Bu Blogda Ara

22 Mayıs 2010

DÜRÜSTLÜK

Dürüstlük nedir? Kişilere göre bu terim değişir mi? Dürüstlük, TDK.sözlüğünde “Doğruluk”,diğer sözlüklerde ise “özü sözü bir olma”, olanı olduğu gibi yansıtma”,”gerçeği saklamama”, bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünmeye veya göstermeye çalışmama” olarak tanımlansa da eski Türkçe’deki karşılığı SAMİMİYETTİR.Peki kendimize bile samimiyiz? Bu soru üzerinde birkaç saniye düşünelim. Belki de verdiğimiz cevap hoşumuza gitmeyecek olsa da en azından gerçekle yüzleşmiş olacağız. Samimiyetin karşıtı samimiyetsizlik (ikiyüzlülük)tir. Samimiyetsizlik insanlar arasında dostluk ve sevgiye engeldir. Bu tür insanlarda nefisleri öne çıkar ve ilişkilerini ona göre düzenledikleri için toplumda fazla sevilmezler. Dürüst, samimi olan insan nefisine yenik düşmez. Dostluk ve insan sevgisini çıkarlarına göre belirlemez. Ne olursa olsun kendi kendisine tam anlamıyla samimi ve dürüsttür. “Bir insan ya dürüsttür ya da ikiyüzlüdür” sözünü yabana atmamak gerekir. Günümüzün globalleşen dünyasında çıkarlar ön planda tutulduğu için dürüstlüğün yerini ikiyüzlülük almıştır. Herkes birbirine, yıkılmaz sanılan güçlü dostluklarda bile kuşku duyulur hale gelinmiştir. Yalancı, riyakar ve çıkarcı insanlar daima çevresine ve topluma zarar vermiştir. Bu tür insanların karakterleri zayıftır. Bencil ve hiç kimsenin iyi olmasını istemez ve ilişkileri çıkara dayanır. Kim nerede ve hangi görevde olursa olsun dürüst olmalıdır. Kişiliğinden gelip geçici hevesler için asla taviz vermemelidir. Dürüstlük; kişiyi toplum içinde itibarlı, kendi içinde tutarlı ve mutlu kılar.
“Herkese karşı saygılı ve samimi olun. Unutmayın, toplum size kişilik vermez, sadece tüyleri güzel süslü kuşlar gibi sizin dış görünüşünü değiştirir”.(Washington)

22.05.2010
Nermin AYDINLI

16 Mayıs 2010

KİŞİLİK HAKLARI

Günlerdir habelerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sn.Deniz BAYKAL ile ilgili kaset.Türkiye’nin nerelere geldiğini özellikle de özel hayata müdahale edilmesinin ne kadar korkunç ve çirkin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.Hangimiz özel hayatımıza müdahale edilmesini isteriz.Bu son olay gösteriyor ki Türkiye’de özel hayat korunabilir mi sorusuna hayır denmesi gerekmiyormu? Hangimiz kendimizi güvende hissediyoruz? Hele hele bu tür görüntülerin gerçek mi değil mi diye araştırılarak sonucuna göre yorumların yapılması gerekir.Ülkemizde maalesef iddialar kanıtlanmış gibi gündemi meşgul ediyor ve yargısız infaz yapılıyor.Temel hak ve güvenceler ve özel hayatın gizliliği bu şekillerde ihlal edilmesi vatandaşın hakkını yok eder.?Peki! soruyorum bu ve benzeri iddialar asılsız çıktığında ne olacak bu kişilerin hakları?Kişinin özel hayatı ihlal edilmiş olmayacak mı?Kendisinin ve ailesinin psikolojik durumundan kim ve kimler sorumlu olacak? “Çamur at izi kalsın” misali Türkiye’nin gerçek sorunları unutuldu ve bilerek bu tür haberlerle unutturulmaya çalışılıyor.Kevgire dönen ve milli iradeyi yansıtmayan Anayasa paketi, işsizliğin çığ gibi büyümesi, yoksulluğa teslim olan binlerce insan, son zamanlarda teröre feda edilen gençler, ağlayan analar,aileler,yargı sorunu, silivri de iddialarla yatan aydınlar ve balyoz iddiaları… Ne oldu bunlar çözüldü mü???

Acaba bilerek mi bu tür komplo teorileri üretiliyor diye düşünmeden de edemiyorum.Açılımlarla başlayan Demokratikleşme; siyasetin kirletilmesi, özel ve kişilik haklarının ihlalimidir? Yazık çok yazık lütfen karar vericiler sizler oralara kargaşa yaratın diye gönderilmediniz.Artık halkın gerçek gündemine dönün ve Türkiye’nin gerçek sorunlarının çözümlerini bulun.
UNUTMAYIN: Türkiye Cumhuriyeti yasalar çerçevesinde özgürlükler ve haklar ülkesidir.

Nermin AYDINLI

16.05.2010

12 Mayıs 2010

GENÇLER UYANIN

Kamu Hukuku Profesorü'nün haykırışını sizlerle paylaşmak istedim.Bu çığlık vatana ihanet değil, vatanseverliktir.Ülkemiz kolay kurulmadı ve binlerce Mehmetciğimiz canlarını boşa vermedi.Anaların göz yaşları beyhude akmadı ve akmamalı.Vatansız bir millet yok olmaya mahkumdur.Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde oynanan bu oyunlara gelmemeli ve biz vatanını sevenler değerlerimize ve ülkemize sahip çıkalım.
"Ey Türk Gençliği!...Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir".M.Kemal ATATÜRK

- "Gencler uyanın. Türkiye cumhuriyeti tasfiye ediliyor..."

HERKES BAGIRIP CAGIRDIGINA GORE
BU ULKEDE BIRSEYLER OLACAK ARTIK


Türkiye Cumhuriyeti Tasfiye Ediliyor

Türkiye, son yıllarda sürekli olarak dıştan dayatılan reformlarla uğraşmak zorunda bırakılıyor. Birilerinin çok acelesi olduğu için, bir an önce istedikleri aşamaya gelebilmek için dışarıdan içeriye doğru sürekli olarak bir inisiyatif yönlendirmesi yapmaktadırlar. Böylesi dışmerkezli bir emperyalist oyuna bütünüyle Türk toplumu alet edilmek istenirken Türk ekonomisinin köşe başlarını tutan kadrolarla medyada etkili olan işbirlikçi mandacı gruplar, ülkemizi böylesi bir maceraya doğru el birliği ile sürüklemektedirler. Yüzyıllar önceden hazırlanmış bir plan ve bu doğrultudaki proje uğruna büyük bir ulusal kurtuluş savaşı vererek kurmuş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilmektedir. Bu gerçek artık saklanamayacak kadar açık ve net bir biçimde Türk kamuoyunda kesinlik kazanmıştır.
Hiç kimse cumhuriyet yıkıcılığı ya da Türkiye düşmanlığı yaptığını kabul etmiyor. Her şey "değişim" kavramı içerisinde ve Türk devleti dıştan zorlanan bir plan dâhilinde çözülmeye mahkûm ediliyor.

Değişim sözcüğünün sihirli görünümünün arkasına sığınan ikinci cumhuriyetçiler, maddeci işbirlikçiler, alt kimlikçi federasyoncular, ılımlı İslamcı görünümlü şeriatçılar, emperyalizm ve Siyonizm ile her türlü işbirliğine açık olan oportünistler koalisyonu elbirliği ile Atatürk'ün cumhuriyetine saldırmaktalar ve kültürel alt kimlikçilik dış desteklerle hortlatıldığı gibi kayıt dışı ekonominin sağladığı olanaklarla yer altı ilişkileri doğrultusunda birçok mafya ve benzeri hukuk dışı çıkar örgütlenmelerinin de gündeme geldiği görülmektedir. Kurtlar Vadisi gibi televizyon dizileri ile böylesine hukuk dışı bir yapılanma iç ve dış menfaat çevreleri tarafından hem özendirilmekte hem de desteklenmektedir.
Böylesine olumsuz bir süreç içinde ülkenin birliği ve bütünlüğü tehlike altına sürüklenmekte, yetmiş beş milyonluk bir milletin gelecek güvencesini sağlamakla görevli Türk devleti her gün biraz daha gerileyerek devre dışı kalmaktadır.

Bu aşamada Türkiye'yi yöneten bir zihniyet, yeni dönemin plan çalışmalarında devletin küçültülmesini ana hedef olarak ilan etmektedir. Bu tür bir hedef belirleme, şimdiye kadar yarısı tasfiye edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geri kalan diğer yarısının da tasfiye edilmek istendiğinin en açık göstergesidir. Sürekli olarak dış baskılarla iyice küçülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği ile ilgili planlama çalışmalarına devletin küçültülmesi ana hedef olarak belirlenirse, bu gelecekte Türkiye Cumhuriyeti' nin ulusal ve üniter yapısının ortadan kaldırılmak istendiğinin en açık göstergesi olarak anlaşılmasıdır.

Çünkü OECD istatistiklerine göre; Avrupa ve Amerika gibi kıtalardaki batı ülkelerine oranla en küçük devlet Türkiye Cumhuriyeti' dir.

Batı ülkelerinde devletin ekonomideki ağırlığı ortalama olarak yüzde 40 ya da 50 oranında olmasına rağmen, Türkiye'deki devletin ekonomideki büyüklüğü son yıllarda yüzde 20'lerden yüzde 10'lara doğru küçülmüştür. Kendi devletlerini güçlü ve büyük tutan batılı emperyal ülkeler sıra Türkiye'ye gelince, Osmanlı İmparatorluğu' nun bugünkü mirasçısı Türkiye'yi daha da küçültmenin yollarını aramaktadırlar.

Avrupa Birliği sürecinde yani bir Yugoslavya modeli yaratarak Türkiye'nin ülkesini bir Sevr haritasına dönüştürmek isteyenler, bu doğrultuda devletin küçültülmesi için sürekli olarak baskı yapmaktadırlar. Avrupa Birliği'ne paralel olarak IMF ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar da Türk devletinin küçültülmesi için devletin yetkili organlarını baskı altında tutmaktadırlar. Kabuk devlet suçlamaları ile medyadaki papağanlarını Türk devletinin üzerine süren emperyal merkezler kendi devletlerini daha da büyütmenin arayışı içindedirler. Bu doğrultuda dünyanın her bölgesini sömürge durumuna düşürürlerken, Türkiye'yi de iyice küçülterek çeşitli eyaletlere bölebilmenin çabası içindedirler.

Büyük Avrupa, Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail gibi dünyanın merkezini içine alacak bölgesel federasyon planlarına Türkiye'nin ülkesini merkez yapmak isterlerken, bu ülkenin üzerinde kurulu bulunan Türk devletinin ortadan kaldırılmasına giden yolu açmak istemektedirler.

Demokrasi, küreselleşme, değişim gibi sihirli sözcüklerle Türk Devleti yavaş yavaş ortadan kaldırılmakta,

gelecekte bir dış destekli federasyona giden yol açılmaya çalışılmaktadır. Batılı merkezlerin hepsi bu doğrultuda çalışırken, Yugoslavya'dan sonra dünyanın merkezinde kurulmuş olan Türk devleti de tasfiye edilmek istenmektedir. Son yıllarda reform adı altında gündeme getirilen bütün yasal düzenlemelerinin devletin merkezi gücünü ortadan kaldırdığı, parçalı bir yapıyı ortaya çıkarabilmek üzere merkezin yetkilerinin sürekli olarak yerel yönetimlere devredildiği artık iyice görülmektedir.

Tablo kesin hatları ile belli olduğuna göre, Türk devletinin geleceğine bir büyük ulusal kurtuluş savaşı vermiş olan Türk milleti karar verecektir. Türk milleti ulusal ve üniter cumhuriyet devleti tasfiye edilirken, bu gidişe bir dur diyecek, ulusal egemenliğine sahip çıkarak yeni yüzyılda da bağımsız Türkiye Cumhuriyeti' nin çatısı altında yaşamını sürdürecektir. Artık devleti ve cumhuriyeti ortadan kaldırmakta olan bu reform görünümlü deforme sürecine Türk Milleti acilen "dur" demelidir.
Not: Bu yazı bir kamu hukuku profesörünün kamuoyuna uyarısıdır.
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
(Tuzyolu)

10 Mayıs 2010

Yedi Yılda IRAK'ta Neler Değişmiş?

Yedi Yılda IRAK'ta Neler Değişmiş?


İbrahim ALİN


ibrahimalin@gmail.com

Aslında seyahatlerle ilgili yazı yazmak biraz kolaycılık gibi geliyor. Onun için de konunun ilgilisi olmayanlar için sıkıcı gelebilir. Fakat ilk kez bir ülkeye gidecekseniz ve yanınızda o ülke hakkında yeterli bilgi ve tecrübesi olan birisi yoksa o zaman ilgili ülke hakkındaki bilgiler çok değerli olabiliyor. Bu ülke Irak gibi biraz farklı yapıda ise o zaman bu bilginin değeri daha da artıyor.




Her ne kadar resmi kurumlardan bazı bilgiler alınabilse de günlük yaşayışla ilgili ipuçlarını almak pek mümkün olmuyor olamıyor. Ayrıca bilgilerin güncel olması da çok önemli. Mesela Irak'a triptik belgesi 3-4 hafta önce kalkmış. Iraka araçla gitmek isteyen her kişi gibi biz de konuyu araştırırken kimse bir şey söylemedi. Hatta triptik belgesini veren kuruluşun şubesi bile bu bilgiyi muhtemelen bilmediği için birşey söylemedi. Triptik belgesinin kalktığını Habura vardığımızda öğrendik. Kendi araçları ile gitmek isteyenler için eğer araç yolculardan birinin adına kayıtlı ise herhangi bir belgeye gerek yok. Ancak araç şirket adına kayıtlı ise bu defa ya şirket yetkilisinin de araçta olması gerekiyor (bunun ispatı için de imza sirkülerinin aslı veya noterden onaylı sureti yeterli) veya şöför adına vekaletname düzenlenmiş olması gerekiyor.



Bundan önce 2003 yılında yine bir iş gezisi için gitmiştim Irak'a. O zaman sınırdan geçişte bürokrasi biraz daha fazlaydı. Şimdi işler daha kolaylaşmış. Evraklarınız da sorun yoksa ve kalabalık değise yarım saat gibi kısa sürede işlemleriniz tamamlanabilir.



Sınırı geçtikten sonra ilk durak Zaho oluyor. Zaho Dohuka bağlı bir kasaba ya da ilçe gibi ancak ticari açıdan çok hareketli. Bu hareketlilikte Türkiye sınırına yakın olması önemli rol oynuyor elbette. Birçok firmanın buradaki site tarzı yapılarda büroları var. İlk defa gelen birisi bu büroların ebatına bakarak firma hakkında değerlendirme yaparsa yanılabilir. Çünkü bunlar büro işlevi görüyor ve ürünler de perakende satıştan daha çok sergileme amacıyla bulunuyor. Asıl depoları farklı yerlerde. Gelen müşteriler buradan ürünleri beğeniyor ve anlaşma sağlanırsa yüklemeler başka yerlerde bulunan depolardan yapılıyor.



Türkiyeden ilk defa Iraka pazarlama amacıyla gidecek firmaların üzerinde çalışması uygun olabilecek yerlerin başında burası gelebilir. Burada halk ve esnaf az veya çok Türkçe biliyor. Türkiyeden gelen firmaların çalışanları da var. Ayrıca Zaho küçük bir yer olduğu için kim hangi ürünle ilgilenir az çok biliniyor. Dolayısıyla girdiğiniz işyeri sizin ürününüzle ilgilenmiyorsa ilgilenebileceğini düşündüğü başka bir firmaya sizi yönlendirebilir.2003 Yılına nispeten Zahoyu biraz daha oturmuş buldum.



Dohukta atölye tarzı yeni yeni üretimler başlıyor. Ancak daha çok yeniler ve dediğim bunlar biraz daha atölye tarzında yerler. Sayıları çok olmasa da büyük fabrika binaları var ancak onların da içlerini gezmediğimiz için çok fazla birşey söyleyemiyorum. Dohuktan Erbile gideceğimizi söylediğimiz firmalar yolu bilmiyorsak akşam gitmememiz konusunda özellikle uyardılar. Çünkü yol boyunca yanlış bir yola sapıp Musul yoluna girme ihtimali varmış. Bu yolun da yabancılar için pek tekin olmadığını söylediler. Tüm uyarılara rağmen biz biraz havanın karanlığı biraz da şiddetli yağış nedeniyle Erbil dönüşü yolumuzu şaşırıp bu yola saptık. Biraz heyecan yaşasak da çok şükür büyük bir problemle karşılaşmadık. Erbil Irak'ın büyük ve önemli şehirlerinden birisi. Tarihi kale surlarının altında değişik konularda faaliyet gösteren dükkanlar var ve oldukça hareketli bir yer. Yer yer inşaat şantiyeleri var.



Bu yazım normalden biraz uzun oladu ancak son olarak şunları da söylemeden geçemeyeceğim; Türkiyeden ve başka ülkelerden çok sayıda firma Irak pazarından pay almak istediği ve Irak'a mal sattığı için yoğun bir rekabet var. Irak'ın diğer bölgelerinden (Musul, Bağdat gibi) mal almak için Zahoya gelirlerken şimdi işlerini telefonla çözer olmuşlar. Ya da satıcıların kendileri müşterilerin ayağına gidiyor. Pazarda başarılı olabilmek için uygun fiyat hala çok önemli bir etken. Banka sistemi hala oturmamış, alışverişler genelde peşin ve nakitle yapılıyor. Kredi kartı kullanımına rastlamadık. Onun için ilk defa Irak'a gideceklerin yanlarında nakit (Usd, TL) bulundurmaları, ödemelerde problem yaşamamaları için uygun olur.



Biraz daha zaman olsa ve yazı uzamamış olsaydı; otellerden, son model jiplerden ve halkın trafik kurallarına gösterdiği titizlikten de bahsetmek isterdim. Kısmetse gelecek sefere.



Hayırlı yolculuklar

3 Mayıs 2010

TÜRK MİLLETİ’NİN SABRI!

Anayasa değişikliği ile şehitlerin artması ile açılımcılar saçılımcılar mutlu. Türk ordusunun seçkin subayları terörist diye tutuklanırken, AKP-PKK’lılar Ankara’da cirit atarken ülke ölü toprağı serpilmiş gibi.

Ülkenin genel durumu, kaos kelimesi ile ifade edilebilir.

Bakın; Vahşi hayvanlar uyuyan devleri ölmüş zannı ile saldırırlar… Çünkü beyinleri yoktur. Akılları midelerine bağlı olan kartallar uyuyan kurtların yemleri olur.

Bir kez daha hatırlatalım; Türklerin en belirgin özellikleri; hoşgörüsü, sabrı, dayanıklılığı; mazlum milletlere sahip çıkması, hamilik yapmasıdır.

Bu nedenlerden dolayı da; bu mazlum rolünü çok iyi oynayan milletlerin tuzakları, Türkleri tarih boyu sabırlı olmayı metanetli olmayı acı bir şekilde öğretmiştir..

Dillerle yürekler bir olmuş, insanlığa düzen, Türk’ün hayatının, olmazsa olmazı, olmuştur.

Türkler; Nemelazımcılığı; Şerefsizlik olarak addetmişlerdir..

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dememiş, zehirli yılanlara yaşama hakkı tanımamıştır.

Bilmiş ki; Zehirli yılanlar, kimi zayıf bulursa onu zehirleyecektir....

İslam’a hizmet; Türklüğe hizmettir, insanlığa hizmettir, anlayışı ile hareket ederken; Allah yolundan zerre kadar sapma göstermemiştir...

Allah’la insan arasına hiç kimsenin girmesine müsaade etmemiştir.

Atalarımızın sosyal hayata bakışı, insanlığa bakışı Hakkaniyetle davranmak, Hak yolunu göstermek olmuştur.

Gittiği her yere; düzen ve nizam götürmüş, adalet üzere hüküm vermiş, adaletle hüküm sürmüştür.

Medeniyet; Türklerle birlikte gelişmiştir.

Türklerin hassasiyetlerini ve güçlerini; rakipleri, düşmanları, haçlılar çok iyi tespit etmişlerdir.

Bu yenilmezliğin ve çalışkanlığın nedenlerini çok ciddi şekilde araştırmışlardır.

Adalet üzere hüküm vermeleri, mazlumların yanında yer almaları, yardımlaşmayı çok iyi bilmeleri ve uygulamaları, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir, hadisini hiç unutmadan yaşamaları, kadınlara Cennet anaların ayakları altındadır, hadisinin anlamına göre davranmaları, kadınları Allah’ın en kıymetli emaneti olarak görmeleri...

Vatan sevgisi imandandır, hadisinin idrakinde olmuştur. Vatan sevgisinin; Allah sevgisi, peygamber aşkına eşdeğer olduğunu, Vatan için; ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim diye savaşa düğüne gider gibi gittiğini, tespit etmişlerdir.

Bu tespitleri yapan dış ve iç güçler; Türk’ün elindeki, yüreğindeki hasletleri yok edebilmek için oyun üzerine oyun oyun, tezgah üzerine tezgah kurdular, uyguladılar, uyguluyorlar.

Türklere yavaş yavaş Türk olma özelliğini kaybettirmeye başlamışlardır....

Din bizim en hassas yanımız olduğunu bilen Avrupalı; Türklüğümüz üstünde önce bu noktadan oyunlara başlamışlardır. Münafıkları, iktidara taşımışlardır

Yalakalık, nemelazımcılık, vurdumduymazlık, sahtekârlık gibi meziyet olarak yansıtılmıştır..

Dini değerleri istismar edenler, vatansız ve dinsizler; ulema kisvesine bürünmüşler; Allah’la kul arasına girip insanları cehalete sürüklemişlerdir.

Bunların yanında ahlaksızlık toplumda yaygınlaştırılmaya başlamış; rüşvet bilmeyen Türkler rüşvete bulaşmış, yalan talan dolan yaşam biçimi haline getirilmiştir.

Devleti ebed müddet diyerek, sadakatle devlete bağlı olanlar arasında ayrılık tohumlarını yeşertmektedirler.

Özgürlük ve demokrasi denile denile millet, kaosa sürüklenmektedir..

Gafletin acı faturalarını millet çok ağır öder hale gelmiştir.

Yapılmak istenen Türklüğün öz be öz hasletlerinin unutturulması, unutulma noktasına getirilmesidir..

Türklüğün erozyona uğratılması, beyni ve kalbi yabancılar için atanların amacıdır.

Ancak Türk’ün sabrının zorlanması halinde nelerin olduğu ise tarihi gerçeklerdir.

TUZ YOLU-ALINTI(Nurullah AYDIN)

Bu yazılanlara başka ne eklenebilir ki!!!!
Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü