.”
“Türkler yüzyıllardan beri özgür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşam gereği saymış,bir kavmin yiğit çocuklarıdır.”

OĞUZOĞULLARI
Gafi hangi üç asır,hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu.
Kalkıyor örtüler,örtülen doğacak.
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı,karaltı da şafak,
Yalan tarihi gömüp,doğru tarihe gidin.
Asya’nın ortasında Oğuzoğulları,
Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları.
Doğudan çıkan biz,Batıdan yine biz,
Nerde olsa,ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendilerini bilseler
Bilinir o zaman,ki hep biziz.
Türk sadece bir Ulusun adı değil,
Türk,bütün adamların birliğidir
Ey birbirine diş bileyen yığınlar
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde
Dünya o zaman görecek hakikat nerde,hakikat nerde?
M.KEMAL ATATÜRK
SAAT 9 U 5 GEÇE O MAVİ GÖZLER EBEDİYEN KAPANDI.
ATATÜRK KENDİSİNE FENALIK GELDİĞİ ANDA HASAN RIZA BEYE MÜTEMADİYEN SAATİ SORUYORDU.O ZAMAN MAKSATLARINI BİZ ŞÖYLE ZANNETMİŞTİK:
HENÜZ AKILLARI BAŞINDA,HENÜZ KOMAYA GİRMEMİŞLER.FAKAT BELKİ DE O ANDA GÖZLERİ KARARIYOR,SAATİ GÖREMİYORLARDI.ONUN İÇİN RÜYETLERİNİN YERİNDE OLUP OLMADIĞINI,SAATİ ÖĞRENMEK SURETİYLE ANLAMAK VE KENDİLERİNİ KONTROL ETMEK İSTİYORLARDI.
SON”SAAT KAÇ?”MÜTEAKİP BİRDENBİRE KENDİNİ ARKA ÜSTÜ YATAKLARINA ATTILAR.AYNI ANDA DA FENA HALDE BİR TİTREME BAŞLADI.O KADAR TİTRİYORDU Kİ ADETA DİŞLERİ BİRBİRİNE VURUYORDU.
BU SIRADA YETİŞMİŞ OLAN NEŞET ÖMER BEYLE DOKTOR ABRAVAYA İCABEDEN TEDAVİLERİ YAPIYORLAR VE BİR TAKIM FENNİ TEDBİRLER ALMAKLA MEŞGUL OLUYORLARDI.PROFESÖR NEŞET ÖMER BEY BİR ARALIK ATATÜRK’E:
-“DİLİNİZİ GÖREYİM EFENDİM.”DİYE SESLENDİ.NEŞET ÖMER BEYİN BU SESLENMESİ ÜZERİNE ATATÜRK DİLİNİ YARIYA KADAR ÇIKARDI.
NEŞET ÖMER BEY:
-“BİRAZ DAHA UZATINIZ EFENDİM!”DEDİKTEN SONRA DA NEŞET ÖMER BEYE BAKTILAR
-“VE ALEYKÜMÜSSELAM!”DİYEREK GÖZLERİNİ KAPATIVERDİLER…
“ Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan,her
zaman zaferlerle beraber medeniyet nurları taşıyan
Kahraman Türk Ordusu;
Memleketini en burhanlı ve müşkül anlarda
zulümden,felaketten ve sıkıntılardan ve düşman
saldırısından nasıl korumuş ve kurtarmış ise,
Cumhuriyetin bugünkü verimli devrinde de askerlik
tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile
donatılmış bir şekilde vazifeni aynı bağlılıkla
yapacağına hiç şüphem yoktur.
Türk Vatanının ve Türk Topluluğunun
Şan ve Şerefini,İç ve dış her türlü tehlikelere karşı
korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır
ve hazırlanmış olduğuna Ben ve Büyük Ulusumuzun tam bir inanç ve itimadımız vardır.”

1 Haziran 2007

Truva atı Tercüman; Servet Kabaklı:Tercüman Cumhuriyet Müsveddesi

Tercüman’ı Tercüman yapan temel direklerden birisi daha yıkıldı. Başyazar Servet Kabaklı, bugün bir veda yazısı kaleme alarak okuyucularına gazeteden ayrıldığını duyurdu.

Tercüman’daki büyük kan kaybı, Ufuk Bükükçelebi’nin Genel Yayın Yönetmenliği’ne gelmesi ile başladı. Tercüman’ı Tercüman yapan, geçmişi ile bugünü arasında bağlar kuran kalemler, yeni yayın politikası ile birlikte teker teker bünyeden koptu. Ergün Göze, Yavuz Bülent Bakiler, Beşir Ayvazoğlu, Necdet Sevinç, Sevinç Çokum gibi güçlü kalemler, birer birer ayrıldı. Üstelik bu önemli isimler, gazeteden uzaklaştırıldıklarını, ancak gönderdikleri yazılarının yayınlanmamasından sonra öğrenebildiler. Bu yazarlardan çoğuna, bir veda yazısı yazmalarına müsaade edilmedi. Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, yazılarına son verilen bu yazarların telefonlarına bile çıkmadı. SERVET KABAKLI’NIN KOPUŞ SÜRECİ Servet Kabaklı, Genel Yayın Yönetmeni koltuğuna Ufuk Büyükçelebi’nin oturduğu günlerde, profesyonelce bir yaklaşımda bulundu ve kendisini rahat hissetmesini söyledi. “Yeni bir ekip ve anlayışla gazeteyi yürütmek isteyebilirsin. Benim açımdan rahat ol. Bugünden itibaren yazmayabilirim” dedi. Büyükçelebi, o dönemde Kabaklı’ya taahhütte bulundu ve yazılarına devam etmesini istedi. Kendisine gazetenin başyazarı olduğunu hatırlattı. Ancak aradan geçen zamanda, Servet Kabaklı’nın yazılarından Büyükçelebi hep rahatsız oldu. Servet Kabaklı, geçtiğimiz yılın sonbaharında, yaşadığı başka konuları da bahane ederek yazılarına ara verdi. Çukurova Grubu’nun tepe yöneticilerinin de devreye girmesi ile Kabaklı yeniden yazılarına başladı. Ancak, değişen yayın ilkeleri nedeniyle Servet Kabaklı’nın yazıları hep gazetenin birinici sayfası ile ters düştü. Adeta, Tercüman ile Servet Kabaklı’nın yazıları kavga etti. Durumun böyle devam edemeyeceğinin farkında olan Servet Kabaklı, bugün bir veda yazısı yazarak gazetedeki yazılarına son verdi. Haber7’nin ulaştığı usta yazar Servet Kabaklı, şu bilgileri verdi: “Bugüne kadar benim yazılarımın virgülüne bile dokunmadılar. Ne Genel Yayın Yönetmeni, ne de yayın grubunun tepe yönetimi yazılarıma müdahale etti. Ama gazetenin yayın çizgisini alıp bambaşka bir yere götürdüler. Tercüman bir marka, bir sembol. Demokrasinin, hukukun, din ve vicdan hürriyetinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz savunucusu. Madden ve manen büyük bir kıymeti var. Markanın bu şekilde harcanmasına kendimi alet etmem artık mümkün değil. Tercüman, Cumhuriyet’in müsvettesi haline getirildi. Aslı varken, kim müsvettesini ne yapsın.” KABAKLI'NIN VEDA YAZISI
GÜN IŞIĞI Bu bir veda yazısıdır 01.06.2007
BENİM candan azîz gönüldaşlarım, sevgili okuyucularım, bu bir veda yazısıdır. Vedalaşmalar ömrüm boyunca gönlümün bam telini titreten mızrap darbeleri olmuştur. 36 yıllık meslek hayatımın ilk yıllarından itibaren emeklediğim, yetiştiğim “baba ocağı” ve aynı zamanda okulum olan Tercüman’ın, yeniden yayın hayatına başladığı 2003 Ocak ayından beri sizlerle bu köşede, “Gün Işığı”nda buluşmaya başladık.Bugün 1 Haziran 2007... Demek ki yaklaşık 4.5 yıldan beri, bu defa evladım sayıp üzerine titrediğim bu gazetede, bütün meslek hayatım boyunca olduğu gibi sadece ve sadece Allah (cc) rızası için inandığım doğruları yazdım, sizlerin gönüllerine, fikirlerine tercüman olmaya çalıştım, sizlere gönlümü açtım.Şunu açıklıkla ifade etmeliyim ki; gazetecilik hayatım boyunca mensubu olmakla şeref duyduğum Müslüman Türk Milleti’nin ve sadece mazlum Türk Dünyası’nın değil, bütün esir ve mazlum milletlerin yegâne ümit kaynağı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası için yazdım. Yazdığım haber ve yazılarda, olaylara, kişilere karşı objektif yaklaşmak, elbette gazetecilik gibi haysiyetli bir mesleğin olmazsa olmaz şartıydı. Ancak ben asla tarafsız bir gazeteci, tarafsız bir yazar olmadım. Tarafım belliydi. Ben milletimden, devletimden ve haktan, haklıdan yana olmalıydım. Kabaklı Hocamız’ın da bize her vesileyle tekraren söylediği, rehberimiz Efendimiz’in (sav); “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” emri gereğince, kendime ve hiç kimseye yapılan haksızlık ve adaletsizlik karşısında susmadım. Aldığım her kör kuruşu helâl ettirmeye çalıştım. Nefsim için, şahsî ikbalim ve menfaatim için kalem oynatmayı; bir insan, bir Türk ve samimî bir Müslüman olarak zül saydım. “Türkiyeli Medya”da misalleri mebzûl miktarda görülen “Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilenlerden” biri olmaktan, her an Cenab-ı Hakk’a sığındım.Hepinize minnettarımAZİZ dostlarım, benim kanaatimce bir gazetenin 3 sahibi vardır. Maddeten sahibi olanlar, gazete çalışanları ve okuyucular... Maddeten sahibi olanlar elbette gazetelerinin okuyucuya en iyi şekilde sunulmasını, doyurucu ve itibarlı olmasını ve “müşteriden de öte bir özelliği olan” okuyucudan maddeten ve manen rağbet görmesini isterler. Bu şartlar oluşunca da o gazetenin sahibi olmanın hazzını yaşarlar.Gazete çalışanları ise her gün okuyucuya sundukları gazeteye döktükleri alın terinin ve heyecanın karşılığını, sadece maddeten değil, manen de yaşamak derdiyle tutuşurlar. Çünkü onlar fikir ve aynı zamanda sanat hamalıdırlar. Emek verdikleri gazetenin itibarında ve tirajında yukarıya doğru her yükseliş, çalışanlar için moral kaynağı, aynı zamanda gazetenin maddeten sahibi olanlara karşı “gazetecinin” yüz akıdır.Okuyucu ise elbette gazetenin esas sahibidir. Sermaye yatırılmış, emek verilmiş, göz ve gönül nuru katılmış gazeteyi eline aldığında, o gazeteyi “gönül gözüyle” okuyorsa sahiplenmiş demektir.Şimdi bu son demde bir hakkı teslim etmeliyim. Yeniden yayın hayatına başladığı andan itibaren, bu gazetede dostlukların; fikir, düşünce ve yazma hürriyetinin zirvesini yaşadım. Bana bu imkanı tanıdıkları, Tercüman’a ve biz yazarlarına sınırsız editoryal bağımsızlık verdikleri için Sayın Mehmet Emin Karamehmet ve Sayın Serdar Çaloğlu beylere, bu yayın grubunun yöneticisi olan bütün dostlarıma, bu gazetenin yayınına emek veren bütün Tercüman mensuplarına ve beni dûalarınızla, teşvik ve tenkidlerinizle yalnız bırakmayan siz değerli okuyucularıma, azîz gönüldaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Evet bu müessesede yaşadığım dostlukların yanında, siz deryâ gönüllü okuyucu ailemizden gördüğüm manevî desteği asla unutmayacağım.Haklarınızı helâl edinizDOSTLARIM, biliyorsunuz bir süre önce Tercüman’ın Genel Yayın Yönetmenliği görevine Ufuk Büyükçelebi Bey getirildi. Gazetemizden birçok değerli yazar, bu nöbet değişimi döneminde ayrıldı, yeni yazarlarla tanıştınız. O dönemde kendilerine, “rahat çalışabilmeleri için ayrılabileceğimi” net bir şekilde ifade etmiş; “Tercüman’ın temel direklerinden birisiniz, başımızın tâcısınız” cevabını almıştım. Aynı güzel ve “samimî” yankıları, o sıralarda affımı istediğim bu yayın grubunun “tepe yönetimi” ile sizlerden de alınca, bu güne kadar yazmayı hizmet bildim. Görünen o ki bir süreden beri “Gün Işığı”nda yazdıklarım ile Tercüman’ın yayın politikası arasında ciddî çelişkiler doğmaya başladı. Hâl böyle olunca bu rahatsızlığın giderilmesinin en kestirme çâresi olarak, “yol ayrımına” gelindi.Geçmişte “baba ocağım”, şu son 4.5 yıldan beri de “üzerine titrediğim evladım” olan Tercüman, elbette benim için doğruları yazdığım “dokuzuncu köy”dü. Biliniz ki medenî ölçülere uymaya çalışan bir insan olarak, girdiğim ve çıktığım hiçbir kapıyı tam kapatmadım. Bu sonucu bekliyor muydum? Evet bekliyordum... Peki, “Onuncu köy” olur mu? Şu anda gerçekten bilmiyorum... Bir Türk Milliyetçisi olarak yeniden yazma imkânı bulduğumda, fikir namusumu koruyacağıma, yine inandığım doğruları yazacağıma söz veriyorum.Tercüman’a, sevgili Tercüman çalışanı arkadaşlarıma, Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi Bey’e “yeni yayın politikalarında” başarılar diliyorum. Sizlere de sonsuz şükranlarımı arz ederken; “Elbet bir gün buluşacağız” ümidimi söyleyebiliyorum sadece...Dostlarım, dün de sizlere arz ettiğim gibi, azîz vatanımız Türkiye “Vahşî Batı” kaynaklı “kutuplaştırma tezgâhının” pençesinde, son derece sıkıntılı günler geçiriyor. İnşaallah 22 Temmuz genel seçimlerinde, Müslüman Türk Milleti kendisine 5 yılda bir tanınan demokratik hakkını, sıcağa-tatile bakmadan azamî seviyede kullanacak ve bu tezgâhı da hurdaya çıkaracaktır.Cennetmekân ¬kif, “Kahraman Ordumuz”a armağan ettiği “İstiklâl Marşımız”da; “Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakk’ın, / Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın!..” diyerek “millî imanımızı” haykırıyor. İşte bu iman nurlu ufukların müjdecisidir.Üzerimdeki haklarınızı helâl ediniz. Hepinizi Allah’a (cc) emanet ediyorum.Hayırlı Cumalar...—————————————————-Bana daha rahat ulaşabilmek için şu e-posta adreslerime de yazabilirsiniz:servetkabakli23@gmail.com

Son 7 Gün Sayfa Görünümü