Bu Blogda Ara

29 Ağustos 2007

Eğitim Meselemiz -2-

Öğrenci Seçme Sınavı’nın yerleştirme duyuruları yapıldığından bu yana velileri bir koşuşturmaca almış durumdadır.Bu gayet bir işin içinde çekilen maddi-manevi çileler nispetinde sonuca ulaşanların duyduğu hazdır.Fakat bittiğini sandıkları yorucu maraton aslı şimdi başlamaktadır. İlgileri ve istekleri doğrultusunda değil de puan türüne göre tercih yapan binlerce gencimiz yorucu bir maratona başladıklarının farkında olmalıdır.Eğitimle ilgili konuda konuştuğumuza göre Eğitim Fakülteleri’ne yerleşen genç kardeşlerimiz yazımızı muhakkak irdelesin.Eğitimin ülkemizde olan genel sorununa eğildikten sonra içerde kısır döngüde, topluma değil de kişilere hizmet eden yapıyı bu yazımda inceleyeceğiz.Zorlu bir yarışın içinden yüksek puanlarla KPSS’de boy gösteren arkadaşlarımızı malesef üzücü bir olay bekledi. Ağustos’ta 30 bin öğretmen alacağını duyuran Milli Eğitim Bakanlığı bunu siyasi manevrasıyla seçimden sonra 20 bine düşürdü. Hal böyle olunca açığın %10’unu dahi kapayamayacak olan atamalarda endişeler başladı. Üstelik KPSS puanları beklenenin 6-7 puan altında geldi. Sanki sistem kendi açığını bir şekilde kapatarak bahaneler sunmaya çalışıyor. Yada sayıları 200 bini aşkın genç, laf-siyaset oyunlarıyla oyalandırılıyor. Daha problemin çözümü ortadayken, siyasiler işi farklı bir kalıba bürüyerek hayatının baharında görev aşkı ile yanıp tutuşan bu gençleri umutsuzluğun bağrına itiyor.Hiç bir ülkenin kendi eliyle Devlet düşmanı doğuracağını sanmıyorum ama hükümetin içte ve dışta aldıkları talimatlar ile uyguladıkları politikalar budur.KPSS sınavı bir ölçüt değildir. Çünkü bu sınavda bir kısım bölümler 70 puanla atanırken, 93 puan alan başka bir bölüm mezunu atanamamaktadır. Üstelik aynı sınava tabi tutulmaları Türk Eğitim sisteminin çarpıklığını ortaya koyan dershaneleri doğurduğu gibi, bu tip uygulamalar da rant sağlayacak KPSS Dershaneleri’ni ortaya çıkarmaktadır. Yani yine birilerinin ekmeğine yağ sürülmektedir.Devlet’in anayasasında “eğitim hakkı” ifadesini ve yerini almışken, dershanelere eğitimi peşkeş çekenler, hizmet ettikleri grupların özel kolejlerine ve dershanelerine adam kazandırma pahası ve gençliği bunalıma itme çabası içindedirler.Bakan Çelik, Öğretmen ihtiyacı’na ilişkin soru önergesine verdiği yanıtta, Türkiye'nin net öğretmen ihtiyacının 165 bin 826 olduğunu ifade ediyor.(Gerçekte ise bu ihtiyaç çok daha fazladır. KPSS sınavına giren öğretmen adayı 2006 yılında 202.710 kişidir.) İhtiyacın yüzde 10-15'inin bile karşılayamayacak bir personel alımının marifetmiş gibi sunulması ise düşündürücü. Ortalıkta 100 bin personel alacağız diye, 30 bin öğretmen alacağız diye böbürlenmenin bir anlamı yok.Bugün, yaklaşık 200 bin öğretmen adayı atanmak için, bir umut içerisinde 30 bin öğretmen alımını dört gözle bekliyor, sayının birdenbire 20 bine düşürülmesi binlerce genç öğretmen adayını büyük bir hayal kırıklığına ve umutsuzluğa sürükledi. Atanmak için, kimisi, belki de 8-10 yıldır bekleyen aday öğretmenler büyük bir hüsran içerisinde, Devleti yönetenlere bir kere daha küstü. Atanamadığı için bir aile kuramayan, geleceğe yönelik plan program yapamayan bu gençlerin yaşadıklarını bu ülkeyi yönetenler de görmeli ve değerlendirmelidir. Eğitim Milli meseledir. Milli meselelerin çözümü öncelik arz etmeli ve Şeyh Edebali’ nin “Milleti yaşat ki Devlet yaşasın” düsturuna uygun ilerlemelidir.Sistemin adaletsizliğinin başka bir boyutu sayılarda yaşanmaktadır. Örneğin haftada 4-6 saatlik Lise Matematik Öğretmenliği’ne sadece 34 kişi alınırken, haftada 2 saatlik Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği’ne 1315 kişinin alınması son derece düşündürücüdür. Yine Lise Fizik, Kimya; Biyoloji Öğretmenliklerine toplamda 95 kişi alınırken, İngilizce öğretmenine 2020, Bilgisayar Öğretmenliği’ne 1215 kişinin alınması insaf dedirtecek türdendir. Çünkü alımlarda bile adaletsizlik yapılmaktadır. Haftada 2 saatlik Din Kültürü dersi Öğretmeni bir ilçe’de 2 tane olsa tüm ihtiyacı karşılar. Bu kadar alım insaf dedirtecek boyuttadır. İngilizce ve Bilgisayar sertifika zorunluluğu getirtilen atamalara bakarak bir çok arkadaşımız İngilizce ve Bilgisayar derslerini temel seviyede verecek kapasiteye sahiptir. Gerçi genel manada bakıldığında 200 bin kişilik açık sınava girenlerce ancak kapatılır.Bir diğer adaletsizlik kadro alımında yapılmaktadır. Bu bariz bir hatadır. Önceden sözleşmeli atananlarda kadroya dahil edilerek sayı fazla gösterilmektedir. Oysa her bölümde ortalama 250 kişilik sözleşmeli oynaması bir bu kadar kayba sebep olmakta fakat yerine atama yapılmamaktadır. Bu da Bakanlığın en büyük siyasi ört baslarındandır.Ataması olmayan bir çok kardeşimiz çeşitli statülere tabi tutularak sözleşmeli ve vekillik kadrosu içinde boğulmaktadır. Üstelik o kadar içler acısı durumdur ki 2 yıllık MYO mezunları dahi Öğretmenlik yapabilmektedir. Hatta Veterinerler, Avukatlar da dahil.. Bir Öğretmen arkadaşımın okulunda ki aktardığı vaziyet şudur; “Okulumda; ziraat mühendisi, avukat, güzel sanatlar seramik bölümünü bitirmiş, Almanca öğretmeni, Fransızca öğretmeni ve daha şu an aklıma gelmeyen bir çok bölümden mezun olan arkadaşım sınıf öğretmenliği yapıyor. Bu çarpık düzen içinde onları da kırmak istemiyorum. Ancak devlet olarak sen bu işi bu kadar basite alırsan, sonra da çok dövünürsün. Eğitim-öğretimde neden geriyiz diye çok bağırırsın daha…” diyor arkadaşım. Evet maalesef işsizlik bu boyuttayken “Öpülesi El” mesleği olan, bir harf öğretene bin yıl köle olunan Öğretmenlik mesleğinin içler acısı hali budur. Kendi açığını kapatmak şöyle dursun, formasyon bilgisinden yoksun kişilerin öğretmen olması ise katliamdır.Bu öğretmen adayları her yıl birbirleriyle yarıştırılıyor ve birbirlerini rekabete götüren KPSS aldatmacısıyla sözleşmeli, ücretli, işsiz ve özel sektörde 150 YTL’ye çalışan öğretmenler olarak piyasada azgın bir sömürüye maruz kalmaktadır. Kadrolu olan ve devlet okullarında çalışan öğretmenlerle aynı diplomayı almış olmalarına karşın işsiz veya iş güvencesinden yoksun olarak çalışmaktadırlar. Buna karşılık, öğretmen atamalarına sınır getirilirken, torpilli atamaların yapıldığını da biliyoruz.Adaletsizliğin, adam kayırmacılığın son bulması ve ihtiyaca göre öğretmen alımının gerçekleştirilmesi gerekmektedir. KPSS'nin derhal kaldırılması ve 200 bin öğretmen açığının mezuniyet yılı itibariyle geçmişe dönük sırayla acil olarak kapatılması, ücretli, usta öğretici, sözleşmeli adı altında sürdürülen güvencesiz öğretmen istihdamı uygulamasına son verilmesi ve öğretmen unvanı alan herkese derhal kadro hakkının geri verilmesi gerekmektedir.

( Bu yazı “Alnımızda bilgilerden bir çelenk,Nura doğru can Atan Türk Genciyiz. Yeryüzünde yoktur olmaz Türk’e denk,Korku bilmez soyumuz!..” diyerek yemin eden, bu sene ve geçen senelerde mezun olup, “Öğretmen olabilir” belgesi alan binlerce kardeşime ve arkadaşıma ithâfen yazılmıştır. Görevlerini son derece başarılı yapan, devletine, milletine ve ülkesine sadık, yeni nesilleri öğretme çabası içinde olan öğretmenlerimizi ve idarecilerimizi tenzih ederim.)
İ.S.KARAMAN

14 Ağustos 2007

Halk, TSK karşıtlığıyla oy vermedi

22 Temmuz seçimlerinde AKP’nin önemli bir başarı elde ettiği; buna karşılık muhalefet partilerinin ya çok başarısız kaldığı ya da kısmen başarılı oldukları bu sütunda daha önce de dile getirilmişti. AKP’nin başarısının en önemli sebeplerinden birisi ana muhalefetin, politikalar temelinde halkı ikna edecek alternatifler ortaya koyamamasıydı. AKP’nin ‘istikrar’ kavramını çok iyi sattığını; sıcak parayla finanse edilen ekonomiyi yaygın medya ile birlikte iyi pazarladığını; düşük kur ve yüksek faiz denkleminden nemalanan İstanbul iş çevrelerinin ellerindeki medya gücüyle ‘ya AKP ya da kriz’ korkusu yarattıklarını biliyoruz. Dağıtılan erzak paketleri ve kömür... Buna karşılık, IMF politikalarına alternatifler sunan, üretim ve ihracata dayalı bir politika uygulayacağını halka anlatan olmadı. Piyasalar sopasıyla korkutulan ana muhalefet ‘biz de IMF politikalarını aynen uygulayacağız; hatta bundan şüphe edilmemesi için buna uygun kişileri milletvekili listelerimize aldık’ demeye başladı. IMF politikalarını noktasına-virgülüne kadar uygulayan bir iktidar varken, aynı politikaları daha iyi yürütüceğini söyleyenlere halk prim vermedi. Çünkü halkın penceresinden bakıldığı zaman, ortada parlayan ve iş yaratan bir ekonomi olmasa bile ‘istikrar’ olarak bir şeyler görünüyordu. Hükümet işsiz yığınlara iş alanları yaratacak girişim yapmasa da açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan insanlara muazzam denilebilecek oranlarda erzak ve kömür yardımı yapmaktaydı. Acaba AKP iktidarı devrilirse 23 Temmuz Pazartesi gününden itibaren söz konusu erzak ve kömür devam edecek miydi?7.5 milyon insana paketler günderilmiş... 22 Temmuz seçimlerinden sonra ortaya çıkan rakamlar bu işin boyutunu ortaya koyuyor. 2006 yılı içerisinde 7.5 milyon insana düzenli erzak ve kömür dağıtılmış. Bu rakamı ikiyle çarptığımızda on beş milyon eder ki, AKP’nin aldığı toplam oylar da 16.5 civarındadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi 265 bin aileye düzenli yardım etmiş. Bu rakam dörtle çarpıldığında Melih Gökçek’in 2004 yılında aldığı toplam oydan daha fazlası eder. Bütün bunlar yan yana getirildiğinde, 22 Temmuz seçimlerinde seçmenlerin hangi gerekçelerle AKP’ye oy vermiş olduğu gayet açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Hükümeti ‘neden bana iş bulamıyorsun’ diye suçlaması gereken kitleler ‘Allah razı olsun, bu hafta da erzak paketimiz geldi’ düşüncesiyle oy kullanmış. Sonuçları TSK ile kavga şeklinde yorumlayanlar... AslInda bütün bu veriler ortadayken, küçük ama fevkalade azgın bir azınlık, seçmenin AB sürecine destek verdiği; PKK’ya karşı mücadele edilmesini istemediği; Kıbrıs vs. gibi dış politika konularında hemen tavizden yana olduğu şeklinde yorumlamaya meyilli. Aynı gruptakiler bu sonuçların 27 Nisan bildirisine bir karşı bildiri hatta bir muhtıra olduğunu söylemek suretiyle halkın TSK’ya karşı olduğu havasını yaymaya çalışıyorlar. Konda şirketinin Ekim 2006’da da AKP oylarını yüzde kırk beşler olarak gösterdiğini unutan bu çevrelerin en büyük arzusu AKP politbürosu ile Türk Ordusu’nu kavgaya tutuşturmak. Yakın zamana kadar AKP polit bürosunun bizzat gaz verdiği bu çatışma ortamından son zamanlarda Başbakan Erdoğan’ın biraz uzak durmakta olduğu anlaşılıyor. Fitne fesat topluluğu olarak hareket eden bir grup ile Amerika’nın ‘ılımlı İslam’ adıyla piyasaya sürdüğü; ama gerçekte ‘İliştirilmiş Bağımlı İslam’ anlayışını temsil edenler, İkinci Cumhuriyetçilerle birlikte bu kavgayı körüklemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Halkı yanlış anladıkları açık... Pek çok kişiye halkı anlamadıkları eleştirisini getiren bu grupların aslında kendileri halkı anlamıyor. Çünkü AKP’ye oy veren halk aynı zamanda Ordu’ya güvendiğini her vesile ile anlatıyor, ortaya koyuyor. Öyle olmasa anketlerde en güvendiği kurum sıramalasında neden Ordu en başta ve bazan yüzde doksanları bile aşan rakamlarla yer alsın? Hatta belki de CHP’ye oy veren seçmenin bir kısmı TSK konusunda AKP’ye oy veren vatandaşların ortalamasından daha fazla bir oranda Ordu’ya mesafeli olabilir. Ortalama insanlar erzak paketi dolayısıyla veya daha iyi ve inandırıcı bir alternatif olmadığı gerekçesiyle AKP’ye oy verirken, şehit olan bir oğlundan sonra ikincisinin de hazır olduğunu söyleyen vatansever, devlet ve Ordu yanlısı insan kitlesidir. Söz konusu gruplar bu kitleyi Ordu aleyhine ifsat etmek için ellerinden geleni yapsalar da, bu gerçek değişmiyor. Durum böyle olunca, TSK ile kavganın AKP’ye yararı olacağını zannedenler ve bu kavga için yeterli halk desteğinin hazır olduğunu sananlar büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını görebilirler. Tıpkı komünistlik yaptıkları yıllarda, halkın kendilerine sahip olacağına vehmettikleri gibi...

Hasan Ünal
13.08.2007
Tercüman Gazetesi

Son 7 Gün Sayfa Görünümü