Bu Blogda Ara

14 Aralık 2014

KADIN FITRATI!

 


Tarihin her döneminde istismar edilen kadın, her ne kadar çağ atlanılmış olsa da bugünde dillere pelesenk olmuştur!

Fıtrat Nedir? Bozulmamış, değiştirilmemiş yaradılış özelliğidir. İnsanın doğuştan sahip olduğu bütün özellikleri ifade eden bir terimdir. İslam da kadının yeri başlı başına bir konu olup buna İslam bilginlerinin insanların kafasını karıştıracak ve yanlış anlamalara meydan vermeyecek doğru bilgileri halkın anlayabileceği dilde anlatmalarının doğru olacağı düşüncesinde olup, bu konu da da birkaç söz söylemeden de edemeyeceğim…

Maalesef din konusu kendisini bu konuda yetkili gören herkes tarafından istismar edilmiş ve edilmektedir!

Peki, kadının yaradılış özelliğinin narin, kırılgan, hassas olması, ‘kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir’ düşüncesinin mantığı anlaşılır gibi değil! Bedeni farklılıkları öne sürerek ‘yaradılış gereği eşit değildir’ denilmesi ne kadar doğrudur? Yapmayın, kelime oyunları ile kafa bulandırmayın! Demokrasiden ve eşitlikten bahsedilirken kadın-erkek eşitliği sosyal alanda, kültürel alanda, siyasi alanda eşit temsiliyet istiyor kadın! Ha deniliyorsa bize ters, gitsin kadın evinde otursun, biz demokrasiden falan anlamayız, bizim için bütün bunlar kullandığımız bir araç açık seçik söyleyin de bilelim!

Ne demek kadın kadına eşittir, erkek erkeğe eşittir? Kadını da erkeği de insandır ve Allah her ikisini de insan olarak yaratmıştır. Allah katında kadın ve erkek eşittir. Ne yazık ki, eşitlik dendiğinde güç, kuvvet, şekil, dış görünüş ile karşılaştırma yapılıyor. Allah katında güçlü olan bedenen güçlü olan mıdır, yoksa her kötülükten sakınan mı, manevi yönden güçlü olan mıdır?

Güç, kuvvet bakımından eşit olmayan kadın ikinci sınıf bir varlık olarak görülemez…

Din alimleri tarafından yorumlar farklı farklı olsa da kadın ile ilgili Kuran’dan bir kaç örnek verelim;

Nisa, 124: Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

Görülüyor ki, Kuran’a inanan  her insan Allah katında eşit olduğunu çok açık bilir!.

Nahl 97: Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.

Bu ayette, Allah kadına ve erkeğe dünya’da iyilik ve güzellikler yaparak huzuruma gelin demiş. İyiliği, güzelliği, dürüstlüğü emretmiştir.

Cenab-ı Allah yaradılış itibariyle kadın ve erkeğe aynı sorumluluklar yüklemekte, kazanılmış hakların kullanımında eşit haklar sağlamaktadır. Bütün kullarını eşit kabul ettiği halde bugün kadın ve erkeğin eşit görülmemesi insanın nefsine yenik düşmesi değil de nedir sizce?

‘Cennet annelerin ayağı altındadır’ diyen dinimiz kadına hak ettiği değeri vermiştir. İslam’ı yanlış tanıtan, İslam toplumlarını batıl inançlara sürükleyen, toplumu geri bırakan bu tür düşünceler adaletsizliği ve zulmü getirir.

Temiz insanların zihinlerini karıştırmayın! Onlarla oynamayın!

Ayrıca İslam ülkelerinde kadınlar bizim ülkemizde ve batı da ki kadınlar gibi neden giyinemiyor, dolaşamıyor ve yaşayamıyor? Arap ülkelerinde (araba kullanamazlar, izinsiz dışarı çıkamazlar, kadın-erkek aynı yerde duramaz, miras konusunda eşit değildirler!

Atatürk’ün; kadınlarında birer insan olduğunu, onların da erkekler gibi çalışması gerektiğini, sosyal statü kazanmaları yönünde ki yasalarla da kadınlara özgürlüğünün sağladığını kadınların unutmaması gerekir!

Ülkemiz de hiçbir yasa kadınlarımıza engel olmasa da ne yazık ki, toplumsal baskılar ve önyargılar yüzünden kadın ikinci sınıf muamele görmektedir! Demokratik ve çağdaş bir toplumda bugün, kadın-erkek eşitliği konuşuluyorsa, kadın şiddet görüyorsa, çocuk gelinler kanayan bir yara olmuşsa, kadının hakları gasp ediliyorsa bu toplumun acı bir kaybıdır!

Kadın insan olarak bir varlık, bir bireydir ve bunlar doğuştan sahip olduğu en temel haklardır. Birey olma hakkı elinden alınan insanın insan gibi yaşadığından söz edilemeyeceği gibi ileri toplumdan ve ileri demokrasiden de söz edilemez!

Hayatta çalışması ve muvaffak olması için çalışmanın ve başarılı olabilmenin bağlı olduğu bütün sebep ve İnsanlar dünyaya mukadder oldukları kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir toplumun bir uzvu faaliyette bulunurken diğer uzvu atalette olursa, o toplum felç olmuştur. Bir toplumun şartları kabul etmesi gerekir. Bundan dolayı bizim toplumumuz için ilim ve fen lâzım ise bunları aynı derecede hem erkek ve hem de kadınlarımızın kazanmaları gerekir. ( M.Kemal ATATÜRK 31. 01. 1923, İzmir’de Halk İle Konuşma. )

SON SÖZÜM: Kadın insan olarak bir varlık, bir bireydir ve bunlar doğuştan sahip olduğu en temel haklardır. Birey olma hakkı elinden alınan insanın insan gibi yaşadığından söz edilemeyeceği gibi ileri toplumdan ve ileri demokrasiden de söz edilemez!
Nermin AYDINLI
14.4.2014

8 Aralık 2014

AHTAPOTUN KOLU!

Komünizmin çökmesiyle tek süper güç olarak kalan ABD’nin kapitalizm anlayışı dünya’ya hakim oldu. Kapitalizmin acımasız çarkı kısa bir süre içinde dünyanın bütün değer yargılarını yok etti.  Kapitalizmin ahtapot gibi uzanan kolları kaynakça zengin, işlenmemiş hazinesi olan fakir ülkelere kadar uzanarak oraları kan gölüne çevirmiş ve bugünkü teknoloji çağında emek ve insan değerleri kapitalizmin hizmetine sunulmuştur.
 
Üzülerek belirtmeliyim ki, Türkiye’ye de uzanan ahtapotun kolu millet (ulus) olma, gelenek, görenek, ideoloji, inançları vs değerleri büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.
 
Türkiye Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü olması nedeniyle dünya haritasında önemli bir yere sahiptir. Ayrıca Türkiye yer altı kaynakları ve doğa zenginliği olarak da rant’a açık ülkedir.
 
Bir ülke üzerinde hain emel güdenler, yıllar süren bir plan ve proğramla ilerleyerek halkın anlamayacağı teknolojiyi de kullanarak algı yönetimiyle beyinlere hükmedilir. İnsanlar rahat ve lüks yaşam isteği ile hızlı bir tüketime zorlanır. Kazancının üstünde ki harcama içinde olan insanın ilgi ve alakası yaşam mücadelesine döner. Kimi bu çarkın içinde boğulur, kimi bu çarkın içinde işbirliğiyle kazançlı çıkar!
 
Ne yazık ki, kapitalist sistemde güçlü güçsüzü ezip geçer!
 
Gelelim bugünkü ülkemizin durumuna;
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en baskıcı, en yasakçı sürecinden geçiyor! Evrensel hukuk, temel hak ve özgürlükler çiğneniyor! Gittikçe otoriteleşen iktidar güncel politikalarla yarattığı algılarla siyasetini yürütmeye çalışıyor.
 
Medencilerimizin her birinin acı hikayeleri içleri parçalarken, madenci babasının yırtık ayakkabısına çözüm bulan devlet yetkilisinin 15.00 TL.lik iyiliğini unutmamak gerekir değil mi?
 
Ülkemize gelen Papa’nın sadeliği ve mütevaziliği bizim algılayacağımız türden değildi. Gösterişsiz bir arabaya binmesi, çantasını kendisinin taşıması bizde ki gösteriş ve servet düşkünlüğünü bir kez daha ortaya koymuştur!
 
Türkiye üzerinde büyük bir oyun oynanıyor!
 
Yeni Türkiye ve Türkiyelilik(Türk milletini etnik kökende ayırmak) kavramları ile Türklük bilinci çökertilmeye çalışılıyor! Adeta Türklüğün bir alt kimlik olması için mücadele veriliyor!
 
Yandaşlık ise almış başını gidiyor!
 
Analar ağlamasın denilerek PKK ile çözüm süreci adı altında ki aldatmaca ile Türkiye’nin ulus devlet yapısının federatif bir yapıya dönüştürülerek rejim değişikliği hedefleniyor!
 
Kadın fıtratı ile ilgili konuya bir sonra ki yazıda değineceğimden dolayı sadece kadınlar üzerinde ki baskının hissedilir derecede arttığını belirtmek isterim!
 
Eğitim sisteminde yapılan düzenlemeler ile ‘hayat tarzı sunulacak’ kelimesinin özü oldukça düşündürücüdür!
 
SON SÖZÜM: Bu oyunların sonucu kaybedecek ülke olmamak için, Türkiye’miz için, Cumhuriyetimize, Atatürk İlke ve İnkılaplarına sahip çıkmak Türk Ulusunun vatani görevidir!
 
08.12.2014
Nermin AYDINLI

30 Eylül 2014

GELİN SEVGİYİ DÜNYAYA HAKİM KILALIM!


-İnsanoğlu yaratılış itibariyle yaratılanların içinde en şereflisidir. İnsanı farklı kılanda aklı olmasıdır.

 
-Peki, bu akıl günümüzde nasıl kullanılıyor? Sevgi ve kardeşlik dillerden düşmese de görünen o ki sadece sözcüklerde kalıyor!

 
-İnsan neden bencildir? Neden yaratılış fıtratına ters düşmüştür?

 
-İlk adam öldürme Kabil’in Habil’i yani kardeşini öldürmesiyle başlayan birbirini yok etme dürtüsü, her ne kadar İnsan eşit yaratılmış olsa da geçmişten günümüze kadar hep birbirinden üstün olma ve yönetme duygularına hakim olduğu için öldürmeyi mubah kılmış ve dünya kan gölüne dönmüştür.

 
-Yaratılırken temiz fıtrat ile yaratılan insan, küfür ve inkarla yaratılış özelliğini kaybetmiş ve kainatta hırslarına yenik düşmüştür. Elbette insanoğlunun mükemmel olması düşünülemese de yapılan hatalar inkar yerine kabullenilerek telafi edilmeye çalışılması da bir erdemliktir.

 
-Vahşi doğanın kuralları gereği içgüdüleriyle hareket eden hayvanlar hayatta kalabilmek için birbirini öldürürler. İnsanlara akıl verildiyse ve yaratılanların içinde en şerefli ise peki o zaman insan birbirini neden öldürür? İnsanoğlu hırslarına neden yenik düşer?

 
-Dünya’nın kalabalıklaşması ve insanoğlunun hırslarına yenik düşmesi sınır tanımaz katil Kabillerin çoğalması, Habillerin öldürülmesine yol açmıştır!

 
-Güçlülerin daha güçlü olma arzusu nedeniyle dünya’da insanlar daha acımasız hale gelmiş ve doğanın çevre dengesini hırsları yüzünden bozmuştur. Tüketilen kaynaklar nedeniyle güçlüler sınır ve insan hakları kurallarını hiçe sayarak güçsüz ülkelerde kaynak arayışına gitmiştir. Genelde az gelişmiş toplumlarda yer altı ve yer üstü kaynaklar, kendini dünyanın hakimi gören gladyatör ülkelerin ağzını sulandırmış ve çeşitli bahanelerle yoksul ülkeler kan gölüne dönmüştür!

 
Sevgiden neden korkar hale gelindi!

 
-Günümüz dünyasında zulüm, cinayet ve savaşlar insanın insani duygularını yok etmiş ve yaradılış özelliğine ihanet etmiştir! Samimiyet ve içtenliğini yitiren insanoğlu içindeki sevgiyi öldürmüş ve dış etkenlere boyun eğerek ruhunu şeytana teslim etmiştir!

 
-Maalesef günümüz de; savaş, kan, şiddet, sevgisizlik, kin ve nefret dünya’yı teslim alıyor!

-Kanla beslenenlerin hırsı yüzünden dünya’da bir türlü önlenemeyen savaş ve çatışma da en çok masum insanlar öldürülmektedir. Savaş ve terörden en çok etkilenen çocuklardır ve gelecekleri karartılmaktadır! Geleceğe güven duyamayacak olan çocuklar sevgi ve barış sözcüğünü tanımakta güçlük çekecektir ki gelecek nesiller dünya’da kanla beslenenlere malzeme olacaktır!

-Dinler tarihine bakıldığında dinlerin ortaya çıkış sebebi, insanoğlunu kötülüklerden alıkoymak, ona yol göstermek ve dünya hayatını paylaşmada insanlık sevgisini öne çıkarmaktır. Tüm dinlerde kan dökülmesi, kötülükler, savaşlar, şiddetler şeytani olarak gösterilmiş ve insanlarda kötülüklerden men edilmiştir!

-Peki, bunca sevgisizlik insanoğlunu nereye götürür?

-Yaşanması zor hale gelen bu dünya da hiç kimse birbirinden üstün değildir! Yaşanılan ekonomik ve siyasal koşullar sonucu her ne kadar gaddarlık ve doyumsuzluk dünya ya hakim olmaya çalışsa da her milletin ve her insanın insanca yaşaması için yaşam hakkına saygı duyulsun, yeter ki zulüm ve haksızlıklara son verilsin!

Dünya’ya adalet, barış, sevgi ve huzur gelsin. Kendi iç huzurunu sağlayan ülkeler, dünya barışı ve huzuru için de elçi olur!

-Günümüzün en önemli sorunlarından olan sevgisizlik güvensizliği ve bencilliği doğurur. Aslında sevgisizlik tüm dünya’da savaşların ve katliamların başlıca nedenidir. Dünya’yı yok edecek olan sevgisizlik ancak; sevgiyi, barışı, sosyal adaleti, insan haklarını, ileri demokrasiyi, özgürlüğü dünyaya hakim kılmakla yok olur!

-Hiç olmadığı kadarıyla dünyanın sevgiye ihtiyacı var! Gelin Sevgiyi dünya’ya hakim kılalım!

-Sevgi bütün dünya’da ki kötülükleri ve nefret sonucu olan yaraları iyileştirecek tüm acı, kederi bitecektir!

-Globalleşen dünyada dostluk ve barışın sürekliliği ve insanların huzur, güven ve mutlu yaşamasının temeli şiddet ve teröre karşı işbirliğinin yapılmasıyla sağlanır! Şiddet ve terör hem bir suç, hem de insanlık ayıbıdır! Savaşa hayır diyerek, barış ve kardeşliğin hakim olduğu, yeryüzünün büyük acıların yaşanmadığı bir dünya olması dileğiyle İslam aleminin KURBAN BAYRAMI KUTLU OLSUN.

Nermin AYDINLI

30.9.2014



9 Ağustos 2014



TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ

Türkiye 10 Ağustos 2014’de doğrudan halkın seçeceği ilk cumhurbaşkanını Çankaya’ya gönderecek göndermesinde partiler arası başlayan diyalog ve adaylar üzerinde varılan anlaşmalar, gergin geçen siyasal eylemler ve haşin ve bölücü söylemler ülkeye büyük zarar vereceğe benziyor!

-Diğer taraftan Türkiye’yi ilgilendiren ve gitgide tehlike arz eden Ortadoğu da olup bitenler iç siyaseti de büyük etkisi altına almaktadır. İŞİD gibi bir terör örgütünün kanlı eylemleri ile İsrail’in  tekrar gücünü hatırlatması mahiyetinde ki saldırıları ülkemizde de tehlike yaratmaktadır!.

-Ilımlı muhalefet yolunu seçen ve CHP’nin kuruluş felsefesine taban tabana zıt politikalarıyla CHP, tabanında ki seslere her ne kadar kulak tıkasa da sorunları aşmaya ve ülke gündeminde MHP ve diğer partilerle uzlaşı ile gösterdiği çatı aday ile siyasetini yürütmeye çalışmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türkiye’nin geleceği, birlik ve beraberliği açısından belirleyici olacaktır.

-Eşit şartlarda yürütülemeyen seçim propagandaları ile adaylar güçleri ölçüsünde kendilerini ifade ederken, Cumhurbaşkanlığı seçimi siyasi arenaya çevrildi ve alanlarda ayrıştırıcı, bölücü, gerginleştirici ve zehirli bir dilin kullanılması ülkenin kamplara, mezhepsel bölünmelere neden olacağı unutulmamalıdır!

-Bilindiği üzere Cumhurbaşkanlığına aday olan AKP Genel Başkanı ve Başbakan R.T.ERDOĞAN, MHP-CHP ve diğer partilerin Türk Milletinin ve Milli mutabakat adayı olan Prof.Dr.E.İHSANOĞLU, hem Kürtlerin hem de kendisini solun adayı olarak lanse eden S.DEMİRTAŞ dır.

-Söz konusu adaylar biraz analiz edildiğinde; Başbakan ve AKP Genel Başkanı RTE’nin alan çalışmalarının daha görkemli olduğu her ne kadar görülse de bilinen bazı gerçekler var ki kendine artı olan devletin makamının verdiği yetkilerle hala donatılmış olması ile birlikte 12 yıldır iktidarında tüm halkı kucaklayamadığı, kültürel ve sanata yönelik saldırıların olduğu, ATATÜRK ve söylemlerinin ve Türk kimliğinin yok edilmeye çalışıldığı, Türk bayrağına yapılan saldırılar, doğa ve çevre de büyük talanların yaşandığı, üretim yerine tüketimin özendirildiği,  demokratikleşme adı altında PKK sorunun çözüldüğü izlenimiyle büyük bir toleransın verildiği, kadınların toplumsal yaşamdan dışlanmaya çalışıldığı ve kadınlara yönelik kısıtlama söylemlerinin ister istemez söylendiği(Kadınların gülme olayı), dinin siyasete alet edildiği, Türk ordusunun yetkilerinin kısıtlandığı, çeşitli operasyonlar ile asker, sivil, aydınların gözaltına alındığı ve son olarak da cemaat ile olan çatışma hafızalardadır!

-MHP-CHP ve diğer adayların çatı adayı olarak açıklanan Prof Dr.E.İHSANOĞLU; Bir kısım MHP’lilerde yer bulamayacağı endişesi taşınsa da büyük bir kitle çatı adayı kabul etmiş görünmektedir. Kimileri E.İhsanoğlu’nun adaylığı ile ilgili olumlu ve olumsuz bulurken CHP’nin İslamlaştırıldığı söylenmektedir. Sol seçmen kitlesinin kendisini siyasal yelpazenin sağında bir kişi olarak tanımlanan bilim tarihi alanında dünyanın en bilinen bilim adamlarından biri, Koyre madalyası sahibi, hatta adına daha yaşıyorken Uluslararası bilim tarihi ödülü dağıtılan birçok akademik ismin hocası Prof. dr. İhsanoğlu’na pek sıcak bakmasa da otoriterleşmeye, mezhepsel politikaların ve keyfi uygulamaların, eğitim sistemimizin ,laik düzenimizin, kişi hak ve özgürlüklerinin yok edilmemesi, dış politikamızın, Ortadoğu’nun huzuru için gerek CHP ve MHP tabanının, gerekse sol kesimin İhsanoğlu’ndan yana olmaları gerektiğini Türkiye için endişe duyan vatandaşlar unutmamalıdır!

-Sözüm ona sol kesimin her iki adayın sağcı ve gerici olarak görülmesi nedeniyle S.DEMİRTAŞ’ın etrafında toplanılabileceği söylense de nedense bazı hususlar göz ardı edilmektedir. Terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN başta olmak üzere Kürt Ulusal hareketinin öncülerinden olduğu unutulmamalıdır!

-Bu üç adayın hangisinin birbirinden daha demokrat olduğu, hangisinin tüm Türkiye’yi kucaklayacağı, kişisel hırslarından arınıp devletimizin ve milletimizin bekası için çalışacağını Türk milleti az çok tahmin etmektedir!

-Evet; Cumhurbaşkanlığı seçiminin arifesindeyiz. Bu seçim egemen güçler için bir savaş haline gelerek tüm iktidar ilişkilerinin yeniden ve sorunsuz inşası olacaktır!

-Türkiye’nin dönüm noktası olacak 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçiminde her kim aday olursa olsun belirleyici olacak olan Türk milleti kendi kararını kendisi verecektir. Tarafsız olacak olan medyadır ve tüm adaylara eşit mesafede yaklaşmalıdır ki halkın vereceği karara yanlı davranarak etki etmemelidir! Bu makam kişisel hırsların, bir takım gizli emellerin gerçekleştirileceği bir makam değildir! Cumhurbaşkanı devletin en üst makamıdır ve o makama saygılı olacak, orayı devletin ağırlığı ile temsil edecek, toparlayıcı bir cumhur reisini halk istemektedir.

-SON SÖZÜM: Ey Türk Milleti, Laik, demokratik bir Ulus devleti olan Türkiye Cumhuriyeti yeni denilerek yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı lütfen göz ardı edilmesin! Atatürk ilke ve devrimleri ülkemizin, gençlerimizin, kadınlarımızın, her türlü dini, dili, mezhebi, ırkı ne olursa olsun bütün vatandaşlarımızın teminatıdır!
Nermin AYDINLI

18 Temmuz 2014

CUMHURBAŞKANI KİM OLACAK?


CHP ve MHP’nin açıkladığı çatı adayı Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu ülke gündeminde bomba etkisi yarattı. Herkesin şaşkınlığını üstünden atmasıyla bu aday hakkında yorumlar, yazılar yazılmaya başladı…

Kimine göre aşırı İslamcı, kimine göre Atatürkçü, laik ve eşi de açık ve modern. Her modern ve başı açık olan Müslüman, her kapalı olan da laik ve Atatürkçü olamaz mı?

Din hiç kimsenin tekeli altında değildir. Dindar ile dinci görünen yapıyı birbirinden ayırabilirse doğru bir çizgi izlenmiş olur. Son 12 yıldır ülkemiz de yapılan ve komşu Müslüman ülkelerinde ki eziyet ve gözyaşı ister istemez toplumu germiş ve ülkemizde ki kavramlar bir bir eriyip gitmektedir.

Ortadoğu üzerinde oynanan oyunlar şimdi de ülkemize oynanmaya başladı. Ülkemiz de terör örgütü PKK’nın ve yandaşlarına verilen bunca tolerans ve hazırlanan yasa taslağı, İŞİD denilen (sözde)Müslüman terör örgütünün kan gölüne çevirdiği Irak topraklarında bulunan konsolosluğumuzu basıp aldıkları Türk rehineler ve fütursuzca PKK’nın bölmek istediği ülkemiz topraklarına şimdi de Hatay’ı isteyen gözü dönmüş insanlığını yitirmiş bu örgüt’e bu rahatlığı sağlayan kim ve kimler?

Her şey ortada ülkemiz üzerinde gerçekleştirilmek istenen ılımlı İslam modeli yavaş yavaş topluma benimsetilmek mi isteniyor?

Türkiye laik bir ülke olduğundan din ve devlet işleri ayrılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çoğunluğu Müslüman'dır ve mezhepsel olarak da (Sunni-Caferi, Şafii,)  mezhep olmayıp kültür olarak benimsenen Alevi vatandaşların yanı sıra toplam nüfusun geri kalanını Ermeni Ortodoks , Süryani, Rum Ortodoks, Rus Ortodoks,  Protestan, Katolik, Yehova Şahidi, Keldani, Mormon,Yezidi, Musevi, Budist, Bahai ve Hindu'dur. Ayrıca yeni dinlere (Yeni dinler Neo-Konfüçyüsçülük ve Neopaganizmi kapsar)  ateistler, agnostikler, deistler ve sküler’e bağlı dini gruplar ve görüşler oluşturur. İşte böyle bir yapıya sahip olan Türkiye laik bir yapıda olması, herkesin ibadetine özgürlük, eşitlik ve insan haklarının saygınlığını korur.

Tekrar Cumhurbaşkanı adayına dönelim; ‘Denize düşen yılana sarılır’ misali Sn.Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı aday Ekmeleddin İHSANOĞLU’nu, Türkiye’nin yüzde 55’inden oy alabileceği umuduyla aday olarak önerildiğini anlatamayan CHP, sanki kendilerinin adayı gibi algılandı ve tabanında büyük sıkıntılara neden oldu! MHP açısından hiçbir sorun teşkil etmeyen, Nazım Hikmet’i Arapçaya çevirmiş, İslam Konferansı Örgütünde olup İslam ülkelerinin yanı sıra batı ile iyi ilişkiler kurmuş, Sn.Bülent ECEVİT’ten devlet nişanı almış ve  Suudi Arabistan’la da iyi ilişkiler içinde olduğu söylenen Sn.Prof.Dr.Ekmeleddin İHSANOĞLU acaba 76 milyona hitap edebilecek mi?

Ülkemiz o kadar büyük sorunlar yaşıyor ki moda haline gelen ‘YENİ’  kelimesi ile neredeyse Cumhuriyet ve ülkemiz kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’den rövanş alınıyor gibi üst üste yapılan uygulamalarla ve hele hele doğuda kışlanın içinden Türk bayrağımızın indirilmesi ve diğer birkaç yerde teşebbüs edilmesi gösteriyor ki devlet olarak zafiyet içindeyiz. Bütün bu olaylar halkı tedirgin etmekte ve sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemektedir.

Sosyal demokrat vatandaşlar, laik, devletini, milletini seven kesim ister istemez kafasında ki sorulara cevap aramaktadır. Umut bağladığı, ülkemizin teminatı ve atamızın emaneti olan CHP’nin çizgisinin değişime uğradığı endişesinin yanı sıra neden sorularını soracak ve tedirginliklerini taban tabi ki ifade edecektir!

Son dönemlerde demokratikleşme ve özgürlük adına yapılan ve yenilik olarak adlandırılan siyasetin uygulamak istediği yaptırımlar, ayrılıkçı, bölücü, irticacı ve insanların tek görüşe hizmet etmeye zorlanması Atatürk karşıtlarına prim ve güç verir! Ülkenin birlik ve beraberliğini sıkıntıya sürükler!

Laiklik ülkemizin teminatıdır.

İslam ülkelerinde laiklik uygulansaydı İslam adına bunca kan dökülmez, müslüman müslümanı boğazlamazdı!

Ayrıca gerçek anlamda(karıncayı dahi incitmekten korkan)Müslüman bir vatandaşın da Cumhurbaşkanı olmasında elbette sakınca yoktur. Çünkü siyaset din ile karıştırılmamalıdır. Siyaset mezhepsel üstü olmalıdır!

Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’li ve Siyasal İslamcı iki adaydan birini seçmek zorunda kalacaktır. Çünkü muhalefetin siyasetin bilinen bir yüzünün oy alamayacağı endişesi ülkenin %98’si Müslüman olması ve büyük bir çoğunluğun muhafazakar yapıya sahip olması nedeniyle çatı kararında İslamcı Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun açıklanması her ne kadar doğru olarak görülse de tüm kesimi kucaklayacak birbirinden değerli gerek siyaset alanında gerekse bürokrasi dahil her alanda isimler üzerinde neden durulmadı diye mutlaka denilecektir.

Seçilecek olan Cumhurbaşkanı bu aşamadan sonra siyasetin belirleyip halka seçmek zorunda bırakılacak olan aday olacaktır. Türkiye Cumhuriyetini kucaklayacak, noter vazifesini görmeyecek, ülkenin ve milletinin menfaatlerini koruyacak ve oturduğu makamın değerini bilecek bir Cumhurbaşkanı özlemiyle;  

SON SÖZÜM: Türkiye ilk defa halk oylamasıyla seçeceği Cumhurbaşkanını AKP’li veya Siyasal İslamcı iki adaydan birini seçmek zorunda kalacak olsa bile;

Ne Türkiye Cumhuriyetimizden, ne Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’den, ne bayrağımızdan ne de ülkemizin bölünmez bütünlüğünden, demokratik, laik, sosyal yapısından Türk Ulusu olarak vazgeçeriz!
 
Nermin AYDINLI

5 Mart 2014

SİVİL TOPLUM VE SİYASET


 
Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir sorularına yanıt aramadan önce, ülkemiz de büyük göç alan metrepol kentlerde çoğunluğu köy ve kasaba derneklerinin oluşturduğu, ortak paydalarının karşılık beklemeksizin yardımlaşma ve dayanışma olan ve birbirleriyle iletişim kurma, kaynaşma, gelenek ve göreneklerini yaşatmak amacıyla kurulan pek çok Sivil Toplum Kuruluşları (STK), yani dernekler vardır.

Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder. 21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri Sivil Toplumu oluşturur. Sivil toplum bir ülkede demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde etkili olup, aktif vatandaşlık anlayışını da beraberinde getirir. Sivil toplum, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar.

İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumların en büyük sıkıntısı finansman sorunudur. Üye aidatlarıyla ayakta durmaya çalışan dernekler vizyonlarını belirleyemediklerinden dolayı da sıkıntılar çekmektedir.

Türkiye’de günden güne sayısı artan STK’ların etkili oldukları söylenemez. Yani, STK sayının yüksek olması, sivil toplumun Türkiye'de etkili olduğu anlamına gelmez. Sivil toplumun hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Sivil toplumlar dostluk ve arkadaşlıkların kurulduğu, acıların ve sevinçlerin paylaşıldığı ortak yerlerdir.

Her ne kadar ülkemiz de boşa harcanan zaman olarak görülse de insanların boş vakitlerini randımanlı ve yararlı bir şekilde geçirmesini sağlayan STK’lar topluma yararlı bireyler kazandırır. İçe dönük yaşantımızı dışsallaştırır ve aktiflik sağlar.

STK’ların maddi çıkarı olmaz. Bazı STK’ların hedef kitlesi kuruluş amaçlarında belirlenen kitleler olup, belirledikleri alan dışında bir şey yapamazlar hele hele hemşehri dernekleri olan sivil toplumlar içe dönük çalışırlar.  Bu da şu soruyu akla getirir. STK’lar gönüllümü yoksa profesyonel mi olmalıdır? STK’lar hem gönüllü, hem de profesyonel olmalıdır. Profesyonellik fazla katılım sağlamaz. Sadece gönüllülük de finansman sorununu halletmez. Bu nedenle ikisi de ayrı ayrı düşünülemez. Güven ilişkisine dayanan sivil toplumlar da maddi-manevi lafı olmaz. Sivil toplum aktif ve sorumlu vatandaşlığın yaşama geçtiği alandır. STK’lar siyasi otoritenin baskısından uzak, kamusal alanda gönüllülük esasına dayanır. STK’lar çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişi sağlar.

Yani; katılımcı demokraside birey, kendine yeni yaşam kalıplarını birey olarak değil, STK’lar sayesinde siyasi partilere girmeden de sağlayabilir. Peki o zaman Sivil Toplum Kuruluşları siyasette yer almalımıdır?

Aynı coğrafyada yaşayan insanların kaderlerini belirleyen kural ve kararlarla ilgilenmeli ve bunların oluşturulmasında aktif rol almalıdır. Yani, pek çok sorunların çözümü konusunda devlet imkanlarını hizmete sunabilecek kişilere de ihtiyaç vardır. STK’lar aşırıya kaçmadan ve bir yerlere gelebilmek için her yolu mübah saymadan içlerinde siyasette olmak isteyenleri yönlendirmeli, sempati duydukları partiler de, bu kişilere kucak açmalıdır.STK tecrübesiyle siyasete giren kişiler, gerek üretkenlik gerek insan ilişkileri bakımından daha başarılıdırlar. Ayrıca STK’lar birilerinin de siyasi ikbal elde etmek için kullanılan araca dönüşmemelidir. STK’lar hiçbir partinin himayesinde olmamalıdır! Çünkü, STK’lar siyasetin vesayetine girdiği an Sivil Toplum olma özelliğini kaybetmiş olur!                                                                                                                             

Bireysellikten toplumsallığa geçişi sağlayan STK’lar da kişi yurttaşlık bilincini kazanır. Her ne kadar günümüz de siyaset ve STK birbiriyle özdeşleşmiş olsa da, art niyetlilerin arka bahçesi olmayan ve hukukun üstünlüğüne, temel insan hak ve özgürlüklerine, katılımcı demokrasi ve laikliğe inanan, evrensel değerler çerçevesinde devletin bütünlüğünü bozacak ayrımcılığa girmeyen STK’lar tarafından halkın talepleri ifade edilebilir ve haklar korunabilir.

Ülkemizde STK ve partiler birbirlerinden faydalanma yöntemini bilmediklerinden kuruluş amaçlarının dışına çıkan  STK’lara vatandaşlar  sıcak bakmamaktadır.

Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetimler üzerindeki etkinliği ne kadar güçlü olursa ülkeler daha çağdaş ve demokratik hale gelir. Bu nedenle STK’lar demokrasinin olmazsa olmaz unsurları olarak toplumsal hayatımızın odak noktasında yer almalıdır.

SON SÖZÜM: Eğer seçilebilecek yerlerde olamadıktan sonra yani, siyaset yolunu açmayan partilerin durduk yerde sesli enstrümanı olunmamalıdır!

 

Nermin AYDINLI

4 Şubat 2014

İNTERNETİN KARANLIK YÜZÜ!


Önümüzde ki günlerde tehlike bizi bekliyor! Evinizde bilgisayarınızın başında, içinizden gelen bir duyguyla paylaştığınız herhangi masumane bir tepkiniz yüzünden beklenmedik olaylara muhatap olabilecek günler çok yakın!


Evet, Gezi Parkı eylemlerinin arkasından sosyal medyaya yönelik bir


düzenleme yapılması gündemde. Kişinin ifade hakkının gasp edilmesi korkunç ve ürkütücü değil midir?

Ya ‘benden değilsin’, ya da ‘benim sözüm üstüne söz olmaz’ düşüncesi ile çözüm yasaklamaksa yasakla gitsin! Halk bilmesin, söylemesin, herkes kendi yağında kavrulsun deniyorsa yasakla gitsin! Teknoloji çağı ile övünürken, insanlığın düşüncesine kilit vuruluyorsa, sosyal medya’ya yasak konuluyorsa yasakla gitsin!

 

Elektronik çağın nimetlerini çiçeklerle, böceklerle dolu bir dünya hayalini yaşayarak faydalanmamız buyuruluyor ki, hızlı çalışma içinde hazırlanacak olan internete sansür mü, pardon düzenlemenin içeriği; “ Erişime engel ile ilgili kararı Sulh ve Ceza Mahkemeleri en geç 48 saatte verecek. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, (TİB) Ulaştırma Bakanı’nın izniyle yayınların yayılmasını 4 saatte engelleyebilecek. Bir yasa teklifi hazırlanırken kişiye endeksli değil, her yönü artısı, eksisi düşünülerek hazırlandığı varsayımı ile, 2 yıl süreyle her türlü internette ki işlemler kayıt altına alınacak olup, bununda sadece kişiler üzerinde değil, iç ve dış yatırımcılar üzerinde de etkisi olacak ki ekonomiye de darbe vuracağı da göz önüne alınmıştır mutlaka! Gerçekten; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, “Aile ve Çocukları internetin karanlık yüzünden korumak istiyorsa; fütursuzca ve toplum ahlakını bozacak yayınlarda bu erişimi uygulamalı…

Bu yasa amacını aştığında,  nelerin olabileceğini her ne kadar kafamızda canlandıramasak da toplumun dizayn edildiği ve  ülkenin karanlığa, gittiğinin bir göstergesi olarak tarihe geçecektir.

Yıllardır demokratikleşiyoruz sözleri maalesef anti demokrasi olarak karşımıza çıkıyor. Bu demokrasi paketinin içinden özgürlükler yerine yasaklamalar gösteriyor ki, kişi hak ve özgürlükler bir bir elden alınıyor. Bu maksadı aşan yaptırımlar gençleri ve toplumu İnternetin karanlık yüzüne itme tehlikesi de taşıyor ki, yasaklar her zaman farklı alternatiflerin ortaya çıkmasına neden olur. İnternetin  zararlarından korumanın yolu yasakla değil, bilinçlendirmeyle ve eğitimle olacağı sanırım bilinmektedir!

SON SÖZÜM: Eğer bu tasarı yasalaşırsa herkes bedelini iyi düşünmelidir! Hem ekonomik, hem kişi hak ve özgürlüğünü engelleyecek, hem de toplumsal karanlığa doğru sürükleyecek olan bu yasa’ya hep birlikte dur diyelim!

 

04.02.2014
Nermin AYDINLI

 

Son 7 Gün Sayfa Görünümü