Bu Blogda Ara

23 Haziran 2010

UYUŞTURUCU MADDELERİN TANIMI VE SINIFLANDIRILMASI…

UYUŞTURUCU MADDELERİN TANIMI VE SINIFLANDIRILMASI…
Elveda TANIK
etanik@egm.gov.tr
Belirli miktarda alındığında, kişinin sinir sistemine etki ederek, akli, fiziki ve psikolojik dengesini bozan, kişi ve toplum içerisinde ekonomik ve sosyal çöküntü meydana getiren, alışkanlık ve bağımlılık yapan, kullanılmasını, bulundurulmasını, üretilmesini ve satışının kanunlarla yasaklandığı narkotik ve psikotrop sözcükleriyle de tanımlanan maddelere Uyuşturucu madde denir. Uyuşturucu madde kavramı genel anlamda, uyuşturma niteliğine sahip maddeleri ifade eder. Yani uyuşturan, duymaz hale getiren demektir. Bazen de keyif veren, kışkırtan, yatıştıran, uyanıklık sağlayan maddeler içinde kullanılmaktadır.
Kişiyi hayattan kopartarak kendisine bağımlı yapan, kişi ve toplum üzerinde (TERÖR, ÇEŞİTLİ HASTALIKLAR, SUÇ ARTIŞI ve EKONOMİ) üzerinde etkileri olan bu maddelerin neler olduğu, nelerden, niçin ve nasıl yapıldığı hakkında bir bilgimiz var mı? Veya merak ediyor muyuz? Gelin, hep birlikte bu maddelerin neler olduğunu görelim.
Bu maddelerin sınıflandırılması;
1- AFYON; haşhaş kozasının çizilmek suretiyle akan süt beyaz özsuyundan elde edilmektedir. Hava ile temasında ise kıvamı koyulaşır ve kahverengi bir renk alır. Haşhaş; her sene tohumdan yetişen, beyaz, pembe, kırmızı ve mor renkte çiçek açan dallı budaklı bir bitkidir. Olgunlaşan haşhaş bitkisinde, fındık ve küçük portakal büyüklüğünde bir koza oluşur. Bu kozanın kendisi bir uyuşturucu olmayıp, afyon ve türevlerinin elde edildiği bir kaynaktır.

Afyonun türevleri ise; Morfin, Kodein, Eroindir.

MORFİN; Afyonun kimyasal yollardan ayrılmasından elde edilir. Toz veya tablet halinde bulunabilir. Ayrıca morfinin maddesi tıpta geniş bir kullanım alanına sahiptir. Beyaz renkli, kokusuz ve çok acı bir tadı olup, suda erir.

KODEİN; kodeinde haşhaş kozası ve afyonda mevcuttur. Morfinden kimyasal süreçlerle elde edilen kodein tıp alanında kullanılır. Bu madde afyonda 0,5 oranında bulunur.

EROİN; baz morfinin asetik anhidrit maddesiyle çeşitli kimyasal işlem ve süreçlerden geçmesi sonucu edilen bir uyuşturucudur. Beyazdan açık kahverengiye kadar değişik renklerde bulunabilen, kokusuz, acı, kristal, toz bir maddedir. Kapsül ve tablet hali nede getirilebilir. Merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahiptir. Eroin kullanıldığında vücudumuz tarafından morfine dönüştürülür.

2- KOKAİN; Güney Amerika kıtasının kuzey ve kuzey batı boyunca uzanan And dağlarındaki ılık iklim koşullarında yetişen ve Erythroxylou Coca olarak adlandırılan bitkinin yapraklarından elde edilen bir alkaloiddir. Bolivya ve Peru’da değişik oranlarda kokain içeren fiziki görünümleri birbirinden farklı iki tür koka yaprağı mevcuttur. Ekildikten 4 yıl sonra bitkinin yaprak hasadı yapılabilir.

Kokainin türevi ; crack dır.

CRACK; kokainin tehlikeli bir türevidir. Kokainin çeşitli kimyasal işlemlerle saflaştırılması neticesinde elde edilir. Beyaz ve krem renginde olup, kokainden daha etkili bir uyuşturucudur.

3- KENEVİR; dünyanın hemen hemen tüm coğrafi yapısı kesimlerinde yetişebilen bir bitkidir. Bitkinin özsuyunda bulunan uyuşturucu aktif maddesi Tetraa Hydru Cauuabiuol’ü, haşhaş bitkisinde olduğu gibi kolayca elde etmek mümkün değildir. Bitkinin çeşitli yollarla işlenmesi sonucunda içindeki özsuyunu muhafaza etmesi sağlanarak kullanımı mümkün olmaktadır. Birde bitkinin gövde ve yaprak bölümlerinde bulunan aktif maddenin değişik oranlarda olması nedeniyle maddenin çeşitleri de artmaktadır.
Kenevirin türevi; esrardır.
ESRAR; kenevir bitkisinin yapraklarının üzerindeki reçinenin çıkarılması ile “REÇİNE ESRAR” kurutularak elekten geçirilmesiyle “TOZ ESRAR” çeşitli şekillerde preslenmesiyle “PRES veya TAKOZ ESRAR” aktif maddenin fazlaca bulunduğu üst yapraklardan elde edilen esrara “GONCA ESRAR” esrarın alkol kloroform, hexane veya petrol eteri ile damıtılmasıyla “LİKİT ESRAR ” ismi verilen esrar çeşitleri elde edilir. Çok eski tarihlerden bu yana yaygın olarak kullanılan bir uyuşturucudur.
4- SENTETİK UYUŞTURUCULAR; doğal uyuşturucuların karşılığı olarak, kimyasal yollarla üretilmiş olan suni uyuşturuculardır. Kullanıldığında insanların sinir sisteminde yapmış oldukları etkilere göre; depresantlar, stimulantlar, halüsinojenler gibi sınıflandırmaya tabi tutulmuşlardır.

DEPRASANTLAR; barbituratlar, trankilizanlar ve sedatifler olarak tasnif edilmektedir.

CAPTOGAN; etkin maddesi fenetyllin olarak üretilen ve satılan captagonun, üretiminin yasaklanması neticesi yasa dışı yollardan gizli laboratuarlarda üretilmeye başlanması ile etkin maddesi ve içerisinde ne olduğu tam olarak bilinmeyen, ancak hapların üzerinde ki captagon logolarından dolayı satışı yapılan, farklı özelliğe sahip haplarda tespit edilmiştir.
EXTACY; ilk olarak Çeçe sineği gibi böcekler soktuğunda insanları uyku halinden kurtarmak için 1912 yılında üretildiği bilinen extacy’nin uyuşturucu olduğu ilk kez 1985 yılında Hollanda da rapor edilmiştir. Merkezi sinir sistemini uyaran amfetamin türevi, halüsinasyonlara da sebep olabilen sentedik uyuşturucu, tablet, kapsül, toz veya sıvı şeklindedir.
METHAMFETAMİN; amfetaminin çok aşırı bağımlılık yapan ve oldukça yüksek zehirleyici özelliği bulunan şeklidir. Etkisi ne kadar kullanıldığına bağlı olarak 2-24 saat arasındadır. Kısaca METH olarak bilindiği gibi, şeffaf kaya gibi görünmesi nedeniyle ICE (buz) olarakda bilinir. Bağımlılık yapar. Kullanıcıları takıntılı şekilde ciltlerini kaşıyarak, hayali böceklerden kurtulmaya çalışırlar.
LSD; renkli tabletler ve emici kâğıt şeklinde, su gibi renksiz sıvı ve ince jelatin kareleri şeklinde satılır. Ağızdan alınmanın yanı sıra, emici, parlak vs kâğıttan, çocukların çok hoşuna gidebilecek renkli çıkartmalardan, puldan vs yalanarak kullanıldığı bilinmektedir.
GHB ( GAMMA HYDROXYBUTYRATE); önceleri vücut çalışması yapanlarda kas büyümesini uyarmak için kullanılırken, son yıllarda eğlence partilerinde suiistimal edilmeye başlanmıştır. Elektrik panellerini temizlemeye yarayan bir kimyevinden sentez edilmiş olup, sıvı ve toz halindedir. Genellikle excaty ile birlikte kullanıldığı bilinmektedir. Kokusu ve tadı yoktur. Bu nedenle, her hangi bir şey içine kolayca karıştırılır.
KETAMİN; Hayvanların ameliyatlarında anestezide kullanılan “Özel K” denen maddedir. Özel K denen bu uyuşturucu, ketaminin ocak üstünde sıvıdan toza dönüştürülmesi ile elde edilmektedir. Çok güçlü halüsinasyona yol açar. Etkisi yarım ile iki saat arasındadır.
PCP (Phencyclidine); beyaz kristal toz şeklinde olup, kanun dışı uyuşturucu dünyasında tabletler, kapsüller ve renkli tozlar şeklinde görülür. PCP kullanan birçok insan bilmeden kullanıyor olabilir. Çünkü PCP katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. LSD ve METAMFETAMİNLERE ilave edildiği bilinmektedir. PCP 1959 yılında damar içine yapılan anestezi ilacı olarak geliştirilmiş kuvvetli bir uyutucu olarak veterinerler tarafından kullanılmıştır.
Evet, bu maddelerin küçümsenemeyecek kadar büyük bir kısmının tıpta geniş kullanım alanına sahip olduğunu da görmekteyiz. Sadece sınıflandırmasını yaparak tanıtmaya çalıştığım, belirli dozda alınması durumunda kişinin sinir sistemi üzerinde etki ederek bağımlılık yapan bu maddelerin, kişi ve toplum üzerindeki etkileri, bağımlılığın sonuçları, uyuşturucu ile mücadelenin yolu ve tedavi merkezleri ile ilgili konuları da daha sonra ki yazı dizimde sizlerle paylaşacağım… 23.06.2010
Elveda TANIK

20 Haziran 2010

HEYHAT!!!!!!!!!

Yine göz yaşı yine kan…Sözün bittiği yer mi acaba…Söylendi ve bu gidişle söylenmeye devam edecek “Vatan sağ olsun”…Evet yine göz yaşı yine kan ve şehitler.Vatan sağ olsun, analar, babalar, bacılar, kardeşler, eş ve dostlar…Yine ateş düşen ocaklar, anaların göz yaşları ve yüreklerden kopan parçalar.Öncekiler gibi bunlarda gencecik fidanlar. Boğazıma bir şeyler düğümleniyor, yutkunamıyorum kelimeler yetersiz kalıyor hissetiklerimi anlatmaya. Türk Milleti için vatan kutsaldır, vatan borcu namus borcudur. Analar oğullarının beşiğini tıngır mıngır sallarken,
“Eledim eledim höllük eledim.
Aynalı beşikte bebek beledim.
Büyüttüm besledim asker eyledim.” türküsünü tuttururken evladının o korkunç acı haberini almak nasıl bir şeydir Allah’ım sen sabırlar ihsan eyle. “Ateş düştüğü yeri yakar” sözünü parasının gücüne güvenenlere hatırlatmak isterim.Evet yine göz yaşı, yine kan…Analar ağlamasın derken yine ağlayan analar sönen ocaklar…Heyhat! Feryat ediyorum!!!Neler neler söylemek istiyorum amma velakin….

Nermin AYDINLI
20.06.2010

16 Haziran 2010

Türkiye Eksen Mi Değiştiriyor Yoksa Eksenine Mi Geliyor ? (2)

Türkiye Eksen Mi Değiştiriyor Yoksa Eksenine Mi Geliyor ? (2)


Önceki yazımızda Türkiye'nin alışılagelen politikalarında bazı değişiklikler yaşandığından bahsetmiştik. Bu değişikliğin bazıları tarafından eksen kayması olarak yorumlandığı ve eleştirildiğini belirtmiştik.

Türkiye'nin önceki dış politika anlayışı ile şimdiki dış politika anlayışını maddeler halinde ifade etmeye çalışırsak;

Önceki politika anlayışı;
Türkiye'nin ekseni ve hareket noktası Batı'dır. Batı ne derse doğrudur anlayışı hakimdir,
Uzun vadede Batılı ülkelerin sunacağı avantajlar (AB'ye giriş, IMF kredileri gibi) düşünülerek kısa vadede yanlış olduğu düşünülen konularda bile Batının istediği politikaların dışına çıkılmamalıdır,
Batılı ülkelerle iyi geçinmek adına onlar istediği için Türkiye'nin çıkarlarına ters düşse dahi Batı haricindeki ülkelerle Ortadoğu, Rusya ve Orta Asya ülkeleri (kısaca Doğu ülkeleri diyelim) ile ilişkilerde belli bir mesafe korunmalı,  bu mesafe aşılmamalıdır,

Şimdiki politika anlayışı (Ekseni Değişmiş, Ekseni Kaymış adına ne derseniz deyin)
Türkiye'nin ekseni, hareket noktası Türkiye'nin çıkarları ve evrensel değerlerdir. Bu bağlamda hareket noktası herhangi bir ülke veya ülkeler olamaz, Türkiye ülke çıkarları doğrultusunda gerekli kararları alır ve uygular,
Türkiye'nin Batılı ülkelerin sunmayı düşündüğü avantajlara çok da ihtiyacı yoktur. Türkiye'nin Batılı ülkelerden sağlayacağı faydalar olduğu gibi o ülkelerin de Türkiye'den sağlayacakları faydalar vardır dolayısıyla Batı'lı ülkelerde alacakları kararlarda bunları göz ardı etmemelidir,
Türkiye sadece bir ülke veya ülke grubu istiyor diye başka ülkelerle düşmanca bir siyaset izlemek zorunda değildir. Dünya'da dış ticaret işlemlerinin birbirine yakın ülkeler arasında daha yoğun gerçekleştiği düşünüldüğünde Türkiye'nin kendi komşuları ile düşmanca bir politika sürdürmesi anlamsızdır.

Önceki politika anlayışında ne Batı için ne de Doğu için Türkiye gerçek anlamda hak ettiği yeri bulamamıştır. Çünkü Batı biliyordu ki, Türkiye her zaman kendi yanında, her dediğine evet diyor. Tabiri caizse Türkiye Batı için çantada keklikti. Bu durumda Türkiye'nin sırtı Doğuya dönük olduğu için Türkiye, Doğu adına da bir değer ifade etmiyordu.

Şimdiki politika anlayışında ise; Batı, Türkiye'yi artık çantada keklik olarak görmemekte, görememektedir. Çünkü artık Türkiye ülke çıkarları, tarihi misyonu ve evrensel değerler neyi gerektiriyorsa ona göre Batı'nın istemediği şekillerde de olsa kararlar alıp uygulayabilmektedir. Bu durumda Türkiye Batı için elden kaçırılmaması, Doğuya kaptırılmaması gereken bir ülke konumuna gelmiş olmaktadır.

Doğu ülkeleri ile yaşanan ve kimi soğuk savaş döneminden kalma kimi de suni olarak oluşturulmuş problemler de yeni politika anlayışında diplomatik yollardan çözülmektedir. Bunun sonucunda Türkiye'nin özellikle komşu ülkeleri ile olan ilişkileri normale dönmekte ve karşılıklı olarak ilişkiler gerek ticari gerek sosyal ve gerekse de siyasi olarak gelişmektedir.

Türkiye tarafından Batıya rağmen kendi kültürüne, tarihi özelliklerine ve insani değerlere uygun olarak alınan kararlar, uygulanan politikalar Türkiye'nin daha farklı algılanmasına neden olmaktadır. Birçok ülke vatandaşının söylemek istediği ancak hükümetleri tarafından söylenemeyen şeylerin dile getirilmesinde Türkiye bir bakıma onların da sözcüsü olmaktadır.

Sonuç, Türkiye'nin uyguladığı politikalar eksen kayması değil nitekim eksenini genişletmesidir. Ufkunun açılmasıdır. Batı ile birlikte diğer ülkelerle de iyi ilişkiler kurması ülke çıkarlarının düşünülmesinin, sahip olduğu değerlerin ve tarih şuurunun gereğidir. Bu politikalar Türkiye'nin hak ettiği ve olması gereken yere gelmesinde bir adım daha atması anlamına gelmektedir.

Türkiye'nin ülkeler muvazenesinde hak ettiği yeri alabilmesi her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi bizim de temennimizdir. İyi niyetli olarak bu amaç doğrultusunda çalışanların Allah yar ve yardımcısı olsun.

İbrahim ALİN


Hotmail: Microsoft tarafından sağlanan güvenlikle, güçlü ve Ücretsiz e-posta. Hemen edinin.

14 Haziran 2010

ENDİŞELİYİM

Türkiye nereye gidiyor?... Son birkaç yıla baktığımız zaman endişe duymamak elde değil. Ekranlarda şiddet ve ölüm haberleri almış başını gidiyor. Bizler de kanıksamış bir vaziyette günlük hayatımıza devam ediyoruz. Ateş düştüğü yeri yakıyor.Duyulan şehit haberleri ve o anda öfke haykırılıyor ya sonra???Acaba herkes mi bu gidişten endişeli. Yoksa her şey güzel gidiyor da ben ve benim gibiler mi paronoyak?
Evet endişeliyim ülkem nereye gidiyor diye!
Evet endişeliyim kişi hak ve özgürlüklerinin bir bir kısıtlanmasından!
Evet endişeliyim insanların duyarsızlığından!
Evet endişeliyim şiddetin normalmiş gibi algılanmasından!
vs.vs.vs………
Şiddete dayalı güçlülük duygusu en tehlikeli toplumsal hastalıktır. Bilhassa toplumda gelir dağılımdaki eşitsizlik ve güçlünün güçsüz, güçsüzün güçlü üzerinde hakimiyet sağlaması şiddettir. Şiddetin her türlü boyutu kişilik haklarının ihlalidir. Bireyler elbette haklarını istemelidir. Başkalarına zarar verirken ve toplumu yanlış yerlere götürürken değil. Yasalar çerçevesinde her vatandaş hakkını kullanmak zorundadır. Birilerinin etkisiyle beyinleri yıkanmış bir kesim diğer bir kesim üzerinde hakları konusunda baskı uyguluyorsa bu şiddet ve terördür. Yıllardır ülkemizde terör yüzünden binlerce ocak yanmıştır. Binlerce analar-babalar hala evlatlarına yanmaktadır. Bazı kendini bilmezler ya söylediklerini kulakları duymuyor, ya da gözleri artık bir şey görmüyor. Bu ve bunun gibiler çıldırmış olmalı ki “bu savaş sadece Kürdistan’da olmayacak. Ben bunu okudum” diyor. Kendini bilmez! Türk milletinin paralarıyla şehirde teröristlik yapıyor. Vatan uğruna şehit olanlara saygıyı bırak resmen tehdit ediyor. Yazıklar olsun sana sen ve senin gibilere… Bunlar bu gücü nereden alıyor diyemeyeceğim artık kim ve kimlerin desteklediklerini hepimiz biliyoruz. Yıllarca vur kaç yöntemiyle reklamlarını yaptılar ve sonunda siyasallaştılar. Şimdi de oturup terörist başını kahramanlaştırarak Türkiye Cumhuriyeti ile pazarlık yapılmak isteniyor. Eh be kardeşim biraz haddinizi bilseniz iyi olacak ama nerede o siyasi irade!!!...
Günümüzde ülkemizin sorunu sadece şiddet mi? Hepimizde aynı endişeleri taşıyor muyuz? Hadi bakalım biraz düşünelim ne dersiniz?...
14.06.2010
Nermin AYDINLI

11 Haziran 2010

Türkiye Eksen Mi Değiştiriyor Yoksa Eksenine Mi Geliyor ? (1)

Türkiye Eksen Mi Değiştiriyor Yoksa Eksenine Mi Geliyor ? (1)



Son zamanların en çok kullanılan kavramlarından bir tanesi Türkiye'nin eksen değiştirmesi. Eksen değiştirmesi tabirinden ben şunu anlıyorum; Bir ülkenin devlet olarak kararlarını alırken ve uluslar arası alanlarda politikalarını belirlerken öncekilerden biraz daha farklı davranması.

Türkiye'nin eksen değiştirmesi söyleminden anladığım da; Türkiye'nin önceden Avrupa ülkeleri ve ABD'nin isteklerine daha çok cevap veren kararlar alıp bu yönde politikalar geliştirirken şimdilerde bu politikalardan sapmalar göstermesidir. Bu doğru mudur? Doğru değil dersek hata ederiz. Gerçekten de Türkiye son yıllarda alışılagelmiş dış politikalardan daha farklı politikalar izlemektedir.

Bu eksen değişikliği Türkiye'ye bir şey kaybettirir mi? Türkiye'nin eksen değiştirmesinden rahatsız olanlar şunu savunmaktadır; Türkiye gittikçe Batıdan uzaklaşmakta ve Ortadoğu ülkelerine yaklaşmaktadır. Bu da Türkiye'nin aleyhinedir. Çünkü Avrupa adı üstünde Avrupadır, gelişmiştir, medenidir, ileri teknolojileri kullanmaktadır, eğitim ve refah seviyesi yüksektir, insana saygı duyar vb. Ortadoğu ise geri kalmıştır, çok medeni sayılmazlar, teknolojileri gelişmemiştir, insana batıdaki kadar değer verilmez vb.

Gerçekten de Türkiye önceki şekilde politikalar üretse daha mı iyi olurdu veya şimdi izlediği politikalar Türkiye'yi Batıdan koparmakta ve bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda ilerletmekte midir?

Bu sorunun cevabını bulabilmek için öncelikle Türkiye'nin şimdiye kadar takip ettiği politikaların sonucunda ne elde ettiğine bakmak yerinde olur. Türkiye şimdiye kadar Avrupa ve ABD'nin istediği şekilde aldığı kararlar ve izlediği politikalar sonucunda Avrupa'ya çok yaklaştı mı ya da şu şekilde soralım Avrupa tarafından kabul edildi mi? Bu soruya "Evet" diyebilmek zor olsa gerek.

Çünkü en basit ve temel noktalardan birisi olarak AB üyelik sürecine bakmak bize fikir verecektir. Türkiye'yi yıllardır AB üyeliği konusunda bekletmelerine ve Türkiye'den daha az AB'ye girme standartlarına sahip ülkeleri AB'ye almalarına rağmen Türkiye hala beklemektedir. Ve bu bekleyişin de kısa sürede sonlanacağı da düşünülmemektedir. Gerek AB ülkelerinden bazıları ve gerekse de ABD Türkiye'nin aleyhine Ermeni diasporasının istediği şekilde kararlar alabilmektedir. Yıllardır PKK terör örgütü Avrupa'dan televizyon yayınları yapmıştır. Türkiye'ye karşı alınan benzeri kararları çoğaltmak mümkündür. Bu da gösteriyor ki Türkiye ne kadar Batı yanlısı politika izlerse izlesin Batının gözünde Türkiye'nin belli bir konumu vardır ve bunu istese de kolay kolay değiştiremez.

Türkiye'nin önceden izlediği politika sadece Batı yanlısı olmakla bitmiyor. Aynı zamanda Batının dışındaki ülkelerle de soğuk durması anlamına geliyordu. Bu şu demekti; Türkiye Batı ile iyi ilişkiler geliştirecek, onların istediği doğrultuda kararlar alacak ancak diğer ülkelerle ne ekonomik, ne siyasi ne de sosyal anlamda yakınlaşma olmayacak. Sırtını bu ülkelere dönecek ve tüm enerjisini Batı'ya sarf edecek. Bu durumdan Türkiye'nin ne kazandığı veya kaybettiği çok önemli değildi yeter ki Batı memnun olsun onun çıkarlarına helal gelmesin.

Kaldı ki Türkiye Batıya sırtını dönmüş değildir. Batı ile birlikte diğer ülkelerle de özellikle de komşu ülkelerde de problemlerini çözme ve onlarla da iyi ilişkiler kurma yolundadır. Bunu yaparken de Batıya düşmanca bir tavır takınmamaktadır. Uygun alanlarda yine Avrupa ülkeleri ile çok sıcak ilişkiler kurulmaktadır. Yunanistan ile Türkiye'nin ilişkileri Cumhuriyet tarihi boyunca belki de en iyi zamanlarını yaşamaktadır ve Yunanistan bir Ortadoğu ülkesi değildir. Medeniyetler ittifakı projesi yine Türkiye ve İspanya'nın öncülüğünde hayata geçmiştir. İtalya ile olan ilişkilerde yine eskisine nazaran olumlu manada daha da gelişmiştir. Bunlar da göstermektedir ki Türkiye yeni politikalarında sırtını Batıya dönmemiştir.

Yazıyı uzatıp sizi sıkmak istemem yazının kalan kısmını inşallah gelecek hafta dikkatinize sunalım.

İbrahim ALİN




Hotmail: Microsoft tarafından sağlanan güvenlikle, güçlü ve Ücretsiz e-posta. Hemen edinin.

5 Haziran 2010

Suriye’ye Gitmek Lazım

Suriye'ye Gitmek Lazım

Suriye'nin önemli şehirlerinden Halep Kayseri arası karayolu ile yaklaşık 550 km. Yani Kayseri'ye İstanbul'dan daha yakın. İki ülke arasında vizelerin kalkmasından sonra gidiş gelişler daha da artmış. Gümrükte de çok fazla zaman kaybetmeden Suriye tarafına geçtik.

Cilvegözü kapısından Halep'e gidiyoruz önce. Halep yaklaşık üç milyon nüfusu ile Suriye'nin önde gelen şehirlerinden bir tanesi. Türkiye'ye yakın olması, ülkelerarası gidiş gelişlerin fazla olması ve benzer kültürel özellikleri taşıması hasebiyle çok yabancılık çekmeyeceğiniz bir yer diyebilirim. Eğer Arapça da biliyorsanız yadırgamayacağınız bir şehir. Zaman zaman Türkçe bilen insanlarla karşılaşıyorsunuz ancak birçok ülkenin aksine İngilizce yaygın olarak kullanılmıyor. Dolayısıyla Arapça bilmiyorsanız bir tercümanla dolaşmanız uygun olur.

Halepte Sabah mesaisi biraz geç başlıyor. Kaldığımız otelde sabah kahvaltısı saat sekizde başlıyordu desem mesainin başlangıcı konusunda size bir fikir vermiş olurum zannederim. Sabah 9 – 10 gibi işyerleri açılıyor veya işyeri açılsa bile işyeri sahipleri ancak bu saatlerde işyerlerine geliyor. Yıldız sayısına bakarak otelleri Türkiye'deki otellerle kıyas etmek yanlış olur. Otellerdeki donanım ve hizmet çok da iyi sayılmaz. Sabah mesaisi nasıl geç başlıyorsa akşam mesaisi de aynı şekilde geç bitiyor Halepte. Gündüzleri havanın çok sıcak olması ve insanların akşamları güneş battıktan sonra çarşı pazarı dolaşma eğilimleri bunda etkili olabilir.

Şu ana kadar gördüğüm ülke yemekleri arasında bizim yemeklere en çok benzeyen ve damak tadımıza en çok uyan yemeklerin Halep yemekleri olduğunu söyleyebilirim. İş görüşmesine gittiğimiz firmaların birçoğu yemeğe davet ettiler. Misafire yapılan ikram insanlar açısından zevk gibi algılanıyor. Ne kadar çok ikramda bulunurlarsa o kadar memnun oluyorlar. Nihayet biz de görüştüğümüz bir firmanın yemek davetine icabet ediyoruz.

Yemek için gittiğimiz yer Osmanlılar döneminde cephane olarak kullanılan ve sonradan yenilenerek lokantaya dönüştürülen bir mekan. Otantik, güzel dekore edilmiş, hoş bir yer. Yemeklerden önce gelen garnitürlerle neredeyse karnınız doyuyor. Ancak yemeklerin ardı arkası kesilmiyor. Onun için yemeğe gidecek olursanız sırada bekleyen yemeklerin olduğunu unutmayın ve ona göre gelen yemeklerden azar azar yeyin derim. Çünkü siz ne kadar yemem, yiyemem deseniz de yapılan ısrarlar sonucu saygısızlık olmasın diye gelen yemeklerin tadına bakmak zorunda kalıyorsunuz. Genelde et yemekleri ve yemekler gerçekten çok güzel. Zorla o kadar yemek yedikten sonra bizi yemeğe davet eden kişi kendilerince (!) az yemek yememizden dolayı memnun olmamışa benziyor. Kinayeli bir şekilde "sizi yemeğe davet etmekte ne var; dul bir kadın bile sizi doyurabilir" şeklinde bir deyim söylüyor.

Halep'te gezerken bizi lüks bir semte uğruyoruz. Tercümanımız burada ev fiyatlarının milyon dolarlar seviyesinde olduğunu söyleyince şaşırıyoruz. Dış görünüş itibariyle genelde işlemiş taşlarla kaplanmış 3-4 katlı güzel binalar. Caddede gezen arabalarda semtte oturanların gelir seviyeleri hakkında fikir veriyor.

Suriye Halep'ten sonra akşamüzeri Humus'a (Homs) gidiyoruz. Akşamüzeri vardığımız Humus Halepten daha küçük, daha temiz ve daha düzenli olarak buluyoruz. Ancak Şam'a devam edeceğimiz için Halid Bin Velid (RA)'nın mezarının da bulunduğu camide yatsı namazını kıldıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.

Şam daha büyük ve diğer illere göre gelişmiş bir şehir. Osmanlılar döneminden kalma Tren İstasyonu, Hamidiye çarşısı ve bu çarşının hemen yanında bulunan Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri tarafından meşhur Hutbe-i Şamiye'nin verildiği Emeviye Camii mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin Han'ın kabristanı da yine Şam da bulunmaktadır.

Eğer uzun süreli Şam'da kalmayı düşünüyorsanız sizi bir başka alternatif daha bekliyor. Günlük olarak da kiralanabilen villalar. Bizde bu villalardan birisinde geceliyoruz. Yan yana 3-4 tane villa bu şekilde hizmet veriyor. Büyük bir salonu olan, eşyaları ile birlikte mutfağı, 3-4 tane yatak odası olan, jakuzuli, bahçesinde havuzu olan güzel bir villa ancak biraz bakım istiyor. Fiyatı otel fiyatları ile hemen hemen aynı biraz daha ucuz diyebiliriz. Kalabalık olan gruplar için villa kiralamak daha uygun olabilir çünkü 7-8 kişi rahat kalabilir ve kira kişi sayısına göre ödenmiyor.

Suriye'nin gitmeye değer en önemli özelliği çok sayıda sahabe ve İslam büyüğünün kabristanlarının burada olmasından da kaynaklanıyor. İş seyahati olduğu için birçoğuna gitme imkanı bulamasak da yolumuzun üzerinde olan zamanımızın elverdiği ölçüde ziyaret edebildiğimiz bu yerlerden bazıları; Halid Bin Velid (RA), Hz Zekeriya (AS), Hz Yahya (AS), Hz Hüseyin (RA)'in mübarek başının konulduğu yer.

Bunların dışında Sn Erol Çalı'nın Timaş Yayınları (İstanbul 2007) tarafından basılan "ŞAM Medeniyetlerin Başkenti" adlı kitabında yer alan İslam gidilip görülebilecek diğer yerleri şu şekilde sıralayabiliriz; Hz Bilal-i Habeşi (RA), Abdullah İbni Ümmü Mektum (RA), Ebu Derda (RA), Cafer Bin Ebu Talib (RA), Esma Binti Umeys (RA), Dıhyetül Kelbi (RA), Adiyy İbni Hatem (RA), Muhyiddin-i Arabi Hazretleri (RA), Mevlana Halid-i Bağdadi(RA), Selahaddin Eyyubi (RA), Ömer Bin Abdül Aziz Hazretlerinin mübarek kabirleri. Ayrıca Peygamber efendimiz de 12 yaşlarında iken bir kervanla Şam'a yolculuk etmiş meşhur bulut hadisesi burada yaşanmıştır.

Yazımızı Erol Çalı Bey'in aynı kitabında neden Şam sorusuna verdiği cevaplardan bir bölümle bitirelim;  Abdullah bin Selam rivayet ediyor: "Allah, Hz. İbrahim'i, Nemrud'un ateşinden çıkardığında, Hz İbrahim, Irak'tan Şam'a hicret eder ve Şöyle der: 'Şam Hicret diyarıdır'" (Sayfa 13).

İbrahim ALİN





Hotmail: Microsoft tarafından sağlanan güvenlikle, güçlü ve Ücretsiz e-posta. Hemen edinin.

Hotmail: Ücretsiz, güvenilir ve zengin e-posta servisi. Hemen edinin.

Son 7 Gün Sayfa Görünümü