Bu Blogda Ara

9 Şubat 2009

DAVOS KRIZİ

DAVOS KRİZİ
Bilindiği üzere bugünlerde, Ülke ve Dünya gündemini İsrail’in, Gazze’yi bombalamasının ardından yaşanan Davos Krizi meşgul ediyor. Davos ‘da yaşanan krize sebep olan aktörler belli. İsrail Cumhurbaşkanı Şaron PERES ile Moderatördür. Her nedense krize sebep olanların adı geçmiyor. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının oturumu terk etmesi konuşuluyor. Ne yapsaydı? Geçmiştekiler gibi el avuç mu ovuştursaydı. Beden dilini çok iyi bilen ve kullanan Başbakanımız, konuşmasını bilinçli olarak omzuna dokunarak engelleyen Moderatöre tepkisini göstermese miydi? Başbakan Tayyib ERDOĞAN Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yakışan bir tavır sergilemiştir. Oturumu terk edişinin hemen akabinde basın açıklaması yaparak terk ediş nedenini de açıklamıştır. Oysa Davos krizi Ülkemize itibar da kazandırdığı gibi, Dünya da ilk kez böyle kararlı bir Başbakanla karşılaşmıştır. Bu bazılarının işine gelmediği gibi, seçim için yaptı gibi çirkin ifadeleri kullanmaktan da geri kalmadılar. Acaba orada onlar olsaydı ne yaparlardı, doğrusu çok merak ediyorum.
Davos krizi nedeni ile düşmanlar hemen atağa kalktı. Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vitaliy ÇURKİN, İsrail’e seslenerek barış istiyorsanız sizinde katılımınızla Moskova’da konferans yapalım çağrısında bulunarak arabuluculuk rolüne soyunduğunu basından öğrendim. Çurkin, Moskova’da düzenlemeyi planladıkları Ortadoğu için Uluslararası Barış Konferansına, Bölgede barış için önemli katkıları olan ülkelerin en başındaki Türkiye’yi değil, İsrail’in yanındaki Mısır ve Fransa’yı gösterdi.
Bunu Ortadoğu barış dörtlüsü olarak bilinen Rusya dışındaki ABD, AB ve BM tarafından da desteklendiğini duyurdu. İsrail barış istiyorsa, Moskova’da toplanacak Uluslar arası Ortadoğu Barış Konferansından daha iyi bir platform bulamaz dedi. Sadece Gazze değil Suriye ile sorunları da masaya yatıralım dedi. Ha! Bir de; Bu arada yine Amerika’daki Ermeniler, ermeni soykırımı türküsü söylemeye başladılar. Bütün bunlar bana bir atasözünü hatırlattı.”SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ”
Oysa Türkiye ile İsrail, o bölgede ortak çıkarları olan iki ülke. Kavga eden iki kişi birbirini sevmiyor anlamına gelmediği gibi kavga etmeyen iki kişinin de birbirlerini çok sevdiği anlamına gelmez. Dolayısı ile Davos krizinin yaşandığı gün PERES, Başbakanımızı arayarak üzüntülerini belirtmiştir. Çünkü iki ülke her zaman birbirine muhtaçtır. İki ülkenin tarihine bakıldığında hiçbir karanlık olay yoktur. Tertemiz bir geçmiş. Atalarımız onları her zaman koruyup kollamıştır. Bu nedenle Türkiye olmadan İsrail asla barış masasına oturmaz. Bunu tüm dünya biliyor. BM Genel Sekreteri BAN Kİ MUN, 2.02.2009 tarihinde Başbakanı telefonla arayarak, Ortadoğu zor bir sürecin içerisinde. Oradaki barış ve huzur için Ortadoğu’nun, sizin liderliğinize ihtiyacı vardır demiştir. BM Genel Sekreteri bunu söyledikten sonra gerisi hava cıva. Demek ki;
Hala anlayamıyorlar, Ortadoğu’da barışı sağlayacak tek aktör Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. O bölgedeki devletlerle ortak çıkarları söz konusudur. İsrail’le de öyle. İsrail’e verilen tepkimiz, orantısız güç kullanımı ile sivillere yönelik yapmış olduğu katliamlardan dolayıdır. Türkiye ve İsrail’in karşılıklı çıkar ve menfaatleri vardır. Bu nedenle ne Türkiye İsrailsiz nede İsrail Türkiyesiz olabilir. Aradaki gerginlik, aynı gün İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in, Başbakanımız Tayyib ERDOĞAN’I telefonla arayıp olanlar için üzgün olduğunu belirtmesi ile giderilmiştir. Bundan sonra bu tür gerginliklerin bir daha yaşanmaması için iki devlette gereken özeni göstereceklerdir.
Elveda TANIK

8 Şubat 2009

Prof. Dr. M. Es ad COŞAN'ın Seçim Makalesi

Prof. Dr. M. Es ad COŞAN’nın 1995 yılında seçimler öncesi kaleme aldığı yazıyı güncelliğini yitirmediği için burada da iktibas ediyoruz.

Prof. Dr. M. Es ad COŞAN

Önümüzdeki günlerde ülkemizde seçim var; dinimiz ve dünyamız bakımından çok mühim bir iş! Mutlaka çok iyi, namuslu, dürüst, bilgili, uzman, faydalı, çalışkan, yurtsever insanlar seçmeliyiz.

Bu bir fırsat, bir imkân, bir görev, bir vebal... ama maalesef gönle huzur ve rahat verecek bir sonuca ulaşmak bu şartlarda çok zor!

Çünkü: Önce seçim sistemi bozuk: Seçmenin önüne her parti bir liste koyuyor; içinde tanıdığı insan da var, tanımadığı da; sevdiği, seçmek istediği kişi de var; istemediği, hattâ kızdığı, huyunu, mâzisini, işini, oyununu bildiği için nefret ettiği de... Üstelik "tercih" veya "karma" veya "çıkarma" imkânı da yok. Partiyi mi seçiyoruz, milletvekillerini mi?.. Ne acaib bir açmaz: O partiyi tutuyorsa, sevmese de o listeye oy verecek, veya sevdiği başka bir kişiyi desteklerse, programını beğendiği asıl partisini desteklememiş olacak... Bu zorba seçim mevzuatını mutlakadeğiştirip, halkın arzu ve iradesinin tam tecelli edebileceği bir sistem geliştirmek şart ülkemizde... Her seçmen dar bölgede, tanıma imkânını bulacağı tek bir milletvekili seçme durumunda olmalıdır bence...

İkincisi: Her partinin seçmen karşısındaki durumu, oy yüzdesi az çok biliniyor. Parayı bastıran, veya parti yönetimini razı eden bir aday listenin başına kuruldu mu, isterse halk onu sevmesin; listenin aşağısındaki iyi adayların omuzlarına basarak, onların oyları ve itibarları ile otomatikman meclise giriyor, oy un asıl sahibi, partiye o oyu kazandıran kişi dışarda kalıyor. Böyle seçim adaleti mi olur?!! Listeyi hazırlayan ve onaylayanlar büyük vebal altında!

Böylece, seçim aslında listeler hazırlanırken % 90 olmuş bitmiş, meclise kimlerin girecei aşağı yukarı belirmiş oluyor. Gerisi hikâye, demokrasi, halk iradesi, halk idaresi filân masal! Sonuçta çoğunlukla milletvekilleri emme basma tulumba gibi çalışan (yâni başını bir yukarı bir aşağı sallayan), parmak kaldırmakla görevli robotlar durumuna düşürülüyor, genel başkanların makamları ve otoriteleri fevkalâde güçlendirilmiş, diktatörlük kurmalarına çanak tutulmuş oluyor; şahsiyetli bir milletvekili, genel başkanın hışmına bir uğradı mı, bir daha seçilmesi imkânsız hale geliyor. O yüzden de birçokları körü körüne itaatı ve susmayı tercih ediyor.

Onun için ey ahali, duyduk dulmadık demeyin!.. Bundan sonraki seçimlerde gözünüzü açın, seçimden çok çok önce, daha listeler hazırlanırken partilere baskı yapın, istediğiniz iyi adayı listenin üstüne oturtmağa çalışın! (Eğer seçim sistemi düzeltilmemiş, bu seferki rezalet aynen kalmış ise.)

Size oy kullanırken Allah tan korkmanızı, vebal ve sorumluluğunuzu iyi düşünmenizi tavsiye ederim!


Adayları mutlaka soruşturun, öğrenin: Niçin milletvekili olmak istiyormuş acaba? "Parmakçı" mı, "Kaymakçı" mı?.. Milletvekilliğini alet edip milyarlar kazanmayı mı düşünüyor, milletine fedâkârca hizmet etmeyi mi?.. Mâzisi nasıl, neler yapmış, nerelerde okumuş; sicili temiz mi, mafiadan mı, teşkilât-ı mahsûsadan mı; ülkeyi bölecek mi, satacak mı, ilerletip yükseltecek mi, haksızlıkla mücadele edecek kadar cesur ve yürekli mi?.. v. s. Çünkü parti kurmayları bazan şu veya bu sebeple çok acaib tercihler, kötü insanları temizlerin arasına katıp üst sıraya yerleştiriyor; vicdanlı seçmeni güç durumda bırakabiliyor.

Size yine çevrenizdeki uyanık, muhterem, mübarek, bilgili, görgülü insanlarla istişare etmenizi tavsiye edeceğim. Tek başınıza karar verirseniz, yanılır mes ul olursunuz; istişare yaparsanız sevap kazanırsınız, vebalden kurtulursunuz.

Oyu unuzun kime yarayacağını da iyi düşünün ve hesaplayın; bazan oluyor ki oyunuz boşa gidiyor, öbür taraftan istemediğiniz şaibeli biri, sizin mübarek oylarınızın bölünmesinden bil-istifade öne geçiveriyor!

Sizden oy isteyenlere şu çok mühim şartı mutlaka söyleyiniz, yemin ettiriniz, elinden imzalı belge alınız: Meclise gidince mutlaka çalışacaklar, şu Gümrük Birliği faciası için "referandum" kararı çıkartacaklar, iş halkın tasvibine sunulacak, kararı milletverecek.

Allah-u Teâlâ bu seçimi, ümmet-i Muhammed SAS için hayırlı, mübarek ve müteyemmen eylesin... Başımıza bizi seven, bize Allah rızası için candan hizmet edecek alim, fâzıl, kâmil, uzman, bilgili, görgülü, sevgili idareciler ihsan eylesin... Âmîn, bihürmeti seyyidil mürselîn ve âlihî ecmaîn!..

Kadın ve Aile, Aralık 1995

Son 7 Gün Sayfa Görünümü