Bu Blogda Ara

29 Mayıs 2008

Gözü Açılmış Bir Türk - 7

Gözü Açılmış Bir Türk 7
Sami;
-Ben yeni yeni okuyorum tarihi kaynakları, yeni yeni ilgileniyorum ama bu Kızıl Sultan diyenler neye dayanarak diyor.
Hulusi bey, tartışmalardan yorulmuş bir halde;
-Koltuklarına dayanarak. Şaka bir yana, Abdülhamit’e ülke menfaatlerini koruduğu için dış güçler bu ismi verdi.
-En zor günlerde çok yüksek paralar teklif edildiği halde Filistin topraklarını satmadı diye Yahudilerden biri, değil mi !
-Çok kişi öyle zannediyor ama değil. Doğu illerinden bir kısmını almak isteyen Ermeni diasporası çabalayıp durmaya çok önceden başlamıştı. Fransa vatandaşı bir Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” sıfatını takmıştır.
-Hımm, niçin ?
-Bildiklerimi özetleyim. Abdülaziz'i tahtan indirip, bileklerini keserek öldüren Jön Türkler denen bir grup, V. Murat'ı padişah yaptılar. V. Murat'ın hastalanınca yerine, 1876 yılında II.Abdülhamit’i tahta çıkardılar. Yani Abdülhamit tahta çıkarıldığında, Jön Türkler denen grup bir padişahı indirip öldürmüş, ülkeyi kaosa sürüklemişti.
-Abdülaziz’i ne cesaretle öldürebildiler.
-Açıktan öldüremediler tabi, ‘intihar etti’ dediler ama güçlü, güreşçi padişah olan Abdülaziz öldürmekte o kadar telaşlı dikkatsizdiler ki, intihar görüntüsü için tek bileğini kesmek yerine ikisini de kestiler. Oysa hiçbir insan bir bileğinin şah damarı kesilmişken, onunla bir aleti tutup diğer bileğini kesemez.
-Günümüzde hala onun intihar ettiğini söyleyenler var. Ben de duyuyorum zaman zaman ama onlar böyle bir mantıksızlığı savunuyorlarsa eğer ya cahildir ya da yalancı.
- Kasıtlı söylüyorlar diyorsun.
- Maalesef, Osmanlıyı sevmek, takdir etmek suçmuş gibi düşünen, düşündürülen cahil beyinler var. Osmanlı tarihte güzel sayfalar açmış ama artık tarihe mal olmuş bir devlettir. En azından Osmanlıyı adil öğrenmek de bizim görevimizdir. Yahudilerin de, Ermenilerin bir kısmı da sevmez Osmanlıyı ama…
-Bir kısmı mı ! Sevenler de var mı ?
-İspanya katliamından kaçtıklarında Osmanlının kucak açtığını unutmayan Yahudiler olduğu gibi, Osmanlının kendilerine “Sadık Millet” dediğini ve yönetimlerde önemli görevler verdiğini gören Ermeniler de var. Bunların en önemli savunması da, “Biz Osmanlı ülkesindeki huzuru bir daha asla bulamadık” düşüncesini seslendirmelerinden anlaşılır.
-Evet.
-Nerde kalmıştık, Bazı faşist Ermeniler, doğuda katliamlar yapıp, bir Ermenistan kurmak için çok çabalıyor ve Rusya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden silah, para alarak çeteler kurup, eylemler yapıyordu. Abdülhamit han, Hamidiye alaylarını kurup, bu çeteleri dağıttı.
-Hamidiye alaylarını duymuştum. Abdülhamit han tahttan indirilince ayaklanan Kürtlerle ilgili bir yazı da.
-Evet, Hamidiye alayları, Ermen çetelerinin köylerimize baskınlarına karşı bölge Kürtlerinden toplanan insanlardan kurulmuştu. Hamidiye alayları Ermeni çetelerini yenip de, Ermenilerin devlet hayallerini o zaman için durdurunca, Fransa vatandaşı bir Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” sıfatını takmıştır.
-Şimdi anlaşıldı. Peki bizim ülke insanımız bunu bilmiyor mu da nankörlük yapıyor.
-Düşman düşmanlığını, hain hainliğini, nankör nankörlüğünü daima yapar ama halkımızdan da ‘Kızıl Sultan’ diyenler oluyor ya…
-Evet, onlar niye diyor ?
-Tek sebep cahillikleri. Abdülhamit, yıkılmakta olan, her tarafta toprak kaybeden bir ülkenin başına geçmişti, üstelik normal bir şekilde değil, kendisinden önceki padişahların nasıl indirildiklerini, hatta Abdülaziz’in öldürülüş zamanlarını yaşayarak gelmişti. Değil diğer devletlere karşı ülkeyi korumak, yönetmek, Jön Türkleri aşıp, İstanbul’a hakim olmak bile çok zordu. İşte cahilleri kandırdıkları yerlerden biri bu ayrıntı. Hani şimdikiler bazı hükümetlere der ya ‘Hükümet oldun ama iktidar olamazsın’ diye, Abdülhamit’in durumu da başta böyleydi. O başa geçtiğinde, dozerler enkazı uçurumdan iteklemeye başlamıştı, Osmanlı’nın parçaları uçurumdan aşağı düşüyordu. O 33 yıl boyunca, enkazdan pay almak için bekleyen ülkeler arasında ve uçurumun kenarındayken didişen evin içindeki kör düşmanlarla, hatta içte gizlenmiş düşmanlarla mücadele ede ede 33 yıl hüküm sürdü.
-33 yıl, insana önce sıradan geliyor ama 5 yıl için seçilen hükümetlerin 3-4 yıl anca dayandığını, seçim baskılarının arttığını, kargaşalıkların çıktığını düşününce önemi anca anlaşılıyor.
Oswald; -Onun sırrı da bu işte, Uçurumunun kenarındaki bu enkazdan pay almak isteyenleri, öyle bir idare ediyor ki, ‘Yıkıldı, hasta adam bitti’ diye iştahla bekleyenlere rağmen, 33 yıl daha Osmanlı’yı idare ediyor.
Hulusi; “-Sonunda yine düşmana değil, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmalarından çekindiği, içteki hainlere pes ediyor”
-Pes mi ?
- Jön Türkler, Tanzimatçılar İstanbul içindeki askerleri birliklere hakim olmuşlardı. Abdülhamit’in emriyle ordular şehre girse, kendi ordumuzun iki kısmı birbiriyle çarpışacaktı. Vatan, Millet aşkıyla yanan biri olarak bunun ihtimaline bile dayanamadı.

Sami;
-Bu günlerde fırsat buldukça, yolculuklarda bile tarihi kitap okuyorum. Bakın, Abdülhamit’in kızı ne demiş ki; “Babam milletini çok severdi, yanında Ahmetçik, Mehmetçik sözü geçince, öz evladından söz ediliyor gibi heyecanlanırdı. Balkan savaşında askerlerimiz için kumaşlar getirtip, sarayda bile gecelikler, sargılar hazırlatırdı. Kızı olarak bizler de dikiş makineleri başında uyuklayana kadar çalışırdık. Arada yanımıza gelir ve bizi teşvik eder, konuşurdu. En çok da ‘Vatan! Vatan !’ diyerek adeta inlerdi.
Hulusi bey; “Öyle biri olduğu için kendisini almaya gelen hainlere teslim olu. Kardeş kanı dökülmesin diye direnmeden teslim oldu.
Sami; “Onu tahttan indirenlerin hainliği zaten başlı başına bir konu, tahttan indirilirken gelenler Ermeni, Yahudi, Arnavut ve Gürcü’den oluşan 4 kişilik bir grupmuş. Zaten o grubun maşası olan ihtilalci Jön Türklerden, atak, cesur ama cahil Milliyetçi denen Enver Paşa, Beylerbeyi Sarayı’nda hapis olan sultanı ziyaretten dönerken Talat Paşa’ya ağlaya ağlaya şu itirafta bulunur: “Başımıza ne geldiyse bu adama yaptıklarımızdan geldi ve daha ne gelecekse o yüzden gelecek.” demiş.
Enver paşa hain değildi ama cahil bir milliyetçi olarak çok zarar verdi bu ülkeye. Abdülhamit’in yıkılmasını sağlayan Jön Türklerin de arasındaydı, Alman ordusu hayranlığı nedeniyle, Rusya sınırlarını bombalayan zırhlıların alınmasında da sorumluydu, Sarıkamış’ta perişan olan 90 bin şehit gencimizin ölümünden de sorumluydu. Belki çok cesur, çok ataktı ama Abdülhamit’in siyasi zekasının birazı bile onda yoktu. Sarıkamış’ın dondurucu soğuğuna, Yemen cephesinden, Trablusgarb cephesinden gelen, yani kıyafetleri yazlık olan askerlerimizi bile sürdü. Rus ordusu da sanırım bunu haber aldı, tek kurşun atmadan, sadece ordumuzun önünden kaçar gibi numaralarla savaşmadan, soğuktan ölmelerini sağladı. Soğuk, yıkanamamaktan elbiselerine düşen bit ve yine Ermeni çete artıklarının engellemeleriyle kendilerine yiyecek ulaştırılamamasından kaynaklanan açlık…
-Hepsi çok acı ama son cümleniz yine dikkatimi çekti, Ermeni çetelerini Hamidiye alayları yenmemiş miydi ?
-Bunlar düzenli ordu değil ki, yenip geçilsin. Ülke güçlüyken gizlenen, zayıflığında hainlik yapan çeteler. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın bunlara yardım yaptığı, silah ve para gönderip, ayaklanma için kışkırttığına dair belgeler ele geçmişti.
-Haa… Fransa’nın Ermenilerin bu kadar yanında görünme sebebi bu.
-Elbette, “Siz Osmanlı içinde barış içinde, güvenlik, huzur içinde yaşarken biz isyana zorladık. Bir sürü cephede savaşırken, askeri açlıktan kırılırken, Osmanlı mecbur kalıp, sizi Suriye’ye göç ettirmeye kalkmasının mantıklı bir izahı olabilir miydi !” diyecek değil herhalde.
-Yok, Fransa bu kadar uzun cümle kurmaz.
Tüm acılara rağmen, Sami’nin bu kara mizahı dudaklarında bir acı gülüşe yol açtı.
Sami; “-Yani Ermeni katliamı diye bir şey olmadı”
Hulusi; “Bu isyanlar nedeniyle mecburi göç ve imkansızlıklar arasındaki göçün sebep olduğu yolculuktaki ölümler söz konusu. Eğer bir katliam olsaydı, Ermeniler bu ülkede kalmak için bu kadar çabalar mıydı ! Onların da yaşlıları biliyor gerçekleri, Türk köylerinde kadın, çocuk demeden yapılan asıl katliamları da biliyorlar. Fakat ülkemizden toprak koparmak için de bu bahaneyi bırakmak istemiyorlar.”
-Katliam olmasa da, göç olsa da çok fazla Ermeni ölmüş deniyor.
-Osmanlının düzenli kayıtlarında Ermeni nüfusuna bakanlar, iftiranın büyüklüğünü anlarlar. Sürekli artırdıkları rakamlara göre, en son 3,5 milyon Ermeninin öldürüldüğü uydurulmuştu. Ermenilerle iç bir sorun olmadığı zamanlardan tutulan kayıtlardan, son Osmanlı kayıtlarına kadar incelenmiş. Çıkarılan sonuca göre, değil göç ettirilen Ermeniler, tüm Osmanlı topraklarında bile yaşayan Ermeni nüfusu 750 binin altındaymış.
-Yani tamamen uydurma. Niçin böyle bir şey uydursunlar ki ?
-Ermenilerden bir kısım aşırı uçlar, tarih boyu devlet olmak için uğraşıp duruyor. Osmanlı’ya vefa gibi düşünceleri filan yok. Bunlar dışarıdaki Ermenilere milliyetçilik aşılamak ve bir arada, bir amaç yönünde tutabilmek için Ermeni Katliamı gibi bir yalanı kullanıyorlar.
-Oysa şimdi, Ermeni Katliamı denince Hocalı, Karabağ gibi yerlerde Azerilere yaptıkları katliamlar akla geliyor.
-Gerçekleri bilse de, kimse Türk’e adaletli davranmak istemiyor. İstesek de istemesek de, biz sadece Türk değil, Müslüman olarak da görülüyoruz ve dünyanın güçlü Hristiyan devletleri, otomatikman karşımızda gizli veya açık cepheleşiyor.
-Irak’a saldırılarına destek arayan Bush’un, yanlışlıkla söylemiş gibi davrandığı “Bu bir haçlı seferidir” söz aslında gerçeği yansıtıyor o zaman.
-Kesinlikle…
Sami, yazılarını ve bazı dökümanları sakladığı iş çantasının kapağını açtı, birkaç kağıt çıkardı.
Oswald; -“Bunlar nedir ?”
Sami; “ – Hakir görülen ama Japonya’ya kadar Ertuğrul gemisini gönderecek kadar ufku açık II. Abdülhamit’in yaptığı işler hakkında doküman bulmuştum. Sonra bakarım, diye çantaya koymuştum ama hazır konu açılmışken, sizin yanınızda okumak isterim.
Oswald’da Hulusi bey de, Sami’nin yakınındaki koltuklara oturdu. Sami okumaya başladı;
-Abdülhamit zamanında gerçekleşen ilkler;
• ilk defa elektriği,gazı getiren,ilk modern eczanemizi açtıran, • ilk otomobili getiren , 5 bin km kara yolunu yaptırtan, • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran, • Kudüs-Yafa,Ankara-istanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran , • istanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren,Arkeoloji müzeciliğini başlatan, • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan, • Kuduz aşısının bulunmasından sonra ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (ist.Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran, • Okullara(Hıristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen ,Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran , Paris’te islam Külliyesi kuran ! • Savaş sırasında saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren , hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran , sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten ! • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alan ! • Israrla yerli kumaş giyen , Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran, • Ticaret , Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran, • Yıldız çini fabrikasını , Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını yaptıran, • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen , • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen, • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan, • Doğudaki Ermeni çetelere rağmen, diğerlerine kin tutmayan ve Ermeni vatandaşı Onnik’in istek mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan, • Modern matbaa makinelerini Türkiye ye getirten , ücretsiz kitap dağıttıran , 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan , Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır), • Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren, • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren, • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır), • Türkiye’nin bir çok yerinde saat kuleleri yaptıranda (izmir,Dolmabahçe..), O dur! • Hindistan,Java,Afganistan,çin,Malezya,Endonezya,Aç e,Zengibar,Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen, • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan, • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran , Terkos’un sularını istanbul’a taşıtan , Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur , (Sadece istanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır), • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven, • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine,58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur. • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile çinlilere karşı onları örgütleyen,çinin göbeği Pekin’de Hamidiye üniversitesini kurdurtan da, • Beş vakit namazını aksatmadan kılan,hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan( hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu] ) , • Yeni gemiler , toplar , tüfekler (çanakkale harbinde kullanılan) getiren de! • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur ! • Kiliselere , sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan da kilise yapılmasına bile yardım eden), • Peygamberimize , dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-ingiltere-Roma-ABD) , • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden,izmir limanına izinsiz giremeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan, • istanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir), • Darülaceze yaptırıp içine sinagog,kilise ve cami koyduran, • çocuk hastanesi (şişli Etfal Hastanesi) açtıran, • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran(Sirkeci Büyük Postane binası..), • Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), O ! • ilkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere) , ilk kız okullarını açtıran , • öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) , • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran , • Orta okul (Rüşdiye) sayısını 619’a çıkaran , • Lise eğitimi için idadiler açan (109 tane) , (istanbul Erkek-Kabataş Lisesi..) • istanbul’da Darülfünün(üniversite)açan,Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran, • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu,Askeri Tıp Okulu , Kuleli Askeri okulu , Mekteb-i Harbiyeler , Askeri Baytar Okulu , Kurmay Okulu , Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.) , Mekteb-i Tıbbıye-i(Marmara ünv.Tıp Fak.) , Mekteb-i Hukuk , Ziraat ve Baytar Mektebi , Hendese-i Mülkiye (Yüksek Mühendis okulu) , Darül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu) , Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu) , Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu) , Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.) , Hamidiye Ticaret Mektebi (iktisadi ve Ticari ilimler akademisi) , Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için) , Bursa’da ipekböcekçiliği okulu , Dilsiz ve Âmâ Okulu , Bağcılık ve Aşıcılık Okulu , Orman ve Madencilik Okulu , Polis Okulu , Ankara’da Çaban Okulu da onun tarafından kurulmuştur.

Görülen o ki; Abdülhamit gerçekten suçluydu. Çünkü Osmanlı topraklarında petrol araması yaptırıp 65 yerde petrol buldurdu. Bunun üzerine Musul topraklarını şahsi parasıyla alıp sömürgecilerin eline geçmesine mani oldu. En zor zamanlardaki 5 milyon altın teklifine rağmen Yahudilerin Filistine yerleşmelerine izin vermedi. Japonya’ya gönderdiği Ertuğrul gemisinin yol boyu Müslüman devletlere uğrayarak, gittikçe güçlenen sömürgeci devletlere karşı, Müslüman birliğinin temelini attığı için de suçluydu. Bunlar dünyayı sömüren ülkelerin affedeceği bir suçlar değildi tabi. Prof.Dr.Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi ; “Milletimiz bu hükümdarın dehasına çok şey borçludur”


Yazan – Araştıran : Ahmet Ünal ÇAM ahmetunalcam@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Son 7 Gün Sayfa Görünümü