Ana içeriğe atla

TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR.



Son yıllarda akıl almaz olaylara şahit oluyoruz ki kim hain, kim kahraman bilinemez oldu ve her şey birbirine karıştı.
Günlerdir İmralı’ya kim gidecek konusu üzerinde konuşuldu ve sonunda 3 kişi gitti ve dönüş sonrası kahraman edasıyla açıklamaların daha sonra yapılacağı söylendi. Eh bizlerde rahatladık birazcık da olsa! Çünkü bizim için olmazsa olmaz olan İmralı’da yatan katilin dudaklarından dökülen cümlelere ihtiyacımız vardı ve zatı muhteremin ‘TC. ile pazarlıklar iyi gidiyor’ cümleleri ile Ülke demokratikleşecek, onun sayesinde terör bitecek!

İmralı canavarına haksızlık yapıldığı izlenimi verilircesine kahraman vatanın her bir karış toprağını savunmuş olan kahramanlar hain damgasıyla zindanlarda acı hikayeleri ile baş başalar!

Peki,  kolunu, bacağını, gözünü ve hayatını kaybetmiş olan Mehmetçiklerimizin vebali kimin üzerine olacak bana söylermisiniz? Sefalet içinde, yoklukla mücadele eden kahramanlarımız unutularak çok yakında Apo’ya sırça saraylar içinde lüks yaşantı sağlanırsa hiç şaşırmayalım.

Allah’ım bu nasıl bir çelişkidir ki, koskoca bir devlet teröristlerle nasıl müzakere eder.Türk kelimesinden intikam alınırcasına Türklük ayaklar altında, Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşmak için sanki bütün bu yapılanlar. Milliyetlerin ayaklar altına alınması ile övünülmesi nedir Allah aşkına? Milliyetsiz bir toplum var olabilmiş midir sorarım size? Terör örgütü yeni anayasa ile ülkemizi milliyetsiz yurttaşlık modeline sürüklemekte ve Türklük itibarsızlaştırılarak millet kavramının yok edilmesi için uğraşılmaktadır.

Allah’ım ülkem sanki işgal altında ve terör örgütünün zafer çığlıkları arasında savaş kaybetmişcesine terkedilmiş görünümünde! Ve en acısı da İmralı’dan hain terörist Apo’nun süreci yönetiyor olmasıdır!

Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürksüz bir ülke için ve Türk Milletinin yok edilmesi için bütün hainler işbirliği içindeler. Türk Milliyetçiliğinden utanılıyor ve vatansever, yurtseverler faşistlikle suçlanıyor, Türk Milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasıyla övünülüyor. Hangi bir dünya ülkesinde vardır ki bir ülkenin bütün değerleriyle oynansın. Hangi bir Fransız, İngiliz vs.si kendi ülke milliyetçiliğini yapmıyor olsun. Fransız’ım, İngiliz’im, İtalyan’ım, İspanyol’um vs. dediğinde o ülkenin vatandaşı olmadığını mı söylüyor, neden Tüküm denmesinden bu kadar rahatsızlık duyuluyor. Bu kamplaştırma ve ülkeyi bölme değil de nedir sizce?

Açılım ve demokratikleşme safsatası ve arkasından anayasa çalışmaları ile ülke bilinmez bir yola sürükleniyor. Barışın gelmesi için hainlerle işbirliğinin şartı üzerinde duruluyor. Bu süreç sonrası kan duracak ve hainlerin istekleri bitecek öylemi? Bunlar kandırmacadan başka bir şey olmayıp sadece hainlerin ekmeğine yağ sürmektir.

Bütün bu yapılanlar Türkiye Cumhuriyeti onurunun ayaklar altına alınmasıdır ve Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesidir. Hiçbir şey tozpembe değildir. Türksüz, Atatürksüz bir toplum yaratılmaya çalışıldığı sanırım hiçbirimizin gözünden kaçmıyordur.

SON SÖZÜM: Her halkın kendisiyle gurur duyma hakkı vardır. Hele hele şanlı tarihi olan Türk Ulusunun mensubu olmak ayrı bir övünç kaynağıdır. Türk Milleti tarihten gelen sağduyusu, akla uygun karar verebilmesi, aklı  selim, doğru ve yanlışı birbirinden ayırabilme yeteneği sayesinde zor dönemde doğruyu bulacaktır. O nedenle tam yok oldu denen Türk Ulusunun Kurtuluş savaşıyla küllerden yeniden doğduğunu unutmayacaktır.
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir..."M.Kemal ATATÜRK 

Nermin AYDINLI(27.02.2013)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMİ

Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? vb. soruları hepimiz sormaktayız. Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir? Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder.21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri sivil toplumları oluşturur. Bir ülke de demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde sivil toplumun etkisi olduğu kadar da aktif vatandaşlık anlayışını da getirir. Sivil toplum, demokratik bir toplum yaratılmasında, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumlar finansal ve örgütsel sorunlarının yanı sıra ...

TEK MİLLET İKİ DEVLET

TEK MİLLET İKİ DEVLET “Tek Millet, İki Devlet” bu söz; 30 Ağustos 1991 yılında SSCB çöküşü ile bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Devletinin, 1992-1993 yılları arasında ki Devlet Başkan Ebulfez ELÇİBEY tarafından, o zaman Azerbaycan’ı ziyaret eden Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanına söylenmiştir. Ebulfez ELÇİBEY “ iki kardeşin yan yana, ayrı ayrı devletler kurduğu nerede görülmüştür. Azerbaycan ve Türkiye olarak en kısa zamanda birleşmeliyiz.” ve “ Biz bir millet iki devletiz” diyerek ülkeler arasındaki bağı bu sözlerle anlatmışlardır. Şu son zamanlarda Ermenistan sınır problemi, iki kardeş ülke arasında ayrılığa yol açsa da, Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının açıklamasıyla her şey eski seyrine dönmüştür. Zaman zaman yanlış anlaşılmalar, sitemler olsa da iki kardeş ülke birbirinden asla vazgeçemez. Çünkü biz tek milletiz. Kavga eden iki kişi birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediği gibi, kavga etmeyen iki kişide birbirlerini çok sevdiği anlamına gelmez. Bağımsızlıklar...

10 NİSAN POLİS GÜNÜ

10 NİSAN POLİS GÜNÜ Her yıl; Nisan ayının 10.uncu gününü içine alan hafta “POLİS HAFTASI” olarak kutlanmaktadır. Çünkü,10 Nisan Türk Polis Teşkilatının kuruluş günüdür.Türk Polis Teşkilatının Tarihçesinden bahsettikten sonra, 1987- 1989 yılları arasında İdealist bir Komiser Yardımcısı olarak Ağrı İlinin Taşlıçay İlçesinde 2. Bölge görevimi yaparken, hala aklıma geldikçe canımı acıtıp, gözlerimi yaşartan anımı da paylaşmak istiyorum. Yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasından sonra, başkentte ve eyaletlerde zabıta hizmetleri eskisiyle kıyaslanmayacak derecede gelişmesine rağmen; bu hizmetler karışık ve ayrı ayrı kurumlara bağlı olarak yürütülmekteydi. Teşkilat ve yürütme alanındaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla, 10 Nisan 1845’te İstanbul’da ilk polis teşkilatı kurulmuş, görevleri ve yetkileri de yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiştir. Bu nedenle; 1845 tarihi, Türk Emniyet Teşkilatı açısından çok önemlidir. Çünkü ...