Bu Blogda Ara

31 Aralık 2009

YENİ YIL

YENİ YIL

Yeni yıldan umutlumuyuz? 2009 yılı ülkemize, milletimize acı, keder ve üzüntü dolu bir yıl oldu. Belki kişilerin hayatında küçük de olsa güzellikler olmuştur ama genel anlamda hoş anılar bırakmadı hafızalarımızda. İşsizlik çığ gibi büyüdü. Yoksulluğun etkisiyle aile kavramı yok olmaya başladı. Kültür yozlaşması ise kafaları allak pullak etti. Eğitim sistemimiz ezberci, sağlık sistemimiz yok olmuş, adalet ise kafalarda soru işareti!... Ekonomimiz düzelmedi, sanayimiz ilerlemedi, tarım ve hayvancılık sektörü ise can çekişiyor. AB hayali bizi çıkmaz bir yola sürükledi. Demokratikleşme ve Açılım adı altında ülke birbirine girdi. Etnik ve mezhepsel ayrılık ULUS olma kavramını sekteye uğrattı. Bir tarafta suçlu oldukları kanıtlanmadan içerde tutulanlar, bir tarafta Türkiye Cumhuriyetine meydan okuyanlar, diğer tarafta ise aba altından sopa gösterilip susturulmaya çalışılanlar!...
Evet 2009 da Ölümler, zulümler, bölünmeler yaşadık. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavrayamaz olduk. Vatandaş ise ekmeği’nin peşinde. Ülke sorunları çığ olmuş irade ortada yok. ATATÜRK’ün mirası Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hain emelleri olanlar sinsi planlarını uygulamaya çalışıyor, işbirlikçileri ise ‘nerden nasıl nemalanabiliriz’ düşüncesi içinde. Türk ulusunun önem verdiği kurumlardan olan askeriyenin ‘darbe ve suikast’ iddialarıyla sarsıntıya uğratılması ise 2009 yılının son günlerinin en çarpıcı olayı!...
vs.
vs.
vs…………
İSTENEN:Toplumsal duyarsızlık (başarıyorlar mı acaba ne dersiniz???)
Evet 2009’u pek parlak geçirmedik.
Bakalım bize 2010 neler getirecek!...
Bütün umutsuzluklara rağmen HERKESİN YENİ YILINI KUTLAR SAĞLIKLI GÜZEL YARINLAR DİLERİM.

31.12.2009

Nermin AYDINLI

22 Aralık 2009

Gelin önce yaşadığımız sorunun adını koyalım

Gelin önce yaşadığımız sorunun adını koyalım


İbrahim ALİN

 Malumunuz yıllardır ülkemizin başının belası olan bir terör sorunumuz var. Bu uğurda birçok güvenlik görevlisi ve insanımız hayatını kaybetti. Nice ocaklara ateş düştü. Ülkemize getirdiği mali yükün 300 Milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor ki ben bunun daha da yukarılarda olduğunu düşünüyorum.


Terör sorunu nedeniyle girişimciler doğuda yatırım yapamıyor, turistik yerler turizme açılamıyor, madenler işletilemiyor, tarım ve hayvancılık kaynakları değerlendirilemiyor. Ülkeyi yönetenler dışarıda olup bitenlerle ilgilenmeleri gereken zaman ve emeğin büyük çoğunluğunu bu konuya ayırmak durumunda kalıyorlar.


Peki ülkemiz için bu kadar olumsuzluklar ihtiva eden sorun neden bunca zamandır çözülmedi ya da çözülemedi. Haftasonu bir haber programında konuşmacının birisi Diyarbakırlı eski bir milletvekili ya da belediye başkanına soruyor; isteyen Kürt vatandaşlar demokratik haklarını mı kullanamıyorlar? herhangi bir makama mı gelemiyorlar? ülke içinde seyahat mi edemiyorlar? Cevabı "HAYIR" olan bu ve benzeri soruları çoğaltmak çok kolay. Bu soruları yönelttikten sonra da diyor ki "peki o zaman sorun nedir?". Karşı taraf net bir şey söylemiyor söyleyemiyor.


Geçmişte devletin bazı yanlış politikalarından kaynaklanan hatalar olmuş olabilir. Hükümetler bu bölgeye yeterince kaynak aktarmamış olabilir. Devlet memurları sürgün amacıyla cezalandırılmak için o bölgelere gönderilmiş olabilir. Devleti temsil eden insanların yanlış uygulamaları olmuş olabilir. Ama bugün geldiğimiz nokta da durumun böyle olmadığını görüyoruz. Devlet bu bölgelerin kalkınması için son dönemlerde yoğun bir çaba içerisinde. Hatta buradaki vatandaşların batıdaki insanların yararlanamadıkları kadar devletin imkanlarından yararlanıldığını bile duyuyoruz. Kürtçe dilinde yayın serbestliği var, buradaki vatandaşlar da istedikleri partiye oy verip millet meclisinde kendilerini ifade edebiliyor.


Peki o zaman tüm bunlar yaşanırken neden hala burada sorun var? Neden hala terör faaliyetleri son bulmuş değil, neden hala bu bölgeden seçilen bazı milletvekilleri terörist başını referans gösteriyor? Neden hala sokak çatışmaları yaşanıyor? Demek ki hala ortada bir sorun var.


Pekala sorunun ne olduğu tanımlanmadan sorunu çözmek mümkün mü? Okullarda öğretmenlerimizin sıkça hatırlattığı bir şey vardır; soruyu anlamak çözmenin yarısıdır diye. Peki biz ülkemizde yaşanan sorunun adını koyabildik mi? Hayır. Hükümet bile yapacağı düzenlemeler için önce Kürt açılımı dedi sonra Demokrasi açılımı dedi. Demek ki hala kavram kargaşası ve sorunun adının konamayışı var.


Ben şua inanıyorum ki; Devletle çatışan güçler ya da odaklar net olarak ne istediklerini söyleseler ve yaşanan sorunun adı konup, tanımı yapılsa öyle ya da böyle çözüme çok daha kolay ulaşılabilir.


Çünkü bilmediğiniz adın koymadığınız bir sorunu çözmeyi de bilemezsiniz.


Saygılarımla

14 Aralık 2009

PKK=DTP

Türkiye arka arkaya şehitlerine ağlarken, öteki taraftan yasaklanacağını bile bile söylemlerini hırçınlaştıran, PKK’nın siyasal temsilcisi DTP’nin kapatılması kararı gündeme damgasını vurdu. Demokrasilerde partilerin kapatılması çözüm değil elbet.

Ancak; iş, aş sorunu dururken, resmen bölücülük, teröristlik yapılıyor ve yasa dışı örgütler destekleniyorsa bu tarz partilerin kapatılmasının doğru karar olduğunu düşünüyorum. Bu kararın siyasal mı, yoksa yargı darbesi mi diye tartışılması DTP’nin kapatılması kararını değiştirir mi?

Bu güne kadar Türkiye’de 26 parti kapatılmış. En son kapatılan, PKK terör örgütünün açık destekçisi DTP’nin siyasi çizgisi yaklaşık 20 yıl öncesine dayanıyor. 1989 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi gelenek ÖZEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP ile devam etmiştir. DTP’nin kapatılması başkanları Ahmet TÜRK’ün ve Aysel TUĞLUK ile birlikte 37 DTP’linin siyasi yasaklı olması diğerlerinin suçsuz oldukları anlamına mı geliyor?

Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan terör genel anlamıyla;” cebir ve şiddet kullanarak Anayasa da belirtilen cumhuriyetin niteliklerini ve düzenini değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım tam olarak PKK terör örgütünün eylemleri ile örtüşmüyor mu? PKK terör örgütünün hedefi Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü bozmak değil mi? Peki PKK’nın siyasal temsilcisi DTP değil mi?

Sert ve tehdit vari konuşmalar yapan diğer DTP’lilerin hızla yeni oluşum içinde olduklarını an ve an değiştirdikleri kararlardan açıkça anlaşılmaktayız. Sine-i millete gideceklerini söyleyen DTP’lilerin İmralı dan gelen talimat sonucun da Sine-i millet kararından vazgeçerek sadece meclis çalışmalarına katılmayacaklarını açıklamalarına ne demeli. Bu sözler ‘biz yine aynı çizgimizdeyiz bizleri meclisten atabiliyorsanız buyurun atın anlamına gelmiyor mu? Hasip KAPLAN Anayasa Mahkemesi’nin derhal kapatılması gerektiğini ve “Kim ki bizim kapatılmamızdan medet umuyor ise onlarla hesaplaşacaklarını söylüyor. Bu adamlar meclis kürsüsünde bölgelerinin ekonomik, sosyal sorunundan, halkın yoksulluğundan, ağaların nasıl bölge halkını sömürdüğünden ve bu sorunlara nasıl çareler bulunabileceğinden neden bahsetmiyorlar.

Yoksullaşan ve yoksunlaştırılan insanların kolayca kandırılabildiğini çok iyi bildikleri için çözüm yerine bu durumlarından nemalanmak işlerine geliyor çünkü…

Evet partiler bir ülkenin olmazsa olmazlarından. Halkın iradesini yansıtırlar ama bugün gelinen nokta hak temelli yaklaşım değil, birilerinin çizdiği istediği şekilde halkın yönlendirilmesidir. Ülkemiz bir kaos ve kargaşanın içine sürüklenip kendi değerlerini, kültürlerini ve yaşam felsefesini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal bilincimiz, ortak değerlerimiz yok edilmeye çalışılırken kavram kargaşası yaratılarak insanlar etnik ve mezhepsel bölünmeye sürüklenmektedir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bizim sorunumuzun Kürt,Türk, alevi, sünni vs.ler değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana son 30 yılda hazırları tükettiğimizi, taş üstüne taş koymadığımızı, devletçilik ilkesinden taviz verdiğimizi ve bu günde ATATÜRK, TÜRK, BAYRAK kavramlarını yok etmeye çalıştığımızı nasıl inkar edebiliriz?

Helen aymazlıkları devam eden, vatan hainlerine, onların işbirlikçilerine bir kez daha sesleniyorum;

Bizim sorunumuz KÜRT-TÜRK sorunu değildir.
Bizim sorunumuz ATATÜRK ilke ve devrimlerinden taviz verilmesi sorunudur.
Ulusal kimliğimizin yok edilmesi sorunudur.
Bağımsızlığımızın sekteye uğratılması sorunudur.
Halkımızın yoksulluğudur, yoksulluğun rant kapısı olarak görülmesidir…

Kurtuluş savaşında hiç kimse etnik ve mezhepsel sınıflandırılma yapılarak savaşmamıştır. Bu ülke birlikle kurulmuş, aynı dava için mücadele verilmiş ve bu günde Vatanın bölünmez bütünlüğü için canını veren Mehmetçiklerimiz hangi etnik ve mezhepsel kökenden diye sorgulanıp üzülünmemiştir.

Bu coğrafyada asırlardır kardeşçe yaşanmış, bundan sonra da yaşanmaya devam edilecektir.

Bu vatan hepimizin.

Vatanını seven herkesin ortak paydası Türkiye Cumhuriyetidir. Asırlardır Türk milleti hür yaşamış ve bundan sonra da bağımsızlığından ve bölünmez bütünlüğünden asla taviz vermeyecektir!...

“Arzumuz dışarıda bağımsız, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliğimizi korumaktan ibarettir. Mustafa Kemal ATATÜRK,

14.11.2009
Nermin AYDINLI

10 Aralık 2009

Yakına Düşen Bomba












İstanbul`da kenar mahallede bir kahvehanede, bir kaç günlük sakalıyla sert bir görüntü veren adam, televizyona doğru ellerini sallayarak sert sert konuştu.
-İşte böyle yapacaksın ki, zenginler de rahat oturamasın.
Yakınındaki düzgün giyimli adam cevap verdi;
-Olmaz böyle şey, masum insanların arabasını yakmayla hak aranmaz.
-Yok ya, nasıl aranırmış, çok bilmiş gazetecimiz.
-Sen başkasına haksızlık yapıyorsan, `Bana haksızlık yapılıyor` diye bağırma hakkın kalmaz.
Sert görünüşlü adam,çevresindekilere `Şunun söylediğine bakın` der gibi yine ellerini kollarını sallayarak dalga geçer bir halde güldü. Kısa bir süre susup televizyona baktı. Sonra çevresindekilerin dikkatinin kendilerinden uzaklaştığını fark edince, gazeteci gence döndü, alçak sesle;
-Bana bak, `gazetecisin, gün gelir işe yararsın` diye sana dokunmuyorsak, bu her zaman böyle olacak demek değildir. Kendine dikkat et! .
Gazeteci korkmadığını göstermek ister gibiydi ama yine de sesindeki endişe belli oluyordu;
-Ne var ki sözlerimde, hem bana ne yapabilirsin ki?
-Dağa örgüte bir sürü aileden giden var, senin ailenden yok...Henüz yok. İster misin senin de kız kardeşini gönderelim !
Gazeteci genç ayağa kalktı;
-Bana bak Selo, gencecik çocukları kandırıp arabaları yaktıranların içinde senin de olduğunu biliyorum. Şansını daha fazla zorlama.
Yanındaki arkadaşına döndü;
-Yürü Mehmet, gidelim. Bir saate kadar gazetede olmamız gerekiyor.
Selo dediği, Selahattin arkalarından seslendi;
-Memet, sen ona fazla takılma, onun yolu yanlış, heh heh he !
Mehmet;
-Ben gideceğim yolu iyi bilirim Sülo. Ama bir yanlışın var, iyi düşün ateş düştüğü yeri yakmazmış aslında, çevresini de yakar.
-De git la, sen de yanındakinin ağzıyla konuşuyon. Sizden adam olmaz oğlum. Gör bak, siz olduğunuz yerde sayarken biz nerelere geleceğiz.
Çok sevdiği şekilde yine elini kolunu salladı, sonra İlerdeki bir kaç gence doğru seslendi;
-Şiişt..hoop... bana iki bira kapın da gelin biriniz. (Sonra sesini alçaltarak) Sonra da toplanın, akşama iş var.
**** **** ****
Genç gazeteci aynı kahvehaneye girdi. Yüzü asık Tv’deki habere bakarak bir sandalye çekti. Selahattin de haberleri seyrediyordu, onun geldiğini görünce ;
-Ooo, Fırat bey gelmiş. Naber gazeteci.
-Selamünaleyküm.
-Bırak şimdi selamı filan, görmüyon mu, bira içiyoz ! Eeee haberlerde ne var ne yok gazeteci…
-Haberleri seyrediyorsun ya işte.
-Bakıyom bakıyom bir haber yok ki.
-Anlaşılan sen Ümraniye`den, Beyoğlu`ndan bir haber bekliyorsun.
Selahattin dişlerini göstererek güldü;
-Nerden anladın ?
-Şimdi anlıyorum, niye güldüğünü. Az önce gelirken Mehmet’in telefonu çaldı, “Kameranı kap koş, Ümraniye ve Beyoğlu`nda araba yakmışlar. Hangisine yakınsan oraya koş” demişler. Bunları bana söyleyip, aceleyle gitti.
-Hayda…, bak şu işe. Haberlere yetişmemiş bir olay olduğu nasıl da içime doğmuş.
-Bir daha gençlere söyle de, daha erken yapsınlar bu pisliklerini.
-Hoop, orda dur öyle konuşma bakalım.
-Vatandaşın biri çıkar da arabasını yakanlara ateş ederse ne olacak. Dünkü görüntülerden tanıdım, Celal, Zeki, Murat da vardı. Eminim onları sen gönderiyorsun.
-Hepsini değil canım, günahımı alıyorsun.
-Yıllardır aynı mahalledeyiz, hepsinin annesini babasını tanıyoruz. Birisi vurulsa, annesi babası yakana yapışsa, “Sen ne namussuzmuşsun, çocuğumuzu ülkesine hain yaptın, sonunda senin yüzünden vuruldu” derse, ne yapacaksın.
-Bana ne ya… çocuklarına sahip çıksalardı. Ben onlara hep diyorum, “tabanca çeken olursa hemen kaçın” diye
-Yanlış yoldasın Selo, sen yanlışta olduğun gibi gençleri de yakacan. Çok can yanar, dur artık, dur.
-Aha da işte tam burda duruyorum.
O sırada Fırat’ın telefonu çaldı, arayan Mehmet’ti. Fırat, Mehmet’le konuştukça suratı asıldı. Telefonu kapatıp Selahattin’e döndü. Selahattin biraz merakla da olsa, daha çok dalga geçerek sordu;
-Ne oldu, suratın asıldı. Bu kez fazla mı araba yakmışlar, ona mı canın sıkıldı.
Fırat ağır ağır konuştu;
-Araba için değil, giden can için yüzüm asıldı.
Selahattin, yamuk oturduğu sandalyesinde doğruldu, ciddi bir ifade takınmaya çalıştı;
-Bizim gençlerden biri mi yaralanmış?
-Hayır, daha kötü.
-Şom ağızlı, sen konuştun böyle oldu bak. Ölmüş mü gençlerden biri, Murat mı, Celal mi ? Söylesene be adam.
-Hayır, kundaklanan, molotoflarla yakılan arabalardan birinde ölen olmuş.
Selahattin şöyle bir ‘Oh…!’ çekti ;
-Öyle söylesene. Şom ağzın yüzünden, bizimkilerden biri ölmüş sandım. `Lan !` dedim, ` Annesi-babası gelirse ne diyecem`, diye düşünmeye başlamıştım be.
-Ölen de bizim oralardan, güneydoğulu.
-Hadi ya… Napalım canım, hedefe varmak için, bu ülkeden toprak koparmak için, dağdakilere destek olmak için can da verilir, böyle arada kurban gidenler de olur.
Fırat ağır ağır konuşmaya devam ediyordu.
-Ölen bir bebekmiş.
-Hımm ?
-Bayram ziyaretine gitmişler, ara yolda birine de ayak üstü uğramışlar.
-Niye bu kadar ayrıntılı anlatıyorsun, nerden biliyorsun ?
-Çocuğu ölenleri Mehmet tanıyormuş, ayrıntısıyla öğrenmiş olayı.
-Kesin ben de tanıyorumdur değil mi? Ne diyorsan çabuk de artık, sinirlenmeye başlıyorum.
-Akrabalarından dönerken, ayak üstü bir tanıdıklarıyla da bayramlaşıp çıkacaklarmış, bu nedenle arabada uyuyan bebeklerini çıkarmamışlar. Senin gençler de onlar apartmandayken dalmış sokağa, başlamışlar molotoflarla arabaları yakmaya... Bebek feryatlarını duyunca da kaçmışlar.
-Kim oğlum, kim kim. Ha birine benden bahsedersen leşini sererim , bak şakam yoktur (Silahını göstererek) Ben yanarsam, yakarım seni de.
-Bu saatten sonra kimseye bahsetmem zaten…. Bebeğin annesi-babası ablanla enişten.
Gazeteci gözündeki yaşlarla dönüp kahveden çıkarken, arkasında şimdiye kadar duymadığı şiddette bir çığlık, feryat kahvehanede çınlıyordu.

Ahmet Ünal ÇAM Yazılış : 25-12-2007 16:10


8 Aralık 2009

Terörün Bitmesi İçin Kürtler Ne Yapıyor?

Terörün Bitmesi İçin Kürtler Ne Yapıyor?

İbrahim ALİN


Maalesef dün yine Tokat'ta kurulan hain pusu da yedi vatan evladının şehit olduğu haberini seyrettik televizyondan. Muhtemelen birçok insanın düşündüğü gibi son günlerde meydana gelen sokak olayları ve bu hain saldırıdan sonra benim de aklıma bu olayların demokratik açılımı baltalamak isteyenler tarafından çıkarıldığı geldi. Ayrıca Başbakan Erdoğan'ın Amerika'ya giderken yaptığı açıklamalarda bu olaylarda etkili olmuş olabilir.

Ülkemiz zor ve sancılı bir süreçten geçmektedir. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen olaylar cereyan etmektedir. Hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme konularında önemli adımlar atılmaktadır. Emekli kuvvet komutanlarının bile hukuktan üstün olmadıklarını sonunda görebildik. O kadar direnmesine rağmen sonunda Sn Baykal bile kimsenin hukuk karşısında ayrıcalıklı olamayacağını ifade etti. Gerçi Sn Baykal'a göre bu ayrıcalıksız olma rektör ve gazetecileri de kapsıyor mu orası hala şüpheli ama yaptığı açıklama da kendisi için bir gelişme nihayetinde.

Türkiye tüm bu süreçleri yaşarken meydana gelen sokak olayları ve hain saldırılar maalesef hepimizi üzmektedir. Muhtemelen yaşanan bu ve benzeri olaylar hükümet ve yetkilileri tarafından tahmin edilmiştir diye düşünüyorum. Çünkü devlet terörün bitmesi için bazı ciddi adımlar atıyor ve bundan da terör örgütü rahatsız oluyor.

Aslında yaşanan olaylar, demokratik açılım sürecinden terör örgütünün rahatsız olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Terör örgütü devletin kararlı duruşu karşısında panikledi, kendi sonunun geleceğinden korkmaya başladı ve bu tip kalleşçe eylemlere başvurmaya başladı. Eğer demokratik açılımın içinin boş olduğunu düşünse, kendisine bir zarar veremeyeceğini düşünse bu tip saldırılara kalkışmazdı zannediyorum.

Ülkemizin geçtiği bu zor ve sancılı süreçten en az zararla çıkılabilmesi için toplumun değişik kesimleri de ellerini taşın altına koymalıdır. Hükümet, siyasiler, TSK, vb nin yanı sıra kürt vatandaşlarımıza da büyük görevler düşmektedir.

Ülkesine, vatanına bağlı Kürt vatandaşların da yaşananlar karşısında çok da seslerinin çıktığını zannetmiyorum ya da ben duymuyorum. Özellikle DTP'nin İmralıyı referans göstermesinden sonra  zannetmiyorum ki DTP genel olarak bölge halkını temsil etmektedir.

Peki ama bölgede DTP gibi düşünmeyen insanlar yaşanan acı olayların bitmesi ve ülkemizin daha iyi bir geleceğe doğru gitmesi için ne yapmaktadırlar? Eğer ülkemiz bu sancılı süreçten geçerken siz sesinizi çıkarmadan oturursanız o zaman sizin adınıza sizin gibi düşünmeyen birileri çıkar ve sizin adınıza da konuşur. Ancak yaşananların faturasını sadece sizi adınıza konuşanlar değil bu ülkede yaşayan herkes öder. Bu faturayı ödememek için Çanakkale de olduğu gibi Kürt-Türk demeden ülkemizin geçtiği zor süreçte elele vermemiz gerekmektedir. Küçük ayrıntılara takılıp kalmamalıyız.

Öncelikle ülkemizin başına musallat olan şu terör lanetinden kurtulalım ve varsa sorunlar oturup konuşarak çözelim.

TÜRKİYE ŞEHİTLERİNE AĞLIYOR


Obama Kürt açılımına methiyeler düzerken yine göz yaşı, yine evlere düşen ateş…Yine analar, babalar ve sevdikleri ağladı.Tokat’ta devriye gezerken açılan ateş sonucu şehit olan Fatih, Onur, Cengiz, Ferit, Harun, Kemal, Yakup 7 askerimiz…
Demokratikleşme çerçevesinde Kürtlere özerklik istenmesinin sonuçları…Yine şehit, yine göz yaşı!... İmralı’dakinin günlerini huzurlu ve mutlu geçirmesini isteyen ve Öcalan sorunu Kürtlerin sorunudur diyen belediye başkanları ve milletvekilleri ekranlara çıkıp millete aba altından sopa gösteriyorlar.

Türkiye 7 şehidine ağlıyor ve vatan hainleri sinsi planlarını uygulamaya devam ediyor. Günlerdir dağdan inen vatan hainleri şehirlerde boy gösteriyor. Onlar isteklerinin İmralı’daki olduğunu açıkça dile getirmekten çekinmiyor. Hala anlayamadığım bu adam suçlu ve cezasını çekmek zorunda değil mi?
Diğer mahkumlardan neden farklı davranılması gerekiyor?
Bu vatan haini, bu 30 bin kişinin katili değil mi?
Yandaşları böyle istiyor diye bu müsamaha neden?

Evet askerlik yan gelip yatma yeri değil sayın başbakan. Vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen gencecik fidanlarımızı, şehitlerimizi görüyorsunuz. Türkiye ağlıyor… Sizin çözümsüzlüğünüz sonucunda da ağlamaya devam edecek… DTP eş başkanı Türk bugün; demokrasi bedel istiyorsa, yürek istiyorsa biz her şeye hazırız diyor. Biz de hazırız,bunu bu zamana kadar ödediğimiz bedellerden anlamanız lazımdı oysa.Yazıklar olsun size,zihniyetinize. Bu oyun böyle devam etmez, etmemeli…

08.12.2009
Nermin AYDINLI

3 Aralık 2009

DAĞDAN İNDİM ŞEHİRE

Ülkemizde gündemin hızla değiştiğini hep söylüyoruz. Gündemin hızına nedense erişilemiyor. Sağ olsun siyasilerimizde bu konuda çok becerikliler. Ağızlarından çıkan her söz olay oluyor ve günlerce medyada yer alıyor. Acaba ülkemiz de ne zaman sakin ve sessiz bir şekilde temel sorunlar çözüme kavuşabilecek merak ediyorum? Evet, arap saçına dönen demokratikleşme, açılım vs derken yıllardır ülkemizin üzerine çöreklenen PKK terörü yine gündem de.Yıllardır dağda siyasallaşma adı altın bizlere kan kusturan PKK’yı meclise taşımamızla birlikte bu isteklerinin ilk aşamasını tamamlamış bulunuyorlar.Şimdi sıra işbirlikçileriyle birlikte şehre inip, isteklerini hayata geçirmeye geldi. İmralı’dakinin planları bir bir uygulanıyor. Haydi gözümüz aydın hainler artık şehirde!...Analar ağlamayacakmış,
barış gelecekmiş. İzleyelim görelim!… Görünen köy de ne kılavuz ister ne de zaman aslında değil mi?

Şehir’e inmesine indilerde ya sonrası?...Bayramla birlikte PKK yandaşları Türkiye’nin dört bir yanında şov yapmaya başladılar. Üstelik çocukları kullanmaları ne acı…

Aldıkları emirleri uygulamaya geçiren Kandil den inenler kahraman edasıyla toplantılar ve basın açıklamaları yapıyor. Bu açıklamaları ne sıfatla yaptıklarını merak ediyorum? Bu olaylar ağır tahrik değil de nedir? PKK’nın siyasal temsilcisi olan DTP’lilerin açıklamaları tahrik edici ve tehdit edici değildir de nedir? Neymiş bütün bu olaylar İmralı’da yatan içinmiş. Katilin cezaevi koşullarının iyi olmadığını, İmralı’ya yapılan tavrın bütün Kürtlere yapıldığını, yani olmazsa olmazlarımızdan biri Öcalan diye bahseden bir parti bölücülük yapmıyor da ne yapıyor? Bu çocuk oyuncağı değil, herkes ayağını yere sağlam basmalı ve olaylar öyle değerlendirilmeli. PKK’nın provakasyonları devam ederde sonuç ne olur hiç düşündük mü? Bunlar korku terörünü uygulamaya bir bir geçiriyorlar. Taktik yanlış iyi düşünsünler sonuçlarını.

Zorbalıkla hiçbir şeyin halledilmeyeceğini çok iyi bilmeleri lazım. Yıllardır başımızın belası olan terörün şehirlerde olması etki-tepkiyi yaratacaktır. Bu da kaos, kargaşa ve ülkenin Ortadoğu ülkelerine dönmesi demektir maalesef. Lütfen akıllı olalım, adımlarımızı ona göre atalım. Bu mesele demokratikleşme deyip geçiştirilecek bir mesele değil. Vatan hainlerinin ve sinsi plan uygulayıcılarının tuzağına düşmeyelim. Özellikle devleti yönetenlerin ve karar uygulayıcılarının vatanın bölünmez bütünlüğünü, ulus olma özelliğini, vatandaşının da her türlü haklarını korumak ve gözetmek zorunda olduklarını unutmaması gerektiğini bilelim. Bu vatanın kolay kurulmadığını defalarca, her yerde anlatalım. Demokratikleşme adı altında, şehitlerimize, Atamıza, vatanımıza yapılan ve yapılacak olan ihaneti asla ve asla Türk Ulusu olarak kabul etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatalım.

03.11.2009
Nermin AYDINLI

2 Aralık 2009

TRAFİK KATLİAMI

Kimimiz hüzünlü, kimimiz neşeli bir kurban bayramını daha geride bıraktık. Her bayram yaşanan adeta kanıksadığımız trafik kazasında yine onlarca kurban verildi. Arife ve 4 günlük kurban bayramı boyunca yurt genelinde meydana gelen trafik kazalarında 82 ölü,481 yaralının olması kaçımızın dikkatini çekti? “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü ne kadar doğru söylenmiş değil mi? Sadece bayramlarda değil diğer günlerde de kader diye geçtiğimiz trafik kazaları maalesef onlarca can almaktadır. Ülkemizde her saat 27 trafik kazasının olduğunu ve bu kazalarda günde 5-20 kişinin hayatını kaybettiğini, 200 kişinin de yaralandığını, ortalama her yıl 5-6 bin kişinin öldüğünü ve 100-200 bin kişinin de yaralandığını biliyormuyduk? Bu trafik katliamı değil de nedir sizce?..

Kaza sonunda hep suçlu aranır ama nedense derinlemesine inceleme yapılmaz. Araç ve sürücü sayısındaki artış, ehliyet alınmasının kolay olması ve sürücülerin aşırı hızlı araba kullanmaları sonucu, trafik de alınan önlemler de yetersiz kalmaktadır.

Ayrıca ehliyetsiz sürücüleri de (bilhassa yaşı 18 den küçük olanlar)unutmamak gerekir. Trafik kazalarının sebepleri çoktur ama, trafik kazalarının oluşmasında en önemli etmenin insanın olduğu aşağıdaki verilerle ortaya konmaktadır.

-İnsan faktörü %66
-Sürücü % 27
-Yolcu %1
-Araç Faktörü %5
-Yol faktörü %1

İnsan faktörüne bağlı trafik kazalarının nedenlerine gelince;-Acemicilik
-Dikkatsizlik
-Uykusuzluk
-Hatalı sollama
-Aşırı hız
-Fazla yük taşımak
-Alkollü araç kullanmak
-Bazı ilaçları kullandıktan sonra araç kullanmak
-Trafik kurallarını dikkate almamak
-Rutin araç bakımlarını yaptırmamak…

Trafik kazalarından korunma yolları;

-Alkollü araç kullanmayınız
-Emniyet kemerinizi mutlaka takınız
-Araç kullanırken dikkatinizi dağıtmayınız
-Hız limitine dikkat ediniz
-Far ayarlarınızı kontrol ediniz
-Tehlikeli sürüş ve yakın takipten kaçınınız
-Bisiklet ve motosiklet kullanırken kaskınızı takınız
-Karşıdan karşıya geçerken geçiş kurallarına ve ışıklara riayet ediniz
-Kavşaklarda durunuz, tehlikeli yerlerde sollama yapmayınız
-Acelecilikten kaçınınız
-Trafikte dikkatli ve hoşgörülü olunuz.

Bütün bu uyarıların bizler için olduğunu lütfen unutmayalım.Herkese kazasız, belasız günler dileğiyle….

01.11.2009
Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü