Bu Blogda Ara

31 Temmuz 2009

KÜRT AÇILIMI

Ayrılıkçı terör örgütünün başı ve binlerce kişinin katili olan Abdullah ÖCALAN’ın İmralı’dan avukatları aracılığı ile gönderdiği bilgiler üzerine kürt sorununun çözümü için çalışmalara hız verildi. Gazeteler de, televizyonlar da kürt meselesi üzerine yayınlar yapılıyor,uzmanlar,sözde aydınlarsaçma sapan görüşler ortaya atıyorlar.İçişleri bakanı “Kürt meselesi olarak adlandırılan meselenin de vatandaşlarımızın demokratik haklarının genişletilmesi ve pekiştirilmesiyle, nerede yaşarsa yaşasın her vatandaşımızın kendisini devletin eşit ve hür ferdi olarak hissetmesini sağlamakla çözülebileceğine inanıyoruz”diyor. Peki!Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtler bu ülke de hiçbir şey olamazlar ve hiçbir hakka sahip değiller diye bir hüküm mü bulunmaktadır.Türk-Kürt yıllarca aynı topraklarda birlikte yaşamadı mı, kız alıp vermedi mi?devletin her kademesinde yer almadılar mı?Mecliste temsil edilmiyorlar mı?Bu sorun kürt halkının sorunu değil,bu feodalitenin sorunudur.Ağaların, beylerin sorunudur.Şeyh Saitlerin öcünün alınmasıdır. Kemalist düzenin yıkılması sorunudur. Maalesef ülkemiz çıkmazlara doğru götürülmektedir. Bir katilin muhatap alınarak ve işbirlikçilerle birlikte yol haritası çizilmeye çalışılması bu ülkeyi bölmekten başka bir şey değildir. Türk birliğini bozmaktır. Türkiye Cumhuriyetini parçalamaktır. Bu davranışlar insanları kamplara ayırmaktır ve iç çatışmalara sürüklemektir.Yıllarca el ele kol kola olan milletimizi birbirine düşman etmektir.Bu da birilerinin maalesef işine gelmektedir Bu demokratikleşme değil anti demokratikleşmedir.Çerkezlar,lazlar vs…Çıkıp bizim de haklarımız çiğneniyor derse ne olacak hiç düşündük mü?...Hakların iyileştirilmesi bütün kesimi kapsamalıdır. Sadece Kürtler olarak algılanmamalıdır. O zaman benim haklarımın da ihlal edildiğini söylesem yanlış olmaz. Sadece belirli bir kesim(para ve mallarının hesabını bilmeyenler) bu ülkede rahat yaşamaktadır. Peki işsiz, aç ve her türlü sorun ile mücadele eden (yoksullar) kesimin hakları ne olacak. Beyler!....lütfen kendinize gelin bu ülkenin tek sorunu İŞSİZLİK,KALKINAMAMAK yani siyasi erklerin beceriksizliğidir…Boş lafları bırakın,insanları kamplara bölmeyin.İşinize bakın da işsizliği nasıl önleriz, nasıl kalkınma programıyla ülkeyi refaha çıkarabiliriz, gençlerimize aydınlık yarınları nasıl bırakabiliriz onun planlarını yapın.Sizin derdiniz KEMALİST düzeni yıkmak değil,ilelebet Türkiye Cumhuriyetini nasıl yaşatabiliriz hesabını yapmaktır.Bu konular çok hassas lütfen kendinize gelin!...Bir tek TÜRKİYE CUMHURİYETİ devleti vardır ve var olmaya da devam edecektir.



31.07.2009
Nermin AYDINLI

28 Temmuz 2009

GÜNDEM

Birkaç gün ülke gündeminden uzaktım. Ne internet,ne gazete,ne radyo ne de televizyon…Bunların hepsinden uzaklaşmak daha doğrusu her şeyden uzak durmak…Dünya da bu şekilde yaşamak nasıl bir duygu?...Bu durumda ki insanlardan nasıl yararlanılır?...Nasıl kandırılır?...
Ülke nereye gidiyor? Ergenekon nedir, neler olmuştur, bizleri neden ilgilendirir veya ilgilendirmez…Terör ve binlerce Mehmetçiğin sonu… Ilımlı İslam söylemleriyle islam devletine doğru gidiş…AB hayali bizi nereye götürüyor?İşsizliğe çözüm bulunabilinir mi? Ülke ekonomisinin büyümesi ve daralması ne demek…Sanayi,tarım vs.vs.ne durumda?... Açlık sınırı, işsizlik sorunu,laik ve anti laik, kendini dindar niteleyenler ve dinsiz denilenler…Türklük ve Türkiyelilik, Atatürk ve Cumhuriyet, bağımsızlık ve özgürlük kavramları…reyting uğruna medyanın hali… Ülkemiz de, Kıbrıs ve dünya da neler oluyor?...Ülkemizin kaynakları ve zenginlikleri kimlere peşkeş çekiliyor?Demokrasi ve hukuk…
Evet bütün bu sorular ve cevapları …
Ülke gündeminden uzak duran veya bilerek bilgisiz bırakılan vatandaşa acaba bu sorular ne ifade ediyor?...Düşünmesi engellenen ve uyuşturulan toplum neden yaratılıyor…Sonucunda tüm ülke cehalete neden mahkum bırakılıyor?Peki! Bu cehaletin sonu tutsaklığa ve esarete gitmez mi? Ülkemize cehaletle birlikte giydirilmeye çalışılan kefen hepimizi diri diri mezara sokuyor… İçerde ve dışarıda ki işbirlikçilere ve kumpasçılara meydan bırakılıyor…Dar alanlarda yapılan siyaset ,çözümsüzlük ve duyarsızlık… Bütün kademelerde refüze çalışmaları…Bir kesim yatlar, katlar, laylalar derken, bir kesimin ise patates,soğan vs. yardımlara muhtaç hale getiriliyor…Toplum iki uç noktada,ne yapacağını şaşırmış…İnsan yaşamı ve insana verilen değer…Hayatlarda yaşanan dramlar ,Kimisini belki ilgilendiriyor kimisinin aklına bile gelmiyor. Yaşam ve hayat!...sorular ,çözümsüz sorunlar…Acaba hiçbir şey böyle değil de ben mi biraz karamsarım.Ya da dünyaya bakış açım mı değişik?İnanılması güç şeyler yaşanıyor,insanlar rotasını şaşırmış yön gösterecek birilerini mi bekliyor.
Ah! kurtarıcımız, dehamız Mustafa Kemal ATATÜRK ve kahramanlar sizlere ne kadar minnettarız . Esaret ve boyunduruk altına girmeyen bu şerefli Türk Milleti sizlerin yolunda daima olacak ve vatan hainlerine fırsat vermeyecektir. Bu millet değerlerine, adalet ve kardeşliğe sahip çıkacak, uyuşukluğundan ve uykusundan silkelenip ATATÜRK ve AZİZ ŞEHİTLERİMİZE eninde sonunda inşallah layık olacaktır.

26.07.2009
Nermin AYDINLI

17 Temmuz 2009

DOĞU TÜRKİSTAN’IN EFSANE KAHRAMANLARI

DOĞU TÜRKİSTAN’IN EFSANE KAHRAMANLARI
Elveda TANIK
etanik@egm.gov.tr
5 Temmuz 2009 tarihinde, Doğu Türkistan’ın Sincan Uygur bölgesinde yaşayan Müslüman ve Türk Soydaşlarımıza Çinliler tarafından yapılan katliamı canımız acıyarak sadece seyrediyoruz… Tüm dünya seyrediyor… Ve Çin baskısını, zulmünü hala devam ettiriyor. Çin Medyası da bu olayların arkasında, Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia KADİR’İN olduğunu iddia ediyor. Bu olayların çok öncelerini araştırıp, kendi bildiklerimle beraber yazmak istedim. Rabia KADİR kimdir? Bu olaylarla ne ilgisi olabilir? Amacı nedir?
Rabia KADİR; 1947 yılında Doğu Türkistan’da doğdu. Fakir bir çocukluk dönemi yaşadı. Çamaşırcı olarak girdiği iş hayatına, süpermarket kurarak devam etti. Urumçi'de, Müslüman kadınları iş hayatına kazandırmak için, 'Bin Ana Projesi'ni” yürüttü. Çin yönetimi, azınlıklar arasından çıkan, en başarılı kadın diye onu örnek gösterdi. Ülkenin en zengin 10 kişisi içinde yerini aldı.1995- 1997 yıllarında Çin yönetimine danışmanlık yaptı. BM’nin 4.Dünya Kadınlar Konferansında görev aldı. Uygur kadınlarının kendi işlerini kurmasını destekleyen bir yardım kampanyasını yönetti. Eşi Sıddık Ruzi, 1996'da ABD'ye sığındı ve Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için çalışmaya başladı. Bu sırada Rabia Kadir, siyasete atılmak istedi. Kocasının ABD’de yaptığı açıklamalar yüzünden engellendi. Eşine gazete göndermesini, 'ulusal güvenliği tehlikeye atma suçu' saydı. ABD delegeleriyle görüştüğü için, ulusal ayrımcı hareketle bağlantısı olduğu gerekçesiyle Ağustos 1999'da gözaltına alındı. Mart 2000'de sekiz yıl hapis cezasına çarptırılarak, 6 yıl hapis yattı. Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere, birçok insan hakları kuruluşu tarafından desteklendi. Rabia Kadir, hapisten çıktıktan sonra Washington’a giderek, burada sürgün hayatı yaşamaya başladı. İşgalci Çin devleti onu, bir numaralı devlet düşmanı ilan etti. 2004 yılında, Norveç tarafından ‘Rafto Barış Ödülü’, kendisine verildi. 2006 yılında Nobel Barış ödülüne aday gösterildi. Aynı yıl, Dünya Uygur Konferansı başkanı oldu. 2 kez evlendi. 11 çocuk annesi. Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için Çin’e kafa tutan, başarılı, yürekli, cesaretli bu Türk Kadını, halen ABD'nin Virginia eyaleti Fairfax kentinde yaşıyor. Bu yürekli Türk kadınını Doğu Türkistan yetiştirdi.
Doğu Türkistan’ın yetiştirdiği öyle büyük bir kahraman var ki! O kişi 20. Yüzyılda Çin’e karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş ve bu mücadelenin sonsuza kadar süreceğine önayak olan efsane kahraman, Osman BATUR’dır. Osman BATUR kimdir? Yaptığım araştırmalara göre Osman BATUR; Asıl adı Osman İslâmoğlu. BATUR, O’na milletinin verdiği bir unvan, bir sıfattır. Kahraman ve cesur anlamındadır. O, bu unvan ve sıfatla özdeşleşmiş, böylece anılmaya hak kazanmıştır.

1899 yılında Altay vilayetinin Köktogay ilçesi Öndirqara Köyü'nde doğdu. Orta halli bir çiftçi ailesinin oğluydu. Osman Beğ, 40 yaşına kadar doğduğu bölgede tarımla uğraşarak geçimini sağladı. 1940 yılında Çin zulmü dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Camilere tecavüz eden, Kur’an-ı Kerim’i yakan Çinlileri protesto eden Türkler, isyancı oldukları bahanesiyle tutuklandı. Resmî makamlar, Türk’lerin ellerindeki silâhları toplamaya başladılar. Osman Beğ,” bugün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar!” Dedi ve tek başına dağa çıktı. Savaştan başka kurtuluş yolu olmadığına inanıyordu. Başlattığı mücadele aynı gün destek gördü. Arkasından ilk gidenler arkadaşı Süleyman ve büyük oğlu Şerdiman oldu. Osman Batur ve silâh arkadaşlarının mücadelesi, 1941 yılı Ekiminden 1943 yılı Temmuzuna kadar gerilla savaşı şeklinde devam etti. 22 Temmuz 1943’te Altaylar, Çinlilerden tamamen temizlenmişti. Altay Türkleri artık bağımsızdı. Mücadelesini sürdürdü. Altay Geçici Halk Cumhuriyeti Başkanlığına seçildi. 1944 – 1945 yıllarında, Tanrı Dağları’nın kuzeyindeki Doğu Türkistan Kazak Türklerinin yaşadığı bölgeleri de Çin İstilâsından kurtardı. 1945 yılının Ekim ayından, 1947 yılının Şubatına kadar üç vilâyetten oluşan Doğu Türkistan Hükümeti’nin askerî ve mülkî âmiri olarak Vali sıfatıyla görev yaptı. O, Şubat 1947’den, Eylül 1949’a kadar Doğu Türkistan Cumhuriyeti koalisyon hükümetinin aslî üyesi oldu. Aynı zamanda, Altay Valiliği görevini de devam ettirdi. Bütün bu görevleri sırasında Çinliler ile silâhlı mücadeleden bir an bile geri kalmadı. Çinliler, yönetimleri altında bulunan Türk’lerle meskûn bölgelerin birer birer elden çıkmakta olduğunu anlayınca, büyük bir ordu oluşturdular. Osman Batur ve beraberindeki mücahitler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler. Osman Batur, bu savaş sırasında, 1950 Kasımında, cephanesi bittiği için Kamambal Dağı’nda, Çinlilere esir düştü. Ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence görüyor, kendisine yardımcı olan Türk’leri ele vermesi için sıkıştırılıyordu. Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur’u, 29 Nisan 1951 tarihinde Urumçi’de kulakları ve kollarını kestikten sonra kurşuna dizerek idam ettiler.
Osman Batur 1.85 cm boyunda, iri gövdeli bir insandı. Kısa ve kalın boynu, siyah saçları, yarı kapalı denecek ölçüde kısık gözleri vardı. Kaşlarının arası kırışıktı. Çok az konuşurdu. Kudret ve kötü talih şahsiyetinde birleşmişti. Daha 10 yaşında iken usta bir binici ve avcı olan Osman BATUR, Kazakların büyük Kahramanı olan Böke BATUR’un dikkatini çekti ve onu himayesine alarak, iyi bir silahşor, usta bir dövüşçü olarak yetişmesine katkıda bulundu. Çete savaşlarının inceliklerini öğrettikten sonra, öğrencisinin yetiştiğine inandığı gün,” Benim sana verebileceğim başka bir şey kalmadı. Benim işim bitti. Artık bana ihtiyacın olmayacak. Fakat milletimizin sana ihtiyacı var” Dedi. Osman BATUR, hayatı boyunca kendisine ihtiyacı olanlar için mücadele etti. Hayatı, bu mücadele ile dolu olarak yaşadı ve inandığı ülkü uğruna can verdi. Mekanı cennet olur inşallah.
Çinliler, Altay Türklerinin Milli Kahramanı Osman BATUR’ u işkencelerden sonra şehit etmekle ancak, bir büyük kahramanın aziz bedenini ortadan kaldırabilmişlerdir. Bağımsızlık düşüncesini, Türklerin bağımsızlık için mücadele azmini yok edemediler. Edebileceklerini zannedip işkence ve zulümlerini sürdürmeye devam etmektedirler. Bu zulümleri bu şekilde devam ettiği sürece ne Rabia Kabir’ler ne de Osman BATUR’LAR biter. Hani hep söylüyorum ya. Bu millet bir araya gelse başım diyen bu asil, onurlu, cesaretli, efsane milletin önünde eğilmeye mahkûm olacaktır…
Yazımı, Osman BATUR’UN, bağımsızlık için mücadele edenlerin yolunu aydınlatacak bir meşale olan son sözü ile bitirmek istiyorum.
“- Ben can verebilirim. Milletim, dünya durdukça mücadeleye devam edecektir.”

Kaynakça:
Biyografi.net
Özgür Ansiklopedi

12 Temmuz 2009

ZİHİN KONTROLÜ

Zihin Kontrolü ve Beyniniz kontrol edilirse ne olur?Bu konu üzerinde TV.kanallarının birinde uzmanların konuşmaları dikkatimi çekti. Çok ilginç geldi ve bu konuları araştırmaya başladım. İlk önce fazla düşünmeye gerek yok, tabi ki bilinmedik güçlerin olabileceği, bazen de insanların bazı şeyleri engellemesi zor olacaktır diye kestirip atıyordum. Bu konuları çok boyutlu ve karmaşık buldum. Hakikaten bu dal üzerinde eğitim yapılması ve bu konulara ilgi duyulması gerekiyor. Günümüz de teknolojinin hızla geliştiği gerçektir. Bu gelişim olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da mevcuttur. Bu olumsuzluklardan en önemlisi maalesef insanların zihinlerinin kontrol altına alınabilmesidir.
ZİHİN KONTROLÜ NEDİR? Günümüzde psikotrop maddeler kullanılarak veya elektro-manyetik dalgalarla insan beynine etki edilebilmekte, düşünce ve davranışlar yönlendirilebilmektedir.
ZİHİNLERE HÜKMETMEK MÜMKÜN MÜ? Evet mümkün. Çok gelişmiş bilgisayarlar yardımıyla kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör…hallerinde beynin yaydığı radyasyon frekansları kaydediliyor daha sonra istenilen psikolojiye uygun frekanstaki elektromanyetik dalga dışarıdan gönderilerek elektromanyetik dalgalar sayesinde kişinin düşünceleri ve davranışları kontrol altına alınıyormuş. Ayrıca, bu elektromanyetik silahların beyin kontrolünden başka depremlere neden olabileceği, uçakları düşürebileceği de ifade edilmektedir. İnsanları kontrol etmenin verdiği iç gıcıklayıcı baskısı, bir de konunun esrarengiz olması zihin kontrolünü çekici kılmaktadır. Günümüzde insan zihni nasıl kontrol edilebilir? Peki ama niçin?Başta masum bir şekilde insana hizmet diye yola çıkılır (sağlık alanında)ve kısa sürede tehlikeli hale gelen ve fantezilere yol açan zihinlere hükmetmek fikri, soğuk savaş döneminde masumiyetini yitirir.Konu zihin olunca düşünülmesi gerekir.Bu gün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık dersiniz? Gün gelecek dünyaya hükmedebilmek için fikri, güçlü ülkeler karşı karşıya getirilecek ve milyonlarca dolarlık bütçeler harcanacak, gizli operasyonlara neden olacaktır. Asıl trajik olan ise bilim dalında buluşların insanlık dışı kullanımı olacaktır.Beyin yıkama yöntemleriyle istenilen insan tipini yaratıp isteklerini yaptıracak ve kontrol altına alarak halkının davranışlarını düzenleyecek kontrol teknolojisi oluşturulacaktır.Bundan böyle aynı teknolojiyle bilgiler kodlanacak ve insan hedeflerine yöneltilerek zihin harbi oluşturulacaktır.Artık zihin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır…Yani bu da bireysel hayatın gizliliğini ortadan kaldıracaktır. İnsan hakları ihlali göz göre göre yapılacaktır..Peki! günümüzde insan zihinleri nasıl etki altında?...En basit şekliyle gazete, kitap, radyo, televizyon ve hızına erişilemeyen internet aracılığıyla insanların zihinleri kontrol altına alınabiliyor.Biyolojik bir varlık olan insan çok kolay etki altında kalabiliyor.Bu nedenle günümüzde medyayı kimler daha iyi kullanıyorsa insanları da daha çok etki altında tutabiliyor demektir.
Maalesef günümüz dünyası kan gölüne dönmüş, insanlık dışı davranışlar sergilenir hale gelmiş, değerler kaybedilmiştir…Duyarsızlaşan toplumlar yaratılmaya çalışılmaktadır.Yani birileri duyarsız toplumlar, duyarsız bir dünya peşinde…Arkasından sömürge haline gelmiş ülkeler… İşte bunun için beyinlerimize hükmediliyor.Benim gelecekle ilgili kaygı ve endişelerim çok fazla peki ya sizin?.....

Nermin AYDINLI
13.07.2009

Son 7 Gün Sayfa Görünümü