Bu Blogda Ara

20 Şubat 2010

VAY BE!.....

Tekel işçileri özlük haklarını geri almak için 67 gündür eylemlerine devam ediyor. Hak mücadelesi içinde ne dramlar yaşandığını televizyonlardan izliyoruz. Maalesef hükümet kanadı ise “eylemlerin bu ayın sonuna kadar bitirilmesini, yoksa güç kullanılacağı “açıklamasını yapıyor. Sorarım size bu insanlar zevki sefa için mi kışın ortasında, ailelerinden uzak, perişan bir vaziyetteler? Bu insanlar yatları, katları, villaları, şirketlerini kaybetme korkusu içindeler mi? Sosyal devletten tek istedikleri yaşam haklarını kaybetmemek. Sosyal Devlet, toplumdaki güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve toplumdaki dengeyi sağlamakla yükümlü devlet değil midir?
Vay be!!!!! Ülkemiz de neler oluyormuş da haberimiz yokmuş denilecek kadar senaryolar yazılıyor. Ordu allak pullak. Şimdi sıra Yargı da. Bizler yine de hukukun üstünlüğüne olan inancımızı korumaya çalışıyoruz. Devletin yüceliğini oluşturan kurumlar neden bir bir yıpratılmaya çalışılıyor? Ordu ve Yargı’nın siyasallaşması ülkenin temelini zedelemez mi? “Biz herkese dokunuruz” felsefesi içinde olunursa garibanın vay haline!..
Gündemin hızla değiştiği ülkemiz de yandaşlar hükmünü sürdürürken işsizlik, açlık çığ gibi büyüyor. Ekonomiye değinen yok. İş yerleri bir bir kapatılıyor. Büyük sermayedarlar ve bazı kesimler servetlerine servet katıyor. Sınıfsal uçurum gittikçe büyüyor. Peki ne olacak bunun sonu? Türkiye nereye gidiyor?..
Benden olmayan, konuşan herkes Ergenekoncu mu? Peki! Ergenekon nedir? Silivri de görülen bu davaya neden Ergenekon ismi verildi? “Ergenekon eski Türk destanıdır. Bu destan ”Türklerin bir dağı eriterek, düşmanın onu kafese almaya çalışan, sömürücü ve zalim çemberinden kurtuluşu ve var olma mücadelesini” anlatır. Ya şimdi ki Ergenekon!..
Yapmayın ağalar, beyler yazık bu millete, bölmeyin insanları, umutlarını tüketmeyin. İnsanlar sefil, yoksul yaşamaya çalışırken bir de korku terörü yaratmayın. Yazıktır bu millete, değerleriyle, inançlarıyla oynamayın. Nedir bu kin ve nefret. Nedir bu intikam alma hırsı.
UNUTMAYIN bu ülke kolay kurulmadı bir hatırlayın Türk Ulusunun bağımsızlığı için emperyalist güçlere karşı vermiş olduğu kahramanlıklarla dolu Kurtuluş savaşını.

Bastığın yerleri toprak diye geçme, tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı
Verme cüdaları alsan da bu cennet vatanı.

Nermin AYDINLI
20.02.2010

10 Şubat 2010

Aydınların (!) Karneleri?

Aydınların (!) Karneleri?

 

Hafta başında ilk ve orta dereceli okullar açıldı ve çocuklar ikinci yarıyıl için ders başı yaptı. İlk dönem sonunda alınan karneler öğrencilerin başarı ya da başarısızlıklarını gösteren nispi de olsa bir gösterge niteliğinde idi. Kimi öğrenci ve aileleri sevindi kimileri üzüldü.

 

Gazetelerde, televizyonlarda ve değişik ortamlarda uzmanlar konu hakkında yorumlar yaptılar. Zayıf dersi bulunan öğrencilere nasıl davranmak gerekir, ödüllendirme ve cezalandırma nasıl olmalı, öğrenciler çalışmaya nasıl teşvik edilmeli, başarı seviyesinin yükseltilebilmesi için nelere dikkat edilmeli vb konular konuşuldu, yazıldı, çizildi.

 

Karne; öğrencinin beli dönemlerdeki durumunu göstermesi açısından çok önemlidir. Çünkü bu sayede öğrenci, ailesi, öğretmeni ve ilgililer öğrencilerin durumu hakkında fikir edinirler. Karne sayesinde öğrencinin gidişatının başarılı mı, başarısız mı olduğunu kısmen de olsa görürler ve fikir sahibi olurlar. Buna göre başarı varsa ve ödüllendirmek gerekiyorsa ödüllendirilir başarısızlık varsa da değişik yöntemlerle bu başarısızlık giderilmeye çalışılır. Bu konular alanlarındaki uzmanların işidir.

 

Peki bir de aydınların (!) karnesi olsa durum nasıl olurdu acaba? Şimdi düşünelim aydınlar (hatta kendilerini apaydın, aydın ötesi, ultra aydın… olarak tanıtan demek daha doğru olabilir) yaptıkları yorumlar ve yazdıkları konusunda notları nasıl olurdu?

 

Öyle ya karne korkusu olmadan bugün başka şeyler söyleyip, yarın tersini iddia etmek kolay. Ama karneleri olsa ve yaptıkları yorumlar, yazdıkları yazılar ve dile getirdikleri görüşlerin doğruluğunu ölçen ve bunu dereceleyen bir kuruluş olsa durum değişir miydi? Nasıl ki; bir öğrenci yaptıklarının değerlendirileceğini bildiği için derslerine çalışmak zorunda ise aydınlar da yazarken, konuşurken, yorum yaparken karne korkusu ile daha dikkatli olurlar mıydı?

 

Buradaki karneden kastımız kesinlikle RTÜK benzeri bir yapı veya sansür değil. Tam tersine aydınlar yazabilmeli, konuşabilmeli ve görüşlerini açıkça dile getirebilmelidirler. Benim kastettiğim nasıl ki ülkelere kredi derecelendirme kuruluşlarınca kredi notu veriliyor buna benzer bir derecelendirme yapılsa faydalı olur mu olmaz mı? Pratik hayatta bunun faydalarını görebilir miyiz göremez miyiz? Bunun beyin jimnastiğini yapıyorum.

 

Mesela çeşitli yazılarında demokrasi dışı yolları savunan bir gazeteci demokratiklik konusunda zayıf not alsa ve demokrasi konusunda ahkam kesemese? Ya da demokrasi konusunda ahkam kesmeye başlarsa; birileri çıkıp, bırak kardeşim zaten o gazetecinin demokrasi notu zayıf çok kaale almaya gerek yok diyebilse?

 

Ne dersiniz sizce de güzel olmaz mı?

 

Not: Sizinde aklınıza alternatif değerlendirme ve dereceleme şekilleri geliyorsa yorumlara veya e-posta adresime yazmanızı rica ederim.

 


Hareket Halindeyken E-postanız ve Çok Daha Fazlası. Windows Live Hotmail'i Ücretsiz Edinin. Hemen kaydolun.

3 Şubat 2010

SEVGİ

İnsan doğası gereği sevgi dolu, şefkatli ve merhametlidir. Hangimiz ihtiyacı olan, yardıma muhtaç gördüğümüz insanlara yardım etmeyi düşünmeyiz. Ağlayanla ağlar, gülenle güleriz. Toplumlara göre bu değişir mi? Merhamet ve acıma duygusu her insanda aynımıdır? Dünya’nın gelmiş geçmiş bütün düşünürleri bencillik ve kendini beğenmişliği ayıplamış, sevgi, saygı ve şefkati övmüşlerdir. Sevgi, iyilik ve kötülük ayrımı yapmaz. İnsanoğlunun yapısında sevginin yanında hırs, öfke ve bencillik duygusu da vardır. Ayrıca aşırı sevgi de bencillik duygusunu yaratır. Yeri geldiğinde de zarar vericidir.

İyi ve güzel yaşam her insanın hakkıdır ama günümüzde böylemidir? Zayıf olan güçlü olanlar tarafından yönetildiği için geçmişten bu güne kadar güçlüler dünya üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. İktidar ve Lider olma hırsı acıma duygusunu zayıflatmış sevgi ve merhameti unutturmuştur. Siyasal yönetimlerin kara delik misali her şeyi yutan, ihtiras, tamah ve aç gözlülükle hiçbir sınır tanımaz bir psikoloji içinde olmaları kardeşliği, dayanışmayı bir kenara bıraktırmış ve insanları ayrıştırmıştır.

Sevgilerin yerini hırs ve bencillik almış neredeyse insanoğlu insanlığını unutmuştur. Birlik ve beraberliği sadece kendilerinin güçlenmesinde kullanılmış olup, toplumsal iş bölümünü bile buna göre düzenlemişlerdir. Güçlü olanlar cazibe merkezi olmuş ve istemeden de olsa boyun eğdirme yetisini meşrulaştırmıştır. Sevgi ve saygı kavramının yitirilmesi kötülüklerin yaygınlaşmasına neden olmuş, adalet ortadan kalkmaya başlamış sınıflar arası uçurumlar oluşmuştur. İnsanların sevgisizliği huzursuzluk, mutsuzluk, korku, öfke, stres, bencillik ve kıskançlık gibi duyguları beraberinde getirmiştir. İnsanın kendi sevgisizliği, toplumsal sevgisizliği ve vatan sevgisizliğini meydana getirir. Ardından “bana ne” ve “kaybedecek neyim var” düşüncesiyle ülkenin sahip olduğu değerlerin yok olmasına aldırmayacak ve vatanını sahipsiz bırakacaktır. İnsanları aldatmak, onları aydınlatmaktan daha kolay olduğu için globalleşen dünya da ganimet avcıları her şeyi kılıfına uydurmayı başarmışlar, teknolojinin de yardımıyla güçsüzün güçlüye tebaasını sağlamaya çalışmışlardır. İnsan nefsi sınır tanımadığı için kendisinden başka diğerlerini düşünmeyen bencil insanlar bir başka tutkularının peşinde koşacak ve sahip olduğu her şeyden tatmin olmayacaktır. Kendisiyle barışık olan hangi makam ve mevkide olursa olsun aldatmadan, rol yapmadan insanlara sevgiyle bakar.”Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre, “gel, ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana ne güzel anlatmışlar sevgiyi, saygıyı, kardeşliği…

Türk ulusu olarak kimseye boyun eğmeden, öncelikle vatanımıza, milletimize, kendi değerlerimize, kültürümüze sahip çıkarak, yapmacıksız, doğru ve dürüst, sevgi dolu kimin ne olduğuna bakılmaksızın geçmişte olduğu gibi bu günde güçlükleri yenecek mücadele azmiyle dünya da var olduğunu herkese göstermeliyiz. Hiç bir şey için insanlıktan taviz verilmemelidir. Makam ve mevkiler gelip geçicidir. En kalıcı olan bu dünya da arkanda hoş bir seda bırakmaktır. Hiç birimizin yalan dolanla kaybedecek zamanı yoktur. Eğer bir toplum özgürlük ve bağımsızlığından taviz verirse, onurlu yaşamından da taviz vereceğini bilmesi gerekmektedir…

Onursuz ve gurursuz insanlar her şeyi içine sindirecek kadar sevgisiz ve anlayışsızdırlar…

“Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir”,

“TÜRK MİLLETİ MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİKLE GÜÇLÜKLERİ YENMESİNİ BİLMİŞTİR.” M. Kemal ATATÜRK

03.02.2010
Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü