Bu Blogda Ara

26 Ocak 2012

ERMENİ MESELESİ

Tarihte Ermeni meselesi ülkemizin en büyük sorunlarından birisidir. İsviçre’den sonra şimdi de Fransız Senatosu, “Ermeni soykırımının reddedilmesi suç sayılacak ve aksine hareket edenlere bir yıla kadar hapis ile 45 bin Euro para cezası verilmesi” ile ilgili tasarıyı kabul etti.

Özgürlüklerin beşiği olduğu söylenen Avrupa verilen bu tek taraflı kararla bakalım bundan sonra nasıl davranacak?

Bu çifte standart değil de nedir?

Türkiye ve Fransa arasında olan dostluğun bitirilmesi uğruna bilgi ve belgelere bakılmadan verilen tek taraflı bu karar Türkiye’yi ve Türk Ulusuna vurulan bir darbedir. Tamamen yeniden seçilmek uğruna aldırdığı bu tasarının mimarı Sarkozy’e, sanırım Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı toplu katliamlarını hatırlatmak gerekir;

“Berlin Antlaşması'nın imzalanması ile Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı devleti üzerindeki baskı ve müdahaleleri;
ikincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yaşayan Ermenilerin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya'da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.

Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ile örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayılan misyonerlerin büyük katkısının bulunmasıdır.

İlk isyan 1890'daki Erzurum’da gerçekleşti. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.

1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 bin Türk, Ermeniler tarafından katledilmiştir. Sayısı tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakam 2 milyonu bulmaktadır(1).” Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir.

Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, büyük katliamlara girişmiş, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermişlerdir. Örneğin Van'ın Zeve Köyü'nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

Peki, bütün bunlara ne denecektir!

“27 Mayıs 1915 tarihli yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Ermenilerin yer değiştirme uygulaması büyük bir disiplin içinde yapılmıştır. Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.
Her şeyden önce, yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır.
Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni yerleşim merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tutması, yer değiştirme sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını da ispat etmektedir.”

Ermeniler Türk idarelerinde hep altın çağını yaşamıştır. Türklerin iyi tutumuna rağmen Ermeniler ve tarihi tarihçilere bırakmayan şarlatanlar elbirliği ile isteklerine ulaşabilmek için ‘ezilen bir toplum’ olduklarını dile getirmeye devam etmektedir.

Bütün bunlar büyük Ermenistan rüyasını gerçekleştirmek için sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin isteklerini dünya’ya duyurmak ve kamuoyu oluşturmak içindir. Kamuoyu yaratılarak Türkiye’ye baskı uygulanıp Ermeni soykırımının tanınması sağlanacak ve Türkiye’den tazminat talep edilecektir.

Yani toprak istenecektir!

Bu soykırım iddiaları Türklüğü karalamaya yönelik girişimlerdir. Sadece kınamak dışında Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik önemi nedeniyle dış politika da bilgi ve belgelerle daha etkili tanıtım ile güçlü lobicilik yapılması gerekir.

Ayrıca, ciddi bir sorun olan Ermeni meselesi duygusallıkla değil, politikamızı ciddi ve tutarlı belirlediğimiz takdirde Avrupa’da yaşayan Türklerin güvende olmaları sağlanır.

Ermeni soykırımı Türk tarihine dahil edildiğinde Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir ülke olacağını düşünen ve savunanlara, ‘demokrasi isteniyorsa geçmişle yüzleşilmelidir’ diyenlere, tarafsız bir şekilde tarihimizi doğru kaynaklardan iyi incelemelerini tavsiye ederim.

NOT: Ermeni sorunu konusunda Türk Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Osmanlı Arşivlerinden bilgi ve belgelere ulaşılabilir.

Çünkü, bu konu çok ciddi olup, siyasi çıkarlar uğruna kullanılacak bir malzeme değildir.

Atatürk "Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir" sözleriyle de asıl suçluları işaret etmektedir. Atatürk "Bir uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan bu kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması" gerektiğini 7 Mart 1920'de ifade etmiştir.

Kaynaklar: -Atatürk Araştırma Merkezi-Ermeni Meselesi-Ermeni Sorunu temel bilgi ve belgeler)

26.01.2012
Nermin AYDINLI

17 Ocak 2012

İşte bütün mesele bu!

İnsanın dünya’ya bakış açısı eleştirici ve sorgulayıcı mı? Yaşananlara yaklaşımımız nasıl olmalıdır? Evet, biraz felsefi yönden yaklaşırsak insan; evrende düşünen, anlamaya çalışan, eleştiren, yorumlayan bir varlıktır.

Lakin, bir çok insan yaşananlara ve dünya’da değişimlere fazla takılmadan ve sorgulamadan hayatını sürdürür. Ya da hayatı anlamsız ve bir dizi tesadüf olarak görür.

Bazılarını ise, toplumun krizi birçok şeyi sorgulamaya zorlar. Hayatta değer taşıyan her şeyin çaba gerektirdiğini duyarlı olanlar bilir. Çıkar ve rant onlar için önemli değildir. Toplumun aydınlanması ve ülkenin geleceği için doğruların yanında olmayı yeğler.Yazmak ya da yazmamak. İşte bütün mesele bu!

Evet, günümüz de eleştirmek, eleştirilmek yasak hale geldi. Kuşkusuz yaşam her ne kadar karmaşık olsa da şaşkınlık içinde izliyoruz olup bitenleri...

Yeri geldiğinde kişilik haklarına saygılı bir şekilde devletin en yüksek kademesinde olanların yaptıkları hakkında yazılmayacak, çizilemeyecekse biz demokrasinin neresindeyiz?

Sanırım, demokratikleşmenin en son aşamasındayız galiba!

Herkesin bir yaşam felsefesi vardır. Çoğumuz bunun bilincinde değiliz. Doğru olan nedir? Doğru olanı neden yapmalıyım veya yapmamalıyım?

Yazdığımız da başımıza bir iş gelir mi acaba, ya da hadi kendimizden korkmuyoruz, özgürce düşüncelerimizi söylüyoruz diyelim! Kara bahtım, kör talihim diye ağıtlar mı yakalım. Ya da Sevdiklerimizden mi vazgeçelim…

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın anlayışı içinde olmak mı dır, kişi düşüncelerini kendisine sakladığında… Ya da, dünya nimetlerinin ihtişamına kapılıp, ‘gelen ağam, giden paşam’ diyerek her şeyden kendimizi soyutlamamız mı gerekir acaba…

Ya da, İdealistlik belli bir duygunun esiri olmak mı dır?
Gerçekler göreceli olup, kişiden kişiye değişir ama, sadece bir doğrunun olduğu unutulmamalıdır!

Hangisi iyidir? Hayatın basit gerçekleri deyip kendinden taviz vermek mi, ya da gerçekler üzerine gitmek mi?

Ya da Shakespeare’in vurguladığı gibi ‘VAR OLMAK MI, YOKSA OLMAMAK MI ?

İşte bütün mesele bu!

17.01.2012

Nermin AYDINLI

7 Ocak 2012

HAŞA KİMİN HADDİNE!

Son günlerde her şey birbirine girmiş durumda. Daha önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi artık şaşırmıyoruz olanlara. Kanıksadık ve sıradanlaştı yaşananlar…
Hayatımızdan memnun muyuz? Gelecekten ne bekliyoruz? Acaba kaçımız bu soruları kendimize soruyoruz. Belki de hayat hikayelerimizin sıradan olduğunu düşündüğümüz için üzerinde durmuyoruz. Ya da birileri hayat hikayemizi yazıyor bizlere de figüranlık yapmak düşüyor.

Düşünmeden-duygularını belirtmeden yaşamak, yaşamak mı dır? Eleştirilmekten, eleştirmekten korku ise yaşamak, yaşamak mı dır? Bulunduğun topraklara, vatanına, milletine kul, köle olmak yaşamanın anlamı değilse nedir yaşamak?

Şehit haberleri,Evlatlarını kara toprağa veren ana-baba-eş-çocuklar, Laikler, anti laikler, PKK çığlığı atanlar, Paşaların tutuklanmaları, Dost ahbap ilişkileri ile yapılan atamalar, Atama bekleyen öğretmenler, Milletvekilliği için kıyasıya savaşan siyasiler, Vekil maaşı ile geçinemeyen halkın temsilcileri, Servetlerine servet katmak için çalışan kodamanlar, İhtişam ve servet içinde yaşayanlar, Beklemediği bir anda şansı gülen şanslılar, Medyada cirit atan aydınlar, Konuşması, yazması ve düşünmesi bile suç olan insanlar,Yoğun bir şekilde Tv dizileri ve dizi fanatizmi, Magazin-kadın ve eğlence programlarını kaçırmayanlar, Namus cinayetlerine, berdele ve koca dayaklarına kurban edilen kadınlar, Bu ülkenin unutulan memuru, emeklisi, işçisi, köylüsü, çiftçisi, yoksulu, fakiri, fukarası,Yok olmaya yüz tutmuş tarım ve hayvancılık, Ve nice nice sorunlar……..

Bunlar ülkemden manzaralar mı, ben biraz şaşırdım galiba ne dersiniz?

Bundan sonra internet ortamında düşüncelerin yazıya dökülmesi, siyasi ve ideolojik içerikli paylaşımların paylaşılması, hükümet karşıtı yazıların yazılması, yorumların yapılması vs.vs. suç unsuru olacakmış. Yazanlar ve paylaşanlar hakkında dava açılacakmış.

Kulların söz söylemesi haşa kimin haddine!

Pardon bütün bunlar demokratikleşmenin sancıları yani demokratikleşiyorduk unutmuşum!

Ülkem, Vatanım, TÜRKİYEM hadi hayırlısı(!)
07.01.2012

Nermin AYDINLI

3 Ocak 2012

HA BABAM, YE BABAM...

Bir yılı acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Ülkemiz de o kadar çok traji-komik olaylara şahit oluyoruz ki tepki vermemiz gereken olaylara duyarsızlaşıyor, basit olaylara inanılmaz tepkiler veriyoruz.


İşte Türkiye!


Ağlanacak halimize gülüyoruz maalesef. Yoksulluk almış başını gidiyor. Gitmesine gidiyor da ‘bal tutan parmağını yalar’ diyerek oldukça da hoşgörülüyüz nedense!


Kapitalist sistemin ağında ağırlaşan yaşamın içinde yok olup gidiyoruz.


Yıllar yılları kovalarken devler, kendinden güçsüzleri yok etmek için elinden geleni yapmaktadır. Dünya’da yok olmaya yüz tutmuş yaşam kaynakları nedeniyle, henüz keşfedilmemiş, doğasına fazla dokunulmamış, zenginlik kaynakları olarak görülen ve hayati değer taşıyan hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler doğaca zengin, kültürel ve gelişme açısından yoksun ülkeler, emperyalist güçlerin iştahını kabartmaktadır. Bu nedenle yardım etme bahanesiyle gelişmemiş ülkelere yaptırımlar uygulanmış ve hatta bu ülkeler kendilerinin sömürgesi haline getirilmiştir.


Ülkemiz de ise; bir takım güçler tarafından ortaya atılan Kürt sorunu, demokratikleşme bahanesiyle kan akmaya devam etmektedir. Sönen ocaklara, ağlayan analara-bacılara yenileri eklenmektedir. Kürt halkının sorunlarını dile getirdiğini söyleyen PKK destekli görüşleri olanlar kendilerini gizleyip, çözümün kendilerinde olduğunu söyleyerek onların hamisi rolünü oynamaktadır.


Türkiye Cumhuriyeti Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, alevisiyle- sünnisiyle vs.vs. et ve tırnak gibi bütündür. Farklılıklarımız zenginliktir. Her ne kadar ümitsizliğe düşülse de Türk halkının birlik ve beraberlik arzusu içinde olmaları nedeniyle ülkemizi bölmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.


Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ile sorunları olanlar arenalarda boy göstermektedir.


Türk halkının ulusal kurtuluş ideolojisi olan Kemalizm(Atatürkçülük) kuruluşundan bu güne Türkiye Cumhuriyetine ve vatandaşlarına yol göstermektedir. Bu güne kadar iç ve dış mihrakların hedefi olmasına rağmen ülkemizin kuruluş ideolojisi Atatürk ilke ve devrimleri ile ayakta durmaktadır. Kemalizm, her türlü emperyalizme karşı olduğu gibi, emperyalizmin en üst aşaması olarak batılıların zorla başımıza geçirmeğe çalıştığı Globalizm’e de karşıdır. Bu nedenle, küreselleşme döneminde Kemalist Türkiye’yi tasfiye etme girişimleri son derece hızlanmıştır.


Türkiye Cumhuriyeti Atatürk'ün hem ebedî, hem de en büyük eseri olduğu unutulmamalıdır.

Emeklisi, işçisi, köylüsü, yoksulu, fakiri, fukarası geçim derdiyle kıvranırken halkın vekillerinin sessizce kıyak emeklilik ve maaşlarının arttırılması ise hepimizde soğuk duş etkisi yapmadı değil.


Vicdanları rahat ise, ‘ha babam, ye babam’ demekten başka ne denilebilir ki!


"... Saygıdeğer Ulus’uma şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne dek çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten, hiç bir zaman geri kalmasın!" (Mustafa Kemal Atatürk, Söylevden)


02.01.2012


Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü