Bu Blogda Ara

31 Ağustos 2011

BAYRAM BENİM NEYİME!!!

Yine göz yaşı, yine kan!!!
Bayram benim neyime…
Analar ağlıyor,
Yar ‘kara bahtım, kör talihim’ diye feryat ediyor.
Yine göz yaşı, yine kan!!!
Bayram benim neyime…
Dört bir yanda şehit cenazeleri,
Bir yanda insanlığını yitirmiş hainler ve onlara çanak tutanlar.
Bir yanda ise sivilleşmenin sevinci ile başkomutanlık zaferi!!!
En acısı “Canım, kanım, aldığım nefesim” diyen annenin dizeleri…
Bayram benim neyime…
Yine göz yaşı, yine kan!!!
Bir gazetenin yazdığı gibi:
Ne Zafer’in
Ne Şeker’in
Tadı kaldı…
Ülkem kan ağlıyor, yaşam anlamsız…
Bayram benim neyime,
Kan damlar yüreğime…
Gözlerden akan kana rağmen “Vatan sağ olsun” diyen asker millet geleneğinden gelen bu Ulusun karşısında Vatanın Kutsallığı tartışılamaz bile…
Türkiye Cumhuriyeti, başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, silah arkadaşlarının yani kısaca Türk ordusunun Türk Ulusuna armağanıdır.
Bu nedenle; Başkomutanlık meydan savaşının kazanılmasının 89.yıldönümünde Ulusal Kurtuluş savaşında ve günümüz vatan savunmasında şehit olan bütün kahramanlarımıza ve gazilerimize her zaman minnet ve şükran duyacağız.


Bu Vatan Kimin


“Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır…


İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir…


Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu VATAN,
Can verme sırrına erenlerindir…


Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil
Topun namlusundan görenlerindir”….diyen Şair Orhan Şaik GÖKYAY’ın dizeleri sözün bittiği yerdir…

30.08.2011

Nermin AYDINLI

20 Ağustos 2011

LANET OLSUN!!!!!!!!!!

Ardı arkası kesilmeyen şehit haberleri ile Türkiye sarsıntı üzerine sarsıntı yaşıyor. Yüreğimiz kan ağlıyor. Anaların, babaların, çocuklar ın, eşlerin feryatları dağları taşları deliyor. Maalesef ateş düştüğü yeri yakıyor

Lanet olsun!

Bir tarafta gencecik bedenler bir bir kara topraklara verilirken, bir tarafta terörün bitirilmesi üzerine laf kalabalığı yapılıyor. “Mübarek ayda kan dökülmez” deniyor. Peki! Katiller, caniler, vatan hainleri kutsal ay diye bekliyor mu ki de, bu neyin sabrı! aklım almıyor.. İnsanlığımdan şüphe eder oldum. Böyle bir söz neye istinaden söylendi ve neyin sabrı… Oysa ki; islam dini fitne ve anarşiyi şiddetle men eder. İslam dininde teröre hiçbir şekilde yer yoktur.

Bu kadar esneklik, bu kadar tolerans neyin nesi, yoksa bunların emellerine ulaşması mı beklenecek? Ya da Amerika mı izin verecek?

Lanet olsun!

Törör amacına ulaşmak için her yola başvuruyor. Savunucuları, yandaşları, akbabalar, leş kargaları ise pusuda... Bir bir fidanlar toprağa verilirken bayram havasındalar. Terör sorunu olmadığı, demokrasi sorunu olduğu hala söyleniyor. Eğer böyle gelecekse istemez gelmesin güzel ülkeme böyle demokrasi.

Demokrasinin Kürt açılımı olduğunu eğer öğrenmişseniz çok geç kaldınız çok!!!

Analar ağlamasın deniliyor, maalesef anaların gözlerinden kan akıyor kan… Vatanına öyle bağlılar ki yüreklerine taş basıyor ve “Vatan sağ olsun” diyor. Vay, vay ülkemin güzel insanları, sabır taşının kalmaması böylemidir ki şehit haberlerinin ardı arkası kesilmiyor.

Ordu bir milletin varlığıdır. Gücüdür. Türk Milletinin en değerli saydığı Türk Ordusunu serbest bırakın da onlar işlerini yapsın.

Çok geç kaldınız çok! F’16’lar Kandili vuruyor. Ama; Aslan gibi vatan evlatları vatan uğruna can veriyor.

Çok geç kaldınız çok! Sabırlar çok önce taşmalıydı…

İçimden o kadar çok şeyleri yazmak geçiyor ki, her neyse...

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı bütün varı mı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”(M.Akif ERSOY)

Nermin AYDINLI


Aziz şehitlerimiz Türk Ulusu sizinle daima gurur duyacak, bıraktığınız yerde nöbeti devralacaktır. Ruhunuz şad olsun.

8 Ağustos 2011

OSMANLICA

OSMANLICA…
Elveda TANIK 18.05.2011
etanik@egm.gov.tr

.
Hani bazen karşımıza bilmediğimiz bir dille yazılan bir yazı çıkar ya, aman sende der, şöyle göz ucuyla bir bakar geçeriz. İçeriğinde ne vardır? Bu nedir diye hiç merak etmeyiz. Osmanlıcada öyle, onu da hiç merak etmeyiz. Ne kadar yanlış, ne kadar üzücü değimli? Osmanlıca, Arap harfleri ile yazılan, Türkçe, Arapça ve Farsçanın karışımı bir yazı dilidir. Asırlarca kullandığımız bu yazı diline ne kadar yabancıyız… Çok acı!

Tetkikte; araştırmadır, incelemedir. Öğrenmek istenilen, merak edinilen her hangi bir şey hakkında bilgi sahibi olmak demektir. Bir şey hakkında doğru bilgiye ulaşmak, bilgi sahibi olmak istenirse, mutlaka araştırma yapmak gerekir. Aksi takdirde hiçbir şeyden haberimiz olmaz, doğru yolu bulamayız. Dolayısıyla, geleceğimize yön verecek önü gözükmeyen, sisli ve engebeli yolda, o yolu aydınlatacak ışıltıyı, yıldızları görebilmek için şöyle bir geçmişimize bakıp doğruları ve eğrileri araştırmak gerekir. Hele polis teşkilatı için bu araştırma çok daha önemlidir

1913 yılında bir polis amirinin teftişi sırasında duyarlı polislerin yanında, duyarsızlarında olduğunu anlatan Osmanlıca yazılmış “FİKRİ TETKİK” isimli belgeyi, yarım yamalak öğrendiğim Osmanlıcam ile yapmış olduğum ve tamamı okumak isteyenlerin e mail adresimden temin edebilecekleri transkripsiyonun özetlemek gerekirse, Polis Teşkilatının, vukuatın önünü almak, emniyeti ammeyi temin etmektir. Bunun içinde her polisin uykusunda bile geçen arabaların gürültüsünden, yolcuların ayak seslerinden, çevresinde olup bitenlerden bir mana çıkarmalıdır. Hassas olmalıdır gibi ifadelerin yanında, ecnebi olan bir sobacının tabiiyetinden bile merkezin haberdar olmadığı gibi eleştirici sözlerde yer almaktadır… Bu belge, ülkenin o zaman ki durumunu gayet güzel açıklıyor. Bu millet, kendisini yabancı gören bir ecnebinin Tebaası hakkında bilgisi bile yok. Nedeni ise, Onları öyle benimsemişler ki, onları farklı görmüyorlar...

Aslına bakılırsa; bu belgeden herkesin ders çıkarabileceği bir şeylerin bulunduğu yönünde hem fikir olduğumuz kaçınılmaz değimli? Araştırma yapılmaz, merak edilmez ise bu bilgilere ulaşmak mümkün olabilir mi? Ulaşılmaz! Osmanlıca olan belgeleri incelemek için de Osmanlıca yazıyı bilmek gerekmez mi? Evet bilmek gerekir. Latin harfleri ile yazılan yazı şeklinin yanında, Osmanlıca yazı şeklini de bilse kötümü olurdu? Acaba her şey geride mi bırakılmak isteniyor? Yoksa geçmiş unutturulmak mı istendi? Niye o yazıya bu kadar yabancı kalındı? Asırlarca kullanılan bir yazı bilinmiş olsaydı geçmiş bu kadar bulanık değil daha berrak ve duru olurdu…

Oysa Osmanlıca da bizim geçmişimiz, kültürümüz, mertliğimiz, yaşam biçimimiz, birliğimiz, beraberliğimiz, adaletimiz, asaletimiz, insanlığımız, büyüklüğümüz ve saymakla bitiremeyeceğim daha nelerimiz var. Evet, o çok yabancısı olduğumuz Osmanlıca belgelerde bizim geçmişimiz vardır. Hani bir söz vardır ya “Söz uçar gider yazı kalır” diye. O anlamadığımız belgelerdeki bilgiler zifiri karanlıkta parıldayan etrafa ışık saçan yıldızlar gibidir. Yıllar, asırlar geçse de o pırıltıya, o yıldızlara her daim ulaşabilir. Yeter ki araştırma merakımız hep olsun, o anlı şanlı geçmişimize sahip çıkalım…


Elveda TANIK
Hukuk Müşaviri
2.Sınıf Emniyet Müdürü

Son 7 Gün Sayfa Görünümü