Bu Blogda Ara

26 Kasım 2013

KADINA YÖNELİK ŞİDDET!


25 Kasım Dünya’da ve bizde Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslar arası Mücadele ve Dayanışma Gününde; dünya üzerinde yaşayan tüm kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldıkları cinsiyete dayalı şiddeti çeşitli etkinliklerle dile getirilmektedir.

Kadına Yönelik Şiddet nedir? “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” dır.

Ayrıca BM kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesinde; Kadınlara yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı ve bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen bir şiddet olduğunu belirtiyor.

Bu tanımlar çerçevesinde geçmiş den günümüze kadın-çocuk, yaşlı, genç demeden şiddetin uygulandığını görürüz. Dünyada ve Türkiye’de değişik şekillerde kadın şiddete uğramaya devam ediyor. Eğitimden, ekonomiden, sosyal ve kültürel alanlarda yoksun bırakılan kadın uygulanan ayrımcılıkla şiddetin ilk hedefi haline geliyor. Bu konuda devlet koruyor gibi görünse de, maalesef toplumda bu güç fazla görünmüyor.

Dünya’da ve ülkemizde kadına yönelik şiddet ekonomik, siyasal ve etnik ayrımcılıkla git gide büyümektedir. Aile içi şiddete uğrayan kadınların sayısı her türlü yaptırımlara rağmen çoğalmakta devletin en üst kademeleri tarafından bile bedenine müdahale edilmektedir. Ülkemiz de ve yoksul ülkeler de ağırlaşan ekonomik sıkıntılar kız çocuklarının meta olarak görülmesine yol açmakta ve çocuk gelinlerin çoğalmasına neden olmaktadır. Maalesef namus, töre cinayetleri, koca-baba ve aile içindeki diğer fertlerin dayakları çok basit olarak kamuoyunda algılanmakta, fiziksel, sözel ve cinsel şiddete uğrayan kadınların hak edip etmediği tartışılmaktadır. Dinsel, geleneksel önyargılarla ve otoriter devlet anlayışı içinde ayrımcı politikalarla şiddetin meşru hale getirilmesi kadına karşı şiddetin artmasına da neden olmaktadır.

Bugün dünyada yaşayan kadınların yarısı eşlerinden şiddet görmektedir!

Ülkemiz de yılda en az 25 töre cinayetinin işlendiği, gerçeğin ise bunun çok üzerinde olduğudur. Ayrıca eşden ayrılma esnasında ölümle sonuçlanan vakalarında artışı gözden kaçmamalıdır!

TÜBİTAK tarafından desteklenen Ayşe Gül ALTINAY ve Yeşim ARAT tarafından yapılan araştırmada;

Her üç kadından birinin fiziksel şiddet gördüğü saptanmıştır. Hayatı boyunca” eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüş kadınların oranı Türkiye genelinde % 35, Doğu Anadolu genelinde ise % 40 bulunmuştur. En az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin Türkiye genelinde % 49’unun, Doğu genelinde ise % 63’ünün bu durumdan daha önce hiç kimseye söz etmemiş olmaları dikkat çekicidir. Türkiye genelinde şiddet gören her iki kadından biri (doğuda her üç kadından yaklaşık ikisi) eşinden gördüğü şiddetle tek başına mücadele etmek durumunda kalmaktadır. Kocalarından boşanmış veya ayrılmış kadınlarda fiziksel şiddet deneyiminin % 78 gibi çok yüksek bir oranlara ulaştığı bildirilmektedir. Eğitim düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı azalmaktadır. Okuma yazma bilmeyen kadınlar arasında en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı %43 iken, yüksek öğrenim görmüş kadınlar arasında bu oran % 12’dir. Eşi okuryazar olmayan kadınların yarısı en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söylerken, eşin eğitimi yüksekokul ve üniversite düzeyine çıktığında bu oran % 18’e düşmektedir. Aradaki fark ne kadar anlamlı olsa da, yüksek öğrenim görmüş altı erkekten birinin eşine fiziksel şiddet uyguluyor olması da dikkat çekicidir.

Gelir düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı düşmektedir. Buna karşın hane geliri 2500 YTL’nin üzerinde olan her dört ailenin birinde bile fiziksel şiddet yaşanmaktadır. İllerde oturan kadınların fiziksel şiddete maruz kalma oranları ilçelerde oturanlara göre yaklaşık % 42 daha fazladır. Dayağın en az yaşandığı yerleşim birimleri ilçeler, en çok yaşandığı yerler ise illerdir. Kadınların % 14’ü en az bir kez “istemediği zamanlarda cinsel ilişkiye zorlandığı”nı belirtmiştir. Cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin % 67’si aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz kaldığını ifade etmektedir.

 AYRICA;

 
Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen; 17.168 kişi ile yapılan görüşmelere dayanan ve 2009 ocak ayında yayınlanan “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet raporu”na göre de;  evli kadınların % 11- 29’u eşinden ağır derecede fiziksel şiddet görmektedir. En yüksek oran Kuzeydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da elde edilmiştir. Aynı raporda evli kadınların %15’i eşinin cinsel şiddetine maruz kaldığı belirtilmektedir. En düşük oran % 9 ile Marmara Bölgesinde, en yüksek oran ise % 29 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde elde edilmiştir. Ayrıca fiziksel şiddete maruz kalan kadınlar cinsel şiddet için de yüksek risk taşımaktadırlar. Türkiye genelinde fiziksel şiddet yaşayan kadınların oranının % 42 olduğu, bunun en sık 40- 59 yaş grubunda yaşandığı belirtilmektedir. Eğitim düzeyi ile şiddet oranları arasında tersine ilişki bulunmuştur. Eğitimsiz ve ilkokul düzeyinde eğitimi olan kadınlarda şiddete maruz kalma oran %56 iken, Lise mezunu-üniversite eğitimli olanlarda % 32 bulunmuştur. Üniversite mezunu olanlarda % 17 bulunması, lise ve üstü eğitim olan evli 10 kadından 3 ünde şiddet öyküsünün olması dikkat çekicidir.Hamilelikte eş veya bir yakınının cinsel şiddetine maruz kaldığını bildiren kadınların oranı, Kuzey Doğu Anadolu’da %18, Marmara bölgesinde %5; eş/partner dışında bir kişiden cinsel şiddete maruz kalan 15 yaş üstü kadınların oranı ise genel olarak % 3, kentlerde %4, kırsalda %2’dir. Kadınlar, istismarcıların yarısının bir tanıdık veya akraba olduğunu belirtmiştir. 15 yaş altında kadınların %7’si cinsel istismara maruz kaldığını bildirmiştir.

 

Bu ve buna benzer birçok araştırmalara baktığımızda devletin birçok uluslar arası sözleşmelere imza koymuş olmasına rağmen gereğinin yapılmadığını, Kadın hakları ile ilgili yapılan yasal düzenlemelerin kadın cinayetleri ile kadına yönelik şiddeti engellemede yetersiz kaldığını görmekteyiz!

Bu konuda ne yapılabilir? İlk adım olarak; öncelikle devletin ve siyasal iktidarların tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesi gerekir.

-İmzalanan Uluslararası sözleşmeler hayata geçirilebilir.

-Olumlu yönde ki hukuksal düzenlemeler uygulanabilir.

-Bu sorunun ortadan kaldırılması için tüm sivil ve resmi birimlerle işbirliği yapılarak ortak politikalar yaşama geçirilebilir.

-Aile eğitimlerinin yanı sıra kadına ve çocuklara yönelik şiddetin önlenmesi ile ilgili kampanyalar yapılabilir.

-Kadınların ekonomik özgürlüğü ile ilgili engellerin ortadan kaldırılarak, sosyal güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapılabilir.

-Kız çocuklarının erken evlenmelerinin önlenmesi için, parasız eğitimleri sağlanarak okumaya teşvik edilebilir.

SONUÇ; Şiddet bir sağlık sorunudur. Her türlü şiddet insanlık ayıbı olup, dünya’da ve ülkemiz de özellikle kadına ve çocuklara yönelik olan şiddetin son bulmasını, kapitalist sistemin uyguladığı zulüm ve şiddetin son bulması için devletlerin buna göre politika üretmesi gerektiğini üstüme aldığım Misyon gereği bura da deklare etmek istiyorum! Şiddetsiz bir dünya için hırslarımızdan arınıp insanca yaşamak bu kadar zor olmasa gerek…

Nermin AYDINLI-26 Kasım 2013

26 Temmuz 2013

İSLAM DİNİ NEDEN SAPTIRILIYOR?




Ülke iç sorunları ile boğuşurken kendini aydın, okumuş görenler medya’da insanın zihin dünyasını allak pullak edecek ve kanını donduracak açıklamalarda bulunuyor.

Günümüz de siyasal malzemeye alet edilen İslam dini okumayı fazla sevmeyen toplumumuzun kulaktan dolma, kendini İslam dini ile yeti görenler tarafından hurafelerle kafaları karıştırılıyor. Kadının neredeyse haklarının geri alınması ile ilgili düşünceler bu tür açıklamalar ile ortaya çıkıyor. Orta doğuda ve Müslüman ülkelerin birçoğunda kadınlar, hukuk açısından ve ekonomik açıdan ikinci sınıf bir insan muamelesi görüyor. Ekonomik özgürlüğü olmayan ve evlerine hapsedilen kadın kocasının sadık kölesi olup sadece şehvet aracı olarak görülüyor. Daha ileri gidilerek kız çocuklarının sünnet edilmesine kadar gidiliyor. Bu yanlış uygulamanın faturası da maalesef İslam dinine kesiliyor.

İslam dini neden saptırılıyor?

Vatandaş çıkıyor ve hamile kadınlar hakkında ki inanılması güç açıklamayı yapıyor. Hamile kadının dışarı çıkmasının ayıp olduğu ve kocasının akşam vaktinde arabayla gezdirmesi ile ancak dışarı çıkabileceğini söylüyor. Aman Allah’ım bu ne yobazlık, bu ne cehalet!  Bu tür kişilere inananları anlamakta zorlanıyorum! Okumak demek ki cehaleti almıyormuş!

Doğanın gereği olan hamilelik utanılacak hale getirildi ya pes doğrusu!

İnsanın tekamülünü hedef edinen İslam dininde kadın ve erkek arasında hiçbir fark yoktur. Kadın ve erkek arasında fark olmayan İslam dininin kadına bakış açısını anlaşılır ve doğru biçimde işin ehilleri tarafından anlatılırsa çok daha iyi olur düşüncesindeyim.
İslam’da önemli olan kadınlık ve erkeklik değildir. Önemli olan dinin iyi anlaşılması ve yorumlanmasıdır.

En önemlisi ise; insanın insan oluşudur.

Bu tür karanlık zihinleri alkışlayacak kadın var mı dır? Varsa da bugün başörtüsü ile demokratik haklarımızı istiyoruz diyen kadınlar, yarın karanlığa gömüldüğünde ne tür haklar isteyecekler bakalım!

Bu zihniyette olanları, pervasızca böyle açıklama yapanları şiddetle kınıyorum!

SON SÖZÜM: Asıl bu açıklamalar terbiyesizlik olup, çekin elinizi kadınlardan! Çekin elinizi bedenimizden!

 Nermin AYDINLI
26.07.2013



24 Haziran 2013

BU KADAR ZOR MUYDU?



Küresel bir tepki olarak da algılanması gereken Gezi parkı eylemleri birkaç gün sürer, sonra bu insanlar destek bulamaz ve yaşamlarına geri dönerler diye düşünülürken hala tüm zorlamalara rağmen devam etmesi nedeniyle bu konunun tekrar kaleme alınması gerektiğini düşündüm: İnsanların Sadece çevre duyarlılığı ile sınırlı olmayan Gezi parkı olayları Türkiye’nin yeni bir döneme girmesini sağlamıştır

Siyasal iktidara; her şeyi denetleyen yönetim anlayışından vazgeçmelisin denmiştir! Artık Türkiye’nin temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçmesinin zamanın geldiğinin uyarısıdır Gezi Parkı.

Her türlü baskıdan bunalan halk, kim ne derse desin ve nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin bundan sonra da demokratik istek ve taleplerini dile getirecektir. En dikkat çeken yönü ise; kendiliğinden oluşan bu kitlelerin amaçlarının demokratik haklarını kullanmak isteğidir. 

Halkın kendi yaşamını doğrudan etkileyen konularda katılım kararıydı hiç birinin farklı bir isteği yoktur. Ne vatan hainliği, nede kişilerdir hedefleri!

Lakin temiz ve masum demokratik eylemlere de kan karıştırıldı!

Hiçbir yurttaşın onaylamadığı provokatörlerce kamu mallarına zarar verildi. Çeşitli tahrik edici sözlerle halk ile polis karşı karşıya getirildi. Ölümlere, yaralanmalara ve insanlarda kalıcı hasarların oluşmasına neden olundu! İnsan sağlığına zararlı olduğu bilimsel olarak da kanıtlanan sıkılan suların, biber gazlarının insanlarda çeşitli reaksiyonlara neden olacağı bilindiği halde sıkılmasına engel olunmamasının nedeni ne olabilirdi?

Onları, dinlemek, anlamak bu kadar zor muydu?

Olayların bu denli tırmanmasını engellemek bu kadar zor muydu?

Kışkırtıcı sözler yerine uzlaştırıcı olmak bu kadar zor muydu?

Hiçbir ayrım yapmadan her kesimi bir araya getirmek bu kadar zor muydu?

Kentsel yaşam alanlarını eşit biçimde paylaşabilme ve farklılıklarımızla var olabilme bu kadar zor muydu?

Vatanı bölmek isteyen ve binlerce Mehmetçiğimizin kanına giren vatan hainlerine gösterilen hoşgörünün, vatanını ve ülkesini seven bu yurttaşlara da gösterilmesi bu kadar zor muydu?

Matematiksel kavramlarla halkı bölmek yerine tümünü kucaklamak bu kadar zor muydu?

Empati kurulabilirdi! Madem insan hakları ve demokratikleşmeden bahsediliyordu o zaman neden korkuluyordu?

Biz ve onlar ayrımını bir kenara bırakalım. Hoşgörü ve tahammül ile birlikte barış ve kardeşliğin hakim olabileceği bir dünyayı kurmak bu kadar zor olmasa gerek!

Demokratik hakları dile getirmek isteyen masum insanlarla, aralara karışan devlet millet malına zarar veren provokatörlerin yetkililerce ayrımlarının yapıldığı ve adaletin uygulandığı takdirde arzu edilmeyen şeylerin yaşanmayacağı düşüncesindeyim!

“Nihai amaç; yasa öncesi eşitlik, özgürlük, ekonomik refah ve bütün insanların barışçı işbirliğidir’ diyen Knut Wcksell sanki Gezi Parkı  bildirgesini açıklamış gibi!

SON SÖZÜM: Ülkesini ve bayrağını seven bir yurttaş olarak hiç bıkmadan söylemeye devam edeceğim: Kim olursa olsun herkes aklını bir an önce başına almalıdır! Bu ülke kolay kurulmadı. Tarihte nice devletler kurmuş,   bağımsız yaşamış bu Ulusu bölmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e, silah arkadaşlarına, isimsiz kahramanlara, vatanımız uğruna şehit olan Mehmetçiklerimiz ve gazilerimize Türk Ulusu sahip çıkmaya devam edecektir. Gelin cennet vatanımızı en üstünden en altına kadar bütün halkla birlik olup yaşanılan, özlenilen Türkiye haline getirelim!

24.06.2013
Nermin AYDINLI

10 Haziran 2013

TÜRKİYE AYAKTA!


 

Gezi parkı ülkemiz de önemli bir yer almıştır. Sessizliğin çığlığı, yılların birikiminin haykırışı, apolitik ve asosyal gençliğin uyanışı olmuştur. Kimisine göre 3-5 ağaç için koparılan kıyamet, kimisine göre çapulcular topluluğu ve kimisine göre devletin bekasını bozmaya çalışan birtakım güçlerin birleştiği olaylar ile Türkiye ayağa kalkmıştır!

Ne olarak adlandırılırsa adlandırılsın Gezi parkı yıllar süren suskunluğun bozulmasıdır. Herkesimden binlerce kişinin bir araya gelebilmesidir. Demokrasi ve özgürlüklerin yaşanması isteğidir. Asosyal gençliğin haykırışına ailelerin de tencere, tavalarla yanınızdayız diyerek eşlik etmesidir. Yaşam tarzıma, tercihlerime karışma demektir. Barış içinde hep birlikte sevgiyle yaşayabilmenin ifadesidir. Siyasal baskılara, dayatmalara baskı ve sindirme politikalarına bir dur demektir. Siyasi inatlaşmaları bir tarafa bırakıp, halkı germek yerine ülkenin gelişmesine odaklanın demektir. Milli değerlerimize dokundurtmayız demektir. Bizler hiçbir siyasi partiye ait değiliz demektir.                                                        

Gezi parkı olayları insanların patlama noktası olmuştur. Ortadoğu da yaşananları hiç birimiz elbette istemeyiz. O nedenle siyasi otoritenin dikkatli açıklamalarla halkı germek yerine ortamı yumuşatacak sözleri söylemesi gerekir. İktidar’ın a-b partisinden olmasının önemi yoktur. Seçildikten sonra bütün Türkiye’nin iktidarı olmuştur. İktidar, her kesimi  kucaklayan, sorunlara çözüm bulan, onlar bunlar, yaparız, yapacağız gibi kışkırtıcı sözlerden kaçınması gerekir. Halkla polisin karşı karşıya getirilmesi ise kesinlikle doğru olmamıştır. Bu kadar sert müdahale demokratikleşmenin olmazlarından mı acaba!

Polis müdahalesi olmayan yerlerde taşkın olayların yaşanmadığı sanırım gözden kaçmıyordur!

Ayrıca ortalığı karıştıran tüm provakatörleri ve meydan kabadayılarını şiddetle kınıyoruz!

Demokratikleşme süreci ve açılım ile çıkılan yol PKK’nın istekleri doğrultusunda şekillenirken,  Suriye açmazı ile siyasi otorite boşluğu, ülkemiz açısından doğru olmayan yönlere kaydırılmaya çalışılması ve tahrik, tehditle insanlar yollara dökülmüştür. Ayrıca karşı bir grubun oluşturulması oldukça tehlikelidir. ‘Biz biziz, beraberiz, kardeşiz’ sözleri o zaman sadece söylemde kalır. Kin ve nefret dolu sözler sadece kardeşi kardeşe kırdırmaktan ve nefret duygularının oluşmasını sağlamaktan öteye gitmez. Devlet yönetimine talip olmuş her kim olursa olsun ayrıştırma yerine, bütün halkı kucaklamak, halkına hoşgörüyle yaklaşmak zorundadır!

Umarım demokratik talepler dikkate alınarak, Türkiye tehlikeli bir kutuplaşmaya, kamplaşmaya gitmeden çözüme ulaşır!

SON SÖZÜM: Kitle yığını olarak görülen bu halkın çığlığı bütün dünya’ya bir kez daha Türk Ulusu’nun hiç kimsenin boyunduruğu altında yaşamayacağını göstermiştir.

09.06.2013

22 Nisan 2013

Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı!



Hani bazı olaylar vardır iz bırakır ve sarsılırsınız. Belki başkaları için yıkıcı değildir ama sizin içinizde fırtınalar estirir ve isyan edecek hale getirir. İşte son yaşananlar tam bu düzeyde. Türkiye’de vefasızlık, değeri bilinmeden insanı kahreden ilgisizliğin ardında ihanet!

Bunları söylerken;

Ülkenin dört bir tarafı işgal edilmiş, içerden hainlerden destek bulmuş Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden bağımsızlık mücadelesiyle Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur. Padişahlıktan Cumhuriyete, Şeri hukuktan Medeni hukuka, kulluktan vatandaşlığa, kadının toplumda yer almasını sağlayacak seçme ve seçilme hakkı tanınması en büyük hak değil de nedir sizce? Türkiye Cumhuriyeti devletinin her türlü imkanlarından yararlanılarak intikam alınırcasına olan bu hareketleri içime sindiremiyorum!

Her şey yavaş yavaş, alıştıra alıştıra ortaya atılıyor ve arkasından uygulamaya geçiliyor. Şehit kanı dursun, analar ağlamasın derken, bir hain, bir terörist, bir caniden nasıl medet beklenir!

10 yıl evvel bunların olacağı söylenseydi hepimiz birden ‘hadi oradan’ derdik. Maalesef senaryo olarak gördüğümüz ve sistemli bir şekilde uygulanan Türkiye üzerinde ki oyunlar bir bir gerçekleştiriliyor. Herkesin ilgisi hainlerin üzerine çekilmişken bazı kurum ve kuruluşlarla ilgili çalışmalar sessiz ve sedasız uygulamaya konuluyor. TC. yani Türkiye Cumhuriyeti yazısından rahatsızlık duyularak bir bir kaldırılması ve ardından Türk Bayrağının neredeyse suç unsuru sayılır hale getirilmesi Türk milleti için ne kadar onur kırıcıdır.

Bayrak bir ulusun onurudur, kayıtsız şartsız egemenliğin, barışın ve geleceğin sembolüdür. Bayrak bir bez parçası değildir. Temsil ettiği en üst düzey de bir ulusun sembolüdür.

Be hey vicdansızlar, yediğiniz ekmeğin, soluduğunuz bu havanın kimlerin sayesinde olduğunu ne çabuk unuttunuz!
Belki fark etmiyorsunuz ama, bu vatan bu günlere kolay gelmedi! Yüz binlerce insan bağımsızlık ve senin iyi, özgür yaşaman için şehit düştü.

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır"

“Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı” diyen, Mehmet Akif ERSOY vatanın ve bayrağın kutsallığını ne kadar içten ve yalın bir dille anlatmış.

Şehit kanlarıyla sulanan bu vatanın her bir karış toprağında şehitlerimizin hakkı olduğunu hiç kimse unutmasın! Şanlı geçmişi ve kahramanlıklarla destanlar yazan Türk toplumu tarih sahnesinde hak ettiği yeri en son Vatanımız olan bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak seçkin yerini almıştır.

Türk ulusu olarak isteğimiz kutsallığına inandığımız vatanımız üzerinde hain emelleri olanlara fırsat verilmeden, kardeşlik ve barış içinde hiçbir ayrım yapılmadan yaşanmasıdır. Bu nedenle; en son halkın ikna edilmesi için Akiller diye oluşturulan heyetin ülkenin dört bir yanına dağılmasıyla Türk Milletinin birikim ve hassasiyetlerini zorlamış ve bu durum tehlikeli bir sürece doğru gitmektedir!

Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerine zarar verecek kararlardan karar vericiler bir an evvel vazgeçilmeli, yaşanması muhtemel olaylara meydan vermeden Akiller adını verdikleri grubun geri çekilerek çözümün üç beş çapulcudan oluşan PKK ve ülkemiz üzerinde hain emelleri olanlarla değil, istikrarlı bir mücadeleyle Türk Ulusunun desteğiyle çözüme gidilmelidir!


SON SÖZÜM: Şu günlerde kıymetini anlamasak da, ihanet içinde olsak da Türk Ulusu olmamızı, cennet vatanımızda şanlı bayrağımızın altında yaşamamızı M.Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları ve bütün şehit ve gazilerimize borçluyuz. Bize düşen görev Türkiye Cumhuriyetini ilelebet yaşatmak ve korumaktır.

22.04.2013
Nermin AYDINLI


 

10 Nisan 2013

AKİLLER HEYETİ



Devlet erkanı bu işin içinden çıkamayınca ‘Akil Adamlar’ adını verdikleri akiller grubu oluşturuldu. Ve şimdi ülkemizde akil olanlar, akil olmayanlar diye ikiye ayrıldı. Hukukçuları olmayan bu komisyonda; Sanatçısından gazetecisine, eski solcusundan, liboşundan, sağcısına,  Atatürk’e alerjisi olanından yetmez ama evetçisine, ülkemizi bölmek isteyen teröristinden yandaşına, bayrağımızdan rahatsız olanından, bir adet profesörüne kadar kimler yok ki! Ülkenin hakkında karar verecek 63 kişi! Demek ki, seçip gönderdiklerimizin aklı yetmemiş olacak ki akıllılardan oluşan bu heyeti kurmayı düşünmüşler!

Eh ne diyelim hayırlı olsun!

Bu komisyona umut bağlayanlar ülke yararına olumlu kararlar çıkmasını beklemesin. Çünkü bu grubunun birçoğu tarafı belli olan, bir kısmı da işin içinde olmak için olanlar. Bu zatı muhteremler ülkemizin dört bir yanına gidip çözüm sürecini, yeni anayasayı başkanlık sistemini allayıp, pullayıp anlatacaklar. Karşı çıkanları belki de ülke menfaatini düşünmeyenler, barış sürecine engel olanlar diye ilan edecekler. Kısaca verilen görev doğrultusunda yapmak zorunda olduklarını yapmaya çalışacaklar!

Yıllarca bu ülke, terör belasından kurtulmayı ve barışın gelmesini elbette istedi. Kimsenin bunlara itirazı yok. Ama, tekrar tekrar dile getirdiğim gibi Ülkemizin kaderi vatanımız üzerinde hain emelleri olanların, işbirlikçilerinin iki dudağı arasında olamaz!

Hala anlamış değilim! Koskoca bir devlet nasıl olurda İmralı’da yatan katil ile işbirliği yapar. Nasıl olurda suç sayılması gerekirken Öcalan’a methiyeler düzülür ve mektuplar havalarda uçuşur. ‘Ölenler öldü, bundan sonrasına bakalım’ mantığıyla hareket etmek şehitlerimize vefasızlık, ailelerine de haksızlık değil mi?

Allah aşkına birileri bunun mantığını bir söylesin!

Ayrıca iyi terörist, cici terörist, dağda geri hizmette olan terörist, adam öldürmemiş terörist vs. sözlerle teröristlerde aklandı ya başka söyleyecek bir söz kalmadı!

Teröristlerin silahlı mı, silahsız mı ülkeyi terk edeceği konusunda sanırım bir fikir birliği oluşmadı! Akil olmasak da acizane bir önerim size; nasıl olsa Habur’da bunlar davullu zurnalı karşılandı, yine törenle ve VİP hizmetiyle gönderilsin ne dersiniz?

Güzel ülkem ne hale geldi! Vatandaş unutuldu. Atatürk İlke ve Devrimleri yasada olmasa da uygulamada bir bir yok edilmeye çalışılıyor. Kurum ve kuruluşlardan birer birer TC’ler kaldırılıyor. Kadına şiddet artıyor. Sokaklarda öldürülen kadınlar film gibi ekranlarda gösteriliyor. Vatandaşın ilgisinin başka yöne çekilmek istenircesine diziler birbirleriyle yarışıyor. Zengin, fakir arasında uçurumlar oluştukça oluşuyor. Vekiller bir bir üstüne kendilerine kıyak geçerken emekli- çalışan kendi kaderine terk edildi ki hali bile sorulmuyor…

Halkımız kendi kaderiyle baş başa kalmışken neyse ki,  Akiller Heyeti ülkemizin bu sorunlarına da bir çözüm bulur ne dersiniz?

SON SÖZÜM: Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ufku o kadar genişmiş ki o gün yaşadıklarını, ileride de yaşanabileceğini düşünerek ülkemizi emanet ettiği gençlere yol gösterici sözleri olan Gençliğe Hitabesini bir kez daha hatırlayalım ne dersiniz?

Ey Türk Gençliği!
“Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927



8.4.2013
Nermin AYDINLI


19 Mart 2013

YOK ÖYLE YAĞMA!



Görünen o ki artık bu iş çığrından çıkmış! Koskoca devlet ile bir avuç terörist dalga geçercesine ellerinde bulunan vatandaşlarımızı şovla teslim etti. Dik duruşlarıyla Türk Milletinin ne kadar asil bir millet olduğunu gösteren kahramanlarımızın evlerine dönmeleri elbette herkesi mutlu etti etmesine de görünen bu tabloyla olmamalıydı!

Bu tablo gösteriyor ki; kahraman Türk Ordusu itibarsızlaştırılarak Milli Üniter  devletimiz PKK ile barış ve demokratikleşme adı altında tasfiye ile karşı karşıya!

Elebaşının İmralı tutanaklarında adeta tehdit edercesine "barış süreci başarıya ulaşmalıdır, diğer seçeneğin, 50 bin Kürt isyancının Türk devletine karşı sonu getirecek savaşı büyüttükleri 'savaş ve kaos' ortamı olacak" şeklindeki sözleri adeta Türkiye Cumhuriyeti Devletini bilinmez bir sürece doğru götürüyor!

Ne kadar acıdır ki!, İmralı’da yatan terörist süreci yönlendiriyor!

Kimse kimseyi kandırmasın, ok yaydan çıkmış ve bilinçli yürütülen demokratikleşme ve açılım ile ülkemizde hainler ve onun işbirlikçileri meydanlarda cirit atıyor!

PKK dikkate alınmalıymış! Türkiye barış için PKK ile uzlaşmak zorundaymış! Hadi be oradan birkaç kendi egosunu tatmin edecekler yüzünden koskoca Türk Milletinin haysiyetini, şerefini ayaklar altına alacağınızı mı sanıyorsunuz yok öyle yağma!

Yok öyle yağma! Farklı etnisitelerden husumet yaratılarak Türk kimliği yok edilemez!

Adeta Türkiye Cumhuriyetinden ve Ülkemizin kurucusu, Türk Ulusunun önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’den 90 yıl öncesinin intikamı alınmak istenilircesine yürütülen bu projenin sonu gelmeyecektir.

Dillendirilen; kendilerine tanınmayan hakların tamamının verilmesi, dillerinde eğitim, Türkiye’nin yalnız Türklerin değil, Kürtlerin ve 40 etnik azınlıklara da ait olduğu, İdarenin yerel yönetime dönük hale getirilerek bölgesel hükümetlerin temsil etmesi ve Öcalan’nın cezasının ev hapsine çevrilmesi gibi!

Gelelim şimdi; 90 yıl evvel Kurtuluş savaşında hep birlikte bu vatan için mücadele edilmedi mi? Ha o zamanda hainler çıkmıştı! Şimdi olduğu gibi!

Bu ülke kurulurken Kürt, Türk vs. ayrılmadı. “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” denmiş lütfen dikkat edelim! Bura da din, dil, ırk ayrımı yapılmış mı?
İsteyen dillerini öğrenebilir ama velakin devletin bir dili vardır ve bu da TÜRKÇEDİR!

Şimdiye kadar kanun önünde eşitlik ilkesi uygulanmadı mı? Anayasa’da vatandaşlık tanımı herkes için geçerli değil mi? 

Devlet kademelerinin her kesiminde Öğretmen, Doktor, Vali, Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı vs. olamaz mısınız dendi el insaf yahu!

Sizin amacınız üzüm yemek değil, resmen bağcıyı dövmektir. Sizlere gösterilen bu hoşgörü nedense vatanseverlere gösterilmemiştir. Her ne olursa olsun elbette barıştan yanayız.
  
Lakin; teröristlerle müzakere edilemez!

Teröristlere bu kadar imtiyaz tanınamaz!

Türk ordusu bu hainlerin istekleri için itibarsızlaştırılamaz!

SON SÖZÜM: Yok öyle yağma! Türkiye Cumhuriyeti tarihi nice destanlaşmış yiğit Mehmetlerin, Ayşe, Fatma, Şerife bacıların kahramanlıklarıyla kazandığı savaşlarla yazıldı. Bu yüce Türk Ulusu Birkaç çapulcu ve onların hizmet ettiği uşaklara teslim olmayacaktır!
Nermin AYDINLI(15.3.2013)

Aman Allah’ım akıllara ziyan!




Kandil ve İmralı arasında mektuplar havada uçuşurken sonunda vatanı bölmek ve parçalamak isteyenler masaya oturdu! Binlerce dökülen kanların hesabı sorulacağı yerde gazetelerde, televizyonlar da eli kanlı katiller ve onların yandaşları galibiyet kazanmış gibi boy gösteriyorlar.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi; Değerli Ordu Komutanları, Ünv. Hocaları, ilim ve bilim adamları, aydınlar bir bir içeride tutulurken KCK hükümlülerine tahliye yolu açan 4. Yargı paketi meclise sunuldu. Acaba, bu tasarıdan İmralı’da yatan hainde yararlanacak mı?

Unutuldu şehitler, saygı duyulmadı, acıları yaşatılmadı şehit ailelerine!

Bazen bunların fotoğrafları neden yayınlanıyor diye kızıyorum kızmasına da, bunlar yayınlanmasa da kapalı kapılar ardında nelerin döndüğü nerden bilinecek diyorum.

İmralı tutanaklarının yayınlanması demokratik sürece darbe olarak nitelense de kamuoyu ile paylaşılması halkın doğruları öğrenme hakkının olduğu düşünülürse oldukça doğru bir davranış ve gazetecilik örneğidir.

Elbette kanın akmasından yana değiliz, elbette barış istiyoruz ama ne yalan söyleyeyim arkada kahraman edasıyla APO’nun resmi, masa başında TC. Cumhuriyeti sayesin de  milletvekili olanlar ve teröristlerin boy gösterdiği o fotoğraf içimi acıttı, yüreğimi sızlattı, kanıma dokundu böyle bir şey olmamalıydı!

Hiç kimse bu milleti kandırmasın, bunların amacının demokratikleşme adı altında her yolu deneyerek özerk bir devlet kurmak istedikleri açıkça ortada!
Aman Allah’ım akıllara ziyan!
Ülkemizin geleceği bir terörist başının elinde!
Eli kanlı katil nasıl dikkate alınır!
Bir terör örgütü nasıl olurda bir devlete meydan okuyabilir!
Yazıklar olsun, koskoca Türk Milleti ne hale getirildi!

Olmaz böyle şey!

SON SÖZÜM: Türkiye Cumhuriyeti kolay kurulmadı. Devletimiz ordusuyla, yargısıyla, kurum ve kuruluşlarıyla güçlüdür. Herkes aklını başına almalıdır! Kim bu ülkeye zarar vermeye kalkarsa bunun vebali altından kalkamaz!
Nermin AYDINLI(8.3.2012)

TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR.



Son yıllarda akıl almaz olaylara şahit oluyoruz ki kim hain, kim kahraman bilinemez oldu ve her şey birbirine karıştı.
Günlerdir İmralı’ya kim gidecek konusu üzerinde konuşuldu ve sonunda 3 kişi gitti ve dönüş sonrası kahraman edasıyla açıklamaların daha sonra yapılacağı söylendi. Eh bizlerde rahatladık birazcık da olsa! Çünkü bizim için olmazsa olmaz olan İmralı’da yatan katilin dudaklarından dökülen cümlelere ihtiyacımız vardı ve zatı muhteremin ‘TC. ile pazarlıklar iyi gidiyor’ cümleleri ile Ülke demokratikleşecek, onun sayesinde terör bitecek!

İmralı canavarına haksızlık yapıldığı izlenimi verilircesine kahraman vatanın her bir karış toprağını savunmuş olan kahramanlar hain damgasıyla zindanlarda acı hikayeleri ile baş başalar!

Peki,  kolunu, bacağını, gözünü ve hayatını kaybetmiş olan Mehmetçiklerimizin vebali kimin üzerine olacak bana söylermisiniz? Sefalet içinde, yoklukla mücadele eden kahramanlarımız unutularak çok yakında Apo’ya sırça saraylar içinde lüks yaşantı sağlanırsa hiç şaşırmayalım.

Allah’ım bu nasıl bir çelişkidir ki, koskoca bir devlet teröristlerle nasıl müzakere eder.Türk kelimesinden intikam alınırcasına Türklük ayaklar altında, Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşmak için sanki bütün bu yapılanlar. Milliyetlerin ayaklar altına alınması ile övünülmesi nedir Allah aşkına? Milliyetsiz bir toplum var olabilmiş midir sorarım size? Terör örgütü yeni anayasa ile ülkemizi milliyetsiz yurttaşlık modeline sürüklemekte ve Türklük itibarsızlaştırılarak millet kavramının yok edilmesi için uğraşılmaktadır.

Allah’ım ülkem sanki işgal altında ve terör örgütünün zafer çığlıkları arasında savaş kaybetmişcesine terkedilmiş görünümünde! Ve en acısı da İmralı’dan hain terörist Apo’nun süreci yönetiyor olmasıdır!

Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürksüz bir ülke için ve Türk Milletinin yok edilmesi için bütün hainler işbirliği içindeler. Türk Milliyetçiliğinden utanılıyor ve vatansever, yurtseverler faşistlikle suçlanıyor, Türk Milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasıyla övünülüyor. Hangi bir dünya ülkesinde vardır ki bir ülkenin bütün değerleriyle oynansın. Hangi bir Fransız, İngiliz vs.si kendi ülke milliyetçiliğini yapmıyor olsun. Fransız’ım, İngiliz’im, İtalyan’ım, İspanyol’um vs. dediğinde o ülkenin vatandaşı olmadığını mı söylüyor, neden Tüküm denmesinden bu kadar rahatsızlık duyuluyor. Bu kamplaştırma ve ülkeyi bölme değil de nedir sizce?

Açılım ve demokratikleşme safsatası ve arkasından anayasa çalışmaları ile ülke bilinmez bir yola sürükleniyor. Barışın gelmesi için hainlerle işbirliğinin şartı üzerinde duruluyor. Bu süreç sonrası kan duracak ve hainlerin istekleri bitecek öylemi? Bunlar kandırmacadan başka bir şey olmayıp sadece hainlerin ekmeğine yağ sürmektir.

Bütün bu yapılanlar Türkiye Cumhuriyeti onurunun ayaklar altına alınmasıdır ve Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesidir. Hiçbir şey tozpembe değildir. Türksüz, Atatürksüz bir toplum yaratılmaya çalışıldığı sanırım hiçbirimizin gözünden kaçmıyordur.

SON SÖZÜM: Her halkın kendisiyle gurur duyma hakkı vardır. Hele hele şanlı tarihi olan Türk Ulusunun mensubu olmak ayrı bir övünç kaynağıdır. Türk Milleti tarihten gelen sağduyusu, akla uygun karar verebilmesi, aklı  selim, doğru ve yanlışı birbirinden ayırabilme yeteneği sayesinde zor dönemde doğruyu bulacaktır. O nedenle tam yok oldu denen Türk Ulusunun Kurtuluş savaşıyla küllerden yeniden doğduğunu unutmayacaktır.
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir..."M.Kemal ATATÜRK 

Nermin AYDINLI(27.02.2013)

18 Şubat 2013

BİR SÜRÜ KELİME OYUNU!

Bir sürü kelime oyunu. Analar ağlamasın derken maalesef Türk Ulusu’nun anası ağlatılıyor! İmralı’da terörist başı ile görüşme ve onun rahatının sağlanması için yapılan çalışmalar ve medya’da kimi aydın denilen kişilerin barış için PKK ile uzlaşmaktan başka çıkar yolun olmadığının tartışılması PKK’ya prim vermek değil de nedir?

Bütün bu pazarlıklarla Büyük Ortadoğu projesi kapsamında ‘bağımsız Kürdistan’ın kurulması için her yol deneniyor. Sanki Kürdistan kurulmuşcasına geçenlerde Fransa’da öldürülen 3 kadın teröriste kahramanlara layık cenaze töreni yapıldı ve Türk devleti orada yok sayıldı!

Türkiye Cumhuriyetini oluşturan unsurlar bir bir yok ediliyor.Yani, Türkiye Cumhuriyetini bertaraf etmek için dört bir koldan çalışmalar sürüyor.

Yeni anayasa da etnik kimlik olarak görülen “Türk Milleti ve Türklük” kavramları antidemokratik olarak görüldüğü için çıkarılması planlanıyor. Anayasa’nın 66.maddesinde” Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür ”bu maddeden rahatsız olan vatan hainlerinin isteğiyle Anayasada ki vatandaşlık tanımından Türk kelimesi çıkarılarak “Türk mil­le­ti­” ye­ri­ne “Tür­ki­ye­li­lik “ ve­ya “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Va­tan­daş­lı­ğı­” getirilerek ülkemizin Üniter yapısı değiştirilecektir.

Bu anayasanın çıkması için her yol deneniyor.

Bütün bunlar İmralı’da yatan cani ve PKK terör örgütünün dayatmasıyla verilen ödünler değil mi dir?

Nedir bu acele, nedir bu dayatma?

Mart’a kadar meclis uzlaşılmazsa referanduma götürülmesinde ki amaç zorlama ve baskı değil de nedir?

Bu milli kimliğimizden vazgeçmektir. Milli kimliğimizi yok saymaktır. Özellikle de Türkiye Cumhuriyetinin yapısının bozulmasıdır. Bizim milli kimliğimiz Türk devletini kuran unsurdur.

“Ben yaparım, ben isterim” şeklinde ki dayatmalar ülkeyi ancak karanlığa sürükler.

SON SÖZÜM: Eğer Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine dokunulmadan demokrasi ve ülkenin gelişimine yönelik çalışmalara hepimiz destek verelim. Ülkenin geleceği siyasete malzeme olamaz!
Nedir bu kadar sizleri Türkiye Cumhuriyetine karşı kin ve nefret uyandıran şey!

“Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gerekli olan şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk ancak gelecek nesillerin onuru, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir...” (M.Kemal ATATÜRK)  
18.02.2013

Nermin AYDINLI

1 Şubat 2013

Ah benim Türkiye’m!Vah benim Ulusum!




Türklük neredeyse utanılacak bir hale geldi. Irkçılıkla suçlanan Güler, sinsice planlar doğrultusunda sürdürülen bir gerçeği ortaya koydu ki linç edilecekti. Ulus kavramı algılanmadan yıllardır Kürt vatandaşlarımız kullanılarak Kürt sorunu adı altında Kürt Milliyetçiliği ile Türk vatandaşlığı yok edilmeye çalışıldı. Türkiye’de olmayan Kürt sorunu şimdi Türk-Kürt sorunu haline geldi. Demokrasi adı altında dış odakların desteğiyle Türk Ulusu tarihten silinmeye çalışılıyor! Mustafa Kemal ATATÜRK ‘Ne Mutlu Türküm diyene’ sözü ile bir ırkı değil, bir Ulus olma özelliğini vurgulamış olup, aksisi olsaydı ‘Ne mutlu Türk olana’ derdi. Lütfen ince nüanslara dikkat edelim! Kelime oyunları ile ırkçılık yapılmasın.

Kırk yıl düşünsem Türklüğün bu kadar ayaklar altına alınacağı aklıma gelmezdi. Yıllarca‘dünya halklarının kardeşliğini’ ve ‘Türk-Kürt kardeştir, ayrıştıran kalleştir’ düsturuyla  savunurken, ne görelim kardeşi kardeşe kırdırmaya birileri ant içmiş!

Ah benim Türkiye’m!
Vah benim Ulusum!

Düşman olmuşuz, kanımız isteniyormuş da haberimiz olmamış…

Nasıl ki aşırı Türk Milliyetçiliği yanlışsa, bugün ortaya konulmaya çalışılan Kürt Milliyetçiliği de yanlıştır. Mecliste yapılan çirkin konuşmalar gösteriyor ki, ülkemiz kimlik çatışmasına doğru sürüklenmeye çalışılıyor.

Ah be ATAM, ah be Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları, siz bağımsız bir ülke kurduğunuz için, Ulus olma şerefini kazandırdığınız için bunca hainler bugün ülkemizle uğraşıyorlar. Neden aç, susuz, sefil yıllarca o cepheden öteki cepheye koştunuz? Kurtuluş savaşı ile neden emperyalizme meydan okudunuz? Şimdi sizler ihanetle suçlanır hale geldiniz. Bu gün torunlarınız vatan hainleri ile işbirliğinde! Acaba sömürge altında olsalardı bugün bunları konuşuyor olacaklar mıydı? Acaba ezan sesini duyabilecekler miydi?

Ah be ATAM, ; “Türk milletinin manevi değerlerine (dil, tarih, kültür) sahip çıkar. Dili, dini, mezhebi ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan ve vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk olarak kabul eder.”diye tarif ettiğin Milliyetçilik bu gün kafatasçılık, ırkçılık olmuş. Ulus devleti ile kimlik siyaseti birbirine karışmış, Türküm demek suç olmuş. Türk Ulusunun çeşitli etnik kökenleri içinde barındıran büyük bir toplum olduğu unutulmuş veya unutturulmaya çalışılmıştır.(Ulus olma, millet olmaya engel değildir.) Bütün bu argümanlar Türk kimliğinin tarihten silinmeye çalışılması değil de nedir?

Kanaat önderleri biran evvel akıllarını başına alarak Atatürk ilkelerinden akılcı, bilimsel ve insancıl olan Atatürk Milliyetçiliğini dikkatle ele alsınlar ki, ileride olacaklar şimdiden önlensin. Çünkü tarihe kara leke alarak geçmesinler!

Son sözüm: Türk Ulusu olarak, etle, tırnak olmuş, kız alıp vermiş, bir elmanın iki yarısı olmuş ve hiçbir etnik, mezhepsel ayrım yapılmadan yaşamış olan Türk-Kürt, Laz, Çerkez vs cennet vatanımızda hep birlikte yaşamaya devam edecektir. Tek yürek olup ülkemiz üzerinde hain emelleri olanlara fırsat verilmeyecektir!

"Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir."  M.Kemal ATATÜRK

01.02.2013
Nermin AYDINLI

13 Ocak 2013

AH BE ŞEHİDİM!



Meğerse 30 yıldır PKK terör örgütüyle yapılan mücadele İmralı’da yatan hain içinmiş! Ah be şehidim üzülme her şey güzel olacakmış! Anaların ağlamaması, şehit kanının durması sadece buna bağlıymış. Ah be şehidim size bakacak yüzümüz yok! ‘Yeter ki kan dursun’ da PKK’nın istedikleri olsun gibi şeyler insanların bilincine yerleştirilmeye çalışılıyor. 

Ah be şehit anası, sen bunun için mi göz yaşı döktün, kan içtin kızılcık şerbeti dedin!

İmralı’da yatan katilin bütün konforu düşünülüyor, plazması da konmuş, eh hadi bakalım bundan sonra İmralı’yı 5 yıldızlı değil, 10 yıldızlı Palas otel yapmaya ne dersiniz?

Ah be şehidim, ah be Mehmetçiğim bizler sizlere sahip çıkamadık ne yazık ki! Kahramanların hain, hainlerin kahraman olduğu bu dönemde sustuk, ‘Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ dedik ve kafamızı kuma gömdük.

Ve; terörist başı da her türlü konforu hak etti!

Çünkü, adam PKK terör örgütü lideri ve 30 bin kişinin katili değil! Ülkeyi bölmeye çalışmadı. Hain değil, Mehmetçiklerimizin şehit edilmesinde hiçbir suçu yok…

Kendilerini aydın diye niteleyen yalaka takımı, ekranlarda yalvarırcasına hainleri kahramanlaştırıyor. Devletin müzakere değil, mücadele etmesi gerektiği göz ardı edilip neredeyse terörist başı ve onun yandaşları zavallı konumuna sokuluyor… 

Yazıklar olsun Türk Milleti ne hale getirildi. Her şey apaçık ortada bütün bunlar bir süreç ve süreç doğrultusunda istenilenler bir bir yapılıyor.

Anlayamadığımız, PKK organize bir suç örgütü ve bu suç örgütüyle nasıl masaya oturulur? Bu mağlubiyet değil de nedir? Şanlı geçmişi olan koskocaman bir ulus terör karşısında bu kadar mı aciz hale getirilir! Her şey sanki olmuş bitmiş tek iş silah bıraktırılmaya gelmişcesine hareket ediliyor. 

Açıkça PKK ile birlikte ülkenin ekseni değiştiriliyor. Arkasından başkanlık sistemi ve anayasa değişikliği ile son noktaya gelinecek ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hain emelleri olanlar amaçlarına ulaşmış olacaklar.


SON SÖZÜM: Herkes aklını başına almalıdır. Misak-ı Milli hedefinden asla taviz verilemez.

13.01.2013

Nermin AYDINLI
 

İNSAN HAKLARI ve KADINA ŞİDDET PANELİ… etanik@egm.gov.tr Gün geçmiyor ki; insan hakları ve kadına şiddet sözleri duyulmasın. O kadar alışmışız ki bu haberler. Ne zaman televizyon açılsa, mutlaka tecavüz, terör, cinayet, kavga, savaş ve buna benzer şiddet içeren bir çok olayın haberi yayınlandığı görülüyor... Gazetelerde aynı şekilde. Bu şiddet içeren olaylar adeta bu şekilde insanların benliğine işleniyor, bütünleştiriliyor. Sanki yaşamın bir parçasıymış gibi… Evet, gündemi ziyadesiyle meşgul eden; insan hakları ve kadına şiddetle ilgili Çankırı Dernekler Federasyonu Kadın kollarınca, 15.12.2012 günü düzenlenen PANEL de, konularında uzmanlaşmış birbirinden değerli konuşmacılar vardı. Günlerce duyurusu yapılan böyle önemli bir panele çoğunluğu erkek olmak üzere toplam 50 civarında katılım olmuştu. Konuşmacılar önce insanın doğarken sahip olduğu, yaşama, sağlık,eğitim,mülk edinme, seyahat, haberleşme, savuma, hak arama, seçme seçilme, özel yaşamın gizliliği, devlet hizmetlerinden eşit olarak yararlanma ve buna benzer haklarından bahsettiler. İnsan hakları her insanın sahip olması gereken özelliklerin tümüdür. İnsan olmakla kazanılan bu hakların vazgeçilemez ve devredilemez olduğu da her kes tarafından bilinmektedir. İnsan hakları, insanlığın mücadelesinin bir ürünüdür. Tarihsel bir süreç içinde bugünkü duruma gelmiştir. Bu tarihsel süreçte: 17 inci ve 18 inci yüzyıllarda, önce İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin getirdiği, yasalar önünde eşitlik, kişi güvenliği, düşünce ve inanç özgürlüğü, mülkiyet hakları ve siyasal haklar elde edilmiştir. Bunu 19. Yüzyılda kitle hareketleriyle çalışma hakkı, adil ücret, sosyal güvenlik, sendika ve grev, sağlık ve eğitim gibi sosyal hakların gündeme gelmesiyle sosyal devlet kavramı doğmuştur. 20 inci yüzyılda ortaya çıkan, ulusların sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel geleceklerini belirleyebilme hakkı, sosyal gelişme hakkı, barış hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı gibi haklar da, üçüncü dünya ülkelerinin talepleri neticesi ortaya çıkan haklardır. Tarihsel süreç içerisinde: 1789 Fransız Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirgesi, 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları ve Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi bildirgeler yayınlanmıştır. Günümüzde insan hakları sadece ulusal değil, uluslar arası kurum ve sözleşmelerle de güvence altına alınmıştır. Anayasada da yer almıştır. Buna rağmen yinede insan haklarının ihlal edilmeye devam ettiği görülmektedir… İnsan haklarının ihlal edilmesiyle de, şiddet unsuru ortaya çıkmaktadır. Şiddet; kadına, erkeğe,çocuğa, hayvana,doğaya, eşyaya, canlı cansız bir varlığa, bir ülkeye, hatta birkaç ülkeye aynı anda yapılabilmektedir. Şiddeti uygulayan ise, bir kişi, birkaç kişi. bir ülke yada birkaç ülke beraber olabiliyor. Geçmişten günümüze insan haklarının ihlalini önlemeye yönelik bir çok mücadele edilse de, yine de şiddetin önüne geçmek mümkün değildir... Hatta her alanda şiddet olayları artarak devam etmektedir. Bu şiddet olaylarının her biri ayrı ayrı incelenme konusu olmalıdır… Panelin konusu insan hakları ve kadına şiddet olunca: İnsan haklarının neler olduğu ve tarihsel süreç içinde nereden, nereye, nasıl gelindiği gibi hususların açıklanmasından sonra şiddete maruz kalan kadınlardan bahsedildi. Kadınların şiddete maruz kalmaları durumunda, nerelere ve nasıl müracaat edecekleri gibi konulara da değinildi… Aslına bakılırsa; kadına şiddet dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile görülebiliyor. Eğitimli yada eğitimsiz bir çok kadın fiziksel şiddete maruz kalıyor. Şiddete maruz kalan kadınların bir kısmı bu onur kırıcı davranışı utandığından sinesine çekerek açıklamaz, şikayet etmezken, bir başka kadın yasal haklarını arama cesaretini gösterebiliyor. Kadınlar çoğunlukla, erkek kardeş, baba, anne, eş, erkek arkadaş, herhangi bir erkek yada kadından fiziksel şiddet görüyor. Gördüğü bu fiziksel şiddetin yaraları, bereleri belki kendiliğinden yada tedavi ile ortadan kaybolsa dahi ruhunda bıraktığı izler asla kaybolmuyor. Maruz kaldığı bu şiddet gelecekteki hayatını da önemli derecede etkiliyor… Kadın, sadece fiziksel şiddete maruz kalmıyor. Kamusal alanda, çalışma hayatında , psikolojik, ekonomik şiddete de maruz kalıyor. Yasalarda olmasına rağmen erkeklerle aynı haklara sahip değil. Çalışma hayatında aktif olan bir görev için yeterli donanıma sahip olsa bile o görev erkeğe veriliyor. Kadına ise daha pasif görevler veriliyor yada yok sayılıyor. Ve bunun gibi anlatmakla bitmeyecek bir çok şiddet sanki kadının kaderi olmuş… Kadına şiddet olaylarının giderek azalması gerekirken 1990 yılından sonra artarak devam etiği görülmektedir. Bu artışın mutlaka nedenleri vardır. Bu nedenlerden en önemlisi eğitimsizliktir. Diğer bir neden ise, sürekli olarak şiddete maruz kalan, öldürülen kadınların haber yapılarak, yazılı yada görsel olarak insanların benliğine işlenmesidir. Bu haberlerin sürekli gösterilmesi kadınların kendilerine olan özgüvenlerini yok ettiği gibi kendilerine şiddet uygulayacak kişilere de cesaret vermektedir. Eğer bu bir erkek çocuğu ise onunda benliğine kadına şiddetinin uygulanması gerektiği işlenmektedir. İnsan hakları ihlali var mı var. Kadına şiddet var mı oda var.Bunları sürekli konuşuyoruz. Kadına şiddete maruz kalırsan şu numaraları ara, şuraya baş vur, kısa süreli kadın sığınma evlerinde kalabilirsiniz, eşini döven erkek evden uzaklaştırılacak gibi sözde çözüm yollarından bahsediliyor. Kadınlar bir araya gelerek şiddete hayır, tecavüze hayır sloganıyla eylem yapıyorlar. Bunlar çözüm mü? Kesinlikle çözüm falan değil. Çözüm nedir biliyor musunuz? Şiddetin altında yatan nedenleri ortadan kaldırmak lazım… SONUÇ OLARAK: Şiddetin her türlüsü onur kırcı bir davranış olup, insan haklarının ihlalidir. Şiddet geçmişte de vardı, şimdi de var, gelecekte de olacaktır. Kadına şiddeti sürekli tekrar ederek gündemde tutmak, şiddeti azaltmadığı gibi teşvik edici gibi bir durum da yaratmaktadır. Oysa özgüvenli başarılı kadınlar olmasına rağmen onların başarıları gündeme hemen hemen hiç taşınmıyor. Cinsiyet ayırımı yapmadan öz güvenli nesiller yetiştirilmelidir.Kadın eğitimli olursa özgüvenli bireyleri de o yetiştirir. Şiddeti uygulayanlarda kadınların elinde şekillenmektedir. Sorun sadece eğitimde değil. Şiddet uygulayanda kişilik bozukluğu da olabiliyor. Kişilik bozukluğu olan kişilerinde tedavi ettirilmesi gerekir.Bunu yanında sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik nedenlerinde çözülmesi, kadın dayanışması olması gerekir. Yine kadınlar kimseye muhtaç olmadan ayakları üzerinde duracak ekonomik bağımsızlıklarını elde etmiş olmalılar. Aileler kızlarını evlendirirken gelinlikle girdiğin evden kefenle çıkacaksın gibi sözleri söylemek yerine, her durumda yanındayız güvencesini vermeliler. Yani aileleri tarafından korunup kollanmalılar… Saymakla bitmeyecek bir çok çözüm yolları var.Kadınlar, haklarının ihlal edildiğini anladığı anda, sineye çekmeyip, hakkı olanı alana kadar mücadelelerini sürdürmeliler. Kadının silahı gözyaşı değil haklı mücadelesi olmalıdır. Söylenecek o kadar çok söz var ki, hangisini anlatayım. Yazımı “Bir ülkedeki kadınların eğitim seviyeleri o ülkenin gelişmişlik seviyesinin göstergelerindendir” sözüyle bitiriyorum. Elveda TANIK 2. Sınıf Emniyet Müdürü Hukuk Müşaviri

9 Ocak 2013

MÜZAKERE DEĞİL, MÜCADELE ŞART!



Havaların soğumasıyla siyasi çıkışlarla gündem öyle bir ısındı ki insanları şaşırtan cinsten!

Evet, 30 yıldır süregelen terör belası nice ocaklar söndürdü. Türk Milleti ülkesinin huzuru için terörün bitmesini, buna çözüm bulunmasını istedi ve istemekte de haklıydı. Fakat, terör örgütüyle müzakere edilerek değil! Barış için suçlularla masaya oturulması, devletin biz bu işte başarısız olduk demek değil mi dir?

Zamlar, görevden alınmalar, yoksulluk, sonuçlanamayan mahkemeler bir kenara bırakıldı. Özellikle verilen şehitlerin unutularak PKK terör örgütü lideri olan katil ile çözüm arayışına girilmesi vatandaşın canını yaktı!

Ayrıca, kendilerini çözüm yanlısı olarak belirtenler ekranlarda ahkam kesenler tek çözümün bu olduğunu savunuyor ve vatandaşın da inanması isteniyor… Terörle müzakere edilmez diyenler, barışı ve çözümü engellemekle suçlanıyor. Havaların soğumasıyla iyice köşeye sıkışmış olan  terör örgütüne, bütün bu olanlar nefes aldırmaktır. Zaman tanımaktan başka bir şey değildir.

Barış için yapılması gereken müzakere değil, mücadeledir.Terör örgütüne zaman tanınmadan terör örgütünün dış bağlantıları engellenmeli ve  kampları dağıtmalıdır.

Terör örgütünün silahlarıyla istediğine ulaşamayacağı gösterilmelidir.

Müzakere değil, mücadele şart!

Kürtler eşit yurttaş hakkını kazanıyormuş! Ne zaman ayrım yapıldı, devletin her kademesinde olmadılar mı, devleti yönetmediler mi? Bu görüşmeler terör örgütünün yaptıklarını meşrulaştırmak değil mi dir?

Nedir bu ayrım, nedir bu kin ve öfke?

Bu yapılanlar doğru değil!

Devlet müzakere değil, istikrarlı bir şekilde mücadele eder.

SON SÖZÜM: Terör örgütü; Ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal ve anayasal düzeni yıkmak amacıyla bilerek ve kasten eylemlerini yaptığı unutulmamalıdır!

09.01.2013

Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü