Bu Blogda Ara

17 Haziran 2009

YERELDE KADIN

Yerel siyaset kadınlar için neden önemlidir diye hiç düşündük mü? İlgisi olmayanlar bu da nerden çıktı, yerelin kadını erkeği mi olur diyecektir. Evet yerelin kadını ve erkeği olur. Acaba mahalleyi, ilçeyi, kenti, köyü, kısaca yaşadığımız ortak yaşam çevresini kadınlar ve erkekler aynı biçimde mi kullanıyoruz? Yani; yaşamın sunduğu ekonomik, toplumsal ve mekansal olanaklardan yararlanma fırsatları aynı değildir.Yerel düzeyde sunulması gereken birçok hizmetin yeterli ve uygun mahiyette sunulmaması durumunda ortaya çıkan boşluk ağırlıklı olarak kadınlarca doldurulur.Ya da üstlenmek zorunda olduğu işleri de yerine getirmekte zorlanır. Ev hizmetleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı vs. işler kadınlar tarafından yapılmakta ve kadınları sosyal ve kültürel yaşamdan uzaklaştırmaktadır. özellikle kırsal kesimlerde ve gecekondu bölgelerinde yaşam biraz daha ağırlaşmaktadır. (Çamaşırı elde yıkamak, suyu uzaktan taşımak işi vs.) Erkeğin para kazanması nedeniyle aile erkeğe bağımlı hale gelir ve dolayısıyla da bütün yük kadın ve kız çocuklarına düşer.
Çocuk ve yaşlı bakımının yanı sıra çarşı pazar alış verişleri kadının sorumluluğunda ve bunları yaparken de çocuğunu ve yaşlısını bir süreliğine bırakacak yerlerin olmayışı kadına daha büyük yük yüklemektedir. Peki! bunlar için yerelin fonksiyonu nedir? Mahallesinde veya birkaç mahalleyi kapsayan çocuk ve yaşlı gündüz bakım evlerinin olması kadınların biraz daha rahatlamasına neden olur ve kadının sosyal yaşamda olmasını sağlar.Ayrıca kent içi ulaşımın özellikle kırsal ve bölge ve şehirlerde mahallesine ve evine hapis olmuş kadınlar için ücretsiz olması halinde alışveriş alanlarına gidebilecek ve yaşamın sadece kendi evinin ve çevresinden ibaret olmadığını fark edecektir. Kadın kendisinin de bir birey olduğunu hissedecektir. Ulaşımda kentler kadın için güvenilir midir? Kent-içi ulaşıma ilişkin planlama ve kararlarda dahil olmak üzere mekansal düzenlemeler kentsel güvenliğin kadınlar için daha farklı ve genellikle de daha fazla anlam taşıdığı çoğunlukla hesaba katılmaz. Örn:Gece evine dönen bir kadının ne kadar çok zorlandığını tahmin ederiz.Durak dışında kadının inmek istediği zaman en yakın mesafede yani iki durak arasında indirmelerinde ne sakınca olabilir.Ayrıca alt ve üst geçitlerde özellikle de alt geçitlerde aydınlatma ve özel güvenlik önlemlerinin olmayışı kadını sıkıntıya sokmakta tacizler de önlenememektedir.Mahalle aralarında sokak lambalarının yetersiz olması kadın ve çocukları etkilemektedir.Oyun ve dinlenme alanlarının yetersiz olması çocuk ve kadını kısıtlı yaşama zorlamaktadır.Erkek parası olmasa da istediği zaman dışarı çıkabilir. Ya kadın?... Yoksulluktan ve yoksunluktan en çok etkilenen kadındır. Kendisine harcamayı lüks olarak gören kadın öncelikli sıranın çocuklarının ve ailesinin olduğunu düşünür.Kadın sadece günlük yaşam alanlarında değil karar alma mekanizmaların da da haksızlığa uğramaktadır.Peki kaç tane belediye başkanı ve belediye meclis üyesi kadın var?Olanlar da yeterli mi?Kadının temsili önemsenmez iken sorunlara ne kadar kadın gözüyle bakılabilir ve çözümler üretilebilir ki!...Yani kadınla ilgili her şey de olduğu gibi kağıt üzerinde kalan kadın hakları da görmezden geliniyor.Geçmişten bu güne kadın hakları konusunda gelişme yaşanmıştır ama yeterli düzeyde değildir.Ayrıca ataerkil bir toplum yapısına sahip olunduğu için kadın haklarını bilmemekte ve kendisine biçilen roller dışına çıkamamaktadır.Peki!Devletin vatandaşını cinsiyet ayrımı yapmadan ekonomik ve sosyal hayata sağlıklı bireyler olarak katılımlarını sağlamak öncelikli görevleri arasında değilmi dir?Görevleri arasındadır.Özellikle Yerel yönetimler yerinde yönetim olduğu için vatandaşının refahını düşünerek eşitlikçi hizmet üretmeli ve halkının barış içinde yaşamasını sağlamalıdır…
“Ey kahraman Türk kadını Sen yerde sürüklenmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Dünyada her şey kadının eseridir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK;

Nermin AYDINLI

7 Haziran 2009

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMİ

Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? vb. soruları hepimiz sormaktayız. Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir?
Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder.21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri sivil toplumları oluşturur. Bir ülke de demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde sivil toplumun etkisi olduğu kadar da aktif vatandaşlık anlayışını da getirir. Sivil toplum, demokratik bir toplum yaratılmasında, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumlar finansal ve örgütsel sorunlarının yanı sıra vizyonlarını belirleyemediklerinden dolayı da sıkıntılar çekmektedir. 150 bin STK’nın olduğu ülkemizde bunlardan 80 bin tanesini STK'lar, 60 bini hemşehri dernekleri, 5 bini meslek odaları, 3 bin kadarını da vakıflar vs. oluşturuyor. Türkiye’de günden güne sayısı artan STK’ların etkili oldukları söylenemez. Yani, STK sayının yüksek olması, sivil toplumun Türkiye'de etkili olduğu anlamına gelmiyor. Sivil toplumun hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Sivil toplumlar dostluk ve arkadaşlıkların kurulduğu, acıların ve sevinçlerin paylaşıldığı ortak yerlerdir. Aktifliği sağlar içe dönük yaşantımızı dışsallaştırır. Gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerde her ne kadar boşa harcanan zaman olarak görülse de STK’lar, İnsanların boş vakitlerini randımanlı ve yararlı bir şekilde geçirmesini sağlar ve topluma yararlı bireyler kazandırır. STK’ların maddi çıkarı olmaz. Bazı STK’ların hedef kitlesi kuruluş amaçlarında belirlenen kitleler olup, belirledikleri alan dışında bir şey yapamazlar yani içe dönük çalışırlar. Bu da şu soruyu akla getirir. STK’lar gönüllümü yoksa profesyonel mi olmalıdır? STK’lar hem gönüllü, hem de profesyonel olmalıdır. Profesyonellik fazla katılım sağlamaz. Sadece gönüllülük de finansman sorununu halletmez. Bu nedenle ikisi de ayrı ayrı düşünülemez. Sivil toplumu hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Güven ilişkisine dayanan sivil toplumlar da maddi-manevi lafı olmaz. Sivil toplum aktif ve sorumlu vatandaşlığın yaşama geçtiği alandır. STK’lar siyasi otoritenin baskısından uzak, kamusal alanda etkili kuruluşlardır. Gönüllülük temeline dayan STK’lar çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişi sağlar.Yani; katılımcı demokraside birey, kendine yeni yaşam kalıplarını birey olarak değil, STK’lar sayesinde siyasi partilere girmeden de sağlayabiliyor. STK’lar bireysellikten toplumsallığa geçişi sağlar. Kişi yurttaşlık bilincini kazanır.Günümüz de hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri, katılımcı demokrasi ve laiklik vazgeçilmez evrensel değerlerdir. Bu evrensel değerler çerçevesinde devletin bütünlüğünü bozacak ayrımcılığa sapmamak şartı ile art niyetlilerinin arka bahçesi olmayan STK’ların aracılığı ile talepler ifade edilebilir ve haklar korunabilir.
Kısaca;Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetimler üzerindeki etkinliği, o ülkeleri daha çağdaş ve demokratik hale getirmektedir. Bu nedenle STK’lar demokrasinin olmazsa olmaz unsurları olarak toplumsal hayatımızın odak noktasında yer almalıdır.
Kaynak:STK araştırmaları

Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü