Bu Blogda Ara

20 Kasım 2012

Devlet çözüm bulur, pazarlık yapmaz!



Yazıma başlarken acaba, şehitlerimiz üzerinden ‘şehit edebiyatı mı yapıyorum’ diye çok düşündüm! Fakat en başta bir anne olarak kendimi Mehmetçiklerimize karşı sorumlu hissettim. Bu çocuklar bizim çocuklarımız… Analar artık ağlamasın derken, ülkemiz üzerinde çıkarları olanların haince isteklerine boyun eğilmesi değil elbette!

Bunun bir çözümü olmalı ve olmalıdır da!

Sürekli gelen şehitlerimiz yüreklerimizi yakmaya devam ediyor. Şehitlerimizin arkasından klasik törenler ve birkaç cümlelik taziye sözcüklerine artık itibar edilmez oldu. Hani denir ya, “ateş düştüğü yeri yakıyor” diye aynen o hale geldi. Bir radyonun çalan müziği kesmeden şehit haberini vermesi içi mi öyle bir acıttı ki, o anda insanlığımdan utandım!

Ölümlerden, hele hele gencecik fidanların yok olmasından etkilenmeyen insan mı dır acaba!

Sızlanmaya devam mı edelim, yoksa ülkemizin en büyük sorunu olan terör belasına çözüm mü isteyelim. Çözüm derken; eli kanlı vatanı bölmek, parçalamak isteyen hainlerle pazarlık yapılması değil elbet!

Devlet çözüm bulur, pazarlık yapmaz!

Demokrasi ve insan hakları konusunda ahkam kesenler, son birkaç yılda ekranlarda bülbül kesilen sözüm ona aydınlar, neden çözümü tek taraflı düşünür ve olmayan Kürt sorununu var gibi gösterirler. Bilmezler mi ki, bu topraklar üzerinde yaşayan herkes aynı haklara sahiptir. Görmezler mi ki, devletin her kademelerinde herkesin görev yaptığını…

Esas amaçlarının bunlar olmadığını herkes çok iyi biliyor. İstekler yapıldıkça, arkasından başka talepler gelecektir. Bugün İmralı’da yatan eli kanlı katilin sözüyle açlık grevinin sona erdirilmesi masum istekler için yapılmadığını da açıkça göstermiştir.

“Terörle mücadele kesinlikle sürdürülecek” denmesi de yetmez. Çünkü, bir tarafta mücadele ederken, davranışlarda ve açıklamalarda hoşgörü ve memnuniyet cümleleri PKK’lıları ve yandaşlarını cesaretlendirmekte olup, isteklerinin dayatmayla yapılabileceğini düşündürmektedir.

Ortadoğu projesi ile kan gölüne dönen Ortadoğu göz önüne alınmalıdır. Terörle mücadele güçlü ordu ile olacağı unutulmamalıdır! Bölünmeye fırsat vermeden,  ülkemize sahip çıkılmalı ve bütün demokratik yollara başvurularak, yasaların insan hakları çerçevesinde uygulanması sağlanmalıdır. Karar vericiler gelgitler yaşamadan ülke yararına, halk yararına çalışmalara imza atmalıdır. Yoksa tarihin karanlık sayfalarında yer alacaklarını unutmamalıdır!

Devlet terörle mücadele eder, pazarlık yapmaz! Biz böyle bilir, bunu söyleriz…

SON SÖZÜM: Vatanının ve bayrağının kutsallığına, ülkesinin bölünmez bütünlüğüne ve kardeşçe yaşanılabilineceğine inanan Türk Ulusu, hainlere ve bütün olumsuzluklara inat ülkesine sahip çıkacaktır.

19.11.2012

3 Kasım 2012

Vatandaşın vay haline!



Cumhuriyet bayramında yüz binler Anıtkabir’e akın edince ortalık toz duman oldu. Vatan sevgisini, Atasına duyulan minnet duygularını göstermek isteyen ve sadece ellerinde bayrak olan yurtseverler ne kadar acıdır ki suçlu ilan edildiler! Bayram coşkusuyla çoluk çocuğuyla, genci yaşlısıyla alanları dolduran binlerce kişi biber gazının arkasından tanzikli su ile ıslanmasına rağmen polise karşı taşkınlıkla cevap vermedi. Oraya gelenler biliyor ki, orada görevli polisler onların evlatları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin polisleriydi…

Gerek vatandaşın duyarlılığı, gerekse polisin esnek davranmasının söylenmesi olası bir facianın önüne geçilmiş oldu!

Ortalığın karışmasını bekleyenler yüzbinlerce kişinin bayraklarıyla ANITKABİR’e gittiğini görünce hayal kırıklığına uğradılar.

Vatan sevgisi böyle bir şey demek!

Ülke gündemine oturan çift başlılık polemiği ile Türkiye’de ki tıkanmışlığın başkanlık sistemi ile çözüleceği görüşü tartışmaya açılmış oldu. Bu olanlar Türkiye’de siyasi kavgaların daha da büyüyeceğini gösteriyor ki vatandaşın vay haline!

Türkiye’de herkes istikrar istiyor istemesi ne de, o zaman bu olanlar neyin nesi? Ülkenin gelişememesinin ve kalkınamamasının tek sorumlusu bugünkü mevcut sistem mi? Yapmayın Allah aşkına, bir takım hırslara yenik düşülmesi denmiyor da sistem suçlu ilan ediliyor!

Yetki ve sorumluluk tek adam idaresine geçerse o zaman bu sistemin adı ne olur?

Ülke’de yaşanan sorunları çözmek meclis ve iktidarın görevidir. Birbirlerini suçlayarak, halk arasında kamplaşma yaparak ne bu ülke gelişir, ne de hedeflenen yarınlar olur.

Türkiye’nin meseleleri ele alınırken çözüm odaklı olmalıdır.

3.11.2012

Nermin AYDINLI


29 Ekim 2012

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN




Ülkemizde son 10 yıldır CUMHURİYET’e karşı sinsi ve planlı bir yıpratma kampanyasının yürütüldüğü aşikardır. Bugün gelinen nokta ise içler acısı olup, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ile ilgili açıklamalar halkı tehdit eder cinsinden. Tarihimize kısaca bir göz attıktan sonra tekrar bu konuya döneceğim!

Tarihler boyu destanlar yazan ve dünya’ya hakim olan Türkler, hasta adam denilen Osmanlının küllerinden tarih de benzerine rastlanmayan zaferle yeniden doğmuştur. On altı imparatorluk, yüzü aşkın devlet kuran Türkler, devlet yapısı içinde pek çok etnik unsur barındırmasına rağmen birlikte yaşamayı başarmıştır.

Sadrazam Reşit Paşa 16 Ağustos 1838 de İngilizlerle İngiliz Ticaret antlaşmasını imzaladıktan sonra Osmanlı iç pazarı tamamen yabancılara açıldı. Milli ekonomi kalktı, gümrük vergileri düştü, ülke ucuz ithal eden mallar cenneti oldu. Savaş ve yeni yaşam tarzı nedeniyle Osmanlı hep borçlandı ve ihtiyacı olan parayı Avrupa para piyasalarında buldu. Avrupalı kendi ülkelerindeki düşük faiz nedeniyle Osmanlı’nın verdiği yüksek faiz oranlarına yöneldi. Osmanlı faiz borçlarını ödeyemeyeceğini açıklayınca Avrupa ile büyük sorunlar yaşamaya başladı.

Birinci Dünya savaşında yenilen Osmanlı, savaş sonunda 325.000 şehit, 400.000 yaralı, 250.000 esir ve kayıp vermiştir. Osmanlı artık hasta adamdır onlar için! Bölüşülmesi gerekmektedir. Osmanlı tek kurtuluşun teslim olmakta olduğunu düşünmektedir. Ve, itilaf devletleri arasında imzalanan 25 maddelik Mondros Ateşkes antlaşması Osmanlı devletinin de yıkılışı olmuştur. Çünkü antlaşmanın 7.maddesi itilaf devletlerine işgal hakkı tanıyordu. İtilaf devletleri de mütareke gereği orduların bütün silahları toplatılmış, tersanelerine girilmiş, vatanın her bir yerinde işgaller başlamıştır. Direnenler en ağır şekilde cezalandırılmakta ve hain ilan edilmektedir.

Kısaca Osmanlı iflas etmiş ve işgal edilmiştir!

Osmanlı hükümeti ülkeyi teslim ederken, bir grup vatansever de boş durmuyor. Silah yok, para yok, ekmek yok, aş yok! Bir de üstelik idam fermanı çıkarılmış, apoletleri sökülmüş ülkesi için her şeyi göze almış bir subay, bu şartlar altında Kurtuluş mücadelesini başlatmak için istiklal ve bağımsızlığını korumak üzere Mustafa Kemal ve arkadaşları harekete geçiyor.

Türk milleti kahramanlarına öyle bir inanıyor ki, tüm yoksulluklara ve yoksunluklara rağmen inançla ve bağımsızlık ruhuyla işgale uğramış Anadolu topraklarında vatanın her bir yerinde direnişe geçmiştir.

Kurtuluş savaşı Türk ulusunun ölüm kalım mücadelesidir.

İngilizler boğazları kontrol altına alarak Çanakkale, Musul, Batun, Antep, Konya, -Maraş,Samsun, Bilecik, Merzifon,Urla ve Kars’ı,
Fransızlar Trakya’da ki demir yolunun önemli istasyonlarını, Dörtyol, Mersin,   Adana ve Afyon istasyonlarını,
İtalyanlar Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i,
Ermeniler Doğu Anadolu’yu işgale başlamış.
Yunanlılar Ege bölgesini ele geçirmek üzere İzmir’i işgal etmek için İzmir topraklarına girdiklerinde gazeteci genç subay  Hasan Tahsin’in ilk kurşunu Kurtuluş savaşının başlangıcı olmuş ve Kuvayı Milliye ruhu doğmuştur.

AMASYA TAMİMİ (22 Haziran 1919),
ERZURUM KONGRESİ (23 Temmuz-7 Ağustos 1919),
AMASYA GÖRÜŞMELERİ (20-22 Ekim1919)
HEYET-İ TEMSİLİYE’NİN ANKARA’ YA GELİŞİ (27 ARALIK 1919) Mustafa Kemal burasını Anadolu’daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmişti.
Osmanlı Meclis-i Mebusan son kez toplandı.(12 Ocak 1920)
Misak-i Milli olarak adlandırılan Ahd-ı Milliye (Ulusal And) 28 Ocak 1920 de kabul edilerek Mustafa Kemal Paşa’nın düşünceleri Osmanlı meclisi tarafından kabul edilerek yasalaşmış ve Türk Ulusunun bağımsız yaşayacağı vatanın sınırları çizilmiştir. Ulus adına karar veren ve kendini yönetecek olan ilk meclis TBMM 23 Nisan 1920’de açılmıştır. 2 Mayıs 1920’de ilk TBMM hükümeti kurulmuş ve ilk anayasa Teşkilat’ı Esasiye oluşturulmuştur.
Anayasaya göre; Egemenlik ulusa aittir. Kuvvetler birliği ilkesi benimsenmiş olup, Meclis başkanı hükümetinde başkanıdır.

Zaman zaman tarihimiz ile ilgili bilgileri paylaşmak sanırım Türk ulusunun nasıl bir mücadeleyle ve ne bedeller ödeyerek bugünlere gelindiğini hatırlamak olacaktır!

Bir takım güçler, değerlerimizin ve gerekli manevi birlikteliğimizin yanı sıra ülkemizin parçalanması ve yok edilmesi için gayret etmektedir. O gün yenemeyen işgalciler bu gün bizlerden hesap sormak için fırsat beklemektedir.

Bu ülke kolay kurulmadı!

Büyük bedeller ödenerek Osmanlı küllerinden bir ülke yaratan Mustafa Kemal ATATÜRK’e, kahramanlarımıza, işgaller sırasında zulüm ve baskılar gören Türk ulusuna, yüz binlerce şehidimize bugünlerimizi borçlu olduğumuzu unutmamalıyız!

Cumhuriyetle hesaplaşma ancak, çarpık zihniyet ve hayal peresliktir.
Vatanı bölmek isteyenlere hizmet etmektir!

Bağımsızlığını yitirmiş hiçbir ülke halkı özgür olamaz!

Tarih de eşi ve benzeri görülmemiş bağımsızlık savaşını kazanmış kahraman Türk Ulusunun torunları olarak bizlere düşen görev Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet yaşatmaktır.
Çünkü; Türk Milleti var olduğu günden bu yana bağımsız yaşamış vatanını ve milletini hep sevmiştir.

Ayrıca; Bağımsızlık bayramı olan Cumhuriyet Bayramını kutlamak isteyen Türk halkından neden endişe ediliyor!  Demokratikleşme deniyorsa önlemler alınsın ve halk demokratik hakkı olan kutlamaları gerçekleştirsin. Bu şekilde olursa birtakım provakatorlerede  fırsat verilmemiş olur.


SON SÖZÜmTürk Ulusunun 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının 89 yılı kutlu olsun.

Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.M.Kemal ATATÜRK


Kaynaklar:Türk Tarih blog. Tarih org.Türk İnkılap Tarihi (Prof.Dr.Hamza EROĞLU)

Nermin AYDINLI
29.10.2012

11 Ekim 2012

ACININ ÇIĞLIĞI





Dünya emperyalizmin kollarında can çekişiyor! Egemen güçler demokratikleşme safsatasıyla yoksul ve mazlum milletler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyor.

Paylaşılamayan dünya üzerinde kıyasıya rekabet, kıyasıya savaşlar devam ediyor …

Açlık, sefalet, gözyaşı ve kan!

Aldıkça alan, gözü doymayan, kapitalist çarkın dişleri arasında yok oluyor hayatlar…

İnsanlık yitirilmiş, zalimler dünya’ya hakim olmuş. Çarkın dişlileri döndükçe çığlıklar arşın olmuş göklere yükselmiş!

Acının çığlığını duyan yok!

Adalet rafa kaldırılmış, insanlık onuru hatırlanmaz olmuş, kim haklı, kim haksız bilinmez olmuş, tarih ise sayfalara hapis olmuş!

Vicdan cüzdan arasında sıkışmış, dolmak bilmeyen küpler taştıkça taşmış, iblisin bile korktuğu adem oğulları dört bir yanı sarmış!

Savaş çığlıkları arasında çocuklar kaybolmuş, masumluk karinesi çiğnenmiş, küpler doldurulmaya ant içilmiş!

Yiyin efendiler, aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar yiyin.
Doldurun küpleri efendiler, kanla, çığlıkla doldurun küplerinizi!

Dünya emperyalizm çarkında! Oyun oynaması gereken çocuklar çarkın dişlileri arasında bakışları nefret dolu.

Nedir bu mahşer yeri, her taraf karanlık, ortalık toz duman. Ölüm makineleri ile birileri hayatlarını çalmaya gelmiş. Sevgi kelimesi unutulmuş, güzel olan her şey hafızalardan silinmiş ve yaşamları acı, keder, yoksulluk olmuş!

Acının çığlığı, sessizlerin çığlığı olmuş olmasına da bu çığlığı duyan var mı?

SON SÖZÜM: Doymayan sermayedarlar için savaş ve ölüm geçim kaynağıdır.

9.10.2102

21 Eylül 2012

TERÖR LAFLA DEĞİL, KARARLI MÜCADELE İLE BİTİRİLİR…

PKK terör örgütü her gün can almaya devam ediyor. PKK’nın uzantısı meclisteki temsilcisi olan BDP’lilerin açıkça Türkiye Cumhuriyeti Devletine meydan okurcasına ‘Kırsal kesimdeki tüm yolların PKK’nın denetiminde olduğu ve müzakereye geçilmesinin gerektiği’ şeklindeki açıklamaları ile ülkemiz sadece terör ile mücadele içinde olmadığını, bazı bilinmez denklemlerle uğraşıldığını göstermektedir.

Şehit kanlarıyla beslenen PKK, dış güçlerin ve ülkemizde ki işbirlikçilerinin destekleriyle iyice çığırından çıkmıştır. Aldığı görevleri harfiyen yerine getirerek ülke de kargaşa ve istikrarsızlıkla halkın arasında infial yaratmaya çalışması bazı siyasilerin, bazı yorumcu ve yazarların istikrar için müzakere yapılmasının gerektiğini söylemektedir. Müzakere kiminle ve ne şartlarda yapılacak bunu nedense açıkça dillendirememektedirler.

Peki çözüm nedir?

Kürt şovenizmi PKK’nın kanlı eylemleriyle desteklenirken, kendini aydın diye niteleyenler tarafından, başta masum gibi gösterilen Kürtçe eğitim den başlayan isteklerle yetinmeyerek özerkliğe doğru gidildiği açıkça telaffuz edilmektedir ki, bu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin parçalanmasıdır!

Yabancı destekli ve ülkemizde ki işbirlikçileri sayesinde PKK binlerce ocaklar söndürdü. Bu terörist örgütle, isyancılarla devlet nasıl müzakere içinde olabilir? Bunun kabul edilebilirliği asla mümkün değildir!

Müzakere demek; Kürdistan’a evet demektir!
                             Öcalan’ı muhatap almak demektir!
                             Bunca şehitlerimizin kanlarının boşa dökülmesi demektir!
                             Türkiye Cumhuriyeti devletinin çapulculara teslimiyeti demektir!

Demokratikleşme adı altında çözüm isteyenler, askerimizi, polisimizi, masum vatandaşımızı katleden canileri savunarak maksatlarını oldukça aşmış, insanların acılarını bile yaşamalarına izin vermemiştir. Her şey aleni ortada iken siyasi erklerin kelime oyunları ile olayları geçiştirmesi halkı hem endişeye, hem de devletine karşı güvensizliğe iter.

Bu son yaşananlar da gösteriyor ki, psikolojik savaş olmaktan çıkmış, PKK’nın bir takım güçlerin desteğiyle Türkiye Cumhuriyetine karşı resmen savaşı haline gelmiştir.

Bu bir isyandır!
Türkiye Cumhuriyeti devleti isyancılarla müzakere yapmaz!

Ülkemizin jeopolitik önemi nedeniyle birilerinin iştahını kabartmaktadır. Ülkemiz de terörle mücadele de büyük zafiyet yaşanmaktadır. Politik hesaplar bir tarafa bırakılmalı ve ülke bütünlüğü gözetilmelidir. O zaman taviz verilmeden, halkı aydınlatarak daha fazla kan dökülmesine engel olmaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevi, iç ve dış güvenliğini sağlaması, yurdumuzun bağımsızlığını ve bütünlüğünü koruması olduğuna göre, yıllarca hainlerle mücadele içinde olan ordumuz sivilleştirme ile daha fazla yıpratılmamalıdır. Geçmişi kahramanlıklarla dolu Türk ordusu Türk Ulusunun en değerli kurumudur. Peygamber ocağı olan askerlik görevi kutsaldır. Türk Ordusunun başı Cumhurbaşkanı ise, bu olaya biran evvel müdahale etmeli ve güçlendirilmiş bir orduyla başkomutanlık görevini yerine getirmelidir.

Ancak, PKK terörü, topyekun askeri ve ekonomik bir mücadeleyle yok edilebileceği de unutulmamalıdır!

SON SÖZÜM: Terör lafla değil, kararlı mücadele ile bitirilir…

21.9.2012

Nermin AYDINLI

13 Eylül 2012

KISMEN ÖZGÜR...

Sorunlarımız çığ olmuş vatandaş ise suskun, tepkisiz veya korkudan ne yapacağını bilmiyor! Türkiye Şehitlerine ağlıyor! Kimi sessiz tepkili, kimisi ise bayrağını alıp sahiplenmeye çalışıyor. Popiler kültür denilen illet sarmış ülkemizi. Medya verilen görevi layığı ile yapıyor ve günleri lay lay lom’la geçiştiriyor. Ülkemiz kaynıyor! Korku sarmış insanları ‘bana dokunmayan bin yaşasın’ diyerek perde aralığından izler olmuş olanları! Afyon’da ki patlama halen muamma! Şehitlerimizin cenaze törenleri yapıldı mı bileniniz var mı? Ailelerin feryatlarını duyanınız var mı? Evlatlarının paramparça olduğunu bilmek ne kadar acı değil mi? Bunun sorumluları kimse ortaya çıkmalı elbette! Lakin, kelime kalabalığı yapılmadan iktidarı ve muhalefeti birbirlerini suçlayıcı ifadeler yerine bir an evvel olay aydınlatılmalı ve acılı ailelerin yaraları sarılmalıdır. Yeter artık! Bu çocuklar bir bir hayattan koparılıyor neden? Bunun vebali çok ağır! Şunun da bilincindeyiz elbette; hainler terörü bilinçli tırmandırıyor ki, ‘yeter artık masaya oturulsun’ denilmesini bekliyorlar. Yok öyle bir şey! İlkönce mecliste ki uzantıları ile ilgili gereken yapılmalıdır. Feryat figan edecekler, etsinler! Bu kadar gencecik insanların hayatlarını neden ve niçin yok ettiniz diye sormak lazım? İnsanımız yoksulluktan inim inim inlerken Suriyeli mültecilerin yemek listesi yayınladı. Şok olmamak elde değil! Türkiye’ye gelen Angelina Jolie, ''Türk hükümeti büyük cömertlik göstererek bu olağanüstü kampı kurmuş. Türk hükümetine bu konuda minnettarım. Bu örneğin büyük bir cömertliği gösterdiğinin farkındayım. Suriye halkı bu cömertliği hak ediyor. Gerçekten çok etkileyici” demiş. Tamam, gerekli özen gösterilsin de birazcık da kendi vatandaşımıza ve askerlerimize gösterilse bu özen ve cömertlik! Kime göre, neyi kim hak ediyor bunu sormak lazım! İnsan hakları ve demokrasi vatanına, bayrağına sahip çıkan Türk Ulusuna gelince mi olmuyor? Ayrıca demokrasi havariliğine soyunan Amerika, neden PKK terörü ile ilgili gerekenin yapılmasına izin vermiyor? Ya da Türkiye Amerika’nın eyaleti oldu da bizim mi haberimiz yok! Ayrıca; Amerikalıların biri gidiyor, biri geliyor nedir bunlarda ki Türkiye merakı! Suriye belasını başımıza saran Amerika ile olan ilişkilerimiz gizli tutuluyor. Hatay kampında olan Suriyeli muhaliflerin kontrolü amacıyla yapılan bu ziyaretler ile ilgili bir açıklama yapılmadığı gibi oralar da neler olup bitiyor sır gibi saklanıyor! Kanayan bir yara olan PKK terörü ile Suriye meselesi birleştirince ülkemiz de çıkılmaz bir hal aldı. Kapalı kapılar ardında nelerin pazarlığı yapılıyor? Kendi iç sorunları ile uğraşan muhalefet ise yetersiz! Sanki tek partili sistem de yaşıyoruz! Freedom House adlı örgüt; “Dünyada Özgürlük 2011” raporunda 1193 ülke’de yaptığı araştırma da, “özgür”, “kısmen özgür” ve “özgür” olmayan kategorileri altında üçe ayrılmış ve Türkiye, bu raporda “kısmen özgür” ülkeler kategorisinde yer alabilmiş.(Bianet.org) Kısmen özgür bir ülke de demokrasi ve adaletten söz edilebilir mi? SON SÖZÜM: Türk Ulusu ülke bütünlüğünden asla vazgeçmeyecektir. 13.09.2012

7 Eylül 2012

DEĞİNMEYELİM!

Ülkemiz mahşer yeri, her yer kan kokuyor. Yetkililerce yapılan açıklamalar ise inandırıcı değil, nerdeyse ‘olağan bunlar, ne feryat figan ediyorsunuz’ niteliğinde! Doğu, güney doğudan gelen şehit haberleri derken, Afyon’da ki TSK’nın mühimmat deposunda ki patlama sonucu 25 askerimizin şehit haberi yüreklerimize ateş düşürdü. Bu bir facia! Korkunç! Ulusal Kurtuluş savaşında önemli bir yeri olan Afyonkarahisar bugün kan gölüne döndü. Bu patlama şüphelerle dolu! Hele hele şehitlerimizin tane olarak anılması ne kadar incitici değil mi? Günlük sorunlarını unutan insanlar kaygı ve endişe içinde. Arap baharının sonucu sanki ülkemizin üzerinde estirilmeye başlandı ve bilerek psikolojik savaşla halkın umutlarının yitirilmesi isteniyor! Hiç değinmeyelim! Ülkenin ekonomik durumuna. Değinmeyelim! Vatandaşın geçim derdine. Değinmeyelim, Lozan’da yapılamayanın bu gün savaşsız bir şekilde ülkemiz topraklarının bir bir yabancılara nasıl peşkeş çekildiğine! Olmayan Kürt sorunu ve demokratik açılım safsatasıyla hortlatılan PKK illetinin hain emelleri varken, değinmeyelim işçinin, memurun, çiftçinin haline! Değinmeyelim! Ülkemiz çocuklarının geleceğinin eğitim sistemi ile nasıl yok edildiğine. Değinmeyelim! Ulusal değerlerimizin nasıl yok edildiğine. Değinmeyelim! Adalet bekleyen insanlarımıza. Değinmeyelim! Ordumuzun son haline. Değinmeyelim! Rektör atamalarına. Değinmeyelim! Siyasetin nasıl kokuşmuş hale getirildiğine. Vs.vs….. Değinelim! ülkemizin son günlerde en çok milli birlik ve beraberliğin sağlanmasına ihtiyacı olduğuna. Evet, maalesef bu gün basiretsiz ve çözüm üretemeyen siyaset yüzünden ülkemiz bu hale geldi. Mecliste terör örgütü PKK’nın yan kuruluşu olan bir parti üyelerinin yaptıkları insanın canını acıtıyor. Kürt şovenizm’inin bu hareketi, karışıklık ve insanların mezhepsel ve ırksal ayrışmasına zemin hazırlar. Demokrasinin nimetlerinden hainlerin faydalanması ve bu güne kadar onlara verilen tolerans toplumun gerilmesine ve belki de önüne geçilmeyecek olayları yaratır. Benim anlamadığım ise! Nasıl olurda koskocaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti terör örgütünü yok edemez? Türk Ulusu çözüm istiyor! ÇÖZÜM; Komşularımız için demokrasi havariliğinden çıkarak, kendi iç sorunumuz olan PKK’nın yok edilmesi, ancak istikrarlı, ciddi adımlarla ordumuz tek yetkili kılınarak, güçlü donanımla yani ordunun güçlendirilmesiyle olur. Türk milleti; vatanına, bayrağına ve ulusal bütünlüğüne sahip çıkan her kim olursa olsun (şimdi ki tek sorumluluk iktidar ve bütün siyasilere düşüyor) bağrına basacak ve şanlı Türk tarihinde yerini alacaktır. SON SÖZÜM: Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. 07.09.2012 Nermin AYDINLI

28 Ağustos 2012

KÜRT ŞOVENİZMİ

Ülkemizde arka arkaya acı kayıplar yaşanırken, siyasi irade olarak bilinen yetkililerin açıklamaları tamamen insanı rencide edici ve hırpalayıcı! Vatandaş adeta şok edilmiş vaziyette ölümleri nerdeyse kanıksamış durumda! Ateş düştüğü yeri yakıyor ve ağıtlardan başka yapacağı bir şey yok ailelerin. 2010 yılında Irak’ta Kürt devleti kurulmasının ardından PKK, Kürt açılımı sayesinde 30 yıllık ihanet tarihinin en güçlü anlarını yaşıyor. Suriye ile olan sorun da bunları tetikler vaziyette! PKK’nın yaptığı eylemler, açıkça ülkede güven bunalımı yaratarak halk arasında infial yaratmaktır. PKK’nın uzantısı olan BDP kendi hedef ve amaçlarını gerçekleştirmek için Türkiye’de bir iç savaş ortamı yaratmaya çalışmaktadır. BDP’li vekillerin teröristlerle sarmaş dolaş objektiflere poz vermeleri açıkça terör örgütü’ne destek verdiklerini göstermektedir ki ‘biz başarıya doğru gidiyoruz’ niteliğindedir. Bu hareket Kürt şovenizmi değil de nedir? Şovenizm, herhangi bir şeye olan aşırı, nedenli veya nedensiz oluşan bağlılıktır. Sıklıkla karşı gruba olan nefret ve kötü niyet duygularını da beraberinde getirir. Kürtlerin Türkleri düşman görmeleri Türk şovenizmini yaratır ve ülkenin kaosa sürüklenmesine sebep olur. Şovenizm sadece kitle kıyımlarının ve toplu mezarların yol açıcısıdır. İşte bizim için terörden bile tehlikeli bir durum budur. Kürt milliyetçiliğini hortlatan mecliste olan, bölücülüğe hizmet ederek ekmek yediği, belki hayallerinde bile göremeyecekleri Türk Ulusunun temsil yerine gelen ve bizlerin yani Türk Ulusunun vergileri ile (kim vatana ihanet ediyorsa haram olsun) beslenen bu kişiler ülkemize ve masum olan Kürt halkına en büyük zarar verdiklerini unutmasınlar! Toplum olarak canımız acıyor! Feryatlar dağları deliyor. Birileri ise kanla besleniyor. Etnik kökeni, mezhebi ne olursa olsun verilen şehitler bu ülkenin evlatları, ağlayan analar-babalar bu ülkenin vatandaşı! Fakat bazı şeyleri belirtmeden geçemeyeceğim; -Yok öyle sadece taziye bildirmek! Sadece bu toprağın gariban insanları vatani görevini yapacak yok öyle bir şey! Kim hangi makam ve mevki de olursa olsun, dünya kadar malı da olsa vatandaşlık görevini yapmalıdır. Askerlik görevinden paralı olanlar kaçamaz. Bu, sosyal devlet ve sosyal adalete aykırıdır. Hele onlarda gariban Mehmetlerin yanına bir gönderilsin bakalım terörün bitirilmesi için nasıl çaba harcanacak. -Karar mekanizmalarında olanlar, konuşulacak kelimelerini dikkatle seçmelidirler ki insanlar incinmesin! Güvensizlik ortamı toplumu uçuruma doğru sürükler. -Neredeyse herkes terör uzmanı oldu çıktı ama vatandaşın çığlığını duyan yok! -Terörün bitirilmesi isteniyor ama geçmişte yapılan hatalarla bu düzeye gelen terör, taviz verilmeden güçlü bir iradeyle ve terörle mücadelede uzman kadroların tam teçhizat ve yetkiyle donatılarak yok edilebilir. İşte o zaman bu halk iktidarın sonuna kadar yanında olur. SON SÖZÜM: Bu ülke kolay kurulmadı. Kardeşçe yaşamak varken nedir bu ayrım? Emperyalizmin oyununa gelmeyelim…. 25.08.2012 Nermin AYDINLI

25 Ağustos 2012

KÜRT ŞOVENİZMİ!

Ülkemizde arka arkaya acı kayıplar yaşanırken, siyasi irade olarak bilinen yetkililerin açıklamaları tamamen insanı rencide edici ve hırpalayıcı! Vatandaş adeta şok edilmiş vaziyette ölümleri nerdeyse kanıksamış durumda! Ateş düştüğü yeri yakıyor ve ağıtlardan başka yapacağı bir şey yok ailelerin. 2010 yılında Irak’ta Kürt devleti kurulmasının ardından PKK, Kürt açılımı sayesinde 30 yıllık ihanet tarihinin en güçlü anlarını yaşıyor. Suriye ile olan sorun da bunları tetikler vaziyette! PKK’nın yaptığı eylemler, açıkça ülkede güven bunalımı yaratarak halk arasında infial yaratmaktır. PKK’nın uzantısı olan BDP kendi hedef ve amaçlarını gerçekleştirmek için Türkiye’de bir iç savaş ortamı yaratmaya çalışmaktadır. BDP’li vekillerin teröristlerle sarmaş dolaş objektiflere poz vermeleri açıkça terör örgütü’ne destek verdiklerini göstermektedir ki ‘biz başarıya doğru gidiyoruz’ niteliğindedir. Bu hareket Kürt şovenizmi değil de nedir? Şovenizm, herhangi bir şeye olan aşırı, nedenli veya nedensiz oluşan bağlılıktır. Sıklıkla karşı gruba olan nefret ve kötü niyet duygularını da beraberinde getirir. Kürtlerin Türkleri düşman görmeleri Türk şovenizmini yaratır ve ülkenin kaosa sürüklenmesine sebep olur. Şovenizm sadece kitle kıyımlarının ve toplu mezarların yol açıcısıdır. İşte bizim için terörden bile tehlikeli bir durum budur. Kürt milliyetçiliğini hortlatan mecliste olan, bölücülüğe hizmet ederek ekmek yediği, belki hayallerinde bile göremeyecekleri Türk Ulusunun temsil yerine gelen ve bizlerin yani Türk Ulusunun vergileri ile (kim vatana ihanet ediyorsa haram olsun) beslenen bu kişiler ülkemize ve masum olan Kürt halkına en büyük zarar verdiklerini unutmasınlar! Toplum olarak canımız acıyor! Feryatlar dağları deliyor. Birileri ise kanla besleniyor. Etnik kökeni, mezhebi ne olursa olsun verilen şehitler bu ülkenin evlatları, ağlayan analar-babalar bu ülkenin vatandaşı! Fakat bazı şeyleri belirtmeden geçemeyeceğim; -Yok öyle sadece taziye bildirmek! Sadece bu toprağın gariban insanları vatani görevini yapacak yok öyle bir şey! Kim hangi makam ve mevki de olursa olsun, dünya kadar malı da olsa vatandaşlık görevini yapmalıdır. Askerlik görevinden paralı olanlar kaçamaz. Bu, sosyal devlet ve sosyal adalete aykırıdır. Hele onlarda gariban Mehmetlerin yanına bir gönderilsin bakalım terörün bitirilmesi için nasıl çaba harcanacak. -Karar mekanizmalarında olanlar, konuşulacak kelimelerini dikkatle seçmelidirler ki insanlar incinmesin! Güvensizlik ortamı toplumu uçuruma doğru sürükler. -Neredeyse herkes terör uzmanı oldu çıktı ama vatandaşın çığlığını duyan yok! -Terörün bitirilmesi isteniyor ama geçmişte yapılan hatalarla bu düzeye gelen terör, taviz verilmeden güçlü bir iradeyle ve terörle mücadelede uzman kadroların tam teçhizat ve yetkiyle donatılarak yok edilebilir. İşte o zaman bu halk iktidarın sonuna kadar yanında olur. SON SÖZÜM: Bu ülke kolay kurulmadı. Kardeşçe yaşamak varken nedir bu ayrım? Emperyalizmin oyununa gelmeyelim…. 25.08.2012 Nermin AYDINLI

14 Ağustos 2012

Yok öyle bir şey!

Ülkemizde neler oluyor hep bunu soruyoruz? Gündem hızla değişiyor ve bizlerde olup biteni takip de zorlanıyoruz. Balık hafızalı demeyelim de olanları çok çabuk unutma gibi bir özelliğimiz var diyelim! Suç kimin? Bizlerin mi, yoksa gündemi meşgul edenlerin mi? Her neyse öyle veya böyle günler geçip gidiyor. Kimi olanlara tepki veriyoruz, kimisini de öyle doğal karşılıyoruz ki bazen şaşırmamak elde değil? Bir bir şehit cenazeleri gelmeye devam ediyor, feryatlar dağları deliyor, rutin taziyeler ve söylemlerin sonunda ateş düştüğü yeri yakıyor! Vatan uğruna kara toprağa düşmüş gencecik insanların hayat hikayeleri ise yürekleri dağlıyor! Yaşamakla yaşamamak arasında olan bu yaşamların arkasında bırakılan sadece yoksulluk ve ölüm! Minnet duyulması gerekirken, en yetkili ağızdan ‘3-5 Mehmet öldü’ diye çok basite indirgenmesi ise hakikaten akıllara ziyan değil de nedir sizce? Hem ölüm basitleştirilecek, hem de yaşamlarının baharında vatanı için gözünü kırpmayan Mehmetçiklerimiz neredeyse çapulcularla aynı kefeye konulacak. Acıları ile baş başa kalan insanların yürekleri bir kez daha dağlandı! Yırtık ayakkabı, teneke ev sadece ölüm onlara mı sorarım size? Neden villalardan, köşklerden ağıtlar yükselmiyor. Yok öyle bir şey! Yaşanamayan bu hayatların arkasında zevki sefada yaşanacak, sonra 3-5 diye basitçe geçiştirilecek! Yok öyle bir şey! Gönderin sizler de evlatlarınızı da 3-5 Mehmetlerin arasına o zaman bu sözler söylenebilecek mi sorarım size? Yok öyle bir şey! Daha 16’sında çocukken çocukları ile baraka da yaşamaya çalışacak ve acılarına saygı duyulmayarak 3-5 Mehmet denecek yok öyle bir şey! Her şey o kadar basit değil! Kim ne olursa olsun herkes ağzından çıkanı tartıp, biçerek konuşmalıdır. Çünkü akil kişilerce söylenecek her bir söz toplumu ilgilendirir. Toplumsal bir sorun olan terör bu kadar basit görülemez. Çözümünü halk bekler. Sizlerden istenen sadece halkın sorunlarına çare bulmaktır. Sizlerden isteğimiz; Ordumuz daha fazla yıpratılmadan, ülke savunmasında tam yetkili kılınarak, iktidarıyla, muhalefetiyle insanları germeden ülkemize biran evvel huzur ve barışın gelmesidir. 14.8.2012 Nermin AYDINLI

11 Ağustos 2012

Sizlerle değerli bir üstadımızın makalesini paylaşmak istiyorum: KARAR VERİCİLER SAVAŞI VE TÜRKİYE Londra, Washington, Brüksel, Vatikan, Paris, Moskova, Pekin, Telaviv, Riyad, bölgesel ve küresel karar vericilerin merkezleridir. Türkiye; karar vericilerin bölgesel satranç oyununda alandır. Türkiye; demokrasi oyunuyla, siyasi, ekonomik, kültürel, askeri işgal altındadır. Türkiye; İngiliz Milletler Topluluğu’nun (Commonwealth) tek gizli üyesi olarak ipoteklidir. Türkiye; ABD’nin ise vesayeti altında gizli eyaleti statüsündedir. ABD-İngiltere şer ülkeleri; Türkiye’ye eş başkanlık görevinin gereğini yaptırtıyorlar. Hayali Osmanlı federal cumhuriyetine odaklatılan siyasi kadrolar, devleti çözerken, milleti ayrıştırıyorlar ancak farkında değiller. Benden sonra tufan diyorlar. Kim dur diyecek? Direnç sistemi kırılan ülkede; casus hücreleri yerleşmiştir. Tehlike olarak görülenlere yönelik algılama kodları değiştirilmiştir. Halktan yana görülen düşman hücreler, engelleme ile karşılaşmadan milli dokuyu kemiriyor, milli devleti çözüyor, milleti ayrıştırıyor, kin ve husumet tohumu ekiyor. Vahhabi zihniyetli İslamcıların gücü yetkiyi ele geçirmesiyle başlayan süreçte; vicdan sömürüsü, mağdur edebiyatı üzerinden maddi ve manevi bütün değerlerin sömürüsü yapılıyor, değerler altüst ediliyor. Din; hiçbir dönem bu dönemde olduğu gibi; hırsızlık, zimmet, yalan, talan ve yolsuzlukla bir arada anılmadı. Dolayısı ile en büyük ahlaki çöküş de bu süreçte yaşanıyor. Halk; hala şokta, ayılmak için narkozdan kurtulması gerekir. Türkiye’nin yüzyıllardır süren aydınlanma süreci tersine dönüştürülüyor. Arap hurafelerine dayalı ortaçağ anlayışı, Arap ahlaksızlığı, Arap çok eşliliği; Türkiye’nin inancı, düşüncesi, yaşamı haline getiriliyor. Ülkenin ortaçağ dönemindeki cahiliye yaşamına dönüştürülmesinde; siyasetçisi, bürokratı, akademisyeni, gazetecisi, gaflet, dalalet ve hıyanet içinde. Kimi suskun, kimi destekçi. Kalemlerini ve çenelerini kullanıyorlar. Din, demokrasi ve özgürlük özlemi kıskacındaki geniş halk yığınları, her şoklamada, esarete bir adım daha yaklaşıyor. Ülkeye giren kaynağı belirsiz sıcak para iç ve dış politikayı esir alıyor. Terörist eski milletvekillerine maaş ödeniyor. Taşeronlara teslim edilen ülke; tarihin en karanlık dönemini yaşıyor. Ancak TV’ler gazeteler, dinden imandan Arap hikayelerini anlatarak kitlelerin bilgilenmesini, uyanmasını engelliyor. Halk çocukları ya şehit oluyor ya yaralanarak hayatı kararıyor ya da işsizlikle mücadele ediyor. Nedense bu kader ve güzel ölümler derebeyi çocuklarını bulmuyor, hep garibanı buluyor. Yetkili ve etkili kesimlerin yakınları nedense vatan için savaşmıyor. Din; insanları özgür kılmak için geldiği halde, din tacirleri elinde köleleştirme aracına dönüşüyor. Halk köleleşirken, dolar milyonerleri çoğalıyor. Kölelerin olduğu bir ülkede işleyen evrensel hukuk olmaz. İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri’nin casusu A. Ryan (1919) : "Amacımız bölmek ve hükmetmek olmalıdır. Biz gerçek ideali din’miş gibi davranacak, çıkarcı bir grubu idareci olarak takdim etmeye çalışacağız.” diyordu. 1919 da oynanan oyun 2012 de aynen devam ediyor. Din havucuyla İslam dini esir alınmıştır. Artık din ile “yolsuzluk, haçlıya yardım ve yataklık etmek, tefecilik, sömürü, yalan-dolan, devlet malından nemalanmak, devletin verdiği yetkileri Firavun hükmünde kullanmak” birlikte anılır oldu. Bu ahlaksız anlayış, kendinden olmayan herkese savaş açmıştır. Türkiye; komşu ülke teröristlerine kucak açan ABD-İngiliz-Fransız istihbaratçılarının cirit attığı ülke haline gelmiştir. Libyalı teröristlere kucak açılması gibi şimdi de Suriye’nin teröristleri çapulcuları kamplarda ağırlanıyor, eğitiliyor ve katliama gönderiliyor. Türkiye; cephe ülke olarak batı emperyalizmin bölgeyi yeniden yapılandırmada bölgesel kaosun tetikçisi haline getirilmiştir. Milli Devlet düşmanlığı; sistemli bir şekilde sürdürülmektedir. Şoklama yöntemiyle bile saklanamayan İslamcı kimlik kamuflajı altında dönmelerin yuvalandığı organizasyonlar, işbirliği içindedir. Dincisi, çıkarcısı, liberali, paylaşım ortaklarıdır. Kıbleleri Londra, Washington, Vatikan, Riyad olanların rotaları şaşmış maskeleri düşmüştür. Türkiye akılcılığı, bilimi, teknolojiyi esas alarak; batı dünyasının emperyalizminden, doğu dünyasının vicdan sömürüsünden, güney dünyasının din istismarından kurtulursa ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur. Günün Sözü: İnsanları din, dil, ırk, renk, cins ayrımına tabi tutanlar en alçak insanlardır. Nurullah AYDIN

6 Ağustos 2012

SORMAK LAZIM!

Kimileri zevki sefasında kanla beslenirken, yan gelip yatmayan gencecik delikanlılar bir bir tabutlarda! Analar feryad ederken, sevgililer kara yasta! Kim geri verecek yok edilen yarınları, hayalleri ve umutları! Adalet kime ve neye göre adalet sormak lazım.... Zengine göre adalet nedir acaba? Fakirin ve vatan aşkı ile dolu olan insanlara nasıl uygulanır adalet? Sormak lazım bir bilene! Analar 'yavrum yok tu 30 bin liram ' diye feryat ederken, parayı veren yan gelir yatar anlayışı mı adalet sormak lazım... Ana- baba yüreği, yarin boş boş bakan gözleri, çocukların anlayamadıkları anlarını sormak lazım! Kim verecek bunların hesabını! Bir bilen var mı sormak lazım! 'Bir hilal uğruna yarab ne güneşler batıyor' diyen şaire mi sormak lazım vatan sevgisini? 'Her yer karanlık, makber' diye feryat eden şaire mi sormak lazım acıyı? Sabırlar dilemekten başka çaresi olmayan bizler de HEYHATTTT yok mu bunun çaresi diyerek inim inim inlerken SORMAK LAZIM bir bilene! 5.8.2012 Nermin AYDINLI

30 Temmuz 2012

KAN EMİCİLER!

Ramazan ayının gelmesiyle oruç tutan, tutmayan tartışmaları ile gündem farklı yöne çekilmeye çalışılıyor. Yine, ortam gericiler görev başında meydanlar da cirit atıyor. Sorunların biri bitmeden bir diğeri orta sürülüyor… İnsanlar etnik köken ve din ayrımı ile birbirinden ayrıştırılmaya çalışılırken sonucun nerelere gittiğinin farkında değiller sanırım! Kim oruç tutuyor, kim oruç tutmuyor diye insanları ayırmak doğru mu? Veya herkes oruç tutmak zorun da mı? Mezhep ayırmadan tutan da kendisine, tutmayan da kendisine değil mi? İnanç neden bu kadar ayaklar altına alınıyor bir türlü aklım almıyor! Ülkemiz komşuları ile sıfır sorundan, hepsiyle sorunlu hale geldi maalesef! En son Suriye ile sıcak temas içindeyken birileri tarafından bilinçli bir şekilde dikkati farklı yöne çekmek ve toplumda kaos yaratmak amacıyla ortaya atılan oruç meselesi ile ortam birden gerildi. İnsanların zayıf yönlerini bilen kan emici bu tür insanlar, ortamın gerilmesinden, insanların kamplaşmasından nemalanırlar. Her şey yolunda giderse beslenecekleri bir şey olmaz bunların. Herkes birbirine saygı göstermeli, hoşgörüyle yaklaşmalıdır. Kin ve nefret tohumlarının yeşermesine izin verilmemelidir. İnsanları üzücü, rencide ve tahrik edici hareketler kaçınılmalıdır. Yüzyıllardır Kürt, Türk, Alevi, Sünni ayrımı yapmadan et ve tırnak olmuş bu toplumun sonu yoksa felakete doğru gider. Bırakın demokratikleşme ayağı ile insanları germeyi! Barış ve huzur içinde yaşamak için her şeyden çok birlik ve beraberliğe ihtiyacın olduğu bu günlerde kan emicilere lütfen fırsat vermeyelim! 31.7.2012 Nermin AYDINLI

26 Temmuz 2012

ATATÜRK DALKAVUKLUĞU DİYENLER!

Ülkemiz de Kürt meselesi, demokratikleşme, yeni anayasa, yeni Türkiye derken komşumuz Suriye’de PKK ağırlığını gösterdi. En üzücü olan ise nerdeyse moda haline gelen Atatürk’e, Atatürkçü ve Kemalistlere itham edilen sözler müthiş derecede insanın kanını donduruyor. Bu ne kendini bilmezliktir, bu neye ve kimlere hizmettir anlamış değilim! Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile ilgili itham ettikleri varsayımlar üzerine, farazi şeyler ve sadece ülkemiz üzerinde hain emelleri olanlara alet olmaktan öte bir şey değildir… Atatürk’ü koruma kanunu olmasına rağmen günümüzde Atamıza hakaret edenlere neden uygulanmıyor? Ayrıca Atamızın, kanunla korunmasına da ihtiyacı yoktur. Yok olmaya yüz tutmuş bir ülke de, yıllarca hezimete uğramış bir halkın en umutsuz olduğu anda onların umudu olmuş, Osmanlı küllerinden Türkiye Cumhuriyetini kurmuş Mustafa Kemal ATATÜRK’e Türk Ulusu saygı duymaya devam edecektir. Bir takım kişiler kendi tabirleriyle insanları aydınlatmak ve Kemalistlerin kendilerini sorgulamaları düşüncesiyle yayınladıkları kitap ve makaleleri ahde vefasızlık olarak düşünüyor ve vicdanlarını bir kez daha sorgulamalarını öneriyorum. “En büyük Türk ATATÜRK” denilmesinden rahatsızlık duyanlar, dalkavukluğun sonu yok diyenler sizin yaptığınız nedir acaba! Atatürk’e diktatördü diyenler; o günlerde sultan ve halife olabilecekken, yapılması gerekenleri üstün zekayla ve halkın desteğiyle tercihi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur. Bütün her şeye rağmen bugün Türkiye Cumhuriyetin de Türk Ulusu olarak yaşayabiliyorsak borçlu olduğumuz ATATÜRK’e, bütün dünya Lider demiş, varsın sizin gibiler diktatör desin ne çıkar! “Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim”. M.Kemal ATATÜRK Hayatını milletine adayan ATATÜRK’e nedir bu düşmanlık, nedir bu kin ve nefret ? Atatürk’ten önce Türk yok muydu diyenler; elbette Türk vardı ama Türkiye Cumhuriyeti yoktu! Gerçeklerin hala ortaya konmamasından şikayet edenler, neyin gerçeği? Sizin gerçeğiniz ancak ülkemizin huzurunu bozmaya çalışmaktır. Hala ülkemiz ATATÜRK dalkavukluğu ve vesayeti altında diyenler, neyin vesayeti? Bağımsız Türkiye Cumhuriyetin de yaşamak vesayet mi? Sizler kimlerin vesayeti altındasınız, kimlerin dalkavukluğunu yapıyorsunuz anlamış değilim! Ülkenin Geri kalmışlığını Kemalist düşünceye bağlayan zihniyet, bırakın Atatürk üzerinden nemalanmayı da ülkemizi çağdaş medeniyetler düzeyine nasıl getirebiliriz düşüncesi ile çalışın. İşte o zaman insanlık yararına hayırlı bir iş yapmış olursunuz… Çağdaş, laik bir ülkede yaşamamızı borçlu olduğumuz kurucumuz Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, ülkemizi bizlere emanet eden kahramanlarımızı minnet ve saygıyla anıyorum. 25.07.2012 Nermin AYDINLI

5 Haziran 2012

ÇEKİN ELİNİZİ BEDENİMDEN!

Sürekli söylediğim gibi ülkemiz de her gün inanılmaz olaylara şahit oluyoruz! Kahramanlar kahpece şehit ediliyor. Asker etkisizleştiriliyor. Eğitim sisteminde yapılan değişikler kafaları karıştırıyor. Çalışanlar sokaklara dökülüyor. -Toplumda endişe hızla artıyor. Siyaset ise sadece polemikten başka bir şey üretmiyor. Dış politika, ekonomi, ülkenin finansal kaynakları, yoksulluk vs.vs. de neler oluyor, ne yapılmak isteniyor? -Muhalefetin güçsüzlüğü ve izleyeceği politikadaki belirsizliği iktidarın tek adam olmasını güçlendiriyor. Şimdiye kadar demokratikleşme adı altında yapılanlar maalesef ülkemizi belirsizliğe sürüklüyor. -Anayasa ve başkanlık sistemi tartışılırken, sıra KADIN’a gelmiştir. -KADIN bedeni üzerinden yapılan siyaset hiçbir zaman doğru değildir. Laf geldiğinde kadını kutsal olarak gören zihniyet, bu gün kadını karanlığa itmektedir. Kadının, bedeni üzerinde ki hakkını alıp, kendilerinin vesayeti altına alınmaya çalışılıyor. -Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye Cumhuriyetinde kadın en büyük değeri almış ve toplum da saygınlığını kazanmıştır. Erkek egemen bir toplum da kadın yıllarca mücadele vermiş ve siyasette de var olduğunu göstermeye çalışmıştır. -Kadın ile ilgili son yapılan açıklamalar hakikaten utanç vericidir. Nerdeyse zinayı meşrulaştırarak, kadın bedeninin erkekler tarafından hoyratça kullanılabilirliği tescillenecektir. Uzmanların açıklamalarına kulak verin. Zengin istediği gibi yaşama hakkına sahip olacak, yoksul olanın ise ölümü mubah mı sayılacak? Her şeyden önce bu vicdansızlık ve kul hakkıdır. -Ana-bacılarınız ve kız evlatlarınızın da kadın olduğunu hatırlatırım! -Hukuk ve demokratikleşmeden bahsediliyor bu mu demokratikleşme? -İşin ehli olanlar, kürtajın yasaklanması halinde, eski yıllarda olduğu gibi merdiven altlarında gizli operasyonların yapılacağını, kimi kadınların ilkel yöntemlerle kendileri düşük yapmaya çalışacaklarını, bu nedenle birçok hayatın söneceğini belirtiyor! -Ya işin ehli olmayanların korkunç açıklamalarına ne demeli! İktidarların görevi vatandaşın güvenliğini ve toplum huzurunu sağlamaktır. -İktidar ve muhalefet olarak, ülkenin en büyük sorunu olan işsizlik ve terör belasına çözüm bulun. -Çekin elinizi kadın bedeninden! -Çekin elinizi bedenimden!.. 5.6.2012 Nermin AYDINLI

24 Mayıs 2012

MEMURUN ÇİLESİ

2011 yılının son aylarından bu tarafa çıkmaz bir hal alan ve düşüne düşüne en sonunda Hükümetin %3.5 zam teklifi, ülkemiz de yüzbinlerce memuru sokağa döktü. Kendileri gibi onlarda memur olan polisler tarafından şiddete uğradı. Hükümet yetkilileri tarafından ‘Zam yapıyoruz grev yapıyorlar’, ‘Zam verirsek vergiyi arttırırız’ gibi açıklamaların yapılması ise memurların ciddiye bile alınmadığını gösteriyor sanırım.

Peki, mecliste vekillere ve danışmanlarına bir gecede zamlar onaylanırken, memur zammını aylardır karara bağlayamamak haksızlık değil de nedir? Bitmeyecek memurun çilesi… Devletin vatandaşlarına karşı görevleri Anayasa’da belirlenmiştir. Anayasa 2. maddesinde: 2. Eşitlikçi; “İnsan haklarının temel ilkelerinden biri bütün insanların doğuştan eşit oldukları düşüncesidir. Devlet vatandaşların hak çıkar ve hürriyetlerini eşit sayarak ve ayırım gözetmeden koruma ve güvence altına almakla yükümlüdür. Ekonomik gücü fiziki yapısı ne olursa olsun herkes kanun önünde eşittir. Kanunların yapılması ve uygulanmasında insanlar arasında bedensel ve ruhsal farklılıkları ne olursa olsun eşit davranılması toplumsal ve siyasal haklar yönünden hiçbir ayrıcalık gözetilmemesi gerekir. Devlet vatandaşlarına eşit davranmak zorundadır”. 5.Sosyal devlet; “Her yurttaş toplumsal ve ekonomik açıdan insanca yaşama hakkına sahiptir. Devlet sosyal devlet olarak vatandaşlarının asgari bir hayat tarzı sürmeleri için şartları hazırlamakla yükümlüdür”. Der demesine de, vatandaşın anayasanın kendilerine tanımış olduğu özlük haklarını ve insanca yaşama isteğini dile getirmiş olması ile suç mu işlemiştir. El insaf(!) Bir taraf zevki sefasında lüks içinde yaşarken, bir tarafın sefaletle mücadele ediyor olması adalet ve insanlık mı dır? Vatandaşlık hakkının korunması devletin görevi olduğu unutulmamalıdır! İktidarda kim olursa olsun Anayasa ilkelerine bağlı olmak, sosyal devlet ilkesini benimseyerek vatandaşın hakkını korumak zorundadır. Meclis çoğunluğu ile ‘ben ne dersem o olur’ tavrı vatandaşlar arasında eşitsizliğe ve ülkede kargaşaya neden olur. Çalışanı, çalışmayanı, işcisi, köylüsü, memuru, emeklisi, iktidarı, muhalefeti, bürokratı, STK’ları, bu ülke hepimizin ve herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir. Hiç kimsenin insanları germeye, ülkenin birlik ve beraberliğini bozmaya hakkı yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığından ve ulusal kimliğimizden, bayrağımızdan asla taviz verilemez. Ayrıca; son günlerde kim ne yapmaya çalışırsa çalışsın Türk milletini millet yapan başta ülkemiz kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’e silah arkadaşlarına ve aziz şehitlerimize saygı ve sevgimiz devam edecek olup, Türk Ulusuna mensup olmanın onurunu ve gururunu yaşamaya devam edeceğiz. 24.5.2012 Nermin AYDINLI

13 Mayıs 2012

ANNELER GÜNÜ

Hayatın acımazsızlığı kendimizden bir şeyler alıp götürüyor. Çoğumuz yaşamın ne anlama geldiğini, insanın insanca yaşamasında nelerin etkili olduğunu bilmeyiz bile!!! Dedik ya! Hayat acımasız diye. Evet yaşamın acımasızlığı elimizde olan değerlerimizin kıymetini bizlere maalesef unutturuyor. Hele hele insanoğlunun hırsları artık idealizm olmaktan çıkmış orman kanunlarının uygulanır olması kanıksanmış, dost, ahbap ilişkileri menfaate dönüşmüştür. Değerlerimiz, kültürümüz ve yaşantımız gittikçe yok olmaktadır. Örf ve adetlerimizde olmayan sıra dışı yaşantılar ahlaki ve toplumsal dejenerasyona neden olmaktadır. Dünya’ya açılan pencere olarak bilinen televizyonun toplum üzerinde ki etkisi büyüktür. Özellikle gençler arasında şiddet ve gerilim dozajı artmakta ve ailelerin çocukları üzerindeki etkisi yok olmaktadır. Çağdaşlık, modernlik, özgürlük şeklinde verilmeye çalışılan sapkın derecede ki fikirler özellikle Türk toplumunun gelenek, görenek ve ananelerinin yok olmasına neden olmaktadır. Türk aile yapısı ve değerleri günümüzde değişime uğramaya başlamış, aile, anne baba, hısım, akraba kavramları sorgulanır hale gelmiştir. Artık anne, babalar çocuklarının yaşam alanlarından uzaklaştırılmış neredeyse kendi kaderlerine terk edilmeye veya günümüzde moda olan Huzurevlerine bırakılmaya başlanmıştır. Kimi özentiden, kimi yaşamın kendisine sunduğu ihtişamdan etkilenerek sene de, veya sadece bakım parasını üstlenerek evlatlığını yaptığını düşünen koklamaya kıyamadığı yoksulluk veya sefa içinde büyüttüğü yavrusundan hak etmeği muamele görmesi ne kadar acı değil mi? Onların yerinde olmayı hangimiz isteriz? Evlatları tarafından aşağılanan, beğenilmeyen, horlanan anne babaları gördükçe içim sızlar ve; “Allah’ım benim de anne-babam yaşasaydı, ömür boyu dizlerinin dibinde olsaydım” derim. Bizim en değerli varlıklarımız olan anne-baba- ve büyüklerimize kişi her ne, hangi makam ve mevkide olursa olsun sahip çıkalım. Onlar utanılacak kişiler olmayıp, övünçle, kıvanç ve gururla sahip olduğumuz değerlerdir. Lütfen onlardan ilginizi eksik etmeyin. Onların hayır dualarını alın. Bir gün o yaşa geleceğinizi Unutmayın! Bütün annelerin ve kadınlarımızın ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN. Nermin AYDINLI

31 Mart 2012

NEYİN OLDU BİTTİSİ!

Son birkaç gün ortalık toz duman. Ülkemizin saygın olması gereken yer Meclis ise arena meydanıydı. Nahoş konuşmalar, kabadayı görüntüleri anlamak mümkün değil!

Hiç kimsenin birbirine ise tahammülü yok…

Hele hele Ankara meydanlarında büyük çoğunluğu eğitimci ve ailelerden oluşan, 4+4+4=12 eğitim sisteminden çocukları için endişe eden gruplara yapılan şiddet görüntüleri insanlık onuruna yakışıyor mu?

Toplumun bir kesiminin düşüncelerinin dile getirmesinden neden endişe duyuluyor?

Endişe duymamak elde değil bu son yaşananlardan sonra!

Gelişen demokrasi ve demokratikleşme bu mudur?

Bir tarafta malına mal katanlar,
Bir tarafta aç yatanlar,
Bir tarafta kaygı duyanlar,
Bir tarafta ise şakşakcılar…

Toplumun bir bölümü memnun iken diğer bir bölümü bu eğitim sisteminden neden kaygılı?

Kaygılı olanlar; Laik toplum yapısının değişeceğinden endişeyle, bilimsel verilere dayanmadığını dile getirmek istiyorlardı.

Neydi o şiddet ve hiddet?

Nedir bu telaş?

Neyin oldu bittisi?

Türkiye’nin ihtiyacı neydi de bu reformun yapılması düşünüldü? Topluma anlatılsaydı, getirileri ve götürüleri tartışılsaydı….Ülkemizin patır kütürle çıkarılan eğitim sistemine değil, hakiki, bilime dayanan, öğrenmenin yanı sıra üreten, araştıran beyinleri yetiştirecek reformlara ihtiyacı var.
İlk etap da dini eğitimin ne zararı olabilir diye düşünülebilir ama, yapılan uygulamaların Laik düzenden, yumuşak bir geçişle dini düzene doğru adım mı atılıyor, sorusu akıllara gelebilir. Din eğitimi alınmasına alınsın ama insanları ayrıştırma noktasında olmamalıydı! Seçmeli din dersini alanlar ve almayanlar diye ayrıştırılırsa bu ülke de neler olur mazallah!

İktidar da hangi parti olursa olsun her şeyi doğru yapar ya da “çoğunluk elimde ne istersem onu yaparım” mantığıyla hareket ederse diğer bir kesimin haklarının gasp edilmesi demek değil mi dir?

Toplumu germeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Olumlu düşünmeye çalışalım; İktidar belirli bir kesimin değil, bütün Türkiye’nin hükümetidir. Bu nedenle herkese eşit mesafede ve vatandaşın çıkarları doğrultusunda hareket etmeli ve endişeleri gidermelidir!...

“Milli Eğitim'in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.“ M.Kemal ATATÜRK

31.03.2012

Nermin AYDINLI

29 Mart 2012

İNSAN NE YAPARSA KENDİNE YAPAR.

Adamın biri köy köy gezer, bir şeyler toplar ve satarmış. Her gittiği köyde de ‘insan ne yaparsa kendine yapar’ diye sürekli söylenirmiş. Köylüler bu söylediklerine bir anlam veremediklerinden deli diye geçerlermiş…

Yine bir gün köyün birinde dolanırken hızlı hızlı ‘insan ne yaparsa kendine yapar, insan ne yaparsa kendine yapar’ diye söylenirken köyün bir köşesinde ekmek yapan kadınların yanından geçmiş. Kadınlardan birisi öf artık bu adam bıktırdı, yetti demiş ve bir ekmeğin içine zehiri de koyarak pişirip yağlayıp adamın eline vermiş.

Oh be hepimiz kurtulacağız artık demiş.

Eğmeğini alan gariban, ilerde köyün çıkışında bulunan çeşmenin yanında karnımı doyurur suyumu da içer yola devam ederim diye düşünmüş. Sıcak havanın bunaltısıyla ve tozlu yolun yorgunluğuyla devam ederken çeşmenin başında su içen, yorgun düşen bir gence rastlamış.

Genç; hayırdır amca nereden böyle…

Adam;şu karşı ki köyden evlat, sen nereden böyle?

Genç, ‘askerlik bitti köyüme dönüyorum ve çok acıktım su içtim’.

O sırada adam çıkınını açar ve taze ekmeği uzatır gence.

‘Sen benden çok açıkmışsın al’ der ve yoluna devam eder.

Genç sevinçle ekmeği alır ve yiyerek köye girer. Ekmek yapan kadınların yanına geldiğinde yığılır kalır.

Ortalık karışır ve ekmeği adama veren kadın koşar. Çığlıkla gence ‘oğlum! diye sarılır. Ne oldu sana, ne yedin diye sorar? Yolda bir adama rastladığını ve verdiği ekmeği yediğini söyler söylemez kadının kucağına yığılır ve kadın feryadı koparır.

VE;’İnsan ne yaparsa kendine yaparmış ‘der ama iş işten çoktan geçmiştir!

Kıssadan hisse;Demek ki insan ne yaparsa kendisine yaparmış.


Nermin AYDINLI
29.03.2012

3 Mart 2012

BU NEYE HİZMETTİR!

Türkiye çok sert kış yaşarken ülkemiz de kaygı verici sertliklere sahne oluyor. Her şey birbirine girmiş kim doğru, kim yanlış bilinmez olmuştur. Ülkemiz üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Vatandaş ekmek derdinde birileri ise sinsice pusuda sıra bekliyor…

Ekran bülbülleri gündemi meşgul edecek yeni yeni söylemleri ile insanlar da algı yönetimini sağlamaya çalışarak yandaş havariliğine devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün resimleri bir bir kaldırılıyor, internetlerde öğrencilerin küstahça Ata’mızın büstünün önünde verdikleri pozlar ise işin başka boyutunu ortaya seriyor!

Türkiye Cumhuriyetini kimin kurduğu unutularak Atatürk’ün meclisinde bazı kendini bilmezler halkın sorunlarına çözüm arama yerine dokunulmazlık zırhına bürünüp ATATÜRK’e küstahça hakaret edebiliyor ve toplumun gerilmesine neden olabiliyor.

Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyetimizin değerlerine karşı nedir bu kin, nedir bu nefret!

Bırakın ATATÜRK üzerinden siyaseti de işinizi yapın. Halkı germeyin.
Bırakın Cumhuriyet düşmanlığını,
Bırakın cumhuriyet kazanımlarını bir bir yok etmeyi,
Bırakın ülkenin geleceğini tehlikeye atmayı da ekonomiyi nasıl düzeltiriz.Yoksulluğu nasıl önleriz.Çağdaş ve demokratik sistemi nasıl sağlarız ve Türkiye Cumhuriyetini en üst düzeyde nasıl temsil edebiliriz diye çalışmalar yapın.

Ayrıca, eğitim sisteminde sürekli yapılan değişiklikler toplum açısından olumlu ve olumsuz yönlerinin araştırılarak aceleye getirilmemesi gerekir. Arka arka yapılan eğitim sistemindeki uygulamalar ülkeye yarar değil zarar sağlar.12 yıllık kesintisiz eğitimden sonra 4+4+4 sistemi ve okula başlama yaşının 5 olması toplumumuza dayatma olabileceği gibi özellikle de kız çocuklarının eğitimden yararlanma oranları düşecektir. Bu kademelendirme son derece yanlış olup, çocukların farklı alanlara yönlendirilmesi ise muhtemeldir.

Eğitim aileden başlar okul ile devam eder. Tabi ki ailenin içinde bulunduğu sosyal tabakaya göre değerler farklılaşır ve her toplum kendi beklentileri doğrultusunda çocuklarını yetiştirmeyi hedefler.
ANCAK eğitim sistemi ile de, ülkenin değerlerinin korunması, vatana, millete faydalı birer bireyler yetiştirilmesi sağlanır. Okul ve eğitim bireyin sosyalleşmesinde rol oynar.

Yani EĞİTİM, toplumun kültürel birikimlerini bir sonraki kuşaklara aktarır ve toplumsal bütünleşmeyi ve sürekliliği sağlar.

Acaba yenilik ve ilerleme olarak belirlenen bazı değişimler gerileme ve yobazlaşma işaretleri olabilir mi?

Toplumsal değişim; aile, kültür ve insan ilişkilerinin farklılaşmaya başlaması olduğuna göre, Türk toplumun da da tehlike çanlarının çalmaya başladığının göstergesi mi ne dersiniz?

Yazık çok yazık.

Bu neye hizmettir anlamak mümkün değil!

NOT:Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını, geçmişten bu güne kadar vatanımız için gözünü kıpmadan şehit olan mehmetçiklerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyorum.

03 Mart 2012

Nermin AYDINLI

13 Şubat 2012

DUR BE DELİ GÖNÜL!

“Neyin varda bugün niye yazmıyon. Kalem seni parça parça parça kırarım.
Kiminin elinde yüce ilahsın.
Yobazın başında sahte külahsın.
Cahilin elinde korkunç silahsın
Kalem seni parça parça kırarım” (Aşık Gülabi),


Yazsam bi türlü, yazmasam bi türlü. Sussam bi türlü, konuşsam bi türlü. Düşünceme prangalar vuruldu. Beynim zonkluyor, uykularım kaçıyor. Dur be deli gönül, bırak kalemi kağıdı. Bırak da seyret şu alemi. Seyret ama görme. Gözlerin kör, kulakların sağır olsun…


“Hızır paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar şaha gidelim” (Pir Sultan Abdal)


Belli ki herkes memnun halinden. Herkes memnun ki sormadan, sorgulamadan dinliyor ekran bülbüllerini. Zengin zevki sefasında. Kimin umurunda anayasa, ülke ekonomisi, halkın hali!
Kafalar karışık.
Kurumlar allak pullak.


Çık çıkabilirsen işin içinden!


“Miskin adem oğlanı, nefse zebun olmuştur
Hayvan canavar gibi, otlamağa kalmıştır.
Hergiz ölümün sanmaz, ölesi günin anmaz
Bu dünyadan usanmaz, gaflet önin almışdur.
Beğler azdı yolundan, bilmez yoksul halinden
Çıktı rahmet gölünden, nefs gölüne dalmışdur.
Yunus sözü alimden, zinhar olma zalimden
Korkadun ölümden, cümle doğan ölmüşdür” (Yunus Emre)


Dünya kurulalı insanoğlu güç, kuvvet, iktidar hırsı içinde olmuştur.
Bırak be hey gidi sana mı düştü haksızlıkları dile getirmek. İnsanoğlunun nefsine yenik düştüğünü görmez misinde şikayet eder durursun. Anlamıyorsun, ya da anlamak istemiyorsun demokratikleşmenin sancılarıymış bütün bunlar...
Eski kafalısın, takmışsın ‘E’ harfine, eskilerin yenilenmesi için ‘Y’ harfinin önemini bi anlasan böyle sızlanmazsın…


Be hey gidi fani, bugün varsın yarın yoksun. Bütün dünya senin olsa ne yazar. Sonunda gideceğin yer kara toprak değil mi de dünyaya hakim olmak istersin. Bunu bir anlasan her şeye dil uzatmazsın. Endişelenip de fakir fukara, garip guraba demezsin.


Sen de kapılıp gidersin bahtının rüzgarına!..

Nermin AYDINLI

5 Şubat 2012

NEDİR BU KİN BU ÖFKE!

Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığının prim yaptığı bu günlerde yalanlara, çarpıtmalara karşı kandırılmamak için tarihimizin doğru öğrenilmesi gerekir.

Tarihi unutanlara kısa bir şekilde hatırlatma ihtiyacı olduğu kanısındayım.

V.Mehmet Reşat (1909-1918) döneminde Trablusgarp’ı işgal etmek isteyen İtalya’nın 29 Eylül 1911’de Osmanlı İmparatorluğuna savaş ilan etmesiyle Osmanlı kendisini Balkan savaşları, 1.Dünya savaşının içinde buldu. Bu savaşlar aleyhte sonuçlandı.

Trablusgarp da gönüllü olarak savaşan ve içlerinde Mustafa Kamal’inde bulunduğu Osmanlı ordusunun genç subayları (1912-1913)Balkan savaşlarında da görev aldı.

Son Osmanlı padişahı Vahdettin çok ağır şartlar taşıyan Mondros Mütarekesini imzaladıktan sonra işgaller başladı. Osmanlı işgal altında… Ülkenin her bir yanında Fransız’ı, İngiliz’i, İtalya’nı, Yunan’ı cirit atıyor. Ermeniler ise doğu Anadolu’ya doğru ilerliyordu.

Topraklar parsel parsel paylaşılırken, yağma, talan kol geziyor. Gençler cephelerde, yaşlısı, kızı, kızanı süngülerin ucunda can veriyordu.

Anadolu’da işgallere karşı direniş başlıyor ve bu esaretten kurtulmak için Kuvay-i Milliye birliklerine herkes gönüllü oluyordu.

Doğu Galiçya, Romanya, Yemen, Sina-Filistin, Irak, Suriye, Makedonya cephelerinde savaş devam ediyor, dünya tarihinin en kanlı savaşı Çanakkale’de oluyordu. Başlarında Mustafa Kemal, çoğu öğrenim çağında 253.00 subay, er ve erbaş inanılmaz bir ruhla öleceğini bile bile çekinmeden göğüslerini siper etmesiyle Çanakkale geçilmez destanı yazılıyordu(1915-1916)

“Çanakkale içinde vurdular beni, ölmeden mezara koydular beni of gençliğim eyvah!”,

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı. Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı”…

Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ve Türk Milletinin yok sayılması anlamına gelen Sevr antlaşmasını(1920) imzalayan Vahdettin, 1920’de yayınladığı bir irade ile son Osmanlı Mebusan meclisini kapatıyor. Sevr antlaşması sonucu Anadolu’da ki milli mücadele azmi daha da kuvvetleniyor ve Kuvay-i Milliye birliklerinin Yunanlılara üstünlük sağlamaları üzerine İngiltere’ye sığınmak istiyor ve İngiliz zırhlısıyla ülkeyi terk ediyordu.

Artık İstanbul hükümetinden ümit kesilmiş olması nedeniyle, yeni bir ülkenin temellerinin atılması için kahraman ordunun başkumandanı ve silah arkadaşları çalışmalarını hızlandırıyor.

Osmanlı savaşlarda yenilmiş, ordu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır ateşkes antlaşması imzalamış, savaşlar sonucu millet yorgun ve fakir düşmüş ve ülkenin başı hayatından endişeyle yurt dışına kaçmış olması nedeniyle19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa Samsuna ayak basıyor.

Savaşlar, zaferler, antlaşmalar, konferanslar, kongreler sonucu Ankara’da 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet meclisi açılıyor. 24 Nisan 1920 tarihli önerge ile 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa’da egemenliğin millette olduğu ilan ediliyor.
Düzenli orduya geçişin ardından, Saltanat (1922) kaldırılıyor. Lozan Barış Antlaşmasının kabulü ve 6 Ekim 1923’te Türk ordusunun İstanbul’a girmesiyle Türk vatanının bütünlüğü gerçekleşmiş ve böylece bir devir kapanmış, yeni bir devir açılmış oluyor.

Bütün bu gelişmeler sonucu 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet ilan ediliyor.
VE bağımsızlık ruhu ile karanlıkların ardından Türkiye Cumhuriyeti güneş gibi doğuyor.

3 Mart 1924 de Hilafetin kaldırılmasından sonra siyasal, eğitim, hukuk, ekonomi ve bir dizi reformların arkasından kurulan bir çok kurum ve kuruluşlar ile bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin temelleri sağlamlaşmış oluyor.

VE; o tarihten bu güne yeniliklere ve çağa ayak uydurmaya çalışan Türkiye maalesef günümüz de ayrıştırma, değerleri üzerinde oyunlar oynanmaya maruz kalıyor.

Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın diktatör olduğu, sistemli bir şekilde ülkemizin kuruluşunda önemi ve tarihi yeri olan anma etkinliklerinin ve Türk kimliğinin yavaş yavaş değersizleştirilip kaldırılması isteniyor.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi elbette ayet değildir. Ancak, Ülkemizi işgalden kurtaran laik demokratik Türkiye Cumhuriyetini kuran Atamızın, Türk Gençliğine vasiyetidir. Ayrıca karanlıkları aydınlatan, umutsuzluğu umuda çeviren yol göstericisidir.

Atatürk ve Laik Cumhuriyet karşıtlığı hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Yalnızca Türkiye Cumhuriyeti temellerinin sarsılması demektir.

Nedir bu kin!
Nedir bu öfke!

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bütün herkesi sağduyulu olmaya davet ediyorum.

Türk halkı kahraman atalarına asla saygısızlık etmez.

“Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”M.Kemal ATATÜRK

(Kaynaklar: Nutuk- Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti-Forsnet)

05.02.2012
Nermin AYDINLI

26 Ocak 2012

ERMENİ MESELESİ

Tarihte Ermeni meselesi ülkemizin en büyük sorunlarından birisidir. İsviçre’den sonra şimdi de Fransız Senatosu, “Ermeni soykırımının reddedilmesi suç sayılacak ve aksine hareket edenlere bir yıla kadar hapis ile 45 bin Euro para cezası verilmesi” ile ilgili tasarıyı kabul etti.

Özgürlüklerin beşiği olduğu söylenen Avrupa verilen bu tek taraflı kararla bakalım bundan sonra nasıl davranacak?

Bu çifte standart değil de nedir?

Türkiye ve Fransa arasında olan dostluğun bitirilmesi uğruna bilgi ve belgelere bakılmadan verilen tek taraflı bu karar Türkiye’yi ve Türk Ulusuna vurulan bir darbedir. Tamamen yeniden seçilmek uğruna aldırdığı bu tasarının mimarı Sarkozy’e, sanırım Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı toplu katliamlarını hatırlatmak gerekir;

“Berlin Antlaşması'nın imzalanması ile Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı devleti üzerindeki baskı ve müdahaleleri;
ikincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yaşayan Ermenilerin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya'da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.

Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ile örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayılan misyonerlerin büyük katkısının bulunmasıdır.

İlk isyan 1890'daki Erzurum’da gerçekleşti. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.

1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 bin Türk, Ermeniler tarafından katledilmiştir. Sayısı tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakam 2 milyonu bulmaktadır(1).” Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir.

Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, büyük katliamlara girişmiş, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermişlerdir. Örneğin Van'ın Zeve Köyü'nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

Peki, bütün bunlara ne denecektir!

“27 Mayıs 1915 tarihli yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Ermenilerin yer değiştirme uygulaması büyük bir disiplin içinde yapılmıştır. Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.
Her şeyden önce, yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır.
Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni yerleşim merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tutması, yer değiştirme sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını da ispat etmektedir.”

Ermeniler Türk idarelerinde hep altın çağını yaşamıştır. Türklerin iyi tutumuna rağmen Ermeniler ve tarihi tarihçilere bırakmayan şarlatanlar elbirliği ile isteklerine ulaşabilmek için ‘ezilen bir toplum’ olduklarını dile getirmeye devam etmektedir.

Bütün bunlar büyük Ermenistan rüyasını gerçekleştirmek için sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin isteklerini dünya’ya duyurmak ve kamuoyu oluşturmak içindir. Kamuoyu yaratılarak Türkiye’ye baskı uygulanıp Ermeni soykırımının tanınması sağlanacak ve Türkiye’den tazminat talep edilecektir.

Yani toprak istenecektir!

Bu soykırım iddiaları Türklüğü karalamaya yönelik girişimlerdir. Sadece kınamak dışında Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik önemi nedeniyle dış politika da bilgi ve belgelerle daha etkili tanıtım ile güçlü lobicilik yapılması gerekir.

Ayrıca, ciddi bir sorun olan Ermeni meselesi duygusallıkla değil, politikamızı ciddi ve tutarlı belirlediğimiz takdirde Avrupa’da yaşayan Türklerin güvende olmaları sağlanır.

Ermeni soykırımı Türk tarihine dahil edildiğinde Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir ülke olacağını düşünen ve savunanlara, ‘demokrasi isteniyorsa geçmişle yüzleşilmelidir’ diyenlere, tarafsız bir şekilde tarihimizi doğru kaynaklardan iyi incelemelerini tavsiye ederim.

NOT: Ermeni sorunu konusunda Türk Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Osmanlı Arşivlerinden bilgi ve belgelere ulaşılabilir.

Çünkü, bu konu çok ciddi olup, siyasi çıkarlar uğruna kullanılacak bir malzeme değildir.

Atatürk "Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir" sözleriyle de asıl suçluları işaret etmektedir. Atatürk "Bir uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan bu kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması" gerektiğini 7 Mart 1920'de ifade etmiştir.

Kaynaklar: -Atatürk Araştırma Merkezi-Ermeni Meselesi-Ermeni Sorunu temel bilgi ve belgeler)

26.01.2012
Nermin AYDINLI

17 Ocak 2012

İşte bütün mesele bu!

İnsanın dünya’ya bakış açısı eleştirici ve sorgulayıcı mı? Yaşananlara yaklaşımımız nasıl olmalıdır? Evet, biraz felsefi yönden yaklaşırsak insan; evrende düşünen, anlamaya çalışan, eleştiren, yorumlayan bir varlıktır.

Lakin, bir çok insan yaşananlara ve dünya’da değişimlere fazla takılmadan ve sorgulamadan hayatını sürdürür. Ya da hayatı anlamsız ve bir dizi tesadüf olarak görür.

Bazılarını ise, toplumun krizi birçok şeyi sorgulamaya zorlar. Hayatta değer taşıyan her şeyin çaba gerektirdiğini duyarlı olanlar bilir. Çıkar ve rant onlar için önemli değildir. Toplumun aydınlanması ve ülkenin geleceği için doğruların yanında olmayı yeğler.Yazmak ya da yazmamak. İşte bütün mesele bu!

Evet, günümüz de eleştirmek, eleştirilmek yasak hale geldi. Kuşkusuz yaşam her ne kadar karmaşık olsa da şaşkınlık içinde izliyoruz olup bitenleri...

Yeri geldiğinde kişilik haklarına saygılı bir şekilde devletin en yüksek kademesinde olanların yaptıkları hakkında yazılmayacak, çizilemeyecekse biz demokrasinin neresindeyiz?

Sanırım, demokratikleşmenin en son aşamasındayız galiba!

Herkesin bir yaşam felsefesi vardır. Çoğumuz bunun bilincinde değiliz. Doğru olan nedir? Doğru olanı neden yapmalıyım veya yapmamalıyım?

Yazdığımız da başımıza bir iş gelir mi acaba, ya da hadi kendimizden korkmuyoruz, özgürce düşüncelerimizi söylüyoruz diyelim! Kara bahtım, kör talihim diye ağıtlar mı yakalım. Ya da Sevdiklerimizden mi vazgeçelim…

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın anlayışı içinde olmak mı dır, kişi düşüncelerini kendisine sakladığında… Ya da, dünya nimetlerinin ihtişamına kapılıp, ‘gelen ağam, giden paşam’ diyerek her şeyden kendimizi soyutlamamız mı gerekir acaba…

Ya da, İdealistlik belli bir duygunun esiri olmak mı dır?
Gerçekler göreceli olup, kişiden kişiye değişir ama, sadece bir doğrunun olduğu unutulmamalıdır!

Hangisi iyidir? Hayatın basit gerçekleri deyip kendinden taviz vermek mi, ya da gerçekler üzerine gitmek mi?

Ya da Shakespeare’in vurguladığı gibi ‘VAR OLMAK MI, YOKSA OLMAMAK MI ?

İşte bütün mesele bu!

17.01.2012

Nermin AYDINLI

7 Ocak 2012

HAŞA KİMİN HADDİNE!

Son günlerde her şey birbirine girmiş durumda. Daha önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi artık şaşırmıyoruz olanlara. Kanıksadık ve sıradanlaştı yaşananlar…
Hayatımızdan memnun muyuz? Gelecekten ne bekliyoruz? Acaba kaçımız bu soruları kendimize soruyoruz. Belki de hayat hikayelerimizin sıradan olduğunu düşündüğümüz için üzerinde durmuyoruz. Ya da birileri hayat hikayemizi yazıyor bizlere de figüranlık yapmak düşüyor.

Düşünmeden-duygularını belirtmeden yaşamak, yaşamak mı dır? Eleştirilmekten, eleştirmekten korku ise yaşamak, yaşamak mı dır? Bulunduğun topraklara, vatanına, milletine kul, köle olmak yaşamanın anlamı değilse nedir yaşamak?

Şehit haberleri,Evlatlarını kara toprağa veren ana-baba-eş-çocuklar, Laikler, anti laikler, PKK çığlığı atanlar, Paşaların tutuklanmaları, Dost ahbap ilişkileri ile yapılan atamalar, Atama bekleyen öğretmenler, Milletvekilliği için kıyasıya savaşan siyasiler, Vekil maaşı ile geçinemeyen halkın temsilcileri, Servetlerine servet katmak için çalışan kodamanlar, İhtişam ve servet içinde yaşayanlar, Beklemediği bir anda şansı gülen şanslılar, Medyada cirit atan aydınlar, Konuşması, yazması ve düşünmesi bile suç olan insanlar,Yoğun bir şekilde Tv dizileri ve dizi fanatizmi, Magazin-kadın ve eğlence programlarını kaçırmayanlar, Namus cinayetlerine, berdele ve koca dayaklarına kurban edilen kadınlar, Bu ülkenin unutulan memuru, emeklisi, işçisi, köylüsü, çiftçisi, yoksulu, fakiri, fukarası,Yok olmaya yüz tutmuş tarım ve hayvancılık, Ve nice nice sorunlar……..

Bunlar ülkemden manzaralar mı, ben biraz şaşırdım galiba ne dersiniz?

Bundan sonra internet ortamında düşüncelerin yazıya dökülmesi, siyasi ve ideolojik içerikli paylaşımların paylaşılması, hükümet karşıtı yazıların yazılması, yorumların yapılması vs.vs. suç unsuru olacakmış. Yazanlar ve paylaşanlar hakkında dava açılacakmış.

Kulların söz söylemesi haşa kimin haddine!

Pardon bütün bunlar demokratikleşmenin sancıları yani demokratikleşiyorduk unutmuşum!

Ülkem, Vatanım, TÜRKİYEM hadi hayırlısı(!)
07.01.2012

Nermin AYDINLI

3 Ocak 2012

HA BABAM, YE BABAM...

Bir yılı acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Ülkemiz de o kadar çok traji-komik olaylara şahit oluyoruz ki tepki vermemiz gereken olaylara duyarsızlaşıyor, basit olaylara inanılmaz tepkiler veriyoruz.


İşte Türkiye!


Ağlanacak halimize gülüyoruz maalesef. Yoksulluk almış başını gidiyor. Gitmesine gidiyor da ‘bal tutan parmağını yalar’ diyerek oldukça da hoşgörülüyüz nedense!


Kapitalist sistemin ağında ağırlaşan yaşamın içinde yok olup gidiyoruz.


Yıllar yılları kovalarken devler, kendinden güçsüzleri yok etmek için elinden geleni yapmaktadır. Dünya’da yok olmaya yüz tutmuş yaşam kaynakları nedeniyle, henüz keşfedilmemiş, doğasına fazla dokunulmamış, zenginlik kaynakları olarak görülen ve hayati değer taşıyan hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenler doğaca zengin, kültürel ve gelişme açısından yoksun ülkeler, emperyalist güçlerin iştahını kabartmaktadır. Bu nedenle yardım etme bahanesiyle gelişmemiş ülkelere yaptırımlar uygulanmış ve hatta bu ülkeler kendilerinin sömürgesi haline getirilmiştir.


Ülkemiz de ise; bir takım güçler tarafından ortaya atılan Kürt sorunu, demokratikleşme bahanesiyle kan akmaya devam etmektedir. Sönen ocaklara, ağlayan analara-bacılara yenileri eklenmektedir. Kürt halkının sorunlarını dile getirdiğini söyleyen PKK destekli görüşleri olanlar kendilerini gizleyip, çözümün kendilerinde olduğunu söyleyerek onların hamisi rolünü oynamaktadır.


Türkiye Cumhuriyeti Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, alevisiyle- sünnisiyle vs.vs. et ve tırnak gibi bütündür. Farklılıklarımız zenginliktir. Her ne kadar ümitsizliğe düşülse de Türk halkının birlik ve beraberlik arzusu içinde olmaları nedeniyle ülkemizi bölmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.


Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ile sorunları olanlar arenalarda boy göstermektedir.


Türk halkının ulusal kurtuluş ideolojisi olan Kemalizm(Atatürkçülük) kuruluşundan bu güne Türkiye Cumhuriyetine ve vatandaşlarına yol göstermektedir. Bu güne kadar iç ve dış mihrakların hedefi olmasına rağmen ülkemizin kuruluş ideolojisi Atatürk ilke ve devrimleri ile ayakta durmaktadır. Kemalizm, her türlü emperyalizme karşı olduğu gibi, emperyalizmin en üst aşaması olarak batılıların zorla başımıza geçirmeğe çalıştığı Globalizm’e de karşıdır. Bu nedenle, küreselleşme döneminde Kemalist Türkiye’yi tasfiye etme girişimleri son derece hızlanmıştır.


Türkiye Cumhuriyeti Atatürk'ün hem ebedî, hem de en büyük eseri olduğu unutulmamalıdır.

Emeklisi, işçisi, köylüsü, yoksulu, fakiri, fukarası geçim derdiyle kıvranırken halkın vekillerinin sessizce kıyak emeklilik ve maaşlarının arttırılması ise hepimizde soğuk duş etkisi yapmadı değil.


Vicdanları rahat ise, ‘ha babam, ye babam’ demekten başka ne denilebilir ki!


"... Saygıdeğer Ulus’uma şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne dek çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten, hiç bir zaman geri kalmasın!" (Mustafa Kemal Atatürk, Söylevden)


02.01.2012


Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü