Ana içeriğe atla

SİYASET VE SİYASETÇİ



Siyaseti incelemeye kalkıştığımızda birçok düşünürlerin tanımlarına rastlarız.Her düşünür kendine özgü yorum katmış ve bilim yönünden incelenmesi gerektiğini savunmuştur.
İlkönce siyaset nedir?
İnsanlara ne kazandırır ve ne kaybettirir? Sorularına cevap vererek konuya girelim:
Siyaset,çeşitli etnik,dini,sosyal,kültürel yapıları olan insanları tek bir bayrak,tek bir vatan ve millet altında belirli hukuk kurallarına uymak koşuluyla bir arada tutabilme ve dünyada ülkenin çıkarlarını ön plana çıkarabilme yeteneğidir.
Siyaset toplumlarda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir.
Siyaset, en genel anlamıyla, bir arada, bir toplum olarak yaşayabilmemiz için ileri sürülen fikirlerin girişilen eylemlerin toplamıdır.
Siyaset,katılım ve katılım iradesidir.Yönetme sanatıdır,siyaset bilimdir şeklinde bir çok tanımı yapılabilir.
İnsanlara Ne Kazandırır?Toplumlarda duyarlı ve kendisini de sorumluluk sahibi hisseden bireyler siyasete girerler.
“Bilinç ve sorumluluk kazandırır”.
Ne kaybettirir? İşte bu soru üzerinde çok durulması gerekir diye düşünüyorum.
Bence;Siyasetçiler,siyaseti bir kazanç kapısı gibi görmeleri nedeniyle toplumumuzda çarpıklık,sorumsuzluk ve otorite boşluğu doğurmuştur.”Parası olan siyaset yapar” ilkesi yaratılarak,siyaset biliminin sadece kitaplarda kalmasına neden olmuştur.Siyasetle uğraşmaya başlayan birey büyük bir istekle sorumluluk hisseder. Ütopik görüşleriyle ve birazda hayal perestliğiyle diyelim siyasi partinin kapısından içeri girer.İyimser düşünce içinde projelerinden ve bir şeyler yapmak istediğinden bahseder.Birey hoşgörülüdür, bilgilidir, kalitelidir.Bakıldığında hiçbir eksikliği yoktur.Tam aranılan insan gibi görünür.Projeler ve üretilen bilgiler uygulamaya başlandığında küçük küçük olaylarla, içeride çalkantılar başlar.Çünkü bu birey üretici, çünkü bu birey aşırı sorumluluk sahibi,memleketi ve milleti için neler yapılabilir ve siyasetin eksikleri nelerdir? diye düşünmektedir…
Bir de madalyonun öteki yüzünden bakalım siyasetçiye; Bu birey siyasetten rant sağlamak,isim yapmak ve dünyanın bütün güzel meyvelerinden,yani en güzel şekilde yaşamak için girmiştir.Onun alanı birilerinin sırtına binmek ve üretmemek ve üretenleri de engellemek.Bu kişi siyasette nasıl başarılı oldu? Başarı kelimesini burada çalışmalar olarak değil de,karar mekanizmalarında nasıl ve ne şekilde yer aldı?...diye düşünelim:
Ya parasıyla,
Ya kuvvetiyle(tabiri caizse,sırtının bir yerlere dayanması ve dayısı ve hatırı sayılır kişilerin desteğiyle),
Ya da güzelliğiyle(kadınlar için diğer şıklarda geçerli ama maalesef bu tür insanlarında yer aldığı görülmektedir.)
Ya da şahsi çıkarı kaybetme endişesi taşıyan, hiçbir şekilde itiraz ve şikayet hakkı olmayan çantacı diye adlandırılan başındakilere kul köle olan, üretemeyen ve şakşakcı, diye nitelendirilenler şeklinde cevaplarla bu soru yanıtlanabilir.
Bu kişiler, halk işsiz mi, aç mı,ülkenin en büyük sorunu nedir,ülke üzerinde oynanan sinsi planlar nelerdir? gibi sorular üzerinde kafa yormaz.Onun için önemli olan günü kurtarmaktır.Seçimlerde kitlelerden çok oy almaktır. Kimileri de siyaseti meslek edinmiştir.Bırakmak istemez.Yenilere ve yenilikçilere tahammülleri yoktur.Tepeden inmeyle her şeyi kendilerinin iyi bildiğini ve halkı ancak kendilerinin iyi yöneteceğine inanırlar.Yetkiyi kendi ellerinde tutarlar ve diğer angarya dedikleri işleri yukarıda belirtilen kişilere yaptırırlar.Ayrıca; Ülkemizde siyasal partilerin büyük çoğunluğu lider partisi görünümünde olduğu için tabana inememekte ve halktan kopmaktadır.
İşte! Siyaset üretmediği ve sorunlara çözüm bulamadığı zaman sosyal çöküntü kaçınılmazdır.Halk geçim telaşına düşer, ülkesindeki siyaseti ve siyasetçiyi denetleyemez.Siyasi kültürdeki bu sorumsuzluk hiçbir gücü olmayan çaresiz vatandaş türünü yaratmıştır.Çaresiz,yoksul vatandaş, kul-her şeyi kabul yaklaşımı içinde olduğu için sorunun büyüklüğünün ve ülke siyasetindeki eksikliğin farkında olamaz.Gelir seviyesi yükselen toplumlarda bireyler kendilerini sorumlu hissederek sivil toplum örgütlerinde yer almaya başlar ve bende varım diyerek söz sahibi olur.Bilinçli bireylerin karşısında siyaset arenasının her kademesindeki kişiler ister istemez kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalırlar.

Peki! Siyasetçide olması gereken nitelikler nelerdir?
Dürüst, eşitlikçi, olayları kavrayabilme yeteneği, tutku, sorumluluk,göz keskinliği, derin düşünme, ruh dinginliği, kendini beğenmişlikten arınmışlık,ulusal ve insani amaçlara hizmet eden,toplumsal ahlaki ve kültürlere değer veren,toplumun çıkarını kendi çıkarının önünde tutan,ahlaklı ve eğitimli olmalıdır.

Sonuç olarak, hep birlikte istediğimiz hedefe götürecek olan siyaseti ve siyaset kurumunun yollarını bizler tespit edelim.Günümüz siyasetin kokuşmuşluğu bizleri korkutmasın. Ülkeyi babalarının çiftliği gibi göremez ve kafalarına göre yönetemezler.Bu nedenle halkın iradesi siyasette en önemli unsurdur.Aksi halde sızlanmaktan öteye gidemeyiz……..
Nermin AYDINLI




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMİ

Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? vb. soruları hepimiz sormaktayız. Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir? Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder.21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri sivil toplumları oluşturur. Bir ülke de demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde sivil toplumun etkisi olduğu kadar da aktif vatandaşlık anlayışını da getirir. Sivil toplum, demokratik bir toplum yaratılmasında, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumlar finansal ve örgütsel sorunlarının yanı sıra ...

TEK MİLLET İKİ DEVLET

TEK MİLLET İKİ DEVLET “Tek Millet, İki Devlet” bu söz; 30 Ağustos 1991 yılında SSCB çöküşü ile bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Devletinin, 1992-1993 yılları arasında ki Devlet Başkan Ebulfez ELÇİBEY tarafından, o zaman Azerbaycan’ı ziyaret eden Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanına söylenmiştir. Ebulfez ELÇİBEY “ iki kardeşin yan yana, ayrı ayrı devletler kurduğu nerede görülmüştür. Azerbaycan ve Türkiye olarak en kısa zamanda birleşmeliyiz.” ve “ Biz bir millet iki devletiz” diyerek ülkeler arasındaki bağı bu sözlerle anlatmışlardır. Şu son zamanlarda Ermenistan sınır problemi, iki kardeş ülke arasında ayrılığa yol açsa da, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının açıklamasıyla her şey eski seyrine dönmüştür. Zaman zaman yanlış anlaşılmalar, sitemler olsa da iki kardeş ülke birbirinden asla vazgeçemez. Çünkü biz tek milletiz. Kavga eden iki kişi birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediği gibi, kavga etmeyen iki kişide birbirlerini çok sevdiği anlamına gelmez. Bağımsızlıklar...

10 NİSAN POLİS GÜNÜ

10 NİSAN POLİS GÜNÜ Her yıl; Nisan ayının 10.uncu gününü içine alan hafta “POLİS HAFTASI” olarak kutlanmaktadır. Çünkü,10 Nisan Türk Polis Teşkilatının kuruluş günüdür.Türk Polis Teşkilatının Tarihçesinden bahsettikten sonra, 1987- 1989 yılları arasında İdealist bir Komiser Yardımcısı olarak Ağrı İlinin Taşlıçay İlçesinde 2. Bölge görevimi yaparken, hala aklıma geldikçe canımı acıtıp, gözlerimi yaşartan anımı da paylaşmak istiyorum. Yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasından sonra, başkentte ve eyaletlerde zabıta hizmetleri eskisiyle kıyaslanmayacak derecede gelişmesine rağmen; bu hizmetler karışık ve ayrı ayrı kurumlara bağlı olarak yürütülmekteydi. Teşkilat ve yürütme alanındaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla, 10 Nisan 1845’te İstanbul’da ilk polis teşkilatı kurulmuş, görevleri ve yetkileri de yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiştir. Bu nedenle; 1845 tarihi, Türk Emniyet Teşkilatı açısından çok önemlidir. Çünkü ...