Bu Blogda Ara

25 Kasım 2016

SAĞDUYULU İTTİFAK ÇAĞRISI…


Tedirginlik nedeni güncel gelişmelere sağduyulu bir ittifak zemini oluşturması bakımından 1931’deki İslam Birliği Genel Kongresi’nin kararları dikkate şayandır.

Körüklenmekte olan mezhep gerginliğini engellemenin yollarından biri de İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararların günümüze uyarlanmasından geçmektedir.
  
Kuzey Afrika’da başlayıp Ortadoğu’da devam eden gelişmeler ekseninde oluşturulmaya çalışılan Sünni-Şii gerginliğinin bir kutuplaşmaya dönüşme ihtimali bölgedeki dost ülkelerin geleceğini tehdit ediyor.
Haksız işgallerle Ortadoğu’da başlayan iç karışıklıklar, Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan devrimler, son olarak Suriye, Yemen ve Bahreyn üzerinden körüklenen mezhep ayrımcılığı zemini, Müslümanların uyanık olmasını gerektiriyor.
Yakın tarihimizde benzer dış saldırılarla ve oyunlarla karşılaşan Müslümanlar, İslam kardeşliğini tesis etme yolunda önemli toplantılar gerçekleştirip mezhep ayrımı gözetmeksizin ciddi kararlar aldılar. 
Bu çerçevede, hicri 6 Şaban 1350, miladi 10 Aralık 1931 tarihinde Kudüs’te düzenlenen İslam Genel Kongresi’nde de (The General Islamic Congress), İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasında işbirliğini sağlamak ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek yönünde çok önemli kararlar alındı.
Aralarında Türkiye, Suriye, İran, Irak, Filistin, Yemen, Tunus, Trablusgarp (Libya), Mısır, Yugoslavya, Endonezya, Doğu Türkistan başta olmak üzere 22 ülkeden/bölgeden 153 delegenin katıldığı kongre, mezhep ayrımı (Sünni, Şii, Alevi, Safii, Hanefi vb.) gözetilmeksizin İslam kardeşliğini geliştirmek ve Müslümanların menfaatlerini birlikte savunmak için İslam ülkelerinin temsilcilerinin kendi iradeleriyle bir araya gelmeleri bakımından çok büyük önem arz etmektedir.
Zamanın Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî’nin ev sahipliğinde Kudüs’te gerçekleştirilen İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararlardan, günümüz siyasi arenasında örnek alınmasını istediğimiz en dikkat çekici ve en önemli gördüğümüz maddelerden bazıları şöyle:
“Madde 1: Dünyanın her yerinden Müslümanların katılımıyla düzenli ve genel bir kongre düzenlenecek ve bu kongre İslam Genel Kongresi olarak anılacaktır.
Madde 2: Kongrenin hedefleri şunlardır:
a) İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasındaki işbirliğini ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek.
b) Müslümanların menfaatlerini savunmak ve kutsal mekânlar ile toprakları herhangi bir müdahaleye karşı korumak.
Kongrede alınan kararların tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
Kongre, Sünni ve Şia ayrımı gözetilmeksizin ve herhangi bir dış baskı/yönlendirme olmaksızın Türkiye, İran, Suriye, Irak, Mısır, Trablusgarp (Libya), Tunus, Yemen, Filistin, Lübnan, Doğu Ürdün, Cezayir, Hicaz (Suudi Arabistan), Rusya (Ortaasya Türk Devletleri), Mağrib (Fas),Hint kıtası, Seylan (Sri Lanka), Nijerya, Cava Adası (Endonezya), Doğu Türkistan, Kafkasya ve Yugoslavyadan 153 delegenin katılımıyla gerçekleştirildi.
Din bilgini, siyasetçi ve düşünürlerden oluşan katılımcılar arasında önde gelen simalar şöyleydi: Ziyaüddün Tabatabaî (eski İran Başbakanı), Hasan Halid Paşa (eski Doğu Ürdün Başbakanı), Reşid Rıza (Mısır el-Ezher Üniversitesi Dekanı), Cezayirli Emir Abdülkadir’in torunu Emir Said el-Cezairi, Şükrü El Kuvvetli (Suriye’nin kuruluşundan sonra ilk devlet başkanı), Riyad El Sulh (Lübnan’ın bağımsızlığından sonraki ilk başbakan) ve Muhammed İkbal(Hindistan-Pakistan). Başkanlığa Hacı Emin el-Hüseyni’nin getirildiği kongrede Muhammed İkbal ise başkan vekili seçildi.
Kongrenin icra heyeti üyeleri arasında şu simalar görülmektedir:Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni, Bosna’dan Şeyh Salim Efendi, Kafkasya’dan Şeyh Şamil’in torunu Emir Said Şamil, Varşova’dan İyaz İsaki ve Hind kıtasından Muhammed İkbal.
Açılması öngörülen İslam Kongresi irtibat büroları arasında Doğu Türkistan, Balkanlar, Kıbrıs, Polonya, Finlandiya, Yugoslavya, Almanya ve bazı Arap ülkeleri ile Afrika ülkeleri, Endonezya, Filipin, Şanghay ve Avustralya yer almaktadır.
Kongre oturumlarında alınan karar gereği Müslümanlar arasında birliğin sağlanmasının nişanesi olarak Şii din âlimi Muhammed el-Hüseyin Al-i Kâşif, “Sünni, Şii ve İbadiyye’lerden oluşan ve onbini bulan cemaate” Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kıldırdı. Al-i Kâşif’in, “İslam kardeşliğinin önemi ve İslam birliğinin tesisi” başlığıyla verdiği hutbede İslam Birliği Genel Kongresi'nde alınan kararları kimlerin nasıl engellemek isteyeceğine dair önemli tespitlerde de bulunduğu kayıtlarda yer almaktadır.

KAYNAKLAR
1) İslam Genel Kongresi’nin tertip heyetinde yer alan Tunuslu Şeyh Abdülaziz es-Sea’libi’nin hazırladığı “Halfiyyâtu’l Mu’temeri’l İslamî bi’l-Kuds” isimli bir eserinin kongrede alınan kararlarla ilgili bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.
2) Prof. Martin Kramer’in doktora tezi olan Islam Assembled: The Advent of the Muslim Congresses” eserinin İslam Genel Kongresi’yle ilgili bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

AKRA FM
 

24 Temmuz 2016

Çağdaş Masallar / İbrahim Zencirci : “İçinden Posta Treni geçen Valilik binası”

Çağdaş Masallar / İbrahim Zencirci : “İçinden Posta Treni geçen Valilik binası”: Tepelerin arasına sıkışmış şehrin ortasında, birbirine kavuşmak isteyen ama bir türlü kavuşamayan, incecik iki yılan gibi kıvrılarak süzü...

15 Temmuz kara ve kanlı bir gün!


15 Temmuz 2016 Şehit haberlerini her gece izlediğimiz ve üzüldüğümüz ocaklarına ateş düşen ailelerin acısını yüreğimizde hissettiğimiz sıradan bir geceydi saatler 10.00 suları insanın aklına gelmeyen jetlerin kulakları tırmalayan uçuşlarıyla ne olduğuna anlam veremediğimiz bomba sesleriyle ‘acaba savaşa mı girdik’ cümlelerini kurduğumuz ve ‘Allah korusun devletimizi ve milletimizi’ dediğimiz korkunç uzun bir kara gündü!
Aklımızın almadığı olayları yaşıyorduk!
Bazı kanalların lay lay lom proğramları dışında halkın haber alma hakkı çerçevesinde sanki bir film izler gibi an ve an olaylardan bir askeri darbenin olduğunu, bombaların atıldığını ve ülkenin karanlığa giden bir yolda ilerlediğini görmek, yaşamak, endişe etmek dışında anlatılamayacak bir duygu karmaşasıydı!
Anlamaya çalışırken 80 darbesini yaşayanlar endişe etmekte çok haklıydı! Çünkü en kötü yönetimler demokrasi işliyorsa düzeltilebildiği için darbeden daha iyiydi! Çünkü darbelerin böyle bir alternatifi kesinlikle olmazdı!
Geceye döndüğümüzde akıl almaz görüntülerle can pazarı yaşanıyordu! FETO örgütüne mensup bir grup asker tarafından ülkemizde darbe girişiminde bulunduğunu öğrenmiş olduk! Güçlü devletimiz, emniyet güçlerimizle övünürken camilerden sela verilerek halkın sokaklara çıkması anons edilmesi oldukça olayın rehavetini gösteriyordu!
Yıllarca terörle mücadele eden polis bizim, asker bizim çocuklarımız, evlatlarımızdı! Her birinin acı haberleri yüreğimizi dağlıyordu ki, çıldırmak içten bile değildi neydi bu kanlı gün! Kime hizmetti!
Peki, emniyetimiz ve askerimiz bu konuda yetersiz mi kalmıştı?
İyi niyetle sokağa çıkan vatandaşlarımızın haricinde bu işi provoke edecek eli silahlı, palalı vs. insanların da olabileceği neden düşünülmedi? Sorunun çözümü halkı sokağa dökmek miydi? Bunun tehlikeli bir iş olduğu ve provokasyonlara sebep olabileceği düşünülmedi mi?
Ve nitekim de korkulan oldu!
Bizleri derinden üzen ‘en büyük asker bizim asker’ diyerek uğurladığımız eli kınalı kuzuların tatbikat bahanesiyle emir verilen 19-20 yaşlarında ki Mehmetçiklerimiz, kahraman evlatlarımız meydanlara çağrıyla gelen eli sopalı, cübbeli, sarıklı, sakallı gözü dönmüş kontrol edilemeyen kişilerce tekbir sesleriyle katledilmeleri ve insanlık dışı davranışlara maruz kalmaları vicdanlarımızı yaralamıştır!
Bu tipler demokrasi için mi demir çubuklarla ve palalarla  saldırdılar?..
Her ne kadar darbeye sebep olanlar kadar bu kendini bilmezler de yargı önünde hesap vermelidir!
Darbenin her türlüsüne hayır diyen bu millet zaten darbecilerin yanında yer almazdı!
Askerle asker, askerle polis, askerle vatandaşı karşı karşıya kim getirdiyse muhakkak cezasını çekmelidir!
Ülkemizde başarılı olamayacaklarını bile bile bir darbe girişimi oldu olmasına da arkasında da birçok sorular bırakmadı da değil!
15 Temmuz kara ve kanlı bir gün olarak tarihin kara sayfalarında yerini alacaktır!
Demokrasi mücadelesinde siyasi partilerin de ortak bildirisi halkı birleştirici olmuş ve kumpasçılarla, sokak çakallarının daha fazla zarar vermeleri önlenmiştir!
En önemlisi ise; vatansever ordu mensuplarının darbecilerle hareket etmemesi bu darbeyi başarısız kılmıştır!
Gün demokrasiden yana olma günüdür!
Bu olay göstermiştir ki, her ne kadar güçlü olursa olsun iktidarın muhalefetle kesinlikle uzlaşmaya ihtiyacı vardır!
Darbe ülkeyi ileriye götürmez geriletir!
Darbe girişimi sonrası uygulamalar Cumhuriyetin değerlerine ve demokrasiye bağlılığa dönüşmezse Parlamenter sistemin güçlendirilerek demokrasi de ileri atılımlar atılmazsa ülke büyük bir kaosun içine sürüklenir!
Bakalım bu demokrasi savaşını iktidar nasıl verecektir!
Darbe girişimini gerçekleştiren komutanlar bir bir göz altına alınmaktadır. Bunun yanı sıra listeler halinde diğer kurum ve kuruluşlardan da gözaltılar devam etmektedir. Umarım titizlikle inceleme yapılır!
Devlet halkına karşı sorumludur ve onu germek yerine rahat bir yaşam ortamı sağlamak zorundadır. Devletimiz emniyetiyle, askeriyle güçlü olmak zorundadır ve öyle olduğundan da kuşku duymamamız gerekir.
En kısa zamanda ordumuz üzerinde ki olumsuz algılar yok edilip ülke savunması için hazırlanmalıdır!
Güçlü ordu, güçlü devlet demektir!
Türk Milleti için kutsal olan Peygamber ocağı denilen kahraman Türk ordusunun yıpratılmasına izin verilmemelidir! Kahraman bir milletin kahraman evlatlarına Türk Ulusu her zaman sahip çıkacaktır.
Darbe girişiminden sonra yeni bir sürece giren Türkiye anti demokratik uygulamalara meydan vermeden hukukun üstünlüğü ilkesiyle, değerlerine, ulusun bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, adalete ve en önemlisi farklılıklarıyla birlikte çağdaş bir anlayışla ayrışmadan yaşamak için ilk önce siyasilere ve tüm halka büyük görevler düşmektedir.
Bu ülke bizim ve birlikte yaşamak zorundayız!
Çeşitliliğimiz zenginliğimizdir!
Her gece meydana inme çağrıları halk üzerinde psikolojik baskı unsuru olup siyasi şova dönüşmesine izin verilmemelidir!
Demokrasiyi korumanın yolu demokrasiyi güçlendirmekle olur!
“Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”M.Kemal ATATÜRK
SON SÖZÜM: 15 Temmuz’da ki darbe girişiminden ders çıkarılmaz ve gereği yapılmazsa cennet ülkemizin geleceği olamaz! Ülkemi seviyorum ve geleceğimizden endişe duyan duyarlı bir yurttaş olarak tüm bu düşüncelerim sadece ülkemin bir kaos ortamına sürüklenmesinden kaygı duyduğum içindir ve bu benim yurttaşlık görevimdir!
Türk Ulusuna geçmiş olsun der, şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine sabır, yaralılarımıza da acil şifalar dilerim.
24.07.2016
Nermin AYDINLI

15 Temmuz kara ve kanlı bir gün!

15 Temmuz 2016 Şehit haberlerini her gece izlediğimiz ve üzüldüğümüz ocaklarına ateş düşen ailelerin acısını yüreğimizde hissettiğimiz sıradan bir geceydi saatler 10.00 suları insanın aklına gelmeyen jetlerin kulakları tırmalayan uçuşlarıyla ne olduğuna anlam veremediğimiz bomba sesleriyle ‘acaba savaşa mı girdik’ cümlelerini kurduğumuz ve ‘Allah korusun devletimizi ve milletimizi’ dediğimiz korkunç uzun bir kara gündü!
Aklımızın almadığı olayları yaşıyorduk!
Bazı kanalların lay lay lom proğramları dışında halkın haber alma hakkı çerçevesinde sanki bir film izler gibi an ve an olaylardan bir askeri darbenin olduğunu, bombaların atıldığını ve ülkenin karanlığa giden bir yolda ilerlediğini görmek, yaşamak, endişe etmek dışında anlatılamayacak bir duygu karmaşasıydı!
Anlamaya çalışırken 80 darbesini yaşayanlar endişe etmekte çok haklıydı! Çünkü en kötü yönetimler demokrasi işliyorsa düzeltilebildiği için darbeden daha iyiydi! Çünkü darbelerin böyle bir alternatifi kesinlikle olmazdı!
Geceye döndüğümüzde akıl almaz görüntülerle can pazarı yaşanıyordu! FETO örgütüne mensup bir grup asker tarafından ülkemizde darbe girişiminde bulunduğunu öğrenmiş olduk! Güçlü devletimiz, emniyet güçlerimizle övünürken camilerden sela verilerek halkın sokaklara çıkması anons edilmesi oldukça olayın rehavetini gösteriyordu!
Yıllarca terörle mücadele eden polis bizim, asker bizim çocuklarımız, evlatlarımızdı! Her birinin acı haberleri yüreğimizi dağlıyordu ki, çıldırmak içten bile değildi neydi bu kanlı gün! Kime hizmetti!
Peki, emniyetimiz ve askerimiz bu konuda yetersiz mi kalmıştı?
İyi niyetle sokağa çıkan vatandaşlarımızın haricinde bu işi provoke edecek eli silahlı, palalı vs. insanların da olabileceği neden düşünülmedi? Sorunun çözümü halkı sokağa dökmek miydi? Bunun tehlikeli bir iş olduğu ve provokasyonlara sebep olabileceği düşünülmedi mi?
Ve nitekim de korkulan oldu!
Bizleri derinden üzen ‘en büyük asker bizim asker’ diyerek uğurladığımız eli kınalı kuzuların tatbikat bahanesiyle emir verilen 19-20 yaşlarında ki Mehmetçiklerimiz, kahraman evlatlarımız meydanlara çağrıyla gelen eli sopalı, cübbeli, sarıklı, sakallı gözü dönmüş kontrol edilemeyen kişilerce tekbir sesleriyle katledilmeleri ve insanlık dışı davranışlara maruz kalmaları vicdanlarımızı yaralamıştır!
Bu tipler demokrasi için mi demir çubuklarla ve palalarla  saldırdılar?..
Her ne kadar darbeye sebep olanlar kadar bu kendini bilmezler de yargı önünde hesap vermelidir!
Darbenin her türlüsüne hayır diyen bu millet zaten darbecilerin yanında yer almazdı!
Askerle asker, askerle polis, askerle vatandaşı karşı karşıya kim getirdiyse muhakkak cezasını çekmelidir!
Ülkemizde başarılı olamayacaklarını bile bile bir darbe girişimi oldu olmasına da arkasında da birçok sorular bırakmadı da değil!
15 Temmuz kara ve kanlı bir gün olarak tarihin kara sayfalarında yerini alacaktır!
Demokrasi mücadelesinde siyasi partilerin de ortak bildirisi halkı birleştirici olmuş ve kumpasçılarla, sokak çakallarının daha fazla zarar vermeleri önlenmiştir!
En önemlisi ise; vatansever ordu mensuplarının darbecilerle hareket etmemesi bu darbeyi başarısız kılmıştır!
Gün demokrasiden yana olma günüdür!
Bu olay göstermiştir ki, her ne kadar güçlü olursa olsun iktidarın muhalefetle kesinlikle uzlaşmaya ihtiyacı vardır!
Darbe ülkeyi ileriye götürmez geriletir!
Darbe girişimi sonrası uygulamalar Cumhuriyetin değerlerine ve demokrasiye bağlılığa dönüşmezse Parlamenter sistemin güçlendirilerek demokrasi de ileri atılımlar atılmazsa ülke büyük bir kaosun içine sürüklenir!
Bakalım bu demokrasi savaşını iktidar nasıl verecektir!
Darbe girişimini gerçekleştiren komutanlar bir bir göz altına alınmaktadır. Bunun yanı sıra listeler halinde diğer kurum ve kuruluşlardan da gözaltılar devam etmektedir. Umarım titizlikle inceleme yapılır!
Devlet halkına karşı sorumludur ve onu germek yerine rahat bir yaşam ortamı sağlamak zorundadır. Devletimiz emniyetiyle, askeriyle güçlü olmak zorundadır ve öyle olduğundan da kuşku duymamamız gerekir.
En kısa zamanda ordumuz üzerinde ki olumsuz algılar yok edilip ülke savunması için hazırlanmalıdır!
Güçlü ordu, güçlü devlet demektir!
Türk Milleti için kutsal olan Peygamber ocağı denilen kahraman Türk ordusunun yıpratılmasına izin verilmemelidir! Kahraman bir milletin kahraman evlatlarına Türk Ulusu her zaman sahip çıkacaktır.
Darbe girişiminden sonra yeni bir sürece giren Türkiye anti demokratik uygulamalara meydan vermeden hukukun üstünlüğü ilkesiyle, değerlerine, ulusun bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, adalete ve en önemlisi farklılıklarıyla birlikte çağdaş bir anlayışla ayrışmadan yaşamak için ilk önce siyasilere ve tüm halka büyük görevler düşmektedir.
Bu ülke bizim ve birlikte yaşamak zorundayız!
Çeşitliliğimiz zenginliğimizdir!
Her gece meydana inme çağrıları halk üzerinde psikolojik baskı unsuru olup siyasi şova dönüşmesine izin verilmemelidir!
Demokrasiyi korumanın yolu demokrasiyi güçlendirmekle olur!
“Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”M.Kemal ATATÜRK
SON SÖZÜM: 15 Temmuz’da ki darbe girişiminden ders çıkarılmaz ve gereği yapılmazsa cennet ülkemizin geleceği olamaz! Ülkemi seviyorum ve geleceğimizden endişe duyan duyarlı bir yurttaş olarak tüm bu düşüncelerim sadece ülkemin bir kaos ortamına sürüklenmesinden kaygı duyduğum içindir ve bu benim yurttaşlık görevimdir!
Türk Ulusuna geçmiş olsun der, şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine sabır, yaralılarımıza da acil şifalar dilerim.
24.07.2016
Nermin AYDINLI

15 Temmuz Darbesi



15 Temmuz darbesi/işgalinden sonra en önemli tespit.

"Büyük zaferler büyük savaşları da beraberinde çağırır."



Son 7 Gün Sayfa Görünümü