Bu Blogda Ara

23 Temmuz 2008

SİYASET VE SİYASETÇİ



Siyaseti incelemeye kalkıştığımızda birçok düşünürlerin tanımlarına rastlarız.Her düşünür kendine özgü yorum katmış ve bilim yönünden incelenmesi gerektiğini savunmuştur.
İlkönce siyaset nedir?
İnsanlara ne kazandırır ve ne kaybettirir? Sorularına cevap vererek konuya girelim:
Siyaset,çeşitli etnik,dini,sosyal,kültürel yapıları olan insanları tek bir bayrak,tek bir vatan ve millet altında belirli hukuk kurallarına uymak koşuluyla bir arada tutabilme ve dünyada ülkenin çıkarlarını ön plana çıkarabilme yeteneğidir.
Siyaset toplumlarda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir.
Siyaset, en genel anlamıyla, bir arada, bir toplum olarak yaşayabilmemiz için ileri sürülen fikirlerin girişilen eylemlerin toplamıdır.
Siyaset,katılım ve katılım iradesidir.Yönetme sanatıdır,siyaset bilimdir şeklinde bir çok tanımı yapılabilir.
İnsanlara Ne Kazandırır?Toplumlarda duyarlı ve kendisini de sorumluluk sahibi hisseden bireyler siyasete girerler.
“Bilinç ve sorumluluk kazandırır”.
Ne kaybettirir? İşte bu soru üzerinde çok durulması gerekir diye düşünüyorum.
Bence;Siyasetçiler,siyaseti bir kazanç kapısı gibi görmeleri nedeniyle toplumumuzda çarpıklık,sorumsuzluk ve otorite boşluğu doğurmuştur.”Parası olan siyaset yapar” ilkesi yaratılarak,siyaset biliminin sadece kitaplarda kalmasına neden olmuştur.Siyasetle uğraşmaya başlayan birey büyük bir istekle sorumluluk hisseder. Ütopik görüşleriyle ve birazda hayal perestliğiyle diyelim siyasi partinin kapısından içeri girer.İyimser düşünce içinde projelerinden ve bir şeyler yapmak istediğinden bahseder.Birey hoşgörülüdür, bilgilidir, kalitelidir.Bakıldığında hiçbir eksikliği yoktur.Tam aranılan insan gibi görünür.Projeler ve üretilen bilgiler uygulamaya başlandığında küçük küçük olaylarla, içeride çalkantılar başlar.Çünkü bu birey üretici, çünkü bu birey aşırı sorumluluk sahibi,memleketi ve milleti için neler yapılabilir ve siyasetin eksikleri nelerdir? diye düşünmektedir…
Bir de madalyonun öteki yüzünden bakalım siyasetçiye; Bu birey siyasetten rant sağlamak,isim yapmak ve dünyanın bütün güzel meyvelerinden,yani en güzel şekilde yaşamak için girmiştir.Onun alanı birilerinin sırtına binmek ve üretmemek ve üretenleri de engellemek.Bu kişi siyasette nasıl başarılı oldu? Başarı kelimesini burada çalışmalar olarak değil de,karar mekanizmalarında nasıl ve ne şekilde yer aldı?...diye düşünelim:
Ya parasıyla,
Ya kuvvetiyle(tabiri caizse,sırtının bir yerlere dayanması ve dayısı ve hatırı sayılır kişilerin desteğiyle),
Ya da güzelliğiyle(kadınlar için diğer şıklarda geçerli ama maalesef bu tür insanlarında yer aldığı görülmektedir.)
Ya da şahsi çıkarı kaybetme endişesi taşıyan, hiçbir şekilde itiraz ve şikayet hakkı olmayan çantacı diye adlandırılan başındakilere kul köle olan, üretemeyen ve şakşakcı, diye nitelendirilenler şeklinde cevaplarla bu soru yanıtlanabilir.
Bu kişiler, halk işsiz mi, aç mı,ülkenin en büyük sorunu nedir,ülke üzerinde oynanan sinsi planlar nelerdir? gibi sorular üzerinde kafa yormaz.Onun için önemli olan günü kurtarmaktır.Seçimlerde kitlelerden çok oy almaktır. Kimileri de siyaseti meslek edinmiştir.Bırakmak istemez.Yenilere ve yenilikçilere tahammülleri yoktur.Tepeden inmeyle her şeyi kendilerinin iyi bildiğini ve halkı ancak kendilerinin iyi yöneteceğine inanırlar.Yetkiyi kendi ellerinde tutarlar ve diğer angarya dedikleri işleri yukarıda belirtilen kişilere yaptırırlar.Ayrıca; Ülkemizde siyasal partilerin büyük çoğunluğu lider partisi görünümünde olduğu için tabana inememekte ve halktan kopmaktadır.
İşte! Siyaset üretmediği ve sorunlara çözüm bulamadığı zaman sosyal çöküntü kaçınılmazdır.Halk geçim telaşına düşer, ülkesindeki siyaseti ve siyasetçiyi denetleyemez.Siyasi kültürdeki bu sorumsuzluk hiçbir gücü olmayan çaresiz vatandaş türünü yaratmıştır.Çaresiz,yoksul vatandaş, kul-her şeyi kabul yaklaşımı içinde olduğu için sorunun büyüklüğünün ve ülke siyasetindeki eksikliğin farkında olamaz.Gelir seviyesi yükselen toplumlarda bireyler kendilerini sorumlu hissederek sivil toplum örgütlerinde yer almaya başlar ve bende varım diyerek söz sahibi olur.Bilinçli bireylerin karşısında siyaset arenasının her kademesindeki kişiler ister istemez kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalırlar.

Peki! Siyasetçide olması gereken nitelikler nelerdir?
Dürüst, eşitlikçi, olayları kavrayabilme yeteneği, tutku, sorumluluk,göz keskinliği, derin düşünme, ruh dinginliği, kendini beğenmişlikten arınmışlık,ulusal ve insani amaçlara hizmet eden,toplumsal ahlaki ve kültürlere değer veren,toplumun çıkarını kendi çıkarının önünde tutan,ahlaklı ve eğitimli olmalıdır.

Sonuç olarak, hep birlikte istediğimiz hedefe götürecek olan siyaseti ve siyaset kurumunun yollarını bizler tespit edelim.Günümüz siyasetin kokuşmuşluğu bizleri korkutmasın. Ülkeyi babalarının çiftliği gibi göremez ve kafalarına göre yönetemezler.Bu nedenle halkın iradesi siyasette en önemli unsurdur.Aksi halde sızlanmaktan öteye gidemeyiz……..
Nermin AYDINLI




15 Temmuz 2008

BIRAKIN ÇİMLER KURUSUN

BIRAKIN ÇİMLER KURUSUN Başta İstanbul olmak üzere, su sıkıntısının had safhada olduğu ülkemizde, öncelikle kamu görevlilerimiz olmak üzere, bütün halkımızı su konusunda daha duyarlı olmaya çağırıyoruz. Bizlere, çocuklarımız ve torunlarımız tarafından emanet olarak bırakılan doğal ve kültürel çevreyi korumak, hepimiz için vatandaşlık ve insanlık borcudur. Aşırı tüketim alışkanlıklarının bir çok çevre sorununun temelini teşkil ettiği günümüzde; kaybedilen insan sağlığının parayla geri kazanılamadığı gibi, kaybedilen çevre sağlığının da parayla satın alınamayacağı herkesçe bilinmesi gereken bir gerçektir. Yaz mevsiminin girdiği, sıcakların arttığı; suların çekilmeye, otların kurumaya başladığı şu günlerde, bir taraftan bilinçsizce ve hoyratça kirletilen diğer taraftan israf edilen kaynaklarımızın başında su gelmektedir. Biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan su, bütün canlı hayatı için büyük bir öneme sahiptir. Dünyamızın %70'ini kaplayan suyun ancak %0.3'ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir. Susuz yaşanamayacağına göre; su kaynaklarımızı verimli ve bilinçli kullanmak, geleceğimizi ve gelecek nesillerimizi korumak ve kurtarmak anlamına gelmektedir. Evimizdeki veya işyerimizdeki bir musluk veya rezervuar su sızdırıyorsa yılda en az 12-13 ton su boşa akıyor demektir. Hal böyle iken; park ve bahçelerde, ev ve işyerlerinde, hortumla ölçüsüz biçimde yapılan bahçe sulamalarında; halı, balkon, otomobil yıkamalarında meydana gelecek su kayıplarının ürkütücü rakamlara çıkacağı malumdur. Tasarrufu ön plana almadan yapılacak bütün çözümler ile ancak günü kurtarmak mümkün olabilir. Su sıkıntısına çözüm olarak sunulan ve sadece pahalı yöntemlerle kaynak üretmeyi hedef alan çalışmalar yerine, su konusunda uzmanlaşmış akademisyenlerimizin mevcut kaynakları daha bilinçli ve etkili kullanma yöntemleri üzerinde çalışmaları daha uygun olacaktır.Unutulmamalı ki koruyucu hekimlik, tedaviden önce gelir. Gelecek nesillere saygılı, çevre dostu bir toplum oluşturma adına; sade yaşam özendirilmeli, bilinçli tüketim teşvik edilmelidir. Su kaynaklarımızı özenle koruyacak, her bir su damlasını en az iki kere kullanacak projeleri hep birlikte geliştirmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Bu amaçla: 1- Belediyeler ve bağlı kuruluşları tarafından, evlerde ve işyerlerinde suyun nasıl daha verimli kullanılacağına dair danışma merkezleri oluşturulmalı ve bu merkezlerde halka verilen bilgiler aynı zamanda web sayfaları aracılığı ile de halka duyurulmalıdır. 2- Tüketiciler bilinçlendirilmeli; musluk, duş başlığı ve rezervuar satın alırken nelere dikkat etmeleri gerektiği öğretilmeli, evlerde su kaçaklarının nasıl tespit edilmesi gerektiği anlatılmalıdır. 3- Suyun bedeli israfı önleyici ve tasarrufu teşvik edici yönde, doğru olarak belirlenmelidir. 4- Kamu yararına kullanılan ortak mekanlarda su sızdıran musluk ve rezervuarların periyodik olarak denetim, takip ve tamiri yapılmalıdır. 5- Yol kenarları ve parklardaki fidan sulamaları ile konut alanları ve işyerlerindeki sulama işlemlerinde kullanılan vahşi sulama yöntemleri terk edilerek, hızla ekonomik sulama yöntemlerine geçilmelidir. 6- Halkın çoğunluğu tarafından içme suyu olarak kullanılan şebeke suları ile park, bahçe ve çim sulamaları terk edilerek, arıtılmış atık sularının kullanımı teşvik edilmelidir. 7- Boşa giden yağmur suyundan istifade yöntemleri geliştirilip, yaygınlaştırılmalı; yer altı su kaynaklarının korunması ve zenginleştirilmesi amacıyla yeşil alanlar (toprak zeminler) arttırılmalıdır. 8- Yağmur suyu şebekeleri ile pis su şebekeleri mutlaka ayrılmalı; yağmur sularının atık su şeklinde zayi edilmesi ya da denizlere akması önlenmelidir. 9- Su kaynaklarını koruma ve zenginleştirme yöntemlerini teşvik edici; kaynak israfını önleyici mevzuat çalışmaları yapılmalı ve uygulamaya geçilmelidir. Yukarıda sayılanlara ilave olarak yerel yönetimlerin, bu alanda uzman akademisyenlerin de desteğini alarak, hem yöreye ait yeni ve doğru yaklaşımlar geliştirmesi, hem de bu yaklaşımları eğitimciler ve gönüllü kuruluşlar aracılığıyla gerek topluma ve gerekse geleceğin mirasçısı olan çocuklarımıza ulaştırması gerekmektedir. Televizyonlardan “hava durumu” izler gibi “barajların doluluk oranları”nı takip ettiğimiz şu sıcak günlerde, “Su Tasarrufu”nun önemine bir kere daha vurgu yapmak amacıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Dairesi eski başkanı ve şu anda Hatay milletvekili olan Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün hazırladığı, %35’e varan su tasarruf yöntemlerini içeren notlar kitapçık haline getirilerek www.cekud.org internet sitemizde kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Saygılarımızla,
ÇEKÜD ÇEVRE VE KÜLTÜR KURULUŞLARI DAYANIŞMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü