Bu Blogda Ara

3 Mart 2010

TÜRKİYENİN AVRUPA BİRLİĞİ YOLUNDAKİ KIBRIS KARTI…

TÜRKİYENİN AVRUPA BİRLİĞİ YOLUNDAKİ KIBRIS KARTI…

Elveda TANIK
etanik@egm.gov.tr. 20.10.2010


KIBRIS; Akdeniz deki yavru vatanımız. Anavatana, o kadar yakın ki, sadece 65 kilometre. Elimi uzatsam, hemen avucumun içinde, seslensem sesim duyulacak gibi… Sanki Türkî yenin 82. Vilayeti. Oradaki kuş seslerini, şırıl şırıl akan su sesini, hafif esen bir rüzgârı bile duyar gibiyim. Orada soydaşlarımız, yani Türkler yaşar. Rumlar da yaşar. Ama Rumlar bir türlü rahat durmaz. Bazı Devletlerinde desteğini alarak orada yaşayan Türklere rahat huzur vermezler. Kanlı eylemler yaparlar. İnsanların üzerine benzin döküp diri diri yakarlar. Türkleri adadan çıkartmak için ellerinden ne gelirse yaparlar. Ama nafile! Kıbrıs Türkleri onlara pabuç bırakacak kadar korkak değil… Şöyle bir geçmişe dönüp baktığımızda, yapılan tüm kanlı saldırılara karşı yaptıkları direnişi dünyada takdir etmeyecek bir milleti göremiyorum…

Burada şunu da belirteyim ki, Kıbrıs Türkleri hiçbir zaman yalnız değildir. Arkalarında 70 milyon nüfuslu, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır. Onlara bir zarar gelmemesi için gözümüz kulağımız hep onların üzerindedir. Askere giden her Türk vatandaşı, yemin merasiminde “ VAZİFEMİZ KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNİ SONSUZA DEK YAŞATMAKTIR.” Diye de yemin etmektedir…

Kıbrıs üzerindeki hassasiyetimizi bilmeyen yoktur. Buna rağmen; Bir de bakıyorsun! Ne görüyorsun? Neler görmüyoruz ki. Geçenlerde, AB Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nin Türkiye Raportörünün hazırladığı, Türkiye’ye ilişkin karar tasarısını onayladı. Onaylanan raporda ne yazıyordu biliyor musunuz? Bunu bilmeyen mi var? Sağır sultan bile duydu. Ama ben yinede yazmak istiyorum. Raporda “Türk Askerinin Kıbrıs’tan derhal çekilmeye başlaması, Maraş’ında Rumlara geri verilmesi.” Yazıyordu. Hani, Kurdun önünde uluyan kuzular misali, ulumaya devam etsinler…

Emekli Büyükelçi H Fahri ALAÇAM’IN, Türk askerinin Kıbrıs’a ayak basması ile ilgili 10 Mart 2005 tarihinde yazmış olduğu “ACHESON PLANI” başlıklı makalesini sizlerle paylaşmak istedim… Söz konusu makale;

“Hatırlanacağı üzere 1964 yılı ortalarında, Amerika Birleşik Devletleri Kıbrıs sorununun çözümü için “ACHESON PLANI” diye anılan bir arabuluculuk girişiminde bulunmuştur.
Bunda, Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’nün 1964 yılının ilkbaharında Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs Türklerine yönelik yeni bir hücumu halinde Türkiye’nin müdahale etmek durumunda kalacağını bildiren mesajına Başbakan Johnson’un verdiği cevabın önemli rolü olmuştur. “Johnson mektubu” diye bilinen bu cevabında Başkan Johnson, Türkiye’nin muhtemel bir Kıbrıs harekâtı sırasında ABD’den aldığı silahları kullanamayacağı gibi, böyle bir harekâtın Sovyetler Birliği’nin müdahalesine yol açması halinde NATO üyelerinin Türkiye’yi Sovyetlere karşı korumak mecburiyetinde olup olmadıklarını inceleme şansının kalmayacağını bildirmiştir. Hem Kıbrıs sorununda hem de Türkiye-ABD ilişkilerinde ciddi bir krize yol açan bu mektup, NATO çerçevesindeki ABD yüklenimleri hakkında tereddüt uyandırıcı bir nitelik taşımaktan başka, Türkiye’de ABD’ye duyulan inanırlık bahsinde ciddi şüphelerin doğmasına ve bunun sonucu olarak Türkiye’nin kendi güvenliği açısından daha gerçekçi değerlendirmeler yapmasına yol açmıştır.
İşte, başkan Johnson, mektubunun Türkiye’de yarattığı bu olumsuz havayı gidermek amacı ile Birleşmiş Milletler arabulucusunun himayesinde ABD eski Dışişleri Bakanlarından Dean Acheson ile Türk temsilcilerin Cenevre’de buluşmalarını ve Acheson’un Kıbrıs konusunda ortaya atacağı önerileri görüşmelerini teklif etmiştir.
Türkiye görüşme önerisini kabil etmiş ve eski Başbakanlardan rahmetli Nihat Erim ile Orgeneral o tarihte tuğgeneral Turgut Sunalp Cenevre’ye gelmişlerdir. Heyete Birleşmiş Milletler Avrupa Ofisi neshindeki Daimi Delege sıfatı ile ben de dâhil edilmiştim.
“ACHESON PLANI” diye adlandırılan öneriler iki aşamalı olmuştur. İlk aşamada, plan, Meis Adasının Türkiye’ye iadesini, Kıbrıs’ta iki Türk Kantonu kurulmasını ve Türkiye’ye adanın kuzeyindeki Karpas yarımadasında askeri üs verilmesini ve bunların karşılığında Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını öngörmekte idi. Heyetimiz Ankara ve özellikle zamanın Başbakanı Sayın İsmet İnönü ile gerekli temasları yaptıktan sonra bu öneriyi kabul ettiğimizi Acheson’a bildirdi. Fakat plan, “ÇİFTE ENOSİS” anlamına geldiği ileri sürülerek Yunanistan ve Makarios tarafından reddedildi.
Bunun üzerine, Acheson, planının ikinci aşamasını yürürlüğe koyarak, ilk teklifinde Türkiye’ye verilmesini önerdiği Karpas yarımadasının 50 yıl süre ile kiralanmasını ileri sürdü.
İşte bu ikinci öneridir ki, Türk Heyeti ile Başbakan İnönü arasında görüş ayrılığına neden olmuştur. Heyet Başkanı Nihat Erim ve Orgeneral Sunalp, gerekçelerini de ileri sürerek, önerinin reddini hükümete önermişlerdir. Ertesi gün Başbakan İnönü imzası ile gelen telgrafta önerinin aynen kabul edilmesi heyetten istenmiştir. Bu cevaptan fevkalade rahatsız olan Erim, Bizzat Başbakan ile telefonda görüşerek Ankara’ya gelmeyi önermiştir. İnönü’nün olumlu cevabı üzerine bir günlüğüne Ankara’ya giden ve Başbakan İnönü ile görüşen Nihat Erim, döndüğünde, Başbakanın kendisine “Önemli olan verilecek üssün devamlı ya da süreli ve kiralık olması değildir. Önemli olan, Türk askerinin barışçı yollardan ve zayiat vermeden adaya ayak basmasıdır. Bu husus sağlandıktan sonra Türkiye’nin rızası olmadan hiçbir çözüm adada uygulanamaz ve Türkiye kendisi karar almadan askeri oradan çıkarılamaz. Bu nedenlerle öneriyi kabul etmemiz lehimizdedir. Ümit edelim ki, Yunanlılar ve Kıbrıslı Rumlar da kabul etsinler” dediğini nakletti ve bizlerin de bu görüşe katılacağından emin olduğunu sözlerine ekledi. Sayın Erim İnönü’nün yaklaşımını zaten kabul etmişti. Orgeneral Sunalp da olumlu tutum aldı.
Ertesi günkü toplantıda olumlu cevabımız Acheson’a bildirildi. Fakat beklendiği gibi, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar ret cevabı verdiler. Herhalde onlar da durumu bizim gibi değerlendirmişlerdi.
Bu nedenle toplantıdan olumlu bir sonuç alınamadı. Ancak, bu olay bana, büyük devlet adamı rahmetli İsmet İnönü’nün dış politikada uzağı görme becerisinin ve büyük devlet adamlığı vasfına dolaylı da olsa şahsen tanık olma olanağını sağladı ve bundan büyük bir kıvanç duydum.”

Evet, görüyorsunuz. Önemli olan ufku değil, ufkun gerisini de görmektir. O zamanki dış politikamızda verilen kararların bugünlere yansımasının başarılarını görmemek mümkün değil… Kıbrıs tan askeri çekmek orayı Rumlara vermek anlamına gelir. Geçmişteki Büyük Devlet Adamlarımız gibi şu anda da Dış Politikada başarılı büyük Devlet adamlarımızın, uluyan kuzulara meydan vermeyeceği her kes tarafından bilinmektedir. Bir ana, hiç yavrusundan vazgeçer mi? Nasıl vazgeçsin? Yavrusu kanıdır, canıdır, aldığı soluktur, yediği yemektir, içtiği sudur, hayatıdır. Yavrusuz hayat olur mu hiç? Onsuz yaşanır mı? Nasıl ki bir ana canını verir, ama yavrusun undan vazgeçmez ise Kıbrıs’ ta bizim asla vazgeçemeyeceğimiz bir parçamızdır… 20.Şubat 2010

Elveda TANIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Son 7 Gün Sayfa Görünümü