Bu Blogda Ara

31 Aralık 2009

YENİ YIL

YENİ YIL

Yeni yıldan umutlumuyuz? 2009 yılı ülkemize, milletimize acı, keder ve üzüntü dolu bir yıl oldu. Belki kişilerin hayatında küçük de olsa güzellikler olmuştur ama genel anlamda hoş anılar bırakmadı hafızalarımızda. İşsizlik çığ gibi büyüdü. Yoksulluğun etkisiyle aile kavramı yok olmaya başladı. Kültür yozlaşması ise kafaları allak pullak etti. Eğitim sistemimiz ezberci, sağlık sistemimiz yok olmuş, adalet ise kafalarda soru işareti!... Ekonomimiz düzelmedi, sanayimiz ilerlemedi, tarım ve hayvancılık sektörü ise can çekişiyor. AB hayali bizi çıkmaz bir yola sürükledi. Demokratikleşme ve Açılım adı altında ülke birbirine girdi. Etnik ve mezhepsel ayrılık ULUS olma kavramını sekteye uğrattı. Bir tarafta suçlu oldukları kanıtlanmadan içerde tutulanlar, bir tarafta Türkiye Cumhuriyetine meydan okuyanlar, diğer tarafta ise aba altından sopa gösterilip susturulmaya çalışılanlar!...
Evet 2009 da Ölümler, zulümler, bölünmeler yaşadık. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavrayamaz olduk. Vatandaş ise ekmeği’nin peşinde. Ülke sorunları çığ olmuş irade ortada yok. ATATÜRK’ün mirası Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hain emelleri olanlar sinsi planlarını uygulamaya çalışıyor, işbirlikçileri ise ‘nerden nasıl nemalanabiliriz’ düşüncesi içinde. Türk ulusunun önem verdiği kurumlardan olan askeriyenin ‘darbe ve suikast’ iddialarıyla sarsıntıya uğratılması ise 2009 yılının son günlerinin en çarpıcı olayı!...
vs.
vs.
vs…………
İSTENEN:Toplumsal duyarsızlık (başarıyorlar mı acaba ne dersiniz???)
Evet 2009’u pek parlak geçirmedik.
Bakalım bize 2010 neler getirecek!...
Bütün umutsuzluklara rağmen HERKESİN YENİ YILINI KUTLAR SAĞLIKLI GÜZEL YARINLAR DİLERİM.

31.12.2009

Nermin AYDINLI

22 Aralık 2009

Gelin önce yaşadığımız sorunun adını koyalım

Gelin önce yaşadığımız sorunun adını koyalım


İbrahim ALİN

 Malumunuz yıllardır ülkemizin başının belası olan bir terör sorunumuz var. Bu uğurda birçok güvenlik görevlisi ve insanımız hayatını kaybetti. Nice ocaklara ateş düştü. Ülkemize getirdiği mali yükün 300 Milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor ki ben bunun daha da yukarılarda olduğunu düşünüyorum.


Terör sorunu nedeniyle girişimciler doğuda yatırım yapamıyor, turistik yerler turizme açılamıyor, madenler işletilemiyor, tarım ve hayvancılık kaynakları değerlendirilemiyor. Ülkeyi yönetenler dışarıda olup bitenlerle ilgilenmeleri gereken zaman ve emeğin büyük çoğunluğunu bu konuya ayırmak durumunda kalıyorlar.


Peki ülkemiz için bu kadar olumsuzluklar ihtiva eden sorun neden bunca zamandır çözülmedi ya da çözülemedi. Haftasonu bir haber programında konuşmacının birisi Diyarbakırlı eski bir milletvekili ya da belediye başkanına soruyor; isteyen Kürt vatandaşlar demokratik haklarını mı kullanamıyorlar? herhangi bir makama mı gelemiyorlar? ülke içinde seyahat mi edemiyorlar? Cevabı "HAYIR" olan bu ve benzeri soruları çoğaltmak çok kolay. Bu soruları yönelttikten sonra da diyor ki "peki o zaman sorun nedir?". Karşı taraf net bir şey söylemiyor söyleyemiyor.


Geçmişte devletin bazı yanlış politikalarından kaynaklanan hatalar olmuş olabilir. Hükümetler bu bölgeye yeterince kaynak aktarmamış olabilir. Devlet memurları sürgün amacıyla cezalandırılmak için o bölgelere gönderilmiş olabilir. Devleti temsil eden insanların yanlış uygulamaları olmuş olabilir. Ama bugün geldiğimiz nokta da durumun böyle olmadığını görüyoruz. Devlet bu bölgelerin kalkınması için son dönemlerde yoğun bir çaba içerisinde. Hatta buradaki vatandaşların batıdaki insanların yararlanamadıkları kadar devletin imkanlarından yararlanıldığını bile duyuyoruz. Kürtçe dilinde yayın serbestliği var, buradaki vatandaşlar da istedikleri partiye oy verip millet meclisinde kendilerini ifade edebiliyor.


Peki o zaman tüm bunlar yaşanırken neden hala burada sorun var? Neden hala terör faaliyetleri son bulmuş değil, neden hala bu bölgeden seçilen bazı milletvekilleri terörist başını referans gösteriyor? Neden hala sokak çatışmaları yaşanıyor? Demek ki hala ortada bir sorun var.


Pekala sorunun ne olduğu tanımlanmadan sorunu çözmek mümkün mü? Okullarda öğretmenlerimizin sıkça hatırlattığı bir şey vardır; soruyu anlamak çözmenin yarısıdır diye. Peki biz ülkemizde yaşanan sorunun adını koyabildik mi? Hayır. Hükümet bile yapacağı düzenlemeler için önce Kürt açılımı dedi sonra Demokrasi açılımı dedi. Demek ki hala kavram kargaşası ve sorunun adının konamayışı var.


Ben şua inanıyorum ki; Devletle çatışan güçler ya da odaklar net olarak ne istediklerini söyleseler ve yaşanan sorunun adı konup, tanımı yapılsa öyle ya da böyle çözüme çok daha kolay ulaşılabilir.


Çünkü bilmediğiniz adın koymadığınız bir sorunu çözmeyi de bilemezsiniz.


Saygılarımla

14 Aralık 2009

PKK=DTP

Türkiye arka arkaya şehitlerine ağlarken, öteki taraftan yasaklanacağını bile bile söylemlerini hırçınlaştıran, PKK’nın siyasal temsilcisi DTP’nin kapatılması kararı gündeme damgasını vurdu. Demokrasilerde partilerin kapatılması çözüm değil elbet.

Ancak; iş, aş sorunu dururken, resmen bölücülük, teröristlik yapılıyor ve yasa dışı örgütler destekleniyorsa bu tarz partilerin kapatılmasının doğru karar olduğunu düşünüyorum. Bu kararın siyasal mı, yoksa yargı darbesi mi diye tartışılması DTP’nin kapatılması kararını değiştirir mi?

Bu güne kadar Türkiye’de 26 parti kapatılmış. En son kapatılan, PKK terör örgütünün açık destekçisi DTP’nin siyasi çizgisi yaklaşık 20 yıl öncesine dayanıyor. 1989 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi gelenek ÖZEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP ile devam etmiştir. DTP’nin kapatılması başkanları Ahmet TÜRK’ün ve Aysel TUĞLUK ile birlikte 37 DTP’linin siyasi yasaklı olması diğerlerinin suçsuz oldukları anlamına mı geliyor?

Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan terör genel anlamıyla;” cebir ve şiddet kullanarak Anayasa da belirtilen cumhuriyetin niteliklerini ve düzenini değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım tam olarak PKK terör örgütünün eylemleri ile örtüşmüyor mu? PKK terör örgütünün hedefi Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü bozmak değil mi? Peki PKK’nın siyasal temsilcisi DTP değil mi?

Sert ve tehdit vari konuşmalar yapan diğer DTP’lilerin hızla yeni oluşum içinde olduklarını an ve an değiştirdikleri kararlardan açıkça anlaşılmaktayız. Sine-i millete gideceklerini söyleyen DTP’lilerin İmralı dan gelen talimat sonucun da Sine-i millet kararından vazgeçerek sadece meclis çalışmalarına katılmayacaklarını açıklamalarına ne demeli. Bu sözler ‘biz yine aynı çizgimizdeyiz bizleri meclisten atabiliyorsanız buyurun atın anlamına gelmiyor mu? Hasip KAPLAN Anayasa Mahkemesi’nin derhal kapatılması gerektiğini ve “Kim ki bizim kapatılmamızdan medet umuyor ise onlarla hesaplaşacaklarını söylüyor. Bu adamlar meclis kürsüsünde bölgelerinin ekonomik, sosyal sorunundan, halkın yoksulluğundan, ağaların nasıl bölge halkını sömürdüğünden ve bu sorunlara nasıl çareler bulunabileceğinden neden bahsetmiyorlar.

Yoksullaşan ve yoksunlaştırılan insanların kolayca kandırılabildiğini çok iyi bildikleri için çözüm yerine bu durumlarından nemalanmak işlerine geliyor çünkü…

Evet partiler bir ülkenin olmazsa olmazlarından. Halkın iradesini yansıtırlar ama bugün gelinen nokta hak temelli yaklaşım değil, birilerinin çizdiği istediği şekilde halkın yönlendirilmesidir. Ülkemiz bir kaos ve kargaşanın içine sürüklenip kendi değerlerini, kültürlerini ve yaşam felsefesini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal bilincimiz, ortak değerlerimiz yok edilmeye çalışılırken kavram kargaşası yaratılarak insanlar etnik ve mezhepsel bölünmeye sürüklenmektedir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bizim sorunumuzun Kürt,Türk, alevi, sünni vs.ler değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana son 30 yılda hazırları tükettiğimizi, taş üstüne taş koymadığımızı, devletçilik ilkesinden taviz verdiğimizi ve bu günde ATATÜRK, TÜRK, BAYRAK kavramlarını yok etmeye çalıştığımızı nasıl inkar edebiliriz?

Helen aymazlıkları devam eden, vatan hainlerine, onların işbirlikçilerine bir kez daha sesleniyorum;

Bizim sorunumuz KÜRT-TÜRK sorunu değildir.
Bizim sorunumuz ATATÜRK ilke ve devrimlerinden taviz verilmesi sorunudur.
Ulusal kimliğimizin yok edilmesi sorunudur.
Bağımsızlığımızın sekteye uğratılması sorunudur.
Halkımızın yoksulluğudur, yoksulluğun rant kapısı olarak görülmesidir…

Kurtuluş savaşında hiç kimse etnik ve mezhepsel sınıflandırılma yapılarak savaşmamıştır. Bu ülke birlikle kurulmuş, aynı dava için mücadele verilmiş ve bu günde Vatanın bölünmez bütünlüğü için canını veren Mehmetçiklerimiz hangi etnik ve mezhepsel kökenden diye sorgulanıp üzülünmemiştir.

Bu coğrafyada asırlardır kardeşçe yaşanmış, bundan sonra da yaşanmaya devam edilecektir.

Bu vatan hepimizin.

Vatanını seven herkesin ortak paydası Türkiye Cumhuriyetidir. Asırlardır Türk milleti hür yaşamış ve bundan sonra da bağımsızlığından ve bölünmez bütünlüğünden asla taviz vermeyecektir!...

“Arzumuz dışarıda bağımsız, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliğimizi korumaktan ibarettir. Mustafa Kemal ATATÜRK,

14.11.2009
Nermin AYDINLI

10 Aralık 2009

Yakına Düşen Bomba












İstanbul`da kenar mahallede bir kahvehanede, bir kaç günlük sakalıyla sert bir görüntü veren adam, televizyona doğru ellerini sallayarak sert sert konuştu.
-İşte böyle yapacaksın ki, zenginler de rahat oturamasın.
Yakınındaki düzgün giyimli adam cevap verdi;
-Olmaz böyle şey, masum insanların arabasını yakmayla hak aranmaz.
-Yok ya, nasıl aranırmış, çok bilmiş gazetecimiz.
-Sen başkasına haksızlık yapıyorsan, `Bana haksızlık yapılıyor` diye bağırma hakkın kalmaz.
Sert görünüşlü adam,çevresindekilere `Şunun söylediğine bakın` der gibi yine ellerini kollarını sallayarak dalga geçer bir halde güldü. Kısa bir süre susup televizyona baktı. Sonra çevresindekilerin dikkatinin kendilerinden uzaklaştığını fark edince, gazeteci gence döndü, alçak sesle;
-Bana bak, `gazetecisin, gün gelir işe yararsın` diye sana dokunmuyorsak, bu her zaman böyle olacak demek değildir. Kendine dikkat et! .
Gazeteci korkmadığını göstermek ister gibiydi ama yine de sesindeki endişe belli oluyordu;
-Ne var ki sözlerimde, hem bana ne yapabilirsin ki?
-Dağa örgüte bir sürü aileden giden var, senin ailenden yok...Henüz yok. İster misin senin de kız kardeşini gönderelim !
Gazeteci genç ayağa kalktı;
-Bana bak Selo, gencecik çocukları kandırıp arabaları yaktıranların içinde senin de olduğunu biliyorum. Şansını daha fazla zorlama.
Yanındaki arkadaşına döndü;
-Yürü Mehmet, gidelim. Bir saate kadar gazetede olmamız gerekiyor.
Selo dediği, Selahattin arkalarından seslendi;
-Memet, sen ona fazla takılma, onun yolu yanlış, heh heh he !
Mehmet;
-Ben gideceğim yolu iyi bilirim Sülo. Ama bir yanlışın var, iyi düşün ateş düştüğü yeri yakmazmış aslında, çevresini de yakar.
-De git la, sen de yanındakinin ağzıyla konuşuyon. Sizden adam olmaz oğlum. Gör bak, siz olduğunuz yerde sayarken biz nerelere geleceğiz.
Çok sevdiği şekilde yine elini kolunu salladı, sonra İlerdeki bir kaç gence doğru seslendi;
-Şiişt..hoop... bana iki bira kapın da gelin biriniz. (Sonra sesini alçaltarak) Sonra da toplanın, akşama iş var.
**** **** ****
Genç gazeteci aynı kahvehaneye girdi. Yüzü asık Tv’deki habere bakarak bir sandalye çekti. Selahattin de haberleri seyrediyordu, onun geldiğini görünce ;
-Ooo, Fırat bey gelmiş. Naber gazeteci.
-Selamünaleyküm.
-Bırak şimdi selamı filan, görmüyon mu, bira içiyoz ! Eeee haberlerde ne var ne yok gazeteci…
-Haberleri seyrediyorsun ya işte.
-Bakıyom bakıyom bir haber yok ki.
-Anlaşılan sen Ümraniye`den, Beyoğlu`ndan bir haber bekliyorsun.
Selahattin dişlerini göstererek güldü;
-Nerden anladın ?
-Şimdi anlıyorum, niye güldüğünü. Az önce gelirken Mehmet’in telefonu çaldı, “Kameranı kap koş, Ümraniye ve Beyoğlu`nda araba yakmışlar. Hangisine yakınsan oraya koş” demişler. Bunları bana söyleyip, aceleyle gitti.
-Hayda…, bak şu işe. Haberlere yetişmemiş bir olay olduğu nasıl da içime doğmuş.
-Bir daha gençlere söyle de, daha erken yapsınlar bu pisliklerini.
-Hoop, orda dur öyle konuşma bakalım.
-Vatandaşın biri çıkar da arabasını yakanlara ateş ederse ne olacak. Dünkü görüntülerden tanıdım, Celal, Zeki, Murat da vardı. Eminim onları sen gönderiyorsun.
-Hepsini değil canım, günahımı alıyorsun.
-Yıllardır aynı mahalledeyiz, hepsinin annesini babasını tanıyoruz. Birisi vurulsa, annesi babası yakana yapışsa, “Sen ne namussuzmuşsun, çocuğumuzu ülkesine hain yaptın, sonunda senin yüzünden vuruldu” derse, ne yapacaksın.
-Bana ne ya… çocuklarına sahip çıksalardı. Ben onlara hep diyorum, “tabanca çeken olursa hemen kaçın” diye
-Yanlış yoldasın Selo, sen yanlışta olduğun gibi gençleri de yakacan. Çok can yanar, dur artık, dur.
-Aha da işte tam burda duruyorum.
O sırada Fırat’ın telefonu çaldı, arayan Mehmet’ti. Fırat, Mehmet’le konuştukça suratı asıldı. Telefonu kapatıp Selahattin’e döndü. Selahattin biraz merakla da olsa, daha çok dalga geçerek sordu;
-Ne oldu, suratın asıldı. Bu kez fazla mı araba yakmışlar, ona mı canın sıkıldı.
Fırat ağır ağır konuştu;
-Araba için değil, giden can için yüzüm asıldı.
Selahattin, yamuk oturduğu sandalyesinde doğruldu, ciddi bir ifade takınmaya çalıştı;
-Bizim gençlerden biri mi yaralanmış?
-Hayır, daha kötü.
-Şom ağızlı, sen konuştun böyle oldu bak. Ölmüş mü gençlerden biri, Murat mı, Celal mi ? Söylesene be adam.
-Hayır, kundaklanan, molotoflarla yakılan arabalardan birinde ölen olmuş.
Selahattin şöyle bir ‘Oh…!’ çekti ;
-Öyle söylesene. Şom ağzın yüzünden, bizimkilerden biri ölmüş sandım. `Lan !` dedim, ` Annesi-babası gelirse ne diyecem`, diye düşünmeye başlamıştım be.
-Ölen de bizim oralardan, güneydoğulu.
-Hadi ya… Napalım canım, hedefe varmak için, bu ülkeden toprak koparmak için, dağdakilere destek olmak için can da verilir, böyle arada kurban gidenler de olur.
Fırat ağır ağır konuşmaya devam ediyordu.
-Ölen bir bebekmiş.
-Hımm ?
-Bayram ziyaretine gitmişler, ara yolda birine de ayak üstü uğramışlar.
-Niye bu kadar ayrıntılı anlatıyorsun, nerden biliyorsun ?
-Çocuğu ölenleri Mehmet tanıyormuş, ayrıntısıyla öğrenmiş olayı.
-Kesin ben de tanıyorumdur değil mi? Ne diyorsan çabuk de artık, sinirlenmeye başlıyorum.
-Akrabalarından dönerken, ayak üstü bir tanıdıklarıyla da bayramlaşıp çıkacaklarmış, bu nedenle arabada uyuyan bebeklerini çıkarmamışlar. Senin gençler de onlar apartmandayken dalmış sokağa, başlamışlar molotoflarla arabaları yakmaya... Bebek feryatlarını duyunca da kaçmışlar.
-Kim oğlum, kim kim. Ha birine benden bahsedersen leşini sererim , bak şakam yoktur (Silahını göstererek) Ben yanarsam, yakarım seni de.
-Bu saatten sonra kimseye bahsetmem zaten…. Bebeğin annesi-babası ablanla enişten.
Gazeteci gözündeki yaşlarla dönüp kahveden çıkarken, arkasında şimdiye kadar duymadığı şiddette bir çığlık, feryat kahvehanede çınlıyordu.

Ahmet Ünal ÇAM Yazılış : 25-12-2007 16:10


8 Aralık 2009

Terörün Bitmesi İçin Kürtler Ne Yapıyor?

Terörün Bitmesi İçin Kürtler Ne Yapıyor?

İbrahim ALİN


Maalesef dün yine Tokat'ta kurulan hain pusu da yedi vatan evladının şehit olduğu haberini seyrettik televizyondan. Muhtemelen birçok insanın düşündüğü gibi son günlerde meydana gelen sokak olayları ve bu hain saldırıdan sonra benim de aklıma bu olayların demokratik açılımı baltalamak isteyenler tarafından çıkarıldığı geldi. Ayrıca Başbakan Erdoğan'ın Amerika'ya giderken yaptığı açıklamalarda bu olaylarda etkili olmuş olabilir.

Ülkemiz zor ve sancılı bir süreçten geçmektedir. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen olaylar cereyan etmektedir. Hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme konularında önemli adımlar atılmaktadır. Emekli kuvvet komutanlarının bile hukuktan üstün olmadıklarını sonunda görebildik. O kadar direnmesine rağmen sonunda Sn Baykal bile kimsenin hukuk karşısında ayrıcalıklı olamayacağını ifade etti. Gerçi Sn Baykal'a göre bu ayrıcalıksız olma rektör ve gazetecileri de kapsıyor mu orası hala şüpheli ama yaptığı açıklama da kendisi için bir gelişme nihayetinde.

Türkiye tüm bu süreçleri yaşarken meydana gelen sokak olayları ve hain saldırılar maalesef hepimizi üzmektedir. Muhtemelen yaşanan bu ve benzeri olaylar hükümet ve yetkilileri tarafından tahmin edilmiştir diye düşünüyorum. Çünkü devlet terörün bitmesi için bazı ciddi adımlar atıyor ve bundan da terör örgütü rahatsız oluyor.

Aslında yaşanan olaylar, demokratik açılım sürecinden terör örgütünün rahatsız olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Terör örgütü devletin kararlı duruşu karşısında panikledi, kendi sonunun geleceğinden korkmaya başladı ve bu tip kalleşçe eylemlere başvurmaya başladı. Eğer demokratik açılımın içinin boş olduğunu düşünse, kendisine bir zarar veremeyeceğini düşünse bu tip saldırılara kalkışmazdı zannediyorum.

Ülkemizin geçtiği bu zor ve sancılı süreçten en az zararla çıkılabilmesi için toplumun değişik kesimleri de ellerini taşın altına koymalıdır. Hükümet, siyasiler, TSK, vb nin yanı sıra kürt vatandaşlarımıza da büyük görevler düşmektedir.

Ülkesine, vatanına bağlı Kürt vatandaşların da yaşananlar karşısında çok da seslerinin çıktığını zannetmiyorum ya da ben duymuyorum. Özellikle DTP'nin İmralıyı referans göstermesinden sonra  zannetmiyorum ki DTP genel olarak bölge halkını temsil etmektedir.

Peki ama bölgede DTP gibi düşünmeyen insanlar yaşanan acı olayların bitmesi ve ülkemizin daha iyi bir geleceğe doğru gitmesi için ne yapmaktadırlar? Eğer ülkemiz bu sancılı süreçten geçerken siz sesinizi çıkarmadan oturursanız o zaman sizin adınıza sizin gibi düşünmeyen birileri çıkar ve sizin adınıza da konuşur. Ancak yaşananların faturasını sadece sizi adınıza konuşanlar değil bu ülkede yaşayan herkes öder. Bu faturayı ödememek için Çanakkale de olduğu gibi Kürt-Türk demeden ülkemizin geçtiği zor süreçte elele vermemiz gerekmektedir. Küçük ayrıntılara takılıp kalmamalıyız.

Öncelikle ülkemizin başına musallat olan şu terör lanetinden kurtulalım ve varsa sorunlar oturup konuşarak çözelim.

TÜRKİYE ŞEHİTLERİNE AĞLIYOR


Obama Kürt açılımına methiyeler düzerken yine göz yaşı, yine evlere düşen ateş…Yine analar, babalar ve sevdikleri ağladı.Tokat’ta devriye gezerken açılan ateş sonucu şehit olan Fatih, Onur, Cengiz, Ferit, Harun, Kemal, Yakup 7 askerimiz…
Demokratikleşme çerçevesinde Kürtlere özerklik istenmesinin sonuçları…Yine şehit, yine göz yaşı!... İmralı’dakinin günlerini huzurlu ve mutlu geçirmesini isteyen ve Öcalan sorunu Kürtlerin sorunudur diyen belediye başkanları ve milletvekilleri ekranlara çıkıp millete aba altından sopa gösteriyorlar.

Türkiye 7 şehidine ağlıyor ve vatan hainleri sinsi planlarını uygulamaya devam ediyor. Günlerdir dağdan inen vatan hainleri şehirlerde boy gösteriyor. Onlar isteklerinin İmralı’daki olduğunu açıkça dile getirmekten çekinmiyor. Hala anlayamadığım bu adam suçlu ve cezasını çekmek zorunda değil mi?
Diğer mahkumlardan neden farklı davranılması gerekiyor?
Bu vatan haini, bu 30 bin kişinin katili değil mi?
Yandaşları böyle istiyor diye bu müsamaha neden?

Evet askerlik yan gelip yatma yeri değil sayın başbakan. Vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen gencecik fidanlarımızı, şehitlerimizi görüyorsunuz. Türkiye ağlıyor… Sizin çözümsüzlüğünüz sonucunda da ağlamaya devam edecek… DTP eş başkanı Türk bugün; demokrasi bedel istiyorsa, yürek istiyorsa biz her şeye hazırız diyor. Biz de hazırız,bunu bu zamana kadar ödediğimiz bedellerden anlamanız lazımdı oysa.Yazıklar olsun size,zihniyetinize. Bu oyun böyle devam etmez, etmemeli…

08.12.2009
Nermin AYDINLI

3 Aralık 2009

DAĞDAN İNDİM ŞEHİRE

Ülkemizde gündemin hızla değiştiğini hep söylüyoruz. Gündemin hızına nedense erişilemiyor. Sağ olsun siyasilerimizde bu konuda çok becerikliler. Ağızlarından çıkan her söz olay oluyor ve günlerce medyada yer alıyor. Acaba ülkemiz de ne zaman sakin ve sessiz bir şekilde temel sorunlar çözüme kavuşabilecek merak ediyorum? Evet, arap saçına dönen demokratikleşme, açılım vs derken yıllardır ülkemizin üzerine çöreklenen PKK terörü yine gündem de.Yıllardır dağda siyasallaşma adı altın bizlere kan kusturan PKK’yı meclise taşımamızla birlikte bu isteklerinin ilk aşamasını tamamlamış bulunuyorlar.Şimdi sıra işbirlikçileriyle birlikte şehre inip, isteklerini hayata geçirmeye geldi. İmralı’dakinin planları bir bir uygulanıyor. Haydi gözümüz aydın hainler artık şehirde!...Analar ağlamayacakmış,
barış gelecekmiş. İzleyelim görelim!… Görünen köy de ne kılavuz ister ne de zaman aslında değil mi?

Şehir’e inmesine indilerde ya sonrası?...Bayramla birlikte PKK yandaşları Türkiye’nin dört bir yanında şov yapmaya başladılar. Üstelik çocukları kullanmaları ne acı…

Aldıkları emirleri uygulamaya geçiren Kandil den inenler kahraman edasıyla toplantılar ve basın açıklamaları yapıyor. Bu açıklamaları ne sıfatla yaptıklarını merak ediyorum? Bu olaylar ağır tahrik değil de nedir? PKK’nın siyasal temsilcisi olan DTP’lilerin açıklamaları tahrik edici ve tehdit edici değildir de nedir? Neymiş bütün bu olaylar İmralı’da yatan içinmiş. Katilin cezaevi koşullarının iyi olmadığını, İmralı’ya yapılan tavrın bütün Kürtlere yapıldığını, yani olmazsa olmazlarımızdan biri Öcalan diye bahseden bir parti bölücülük yapmıyor da ne yapıyor? Bu çocuk oyuncağı değil, herkes ayağını yere sağlam basmalı ve olaylar öyle değerlendirilmeli. PKK’nın provakasyonları devam ederde sonuç ne olur hiç düşündük mü? Bunlar korku terörünü uygulamaya bir bir geçiriyorlar. Taktik yanlış iyi düşünsünler sonuçlarını.

Zorbalıkla hiçbir şeyin halledilmeyeceğini çok iyi bilmeleri lazım. Yıllardır başımızın belası olan terörün şehirlerde olması etki-tepkiyi yaratacaktır. Bu da kaos, kargaşa ve ülkenin Ortadoğu ülkelerine dönmesi demektir maalesef. Lütfen akıllı olalım, adımlarımızı ona göre atalım. Bu mesele demokratikleşme deyip geçiştirilecek bir mesele değil. Vatan hainlerinin ve sinsi plan uygulayıcılarının tuzağına düşmeyelim. Özellikle devleti yönetenlerin ve karar uygulayıcılarının vatanın bölünmez bütünlüğünü, ulus olma özelliğini, vatandaşının da her türlü haklarını korumak ve gözetmek zorunda olduklarını unutmaması gerektiğini bilelim. Bu vatanın kolay kurulmadığını defalarca, her yerde anlatalım. Demokratikleşme adı altında, şehitlerimize, Atamıza, vatanımıza yapılan ve yapılacak olan ihaneti asla ve asla Türk Ulusu olarak kabul etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatalım.

03.11.2009
Nermin AYDINLI

2 Aralık 2009

TRAFİK KATLİAMI

Kimimiz hüzünlü, kimimiz neşeli bir kurban bayramını daha geride bıraktık. Her bayram yaşanan adeta kanıksadığımız trafik kazasında yine onlarca kurban verildi. Arife ve 4 günlük kurban bayramı boyunca yurt genelinde meydana gelen trafik kazalarında 82 ölü,481 yaralının olması kaçımızın dikkatini çekti? “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü ne kadar doğru söylenmiş değil mi? Sadece bayramlarda değil diğer günlerde de kader diye geçtiğimiz trafik kazaları maalesef onlarca can almaktadır. Ülkemizde her saat 27 trafik kazasının olduğunu ve bu kazalarda günde 5-20 kişinin hayatını kaybettiğini, 200 kişinin de yaralandığını, ortalama her yıl 5-6 bin kişinin öldüğünü ve 100-200 bin kişinin de yaralandığını biliyormuyduk? Bu trafik katliamı değil de nedir sizce?..

Kaza sonunda hep suçlu aranır ama nedense derinlemesine inceleme yapılmaz. Araç ve sürücü sayısındaki artış, ehliyet alınmasının kolay olması ve sürücülerin aşırı hızlı araba kullanmaları sonucu, trafik de alınan önlemler de yetersiz kalmaktadır.

Ayrıca ehliyetsiz sürücüleri de (bilhassa yaşı 18 den küçük olanlar)unutmamak gerekir. Trafik kazalarının sebepleri çoktur ama, trafik kazalarının oluşmasında en önemli etmenin insanın olduğu aşağıdaki verilerle ortaya konmaktadır.

-İnsan faktörü %66
-Sürücü % 27
-Yolcu %1
-Araç Faktörü %5
-Yol faktörü %1

İnsan faktörüne bağlı trafik kazalarının nedenlerine gelince;-Acemicilik
-Dikkatsizlik
-Uykusuzluk
-Hatalı sollama
-Aşırı hız
-Fazla yük taşımak
-Alkollü araç kullanmak
-Bazı ilaçları kullandıktan sonra araç kullanmak
-Trafik kurallarını dikkate almamak
-Rutin araç bakımlarını yaptırmamak…

Trafik kazalarından korunma yolları;

-Alkollü araç kullanmayınız
-Emniyet kemerinizi mutlaka takınız
-Araç kullanırken dikkatinizi dağıtmayınız
-Hız limitine dikkat ediniz
-Far ayarlarınızı kontrol ediniz
-Tehlikeli sürüş ve yakın takipten kaçınınız
-Bisiklet ve motosiklet kullanırken kaskınızı takınız
-Karşıdan karşıya geçerken geçiş kurallarına ve ışıklara riayet ediniz
-Kavşaklarda durunuz, tehlikeli yerlerde sollama yapmayınız
-Acelecilikten kaçınınız
-Trafikte dikkatli ve hoşgörülü olunuz.

Bütün bu uyarıların bizler için olduğunu lütfen unutmayalım.Herkese kazasız, belasız günler dileğiyle….

01.11.2009
Nermin AYDINLI

24 Kasım 2009

DTP Yetkilileri Provakasyonun Ne Demek Olduğunu Biliyorlar mı?

DTP Yetkilileri Provakasyonun Ne Demek Olduğunu Biliyorlar mı?
  
İbrahim ALİN



Geçtiğimiz birkaç gün önce İzmir'de bir takım olaylar meydana geldi. DTP konvoyu bir bazı insanlar tarafından taşlandı ve istenmeyen görüntüler meydana geldi. Demokratik bir ülkede hangi parti olursa olsun konvoyunun taşlanması hoş bir olay değildir. Ancak istenmeyen olaylar sadece vatandaşlar tarafından gösterilen tepkiler değildir.


DTP bu durumda önce kendi konumuna ve neler yaptığına bakmalıdır. Neden AK Partinin, CHP'nin veya MHP'nin konvoyu taşlanmıyor da DTP'nin konvoyu taşlanıyor. Diğer partiler sadece kendi seçmeninin olduğu bölgelerde mi konvoy düzenliyor, diğer partilerin konvoy düzenlediği bölgelerde hiç muhalifleri yok mu? DTP bu soruyu kendine sormalıdır.


DTP meydana gelen olayları provakatif bir eylem olarak değerlendirmiş. Bunu açıklayan partiliye sormak lazım provakasyon nedir ? Kendini demokratik ve seçimle işbaşına gelen siyasi bir parti olarak lanse edeceksin sonra kalkıp konvoyunda terör örgütü bayrakları açtıracaksın. Asıl provakasyon işte budur.


Kalabalık çoktu biz herkesi kontrol edemiyorduk falan deyip lafı gevelemenize de gerek yok. Eğer peşinize takılan kalabalığı kontrol etmekten aciz iseniz yapmayacaksınız konvoy ve kontrol edebildiğiniz kalabalıklarla başka etkinlikler düzenleyeceksiniz. Kapalı spor salonu toplantıları olur, panel olur vb. Yeter ki sokakları çatışma ortamına dönüştürmeyin.


Diğer bir konuda kadın ve çocukların hedef seçilmesi hadisesidir. DTP'nin kadın ve çocukları yaptıkları birçok sokak etkinliklerinde ön saflara sürmeyi alışkanlık haline getirdiğini az çok bu ülkede yaşayan herkes bilir. Muhtemelen bunun sebebi de özellikle de polis müdahalesinin olağan olduğu durumlarda polisin hareket alanını sınırlamaktır. Aynı zamanda yapılan kanun dışılıklar karşısında kadın ve çocuklara karşı polis müdahalesini propaganda unsuru olarak kullanarak kendilerini aklama gayretleri de gözlerden kaçmamaktadır.


DTP Yetkilileri ülkemizde demokratik açılım adı ile bazı gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın da menfaatine olacağına inandığım bu gelişmelerden en çok da terör örgütü ve yandaşları rahatsız olmuşa benziyor.


İzmir'de yaşanan olayların benzerlerinin yaşanmaması için size de büyük görevler düşmektedir. Bu bilinçle ve halkına, devletine karşı sorumlu bir siyasi parti gibi hareket etmeniz ülkemiz ve seçmenleriniz için de daha hayırlı olur düşüncesindeyim.


Saygılarımla

23 Kasım 2009

ATAYA ŞİKAYET

Artık toplum olarak ne yapacağımızı ve nasıl davranacağımızı bilemez hale geldik. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmezken ne yazık ki geçmişimizi sorgulama durumunda bırakıldık. Cumhuriyetin kurulması sırasında yaşanılanlarla şimdi yaşanılanları kıyaslamak tehlike işareti değil de nedir?
Hele hele ATATÜRK posterlerinden ve Türk Bayraklarından rahatsızlık duyulması esef verici değil midir?
ATATÜRK karşıtları hiçbir detayı atlamıyor. Onlar, ATATÜRK’ü ya iyi incelememişler, ya da çok iyi bildiklerinden fikir ve düşüncelerini TÜRK milletinin zihninden ve kalbinden nasıl silebiliriz çalışması içerisindeler. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün milli hedeflerinden olan “Muasır Medeniyetler seviyesine ulaşabildik mi acaba? Peki ne olduğunu bile bilmediğimiz AÇILIM paketleriyle ulaşabilecek miyiz bu muasır medeniyetler seviyesine. İnsanları Türk, Kürt, alevi, sünni vs. etnik kökenleri nedeniyle kardeşi kardeşe kırdırarak mı ulaşılacak…
Ergenekon, ıslak imza, Dersim vs.ye dikkat çekilerek halkın yoksulluğu, ülkenin büyümesi, ekonomisi, işsizlik sorunu bir kenara bırakılmıyor mu? Ülkenin ekonomisini düzeltebilecek çalışma ve programlar neden açıklanmıyor?
Acaba ülkemizin bugünkü duruma düşmesinin en büyük sorumlusu ATATÜRK mü denilmek isteniyor!...
Tabi ki onlar suçludur, dünyada emsali görülmemiş bir galibiyete imza atmış, bağımsız Türk Ulusunu oluşturmuş ve Türkiye Cumhuriyetini bizlere emanet etmişlerdir.
ATAM dan Türkiye Cumhuriyetini kuranlardan, bu vatana canını verenlerden şahsım adına özür diliyorum. Demek ki bizim anlayabildiğimiz buymuş. Sizin kurduğunuz bu Cumhuriyetin ve az zamanda çooook işler başarmanızın hiçbir önemi yokmuş. Mirasyediler olarak sizin bıraktığınız toprakları, düşmanların giremediği limanları bir bir sattık, her yeri özelleştirdik. Lozan da masaya vurduğunuzu unutup, onlara yalvarır hale geldik. Binlerce Mehmetçiğimizin katilleri ile masaya oturduk. ATAM, maalesef tekrar hasta adam konumuna düşürüldük. Bizde modaya uyduk. Kendini aydın zanneden aydıncık sürüsünün, ulusun birliği ve üniter yapısını bozacak önerilerini dikkate aldık. Halkın güven duyması gereken kurumlarına çok büyük hasarlar verdik.
ATAM senin değer verdiğin Türk ve Türk Ulusu kelimelerinden rahatsız olmaya başladık. Teknolojinin bütün nimetleri kullanılarak bir bir değerlerin yok edilmesine seyirci kaldık.
ATAM ülkemize göz diken emperyalist güçlerin geçmişteki mağlubiyet intikamını vatan hainleri ile işbirliği yaparak almalarına göz yumduk. Maalesef tarihimizden hiç ders çıkarmadık. Senin tarih yazdığını nedense hep unuttuk.
AMA; Hiçbir şey için geç kalınmamıştır.

“Türk Milleti millî birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir.”,
” Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar uğrunda ölmesini biliriz.”,
” Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır”. M.Kemal ATATÜRK’ün sözleri Türk Milletine rehber olacaktır.

İşte biz; duyana duymana, görene görmeyene bir kez daha hatırlatalım: ATATÜK İLKE VE DEVRİMLERİ’NİN ışığı, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde emelleri olanları bir gün MUTLAKA alaşağı edecektir.

Nermin AYDINLI
23.11.2009

19 Kasım 2009

GENÇLİĞE BUGÜNÜN HİTABESİ

Ziraat Y. Mühendisi
İsmail SEZGİ


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini,
ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek,
dahili ve harici, bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için,
içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,
bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş,
bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve
memleketin her köşesi
bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere,
memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar
gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini,
müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen,
Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

     Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini, bu günün faydalı olduğu kadar, yerinde ve usulünde kullanılmadığında, çok zararlar veren, bilhassa çocuklarımızın gelişmesinde olumsuz tesirleri olan televizyonların, çocuklarımızın zarar görmeyeceği bir yapıya kavuşturulması düşüncesi ile, Gençliğe Hitabe'yi bu konuda uyarma görevimi yapmak üzere düzenleyerek aşağıya alıyorum:

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen,
LÜZUMSUZ DİZİLERİ VE PROGRAMLARI SEYRETMEMEKTİR.

   Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne GÜZELLİĞİ budur.

   Bu GÜZELLİK senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek,

LÜZUMSUZ DİZİLERE VE PROGRAMLARA VURDUĞUN EN BÜYÜK DARBENİN TESİRİNİ YOK ETMEK İSTEYİP;
SENİ LÜZUMSUZ DİZİLERE VE PROGRAMLARA MAHKUM ETMEK İSTEYECEK

dahilî ve harici TELEVİZYONLAR olacaktır.


   Bir gün, GELECEĞİNİ KORUDUĞUNU, LÜZUMSUZ YERE ZAMAN ÖLDÜRMEDİĞİNİ ANLADIĞINDA,
SEYRETMEDİĞİN LÜZUMSUZ DİZİLER VE PROGRAMLARDAN KAZANDIĞIN ZAMANLARIN,
SANA YENİ UFUKLAR AÇTIĞINI GÖRDÜĞÜNDE,
KAYBETMEKTE OLDUĞUN ZAMANLARI KAZANMAKLA NE BÜYÜK İMKANLARA KAVUŞTUĞUNU ANLAYACAKSIN.


İstiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, TELEVİZYONLARIN SİZLERE DAYATMAK İSTEDİĞİ İDEOLOJİLERE İNANMADAN,
ÜZERİNİZE DÜŞEN
vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!


   Bu imkân ve şerâit, SENİN İÇİN ÇOK ZOR ŞARTLARDA, KENDİNİ ZORLAYARAK KAZANMIŞ OLDUĞUN, İMKAN VE ŞERAİTLER OLARAK tezahür edebilir.

   İstiklâl ve ZİHİN GÜCÜNÜ ZİNCİRLEYECEK TELEVİZYONLAR,
bütün dünyada emsali görülmemiş bir SERMAYENİN VE İMTİYAZLI GRUPLARIN mümessili olabilirler.


   Cebren ve hile ile aziz EVİNİZİN bütün ODALARINA GİRİLMİŞ,
bütün KUMANDALARI ELLERİNİZE VERİLMİŞ,
bütün ZİHİNLERİNİZ ZAPTEDİLMİŞ, ve AİLENİZİN her FERDİNİN ZİHİNLERİ BOŞ VE LÜZUMSUZ DİZİLERLE bilfiil işgal edilmiş olabilir.


   Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere,
DENETLEME YETKİSİ OLAN MÜESSESELER DİŞE DOKUNUR BİR DENETİM YAPMAYABİLİRLER.


   Hattâ bu TELEVİZYONCULAR,
ÜÇ KURUŞLUK DÜNYA MALI OLAN REYTİNG GELİRLERİNİ, HER TÜR ÖZEL HAYATIN SIRLARI YA DA
ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARIN MUTSUZLUKLARI ÜZERİNE KURABİLİRLER.


   Millet, BİR KISIM İLİM ADAMLARININ TESPİTLERİNDE GİZLİ OLAN GERÇEĞE UYGUN OLARAK,
TELEVİZYON BAŞINDAN KALKMAMAKLA, KENDİ BAŞLARINA İŞ YAPAMAZ HALE GELİP,

fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

   Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen,

TELEVİZYON KARŞISINDA, LÜZUMSUZ DİZİLERİN VE PROGRAMLARIN ESİRİ OLMADAN,
SADECE İLMİ, TARİHİ, DİNİ, SİYASİ VE SOSYAL İÇERİKLİ
SANA FAYDASI OLACAK AÇIK OTURUMLARI VE PROGRAMLARI SEYREDEREK;
LÜZUMSUZ DİZİLERİN VE PROGRAMLARIN REYTİNGLERİNİ BAŞAŞAĞI EDEREK SONLANDIRMAKTIR.


Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


17 Kasım 2009

"İrtica İle Eylem Planı" mı Yoksa "Milletin İradesine Yönelik Eylem Planı" mı ?



İbrahim ALİN
ibrahimalin@gmail.com

"İrtica İle Eylem Planı" mı Yoksa "Milletin İradesine Yönelik Eylem Planı" mı ?

Fotokopiydi, kağıt parçasıydı, imza tespiti yapılamazdı, yapılırdı derken ıslak imzalı belgenin ortaya çıkmasından sonra Albay Dursun Çiçek ifadesi alındıktan ve mahkemeye çıktıktan sonra dün gece cezaevine gönderildi.

Uzun süredir gündemi meşgul eden bir konu olduğu için de bazı televizyon kanalları bunu son dakika haberi olarak verdiler. Gerek bu haberlerde gerekse diğer zamanlarda televizyonlar tarafından konu aktarılırken dikkatimi şu ifade çekti; "İrtica ile eylem planı". Birçok haberde bu ifadeyi değişik şekillerde siz de görebilirsiniz; İrtica ile eylem planı kapsamındaki soruşturma, İrtica ile eylem planının altındaki ıslak imza, İrtica ile eylem planı çerçevesinde ifadesi alınan erler vb.

Gerçekten Albay Dursun Çiçek'in altında imzası bulunduğu söylenen plan "İrtica ile eylem planı" mı idi? Eğer gerçekten böyle bir plan varsa ve irtica adı verilen şey ülkemiz için zararlı ise bununla mücadele için Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir subayının ya da subaylarının eylem planı hazırlayıp bunu uygulaması gayet normal değil midir? Sonuçta Türk Silahlı Kuvvetlerinin en baştaki görevi ülkeyi her türlü tehlikeden korumak değil midir?

Söz konusu plan biraz incelendiğinde görülmektedir ki; aslında plan adlandırıldığı gibi irtica ile eylem planı değildir. Söz konusu plan irticayı hedeflemeyip, biri siyasi parti diğeri sivil toplum hareketi olan iki yapıyı hedeflemektedir. Planda, hedeflenen bu yapılara zarar vermek için de değişik komploların kurulmasından bile bahsedilmektedir.

Milletin oyları ile hükümete gelmiş partinin yıpratılması ve yine millet tarafından teveccüh gören bir sivil toplum hareketinin aslında olmayan suç unsurları varmış gibi gösterilerek suç isnat edilmesinin adı kesinlikle "irtica ile eylem planı" olmaz olamaz. Bu planda bahsedilenler düşünüldüğünde bu planın adı olsa olsa milletin iradesine ambargo koymak, milletin iradesini yok saymak, kendisi gibi düşünmeyen sivil toplum kuruluşlarını yok etmek veya buna benzer bir ad daha uygun olmaz mıydı? Ne dersiniz!










Windows Live: Arkadaşlarınızın çevrimiçi ortamda yaptıklarınızdan haberdar olmasını sağlayın.

Demokratik Açılımın Başarılı Olabilmesi İçin Taraflara Düşen Görevler

İbrahim ALİN
ibrahimalin@gmail.com

Çok yoğun gündemlerin yaşandığı bugünlerde konular arasında seçim yapmak zor olsa da Demokratik Açılım konusunda bir şeyler yazmanın daha doğru olacağını düşündüm. Çünkü Demokratik açılım adı verilen sürecin Türkiye'nin ileriye yönelik önemli bir dönüm noktası olacağı mülahazası taşımaktayım. Bunun nedenlerine konu hakkındaki önceki yazılarımızda kısmen değindiğim için üzerinde tekrar durmuyorum.

Sadece Demokratik açılım değil ülkemizin genel menfaatini ilgilendiren herhangi bir konunun başarılı olabilmesi için değişik kurum ve kuruluşların ortak hareket etmesi iyi olurdu. Ancak günlük hayatta bu çok nadir görülebilen belki de görülemeyen bir durum maalesef. Bende, özellikle siyasiler rakiplerinin fikirlerini daha dinlemeden, fikrin neleri içerdiğini bilmeden en baştan olumsuz olarak değerlendiriyor izlenimi uyandırmaktadır. Hatta o kadar ki; aynı siyasi yaklaşıma sahip bir parti geçmişte hazırladığı rapora paralel bir açılım için söylenmedik laf bırakmayabilmektedir.

Ülkemizin geleceği adına önemli bir hamle olan Demokratik açılım konusunda ilgili taraflar bazı noktalarda samimi davranır ve gerekli duyarlılığı gösterirlerse bu sürecin daha kolay ve başarılı şekilde geçileceğine inanıyorum.

Öncelikle AK Parti; bundan sonra da toplumun değişik kesimlerini (gazeteciler, sivil toplum kuruluşları vb) açılım sürecine katkıda bulunmaya davet etmelidir. CHP, MHP ve şimdi de DP'nin buna engel olacağını bilse de buna devam etmeli ve kapıları kapamamalıdır. Açılımın sınırlarının ne olup ne olmadığı, neleri ihtiva ettiği daha net ortaya konarak toplumun kafasındaki soru işaretleri giderilmelidir. Aksi halde bu soru işaretleri birileri tarafından kendi lehlerine kullanılabilmektedir.

Açılımın kırmızı çizgilerinin neler olduğu değişik zaman ve platformlarda hükümet tarafından dile getirildi ancak bunlar üzerinde daha çok durulmalı ve bu konuda insanların şüphesi kalmamalıdır. Ülkemiz, yaklaşık çeyrek yüzyıldır terör belası yüzünden çok acı çekti şehit verdi, gazilerimiz oldu. Dolayısıyla atılacak adımlarda (teslim olan PKK'lıların karşılanma töreninde olduğu gibi) bu hassasiyet göz ardı edilmemelidir.

Muhalefet partileri; açılım sürecini sadece politika ve oy devşirme meselesi olarak görmemeliler. Açılım sürecindeki Türkiye'yi dar bir köprüden karşıya geçmeye çalışan bir bisikletliye benzetiyorum, hükümette bisikletin sürücüsü. Bu durumdaki birisine taş atmak, dengesini bozmaya çalışmak en azından mertliğe sığmaz diye düşünüyorum.

Muhalefet partileri arasında en büyük sorumluluklardan birisi de açılıma destek verdiğini söyleyen DTP'ye düşmektedir. DTP açılım sürecinde devlet tarafından gösterilen toleransı kendinin elde ettiği zafermiş gibi lanse etmemelidir.

Şehit ve gazi aileleri bu konuda çok hassaslar ve bu da çok normal. Dolayısıyla muhalefet partilerinin şehit ve gazi yakınlarının bu duygularını oy malzemesi olarak görmeleri çok kolaycılığa kaçmak anlamına gelir.

Şehit yakınları ve gazilerimizin de yapılacak yanlışlara karşı tepkilerini ortaya koymaları en büyük haklarındandır. Ancak işin aslını öğrenmeden her örgüt, kurum ve kuruluşun yaptıkları protestolarda yer alarak başkalarına bu acılarını kullandırmamaları gerekmektedir. Unutmasınlar ki; bu açılımın en büyük beklentilerinden birisi başka şehit ve gazilerin olmamasıdır.







MSN Spaces ile web günlüğünüze doğrudan e-posta gönderin. Fıkraları, fotoğrafları ve daha fazlasını karşıya yükleyin. Ücretsiz! Ücretsiz!

14 Kasım 2009

ŞEHİR EŞKİYASI

Günlük yaşamda da insan hayatı tehlike de. Şehirlerin keşmekeşliği içinde kaybolup gidiyorsun. Bir oyana savruluyorsun,
bir bu yana. Çeşitli olaylara şahit oluyor ve o anki psikolojinle ne yapacağını şaşırıyorsun. İnsanların güvensizliği hat safhada. Devletine güvenmiyor, çevresine güvenmiyor, ailesine güvenmiyor hatta kendisine bile güvenmiyor. Gözünün önünde olan her şeyi teğet geçiyor. Devlet kendi görevlendirdiği memuruna güvenmezse vatandaşın güvensizliği normal değil mi? Her şey birbirine bağlı hızla değişiyor. Vatandaş şaşkın, vatandaş çaresiz. Böyle olunca da normal adi olaylarda bile adaleti kendisinin sağlayacağını düşünüyor. Tabi ki bu düşünce yanlış. Hukuk sisteminin çökmesi demek kargaşa, kaos demektir. Evet, her gün olmasa da bazen garip olaylara tanık olmuşuzdur.

Sizlerle bir olayı paylaşmak istiyorum; Halk otobüsüne Kızılay’a gitmek için bindim ve bir durak sonra otobüse binen biri bayan ikisi erkek biletçiyi dövmeye başladılar. Otobüsün içinde bulunan yolcular araya girmeyi bırakın olay yerini terk ettiler. Şaşırdım! “İnsanlık ölmüş” diye düşündüm. Adamcağızın ağzı burnu kan içinde çaresiz bir şekilde karşı bile koyamıyordu. Otobüs boşalmış ve dört bayan kalmıştık. Ben ve kızım dayanamadık ayırmaya çalıştık ama şehir eşkiyalarının gözleri dönmüş bir vaziyette söyleneni dinlemeyi bırakın hiçbir şeyi gözleri görmüyordu. Bizlerin tepkisi ve şoförün de araya girmesiyle arabadan indirildiler. Taşlarla saldırıya devam ettiler ve arabanın camlarını kırdılar. Bu da bir terördür. Şehir terörü.
Bu ve buna benzer olaylar da her ne sebeple olursa olsun kaba kuvvetle kimse hakkını arayamaz. Bu ülkenin güvenliğini sağlayacak askeri, polisi ve adaleti var. Doğru değil ama; PKK’lıların şenlikle karşılanması ve serbest bırakılması hukuk sistemine olan güveni sarsmış ve kendilerin de bu hakkı görmüş sanırım. Bu tür olaylar toplumu huzursuz etmekte. Toplumun güvensizliği kargaşayı, korkusu ise eşkiyaların çoğalmasına neden olmaktadır. Yıllarca başımızın belası olan PKK terörüyle uğraşıldı, bundan sonra da Kent terörüyle uğraşılmasın. Mazallah iplerin elden kopması ülkeyi iç savaşa doğru sürükler endişesindeyim.
Türk Ulusu olarak devletimize, ordumuza ve adaletimize inanmaya ve güvenmeye devam edeceğiz. Seçilmiş, atanmış her kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğüyle, değerleriyle, insanlarıyla, hak ve hukukuyla oynamaya hakkı yoktur.

14.11.2009
Nermin AYDINLI

2 Kasım 2009

Aşk-ı Memnu'nun Kitabı Çıkmış!!!

Aşk-ı Memnu’nun Kitabı Çıkmış!!!




Melek VARVAR

yaren_melek85@hotmail.com




Zülfü Livaneli’nin bir yazısından alıntı yaparak içimin ne kadar sızladığını anlatmak istiyorum.




Geçenlerde iki “tiki” kızımız kitapçı vitrinine bakarken biri ötekine dönüp “Aaa kız bak” demiş “Aşk-ı Memnu’nun kitabı da çıkmış.”
Öteki “Amma da çabuk yazıvermişler!” demiş.


Bu cümleler “hâl-i pür melâlimizi” anlatmaya yetiyor. Ahmet Haşim her ne kadar “Melâli anlamayan nesle aşina değiliz.” dese de melâli de kültürümüzü de anlamayan bir nesli kendi ellerimizle yetiştiriyoruz.



Halit Ziya Uşaklıgil (1866-1945), Türk edebiyatında Batı tarzında eser veren ilk büyük romancıdır. Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır.  “Aşk-ı Memnu”  yani “yasak aşk” adlı romanında bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.  


Halit Ziya bu romanını Abdülhamit döneminde yazmıştır. Abdülhamit döneminde de şiddetli sansür olayı vardır. Halit Ziya’nın yazdığı Aşk-ı Memnu romanı sadece yasak aşk olayını anlatmıyor. Ondan daha ağırlıklı olarak 19. yüzyılın sonunda İstanbul’un bazı yüksek tabaka ailelerine Batı kültürünün gelmesiyle oluşan değişiklikleri anlatıyor. Bu özelliği Halit Ziya’nın yazmış olduğu Aşk-ı Memnu romanının en önemli özelliklerinden biridir. Yani Halit Ziya’nın kendi yaşadığı dönemi anlatmak... Şimdi roman günümüze uygulandığında romanın bu özelliği ortadan kalkmış durumdadır.








Romanın tiyatroya, sinemaya uyarlanmasına kesinlikle karşı değilim. Sinema ve tiyatronun belli bir izleyici kitlesi vardır; ancak TV öyle değildir. Küçücük çocuklarımızı nasıl bir tehlikenin içine attığımızın farkında değiliz. Üstelik bu tehlike evimizin tam içerisinde. Ne yazık ki, çocuklarımızın akıllarından tutacağımız yerde ellerinden tutmakla yetiniyoruz çoğu zaman. Nemrut ateşine ellerimizle atıyoruz onları. Cehaletimiz ayrı ateş, ihmallerimiz ayrı ateş, öfkelerimiz ayrı ateş, sevgisizliğimiz ayrı ateş, umursamazlığımız ayrı ateş…




Binlerce Nemrutlar ateşi, her gün yakacak İbrahimler arıyor

Binlerce Nemrut ateşinde her gün binlerce İbrahim yanıyor… (Yavuz Bahadıroğlu)







Halit Ziya alafranga özentisini ve yanlış batılılaşmayı eleştirirken ve bütün gelişmiş ülkelerin sineması “düzgün aile” profiline odaklanmışken bizdeki bu aykırılık ve değerleri hiçe saymak niye?




Edebiyat derslerinde Servet-i Fünun dönemi, Halit Ziya ve Aşk-ı Memnu adlı romandan bahsedilmiyor mu? Bahsedilirken öğrencilerimiz birbirlerine dizinin en son bölümünü mü anlatıyorlar? Ailemizle birlikte izleyebiliyor muyuz bu tür dizileri?...




Yılmaz Aybar’ın üzerinde düşünülmesi gereken bir sözü vardır:




“Biz kendi değerlerimize sahip çıkma bahsinde çoğu zaman yapmamız gerekenleri değil de yapmamamız gerekenleri canla-başla yapan bir milletiz.”







Ne diyelim? Her hafta izlenen Aşk-ı Memnu adlı dizinin kitabı çıkmış. Hayırlı uğurlu olsun. Keşke Halit Ziya Uşaklıgil’e de bu kitabı okumak nasip olsaydı!


















27 Ekim 2009

Demokratik Açılım ve Teslim Olan PKK’lılar

Demokratik Açılım ve Teslim Olan PKK'lılar

Geçtiğimiz günlerde Iraktan çocuklarla birlikte otuzdört kişi Türkiye'ye geldi. Çocukları düşünmediğimiz zaman gelenlerin tamamının demokratik açılım kapsamında Türkiye'ye gelen PKK'lılardan oluştuğunu duyduk ve öyle olduğunu düşünüyoruz. Gelenler ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Öncelikle belirteyim ki yazımda PKK'lı olduklarını kendileri ifade eden ve terörist başının talimatıyla gelenleri kastederek PKK'lılar tabirini kullanıyorum.

Ülkemizin kanayan yarası terör belasını da bitirmeyi amaçlayan demokratik açılım sürecinde muhtemelen, öyle ya da böyle terör örgütüne girenlerin ülkemize gelmesi bekleniyordu. Durumları etkin pişmanlık yasasından yararlanmaya müsait olanlar bundan yararlanır durumları uygun olmayanlarda gelir cezalarını çeker, çekmeliler de.

Ancak gelen PKK'lılarla ilgili tasvip edilemeyecek noktalar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; yaklaşık yediyüzelli bin kişi olduğu söylenen bir grubun gelen PKK'lıları bayram havası, şölen havası içinde karşılamasıdır. Ülkemizde yıllardır yaşanan terör belası sırasında birçok gencecik vatan evladı şehit birçoğu da gazi olmuştur. Dolayısıyla karşılama töreni için insanları toplayan (bu kadar kalabalığın kendiliğinden bir araya gelmesi çok da akla uygun gelmiyor) kişi, kurum, kuruluş her kim ise ülkemizdeki şehitlerin ve gazilerin aileleri ile milletimizin hassasiyetlerini düşünmeleri gerekirdi. Kaldı ki şehitler ve gaziler sizin de yaşadığınız ve milletvekili seçildiğiniz bölgeden de çıkmıştır.

DTP'li bir milletvekilinin açıklamalarına göre DTP bu kalabalığı toplamamış ancak organize etmiş. Ey DTP ve DTP gibi düşünenler siz bu organizeyi yaparken neyin kutlamasını organize etiğinizi düşünüyordunuz? Bir zafer mi elde edildi de onu kutluyordunuz? Hayır. Ne PKK ne de başka bir terör örgütü Türkiye Cumhuriyetine karşı zafer elde edemez bunu aklınıza iyice sokun.

Gelelim konunun diğer boyutuna, ülkemiz terörün bitirilmesi noktasında adım atmaya kadar verdi ve demokratik açılım adı altında bir süreç başladı. Şimdi bu süreç içerisinde yaşananları kendi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyenler olduğunu görüyoruz. Ülkemiz zor bir süreçten geçiyor ve demokratik açılımda ülkemiz için sancılı bir süreçtir. Açıkcası her hükümetin cesaret edemeyeceği tehlikeli bir süreç.  Neden?

Çünkü bir tarafta DTP devlet tarafından uzatılan eli, gösterilen toleransı kendileri için oy toplama malzemesi olarak kullanmak istemektedir. Sanki devlete karşı bir zafer kazanılmış gibi davranmaktadır. Bu şekilde davranarak bölgedeki itibarını koruma çabası içindedir.

Diğer tarafta Türkiye Cumhuriyetine karşı terör faaliyetleri ile bir şey yapamayacağını anlayan PKK bu yoldan vazgeçerken bu işi en karlı nasıl sonlandırırız onun hesabını yapmaktadır.

Hükümet başta Başbakan olmak üzere çok değişik milletvekilleri vasıtasıyla PKK'lıların karşılanması sırasında yaşananları tasvip etmediklerini ve bunun yanlış olduğunu defalarca açıklamışlardır. Ancak bazı muhalefet milletvekillerinin bu açıklamaları görmezden gelerek yaşananlardan puan ve oy devşirme peşinde olduğu da görünmektedir.

Ülkemizin kırmızı çizgilerinden taviz vermeden yapılan gerek demokratik açılım süreci gerekse terörü bitirme çabaları oy toplama gibi basit amaçlara ve ucuz siyasi çekişmelere alet edilemeyecek kadar önemli konulardır. Dolayısıyla konu hükümet tarafından bu şekilde ele alınmalı. Hem DTP milletvekilleri, hem de diğer muhalefet partili milletvekilleri tarafından da bu şekilde algılanmalıdır.

İbrahim ALİN

ibrahimalin@gmail.com



Windows Live: Arkadaşlarınızın Facebook'ta yaptıklarınızı kolayca görmesini sağlayın.

25 Ekim 2009

İÇİME SİNDİREMİYORUM.

Birkaç gündür kafalarda soru işareti bırakan PKK’lıların dağdan inmeleri ile ilgili haberleri esefle izlemekteyiz..İşte olan oldu bu işin sonu nereye varacak…Yurdun her bir köşesinde PKK’lılar şenlik yaparken, bu vatana canını vermiş oğullarını, eşlerini, babalarını geri isteyenler…Gözünü kırpmadan vatanım deyip bir parçasını kayıp etmiş gazilerimizin feryatları…Kahrolsun PKK diyenlerin coplanması…Ülkemden manzaralar.Bir bir izliyoruz film seyreder gibi. Bir taraf kan ağlıyor, diğer taraf zafer kazanmış edasıyla boy gösteriyor. PKK mı yoksa Ergenekon mu daha tehlikeli? diye vatandaşın kafası karıştırılıyor. Ergenekon terör örgütü adı altında gözaltına alınan henüz suçları sabit görülmemiş aydınlar hala içerde. Ya PKK’lılar jet hızıyla ayaklarına götürülen mahkemelerde ne söyletilip, serbest bırakılıyor. Makam araçlarıyla ve ikramlarla karşılanıyor. Gelen 34 PKK’lı kahraman ilan edilince elbette vatanını seven insanlar hain durumuna düşer ve bu süreçte arabozucu olur. PKK’nın terör örgütü olmaktan çıktığı bu son olaylarla tescillendi. Sıra ellerinde getirdikleri mektupta yazan İmralı’dakinin isteklerini yerine getirmeye geldi. EEEEEE adam boşuna mı o kadar kitapları okudu? İçerde başka ne işi vardı. Hem dinlendi hem de yıllar sonra kazanacağı zaferi hesap etti. Yattığı yerden terör örgütünü yöneten terörist başı sonunda 3 aşamalı yol haritasını açıklama da gecikmedi. Osmanlı’nın isyanları bastırmak için ele başları affedip, paşalık rütbesi vererek maaşa bağladığını, Osmanlı gibi büyük düşünülmesi gerektiğini söyleyen Kürt konusunda çalışmalar yapan Mümtaz TÜRKÖNE’ye ne demeli? Geniş kapsamlı bir af çıkarılarak başta terörist başı ve diğerleri bölücü olmadıklarını söyleyerek serbest bırakılacak, düşüncelerinden dolayı içeri giren aydınların zindanlarda çürütülecek olmalarına ise kader mi diyelim… Bir daha grup çağırmayacağını söyleyen terörist başı devletin gidip PKK ile görüşmesine bir şey demeyeceğini söylüyor. Sorarım size! Devlet teröristlerle masaya oturur mu?
Daha ne söylenir ki, içimize mi sindirelim, bunu mu bekliyorsunuz? Üzgünüm seyirci kalıyorum!... Millet kan ağlarken, vatan diye inim inim inlerken olanları içime sindiremiyorum.YA SİZ?...

24.10.2009
Nermin AYDINLI

20 Ekim 2009

Türkiye-Ermenistan Arasındaki Sorunlar Konuşmadan Çözülebilir Mi ?

Türkiye-Ermenistan Arasındaki Sorunlar Konuşmadan Çözülebilir Mi ?

İbrahim ALİN

Dış Ticaret Uzmanı
ibrahimalin@hotmail.com
 
Türkiye özellikle AK Parti ile birlikte alışık olmadığımız şekilde dış politikada adımlar atmaktadır. Hiç şüphesiz bu adımlardan birisi de Ermenistan ile imzalanan protokoldür. Karşılıklı imzalanan protokoller her iki ülkenin meclislerinin de onaylaması halinde yürürlüğe girecek ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır açılacak.

Tabii söz konusu Ermenistan olunca olay sadece sınır kapısının açılması olarak düşünülemez ve düşünülmemelidir de. Ermeni diasporasının yürüttüğü soykırım kampanyaları, tarihte yaşanan olaylar, Karabağ meselesi, Azerbaycan ve hatta Rusya ile olan ilişkilerimizin durumunu da değerlendirmek gerekmektedir.

Ermenistanla yaşanan süreçten dolayı özellikle Azerbaycanla olan tarihi yakınlığımız ve dil, din, ırk vb ortak noktalarımızın çokluğu nedeni ile ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz. Bu nedenden dolayıdır ki; son zamanlarda Türkiye ve Ermenistan arasında devam eden görüşmeler konusunda Azerbaycanla yaşanan yoğun diplomatik hareketlilik de bunu doğrulamaktadır. Kaldı ki Sn Başbakan Karabağ sorununda ilerleme kaydedilmeden Türkiye-Ermenistan sınırının açılmayacağı yönündeki açıklamayı bizzat kendisi dile getirmiştir. Bununla birlikte Azerbaycanın da Türkiye ile olan ilişkilerini bozmak istemeyeceğini düşünüyoruz.

Konuya bir de Ermenistan cephesi açısından bakacak olursak; aslında Ermeni diasporası da imzalanan bu protokolden çok da hoşnut olmuşa benzemiyor. Çünkü bu protokolden sonra Türkiye ve Ermenistan soykırım iddialarını konuşabilecekler. Şimdiye kadar özellikle Ermeni diasporası tek taraflı olarak özellikle Fransa ve ABD gibi ülkelerde soykırım iddialarını dile getiriyor ve bu yönde de etkili bir propaganda yapıyorlardı. İkinci olarak da Karabağ meselesi dünya gündemine duyurulmuş oldu. Dolayısıyla Ermeni yöneticilerin de imzalanan protokol ve gelişmeler konusunda statükodan yana kesimler tarafından eleştirildiklerini ve çok da rahat olmadıklarını söylemek yanlış olmasa gerek.

Hiç şüphesiz ki gerek kişiler gerekse ülkeler arasındaki problemlerin çözülebilmesi için öncelikle diyaloğun sağlanması ve karşılıklı olarak meselenin konuşulması konuşulabilmesi gerekmektedir. Eğer sınırın kapalı olması bu problemlerin çözümü noktasında yarar sağlayacak olsa idi şimdiye kadar sağlamış olması gerekmez miydi? Ancak gelinen noktaya baktığımızda sınırın kapalı olduğu dönemde problemlerin çözümü bir yana karşılıklı konuşmak bile mümkün olmuyordu.

Türkiye ve Ermenistan gerek Karabağ gerekse soykırım iddiaları konusunda bir ilerleme sağlanmasını istiyorsa bu yönde her iki ülkenin de, statükocu çevrelere rağmen, adım atması gerekiyordu ve iki ülke arasında imzalanan protokolde bu yönde atılmış önemli bir adımdır.

Son olarak da özellikle yetkililere şunu söylemek isterim ki, Ermenistanla yapılan görüşme ve anlaşmaların gerçek amacı konusunda Azerbaycan hükümetinin, Azeri halkının ve de Türkiye kamuoyunun zamanında yeterince bilgilendirilip yanlış anlamaların ve cephe almalarının önüne geçmeye çalışmak yerinde olacaktır.

PARDON

Haydi gözümüz aydın!..Demokratik açılım buymuş demek…Artık terör bitecek.PKK’lılar ellerinde mektupla barış elçileri olarak şehre indiler.Bir bayram havası, bir şenlik nerdeyse tatil ilan edilecek. Vatan haininin çocuk katilinin direktifiyle gelen teröristlerle birlikte birden demokratik bir ülke oluverdik. Sanırım AB’ye girmemizde bir engel kalmadı. Bu kadar kolaydı da neden yıllardır analar, babalar, eşler, çocuklar ağladı, ocaklar söndü? Neden gül gibi fidanlar soldu gitti? Pardon! PKK’lılar, vatan hainleri istemeden dağa çıktı, istemeden örgüt kararına uymak zorunda oldukları için sizleri şehit etti. Pardon! onlar masum, onların evleri, köyleri yok edilmiş…Onlar haklıymış Ya Sen Şehidim!...Üzülme! benim içim kan ağlıyor onların bu kadar rahat bir şekilde geldiklerini görünce…Vatanseverler bu kadar rahat değil. Kalemler her şeyi yazamıyor. Bakın olanlara, bakın onların rahatlığına acaba hayal mi görüyorum… Vatanı bölmek için örgüte katılacaksın, ölüm saçacaksın ve elini kolunu sallaya sallaya gelecek kahramanlar gibi karşılanacaksın. Demokratikleşme buymuş demek… Açlık, işsizlik ve yoksulluğun bitmesini istemek demokratik hak olmuyor, Kürt sorununda yanlış politikanın izlendiği, Kürt halkının ve önderinin barış ve demokratik çözümde ne denli kararlı, iyi niyetli ve ısrarlı olduklarını söylemeleri demokratikleşme oluyor. Türkiye sanayisini, ekonomisini, eğitimini, düzeltti sadece demokratikleşmesindeki en büyük engel olan Kürt sorunu kaldı. Pardon! Sizlerin Kürdistan’ın köy, kasaba ve şehirlerinde yeterli imkanlarla yaşamak istediğinizi unutmuştum. Pardon! Kürt kimliğinizin anayasal güvenceye sahip olarak özgür ve eşit yaşama istediğinizi unutmuşum. Pardon! ben, Türkiye Cumhuriyeti, Ülkesi ve Ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, Tek devlet, tek ülke, tek ulus ve tek bayrak ülküsüne takılmış gidiyorum. Bu ülkede herkesin güllük gülistanlık içinde, sadece ve sadece kürt halkının her türlü ayrımcılığa maruz kaldığını unutmuşum. Pardon! Birileri tarafından artık dağdan inip siyasi arenada mücadele vermenizin istendiğini unutmuşum… Neden bu kadar sızlandım, neden geniş çerçeveden bakmıyorum olaylara. Sanırım ben çağ dışı, insan haklarını ihlal eden, ilerisini görmeyen halen Yurtseverlik peşinde koşan dar kafalı birisiyim…
20.10.2009

Nermin AYDINLI

18 Ekim 2009

"NEFES"

“ NEFES ”

Elveda TANIK
etanik@egm.gov.tr.

Günlerdir televizyon kanallarında, gazetelerde reklamı yapılan ve merakla beklenen “NEFES “ film gösterime girdi. Bugün askerden, çarşı izinli olarak gelen oğlumun isteğiyle sinemaya gidip filimi izledik. Gerçeklerin anlatıldığı, tam anlamıyla harika bir film olmuş… O bölgenin coğrafi ve iklim yapısından tutunda, teröristlere karşı vatanı için sınır karakolunda gece gündüz görev yapan, Mehmetçiğin destansı öyküsünün anlatıldığı bu harika ve görülmeye değer filmin, bazı karelerini sizlerle paylaşmakta yarar gördüm…

Her şeyden önce oyuncuların tanıdık sima olmamaları filmi daha bir gerçekçi yapmış ve gerçekler aynen olduğu gibi anlatılmış. Vatan savunması için görev yapan güvenlik güçlerimizden, sınır karakolundaki Mehmetçiğin;

Teröristlerin burunlarının dibinde olmalarını bilmelerine rağmen, şehit olmaktan korkmadıklarını, yani ölümle dans ettiklerini…

Rengini, uğruna şehit olan ecdatlarımızın kanından alan, bir ülkenin onuru, ay yıldızlı bayrağımızı, o zorlu kış şartlarında rüzgârdan yırtıldığında yenisiyle değiştiren, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün büstü ile Ne Mutlu Türküm Diyene yazılı tabelayı itina ile sürekli temizleyen Mehmetçiğin Kürt oluşu…

Vatan savunmasını, geride bıraktıkları analarından, bacılarından, sevdalarından nasıl üstün tuttuklarını…

Filmde karakolu basıp karakol komutanını öldüren doktor kod adlı teröristi öldüren Mehmetçiğin Kürt oluşu, bana geçen yıl bir iş için, birisi Şırnak Silopi’den, diğeri Kuzey Iraktan yanıma gelen iki Kürt ile yapmış olduğumuz konuşmayı hatırlattı. Ben onlara Kürtler üzerinden oynanan bu oyunlara gelmemeleri yönünde tavsiyede bulunurken, onların söylediği ve tüylerimi diken diken eden o konuşmayı aynen aktarıyorum. Konuşmamızda bana,” İnanın bu olaylarla bizim hiçbir ilgimiz yok. Dua edin ki! Bir savaş çıksın ve görün bu ülke için, bu ay yıldızlı bayrak için, siz mi, yoksa biz mi, önce cepheye koşacağız. Nasıl Türküye deki Kürt halkı devletinin yanında ise, Kuzey Iraktaki Kürt halkı her zaman Türkiye Cumhuriyetinin yanındadır. Bir oylama yapılsın bunu görürsünüz. Barzani ve Talabani Kürt halkına her zaman zarar vermiştir. Biz artık bunun farkındayız.” demişlerdi…

Filmde ayrıca, anaların feryatları anlatılmış. Sayısız şehit cenazesine katıldığımdan, evlatları şehit olan analar, babalar, bacılar, eşler “Vatan Sağ Olsun “derken kendilerinin nasıl yok olduklarına, nasıl acı çektiklerine şahit olmuştum. Onları anlamak için ana olmak lazım. Oğlumun askere gittiği gün, hiç uyku uymadan sabaha kadar ağlamıştım. Gözlerime kan oturmuş, 15 beş gün eve kapanıp, kimseyle görüşmek istememiştim. Hiç kimse beni teselli edememişti… Aslında beni bu kadar üzen oğlumun askere gidişi değildi. Çünkü o Ankara’da askerdi. Her an onu görebilirdim. O teröristlerin şehit ettiği Mehmetçiklerin analarını, eşlerini, yetim kalan o yavruları hatırlamıştım. Onların çektiği acıları, o feryatları yüreğimde hissetmiştim. Düşünün bir kere! Evladınız dağda asker. Karşısında terörist. Bir ananın gözüne uyku girer mi? Asıl canımı acıtan bunlardı…

“NEFES” Filmindeki Orhan Yüzbaşı, Barış Asteğmen, Karakol Komutanı ve erler, bu ülke için şehit olan güvenlik güçlerimizden sadece bir kaçı. Oysa bu ülkenin güvenliği için görev yapan nice POLİS şehit edildi. Nice öğretmenler, nice mühendisler, nice köy korucuları, nice vatandaşlar ve yeni doğmuş bebekler, teröristlerin silahından çıkan kalleş kurşunlar karşısında can verdi. Geride gözü yaşlı analar, bacılar, eşler, yetim yavrular kaldı.

Filmde ayrıca; Yok edilmeye, birbirine düşürülmeye çalışılan farklı etnik yapıdaki bu milletin evlatlarının bir arada olduğu sınır karakolundaki Mehmetçiğin kenetlenmiş elleri ile bu vatanı nasıl savundukları aynen anlatılmış… Her zaman söylediğim gibi, yine de söylüyorum. Sınırlarımızı topla, tüfekle, tel örgülerle, mayınlarla, duvarlarla vb tedbirlerle değil, ancak ve ancak kenetlenmiş ellerimizle, yüreklerimizle koruruz…

Yazımı, Birlik ve Beraberlik içinde olduğumuz sürece, bu terör denen belanın yaşayacak ortamı bulamayacağının anlatıldığı “NEFES” filminin seyredilmeye değer olduğu tavsiyesinde bulunurken, teröristlerin saldırısı sonucu şehit olanların, analarının, babalarının, eşlerinin ve evlatlarının dudaklarından dökülen o iki kelimelik söz ile bitirmek istiyorum.

“VATAN SAĞOLSUN” …

17 EKİM 2009

15 Ekim 2009

IMF'yi Protesto Etmek

IMF’yi Protesto Etmek


İbrahim ALİN
Dış Ticaret Uzmanı
ibrahimalin@hotmail.com 




Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund) IMF bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de çeşitli protestolara konu oldu.

Bir protestocu tepkisini göstermek için IMF başkanının konuşması sırasında ayakkabı fırlattı diğeri pankart açmaya çalıştı. Daha sonraki günlerde protestoların dozu arttı.

Göstericiler İstanbul’da işyerlerine zarar verdiler ve polisle çatıştılar.

Peki tüm bu protestoların amacı neydi ve haklı mıydı? Şimdi siz birisine borç para verdiğinizi düşünün. Sizden borç para alan kişi sizden aldığı para ile kumar oynasa, tatile çıksa, yese, içse ve sizden aldığı parayla gününü gün etse hoşunuza gider mi? Büyük ihtimalle gitmez. Çünkü borç verdiğiniz kişi elindeki parayı bu şekilde harcarsa sizin borç olarak verdiğiniz parayı tahsil etme ihtimali zayıflar.




Dolayısıyla verdiğiniz paranın zevk ve sefa için değil de daha yararlı yerlerde kullanılmasını istersiniz. Örneğin borç verdiğiniz kişi tüccarsa paranın mal alımı, mağazasının büyütülmesi, doktorsa muayenehane açılması, gerekli ekipmanların alınması vb amaçlarla kullanılması gibi. Verdiğiniz para bu gibi yararlı yerlerde kullanılırsa size geri ödenme ihtimali daha yüksek olacaktır.

Bankalar ve kredi kuruluşları da kredi verirken bazı şartlar öne sürebilmekte veya talep edilen paranın nerede kullanılacağını sınırlayabilmektedir. Hatta öyle ki bazı durumlarda siz bankadan doğrudan para bile alamazsınız. Para doğrudan sizin bildirdiğiniz ihtiyacınızın karşılanmasında banka tarafından ilgili yere ödenir.

Normalde IMF talep eden ülkelere borç para veren bir kuruluştur. IMF bu borcu verirken belli şartlarla (reçete ile) vermektedir. Dolayısıyla borç verdiği ülkelere verdiği paraların nerelerde kullanılmasını istediğine dair isteklerini bildirmektedir. Buraya kadar anormal bir durum yok. Çünkü nasıl ki şahıslar ve bankalar verdikleri paranın geri dönüşünü garanti altına almak istiyorlarsa IMF de verdiği borcun geri dönüşünü garanti altına almak isteyebilir.

Ancak IMF’nin istekleri sadece ekonomik önlemlerle sınırlı kalmamakta bazen siyasi talepleri de olmaktadır ki; işin püf noktası ve protestoların asıl gerekçesi belki de burada doğmaktadır. Gelelim protesto şekline; eğer siz ülkenizin kaynaklarını verimli kullanır da IMF’nin vereceği borca gerek duymazsanız o zaman IMF’nin ne siyasi ne de ekonomik talepleri ile uğraşmak zorunda kalmazsınız. Ayrıca bu ayakkabı fırlatmak gibi kopya protesto şekillerinden, pankart açmaktan veya çevreye zarar vermekten başka işe yaramayan taşkınlıklardan daha etkili ve faydalıdır.

Bu yazı eş zamanlı olarak http://www.38haber.com/ adresinde de yayınlanmaktadır.




Son 7 Gün Sayfa Görünümü