Bu Blogda Ara

27 Ekim 2009

Demokratik Açılım ve Teslim Olan PKK’lılar

Demokratik Açılım ve Teslim Olan PKK'lılar

Geçtiğimiz günlerde Iraktan çocuklarla birlikte otuzdört kişi Türkiye'ye geldi. Çocukları düşünmediğimiz zaman gelenlerin tamamının demokratik açılım kapsamında Türkiye'ye gelen PKK'lılardan oluştuğunu duyduk ve öyle olduğunu düşünüyoruz. Gelenler ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Öncelikle belirteyim ki yazımda PKK'lı olduklarını kendileri ifade eden ve terörist başının talimatıyla gelenleri kastederek PKK'lılar tabirini kullanıyorum.

Ülkemizin kanayan yarası terör belasını da bitirmeyi amaçlayan demokratik açılım sürecinde muhtemelen, öyle ya da böyle terör örgütüne girenlerin ülkemize gelmesi bekleniyordu. Durumları etkin pişmanlık yasasından yararlanmaya müsait olanlar bundan yararlanır durumları uygun olmayanlarda gelir cezalarını çeker, çekmeliler de.

Ancak gelen PKK'lılarla ilgili tasvip edilemeyecek noktalar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; yaklaşık yediyüzelli bin kişi olduğu söylenen bir grubun gelen PKK'lıları bayram havası, şölen havası içinde karşılamasıdır. Ülkemizde yıllardır yaşanan terör belası sırasında birçok gencecik vatan evladı şehit birçoğu da gazi olmuştur. Dolayısıyla karşılama töreni için insanları toplayan (bu kadar kalabalığın kendiliğinden bir araya gelmesi çok da akla uygun gelmiyor) kişi, kurum, kuruluş her kim ise ülkemizdeki şehitlerin ve gazilerin aileleri ile milletimizin hassasiyetlerini düşünmeleri gerekirdi. Kaldı ki şehitler ve gaziler sizin de yaşadığınız ve milletvekili seçildiğiniz bölgeden de çıkmıştır.

DTP'li bir milletvekilinin açıklamalarına göre DTP bu kalabalığı toplamamış ancak organize etmiş. Ey DTP ve DTP gibi düşünenler siz bu organizeyi yaparken neyin kutlamasını organize etiğinizi düşünüyordunuz? Bir zafer mi elde edildi de onu kutluyordunuz? Hayır. Ne PKK ne de başka bir terör örgütü Türkiye Cumhuriyetine karşı zafer elde edemez bunu aklınıza iyice sokun.

Gelelim konunun diğer boyutuna, ülkemiz terörün bitirilmesi noktasında adım atmaya kadar verdi ve demokratik açılım adı altında bir süreç başladı. Şimdi bu süreç içerisinde yaşananları kendi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyenler olduğunu görüyoruz. Ülkemiz zor bir süreçten geçiyor ve demokratik açılımda ülkemiz için sancılı bir süreçtir. Açıkcası her hükümetin cesaret edemeyeceği tehlikeli bir süreç.  Neden?

Çünkü bir tarafta DTP devlet tarafından uzatılan eli, gösterilen toleransı kendileri için oy toplama malzemesi olarak kullanmak istemektedir. Sanki devlete karşı bir zafer kazanılmış gibi davranmaktadır. Bu şekilde davranarak bölgedeki itibarını koruma çabası içindedir.

Diğer tarafta Türkiye Cumhuriyetine karşı terör faaliyetleri ile bir şey yapamayacağını anlayan PKK bu yoldan vazgeçerken bu işi en karlı nasıl sonlandırırız onun hesabını yapmaktadır.

Hükümet başta Başbakan olmak üzere çok değişik milletvekilleri vasıtasıyla PKK'lıların karşılanması sırasında yaşananları tasvip etmediklerini ve bunun yanlış olduğunu defalarca açıklamışlardır. Ancak bazı muhalefet milletvekillerinin bu açıklamaları görmezden gelerek yaşananlardan puan ve oy devşirme peşinde olduğu da görünmektedir.

Ülkemizin kırmızı çizgilerinden taviz vermeden yapılan gerek demokratik açılım süreci gerekse terörü bitirme çabaları oy toplama gibi basit amaçlara ve ucuz siyasi çekişmelere alet edilemeyecek kadar önemli konulardır. Dolayısıyla konu hükümet tarafından bu şekilde ele alınmalı. Hem DTP milletvekilleri, hem de diğer muhalefet partili milletvekilleri tarafından da bu şekilde algılanmalıdır.

İbrahim ALİN

ibrahimalin@gmail.com



Windows Live: Arkadaşlarınızın Facebook'ta yaptıklarınızı kolayca görmesini sağlayın.

25 Ekim 2009

İÇİME SİNDİREMİYORUM.

Birkaç gündür kafalarda soru işareti bırakan PKK’lıların dağdan inmeleri ile ilgili haberleri esefle izlemekteyiz..İşte olan oldu bu işin sonu nereye varacak…Yurdun her bir köşesinde PKK’lılar şenlik yaparken, bu vatana canını vermiş oğullarını, eşlerini, babalarını geri isteyenler…Gözünü kırpmadan vatanım deyip bir parçasını kayıp etmiş gazilerimizin feryatları…Kahrolsun PKK diyenlerin coplanması…Ülkemden manzaralar.Bir bir izliyoruz film seyreder gibi. Bir taraf kan ağlıyor, diğer taraf zafer kazanmış edasıyla boy gösteriyor. PKK mı yoksa Ergenekon mu daha tehlikeli? diye vatandaşın kafası karıştırılıyor. Ergenekon terör örgütü adı altında gözaltına alınan henüz suçları sabit görülmemiş aydınlar hala içerde. Ya PKK’lılar jet hızıyla ayaklarına götürülen mahkemelerde ne söyletilip, serbest bırakılıyor. Makam araçlarıyla ve ikramlarla karşılanıyor. Gelen 34 PKK’lı kahraman ilan edilince elbette vatanını seven insanlar hain durumuna düşer ve bu süreçte arabozucu olur. PKK’nın terör örgütü olmaktan çıktığı bu son olaylarla tescillendi. Sıra ellerinde getirdikleri mektupta yazan İmralı’dakinin isteklerini yerine getirmeye geldi. EEEEEE adam boşuna mı o kadar kitapları okudu? İçerde başka ne işi vardı. Hem dinlendi hem de yıllar sonra kazanacağı zaferi hesap etti. Yattığı yerden terör örgütünü yöneten terörist başı sonunda 3 aşamalı yol haritasını açıklama da gecikmedi. Osmanlı’nın isyanları bastırmak için ele başları affedip, paşalık rütbesi vererek maaşa bağladığını, Osmanlı gibi büyük düşünülmesi gerektiğini söyleyen Kürt konusunda çalışmalar yapan Mümtaz TÜRKÖNE’ye ne demeli? Geniş kapsamlı bir af çıkarılarak başta terörist başı ve diğerleri bölücü olmadıklarını söyleyerek serbest bırakılacak, düşüncelerinden dolayı içeri giren aydınların zindanlarda çürütülecek olmalarına ise kader mi diyelim… Bir daha grup çağırmayacağını söyleyen terörist başı devletin gidip PKK ile görüşmesine bir şey demeyeceğini söylüyor. Sorarım size! Devlet teröristlerle masaya oturur mu?
Daha ne söylenir ki, içimize mi sindirelim, bunu mu bekliyorsunuz? Üzgünüm seyirci kalıyorum!... Millet kan ağlarken, vatan diye inim inim inlerken olanları içime sindiremiyorum.YA SİZ?...

24.10.2009
Nermin AYDINLI

20 Ekim 2009

Türkiye-Ermenistan Arasındaki Sorunlar Konuşmadan Çözülebilir Mi ?

Türkiye-Ermenistan Arasındaki Sorunlar Konuşmadan Çözülebilir Mi ?

İbrahim ALİN

Dış Ticaret Uzmanı
ibrahimalin@hotmail.com
 
Türkiye özellikle AK Parti ile birlikte alışık olmadığımız şekilde dış politikada adımlar atmaktadır. Hiç şüphesiz bu adımlardan birisi de Ermenistan ile imzalanan protokoldür. Karşılıklı imzalanan protokoller her iki ülkenin meclislerinin de onaylaması halinde yürürlüğe girecek ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır açılacak.

Tabii söz konusu Ermenistan olunca olay sadece sınır kapısının açılması olarak düşünülemez ve düşünülmemelidir de. Ermeni diasporasının yürüttüğü soykırım kampanyaları, tarihte yaşanan olaylar, Karabağ meselesi, Azerbaycan ve hatta Rusya ile olan ilişkilerimizin durumunu da değerlendirmek gerekmektedir.

Ermenistanla yaşanan süreçten dolayı özellikle Azerbaycanla olan tarihi yakınlığımız ve dil, din, ırk vb ortak noktalarımızın çokluğu nedeni ile ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz. Bu nedenden dolayıdır ki; son zamanlarda Türkiye ve Ermenistan arasında devam eden görüşmeler konusunda Azerbaycanla yaşanan yoğun diplomatik hareketlilik de bunu doğrulamaktadır. Kaldı ki Sn Başbakan Karabağ sorununda ilerleme kaydedilmeden Türkiye-Ermenistan sınırının açılmayacağı yönündeki açıklamayı bizzat kendisi dile getirmiştir. Bununla birlikte Azerbaycanın da Türkiye ile olan ilişkilerini bozmak istemeyeceğini düşünüyoruz.

Konuya bir de Ermenistan cephesi açısından bakacak olursak; aslında Ermeni diasporası da imzalanan bu protokolden çok da hoşnut olmuşa benzemiyor. Çünkü bu protokolden sonra Türkiye ve Ermenistan soykırım iddialarını konuşabilecekler. Şimdiye kadar özellikle Ermeni diasporası tek taraflı olarak özellikle Fransa ve ABD gibi ülkelerde soykırım iddialarını dile getiriyor ve bu yönde de etkili bir propaganda yapıyorlardı. İkinci olarak da Karabağ meselesi dünya gündemine duyurulmuş oldu. Dolayısıyla Ermeni yöneticilerin de imzalanan protokol ve gelişmeler konusunda statükodan yana kesimler tarafından eleştirildiklerini ve çok da rahat olmadıklarını söylemek yanlış olmasa gerek.

Hiç şüphesiz ki gerek kişiler gerekse ülkeler arasındaki problemlerin çözülebilmesi için öncelikle diyaloğun sağlanması ve karşılıklı olarak meselenin konuşulması konuşulabilmesi gerekmektedir. Eğer sınırın kapalı olması bu problemlerin çözümü noktasında yarar sağlayacak olsa idi şimdiye kadar sağlamış olması gerekmez miydi? Ancak gelinen noktaya baktığımızda sınırın kapalı olduğu dönemde problemlerin çözümü bir yana karşılıklı konuşmak bile mümkün olmuyordu.

Türkiye ve Ermenistan gerek Karabağ gerekse soykırım iddiaları konusunda bir ilerleme sağlanmasını istiyorsa bu yönde her iki ülkenin de, statükocu çevrelere rağmen, adım atması gerekiyordu ve iki ülke arasında imzalanan protokolde bu yönde atılmış önemli bir adımdır.

Son olarak da özellikle yetkililere şunu söylemek isterim ki, Ermenistanla yapılan görüşme ve anlaşmaların gerçek amacı konusunda Azerbaycan hükümetinin, Azeri halkının ve de Türkiye kamuoyunun zamanında yeterince bilgilendirilip yanlış anlamaların ve cephe almalarının önüne geçmeye çalışmak yerinde olacaktır.

PARDON

Haydi gözümüz aydın!..Demokratik açılım buymuş demek…Artık terör bitecek.PKK’lılar ellerinde mektupla barış elçileri olarak şehre indiler.Bir bayram havası, bir şenlik nerdeyse tatil ilan edilecek. Vatan haininin çocuk katilinin direktifiyle gelen teröristlerle birlikte birden demokratik bir ülke oluverdik. Sanırım AB’ye girmemizde bir engel kalmadı. Bu kadar kolaydı da neden yıllardır analar, babalar, eşler, çocuklar ağladı, ocaklar söndü? Neden gül gibi fidanlar soldu gitti? Pardon! PKK’lılar, vatan hainleri istemeden dağa çıktı, istemeden örgüt kararına uymak zorunda oldukları için sizleri şehit etti. Pardon! onlar masum, onların evleri, köyleri yok edilmiş…Onlar haklıymış Ya Sen Şehidim!...Üzülme! benim içim kan ağlıyor onların bu kadar rahat bir şekilde geldiklerini görünce…Vatanseverler bu kadar rahat değil. Kalemler her şeyi yazamıyor. Bakın olanlara, bakın onların rahatlığına acaba hayal mi görüyorum… Vatanı bölmek için örgüte katılacaksın, ölüm saçacaksın ve elini kolunu sallaya sallaya gelecek kahramanlar gibi karşılanacaksın. Demokratikleşme buymuş demek… Açlık, işsizlik ve yoksulluğun bitmesini istemek demokratik hak olmuyor, Kürt sorununda yanlış politikanın izlendiği, Kürt halkının ve önderinin barış ve demokratik çözümde ne denli kararlı, iyi niyetli ve ısrarlı olduklarını söylemeleri demokratikleşme oluyor. Türkiye sanayisini, ekonomisini, eğitimini, düzeltti sadece demokratikleşmesindeki en büyük engel olan Kürt sorunu kaldı. Pardon! Sizlerin Kürdistan’ın köy, kasaba ve şehirlerinde yeterli imkanlarla yaşamak istediğinizi unutmuştum. Pardon! Kürt kimliğinizin anayasal güvenceye sahip olarak özgür ve eşit yaşama istediğinizi unutmuşum. Pardon! ben, Türkiye Cumhuriyeti, Ülkesi ve Ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, Tek devlet, tek ülke, tek ulus ve tek bayrak ülküsüne takılmış gidiyorum. Bu ülkede herkesin güllük gülistanlık içinde, sadece ve sadece kürt halkının her türlü ayrımcılığa maruz kaldığını unutmuşum. Pardon! Birileri tarafından artık dağdan inip siyasi arenada mücadele vermenizin istendiğini unutmuşum… Neden bu kadar sızlandım, neden geniş çerçeveden bakmıyorum olaylara. Sanırım ben çağ dışı, insan haklarını ihlal eden, ilerisini görmeyen halen Yurtseverlik peşinde koşan dar kafalı birisiyim…
20.10.2009

Nermin AYDINLI

18 Ekim 2009

"NEFES"

“ NEFES ”

Elveda TANIK
etanik@egm.gov.tr.

Günlerdir televizyon kanallarında, gazetelerde reklamı yapılan ve merakla beklenen “NEFES “ film gösterime girdi. Bugün askerden, çarşı izinli olarak gelen oğlumun isteğiyle sinemaya gidip filimi izledik. Gerçeklerin anlatıldığı, tam anlamıyla harika bir film olmuş… O bölgenin coğrafi ve iklim yapısından tutunda, teröristlere karşı vatanı için sınır karakolunda gece gündüz görev yapan, Mehmetçiğin destansı öyküsünün anlatıldığı bu harika ve görülmeye değer filmin, bazı karelerini sizlerle paylaşmakta yarar gördüm…

Her şeyden önce oyuncuların tanıdık sima olmamaları filmi daha bir gerçekçi yapmış ve gerçekler aynen olduğu gibi anlatılmış. Vatan savunması için görev yapan güvenlik güçlerimizden, sınır karakolundaki Mehmetçiğin;

Teröristlerin burunlarının dibinde olmalarını bilmelerine rağmen, şehit olmaktan korkmadıklarını, yani ölümle dans ettiklerini…

Rengini, uğruna şehit olan ecdatlarımızın kanından alan, bir ülkenin onuru, ay yıldızlı bayrağımızı, o zorlu kış şartlarında rüzgârdan yırtıldığında yenisiyle değiştiren, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün büstü ile Ne Mutlu Türküm Diyene yazılı tabelayı itina ile sürekli temizleyen Mehmetçiğin Kürt oluşu…

Vatan savunmasını, geride bıraktıkları analarından, bacılarından, sevdalarından nasıl üstün tuttuklarını…

Filmde karakolu basıp karakol komutanını öldüren doktor kod adlı teröristi öldüren Mehmetçiğin Kürt oluşu, bana geçen yıl bir iş için, birisi Şırnak Silopi’den, diğeri Kuzey Iraktan yanıma gelen iki Kürt ile yapmış olduğumuz konuşmayı hatırlattı. Ben onlara Kürtler üzerinden oynanan bu oyunlara gelmemeleri yönünde tavsiyede bulunurken, onların söylediği ve tüylerimi diken diken eden o konuşmayı aynen aktarıyorum. Konuşmamızda bana,” İnanın bu olaylarla bizim hiçbir ilgimiz yok. Dua edin ki! Bir savaş çıksın ve görün bu ülke için, bu ay yıldızlı bayrak için, siz mi, yoksa biz mi, önce cepheye koşacağız. Nasıl Türküye deki Kürt halkı devletinin yanında ise, Kuzey Iraktaki Kürt halkı her zaman Türkiye Cumhuriyetinin yanındadır. Bir oylama yapılsın bunu görürsünüz. Barzani ve Talabani Kürt halkına her zaman zarar vermiştir. Biz artık bunun farkındayız.” demişlerdi…

Filmde ayrıca, anaların feryatları anlatılmış. Sayısız şehit cenazesine katıldığımdan, evlatları şehit olan analar, babalar, bacılar, eşler “Vatan Sağ Olsun “derken kendilerinin nasıl yok olduklarına, nasıl acı çektiklerine şahit olmuştum. Onları anlamak için ana olmak lazım. Oğlumun askere gittiği gün, hiç uyku uymadan sabaha kadar ağlamıştım. Gözlerime kan oturmuş, 15 beş gün eve kapanıp, kimseyle görüşmek istememiştim. Hiç kimse beni teselli edememişti… Aslında beni bu kadar üzen oğlumun askere gidişi değildi. Çünkü o Ankara’da askerdi. Her an onu görebilirdim. O teröristlerin şehit ettiği Mehmetçiklerin analarını, eşlerini, yetim kalan o yavruları hatırlamıştım. Onların çektiği acıları, o feryatları yüreğimde hissetmiştim. Düşünün bir kere! Evladınız dağda asker. Karşısında terörist. Bir ananın gözüne uyku girer mi? Asıl canımı acıtan bunlardı…

“NEFES” Filmindeki Orhan Yüzbaşı, Barış Asteğmen, Karakol Komutanı ve erler, bu ülke için şehit olan güvenlik güçlerimizden sadece bir kaçı. Oysa bu ülkenin güvenliği için görev yapan nice POLİS şehit edildi. Nice öğretmenler, nice mühendisler, nice köy korucuları, nice vatandaşlar ve yeni doğmuş bebekler, teröristlerin silahından çıkan kalleş kurşunlar karşısında can verdi. Geride gözü yaşlı analar, bacılar, eşler, yetim yavrular kaldı.

Filmde ayrıca; Yok edilmeye, birbirine düşürülmeye çalışılan farklı etnik yapıdaki bu milletin evlatlarının bir arada olduğu sınır karakolundaki Mehmetçiğin kenetlenmiş elleri ile bu vatanı nasıl savundukları aynen anlatılmış… Her zaman söylediğim gibi, yine de söylüyorum. Sınırlarımızı topla, tüfekle, tel örgülerle, mayınlarla, duvarlarla vb tedbirlerle değil, ancak ve ancak kenetlenmiş ellerimizle, yüreklerimizle koruruz…

Yazımı, Birlik ve Beraberlik içinde olduğumuz sürece, bu terör denen belanın yaşayacak ortamı bulamayacağının anlatıldığı “NEFES” filminin seyredilmeye değer olduğu tavsiyesinde bulunurken, teröristlerin saldırısı sonucu şehit olanların, analarının, babalarının, eşlerinin ve evlatlarının dudaklarından dökülen o iki kelimelik söz ile bitirmek istiyorum.

“VATAN SAĞOLSUN” …

17 EKİM 2009

15 Ekim 2009

IMF'yi Protesto Etmek

IMF’yi Protesto Etmek


İbrahim ALİN
Dış Ticaret Uzmanı
ibrahimalin@hotmail.com 




Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund) IMF bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de çeşitli protestolara konu oldu.

Bir protestocu tepkisini göstermek için IMF başkanının konuşması sırasında ayakkabı fırlattı diğeri pankart açmaya çalıştı. Daha sonraki günlerde protestoların dozu arttı.

Göstericiler İstanbul’da işyerlerine zarar verdiler ve polisle çatıştılar.

Peki tüm bu protestoların amacı neydi ve haklı mıydı? Şimdi siz birisine borç para verdiğinizi düşünün. Sizden borç para alan kişi sizden aldığı para ile kumar oynasa, tatile çıksa, yese, içse ve sizden aldığı parayla gününü gün etse hoşunuza gider mi? Büyük ihtimalle gitmez. Çünkü borç verdiğiniz kişi elindeki parayı bu şekilde harcarsa sizin borç olarak verdiğiniz parayı tahsil etme ihtimali zayıflar.




Dolayısıyla verdiğiniz paranın zevk ve sefa için değil de daha yararlı yerlerde kullanılmasını istersiniz. Örneğin borç verdiğiniz kişi tüccarsa paranın mal alımı, mağazasının büyütülmesi, doktorsa muayenehane açılması, gerekli ekipmanların alınması vb amaçlarla kullanılması gibi. Verdiğiniz para bu gibi yararlı yerlerde kullanılırsa size geri ödenme ihtimali daha yüksek olacaktır.

Bankalar ve kredi kuruluşları da kredi verirken bazı şartlar öne sürebilmekte veya talep edilen paranın nerede kullanılacağını sınırlayabilmektedir. Hatta öyle ki bazı durumlarda siz bankadan doğrudan para bile alamazsınız. Para doğrudan sizin bildirdiğiniz ihtiyacınızın karşılanmasında banka tarafından ilgili yere ödenir.

Normalde IMF talep eden ülkelere borç para veren bir kuruluştur. IMF bu borcu verirken belli şartlarla (reçete ile) vermektedir. Dolayısıyla borç verdiği ülkelere verdiği paraların nerelerde kullanılmasını istediğine dair isteklerini bildirmektedir. Buraya kadar anormal bir durum yok. Çünkü nasıl ki şahıslar ve bankalar verdikleri paranın geri dönüşünü garanti altına almak istiyorlarsa IMF de verdiği borcun geri dönüşünü garanti altına almak isteyebilir.

Ancak IMF’nin istekleri sadece ekonomik önlemlerle sınırlı kalmamakta bazen siyasi talepleri de olmaktadır ki; işin püf noktası ve protestoların asıl gerekçesi belki de burada doğmaktadır. Gelelim protesto şekline; eğer siz ülkenizin kaynaklarını verimli kullanır da IMF’nin vereceği borca gerek duymazsanız o zaman IMF’nin ne siyasi ne de ekonomik talepleri ile uğraşmak zorunda kalmazsınız. Ayrıca bu ayakkabı fırlatmak gibi kopya protesto şekillerinden, pankart açmaktan veya çevreye zarar vermekten başka işe yaramayan taşkınlıklardan daha etkili ve faydalıdır.

Bu yazı eş zamanlı olarak http://www.38haber.com/ adresinde de yayınlanmaktadır.




12 Ekim 2009

Gündem Blog Şimdi Herkese Açık

Gündem Blog Şimdi Herkese Açık

Ahmet GÜLŞEN
Gündem Blog Moderatörü


Ülke ve dünya gündemine dair yazılarınıza yer veren gündem blog paylaşacak fikri olan herkese açık. Siz de ülke ve dünya gündeminde insanımızı ilgilendiren tüm olaylara kendi açınızdan yaklaşarak değerlendirme yazabilirisiniz. Yapmanız gereken tek şey; Makale Şablonunda olduğu gibi biçime özen göstermektir. Dil ve içerik konusunda biraz itina ve hukuka saygı yazılarınızın yayınlanmasının asgari şartlarıdır.


Makalenizi bu alana yazabilirisiniz. Yazı formatını değiştirmeden yazıp doğrudan yazı metnini epostanın içine yapıştırmak suretiyle ahmetgulsen1.taslakmakale-gundem@blogger.com  adresine gönderiniz.


            Makalenizde tablolar ekleyebilirsiniz, dilediğiniz gibi yazınızı biçimleyebilirsiniz. Yazılarınız onaydan geçtikten sonra yayına açılacaktır.

Şimdi sizin makalelerinizi bekliyoruz.







5 Ekim 2009

SORUNUMUZ AÇILIM MI?

Türkiye’nin bugünkü durumu çıkmaz ve tehlikeli bir yol almaya başladı. Bir tarafta açılımlar, bir tarafta yoksulluk, bir tarafta yozlaşmaya başlayan değerler… Gündemin hızına erişilemiyor. Açılım ve demokratikleşme diye bir yol tutturmuşuz ve bunun peşinde koşup duruyoruz. Neyi ne kadar biliyoruz. Bunlarla uğraşırken acaba Türkiye’nin en önemli sorunlarından olan Türkiye ekonomisini hiç merak ediyormuyuz? İhracatın düştüğünü, yatırımların durduğunu, işten çıkarmaların hızlandığını,vatandaşın alım gücünün azaldığını kaçımız biliyoruz.Türkiye tarımı ne durumda, çiftçinin, üreticinin sorunları nelerdir? İşsizlik rakamları açıklanırken kaçımız ciddi bir şekilde dinliyoruz. Maalesef birilerini kriz teğet geçerken yoksullukla uğraşan halkımız birilerinin hamuduyla götürdüklerinin bile farkında değiller. Kaldı ki açılım nedir? sorusuna cevap arayacaklar… Aslında bizim sorunumuz açılım ve demokratikleşme olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dünya küreselleşme yaşarken, doğanın tahrip edilmesiyle birlikte emperyalist ülkelerin kaynakları azalmakta ve kendilerine yeni yeni kaynaklar aramaktadırlar. Bu da ekonomisi gelişmemiş, kaynakça zengin olan ülkeleri cazip hale getirmektedir. Ya direk saldırılmakta ya da çeşitli oyunlarla iç huzursuzluğa doğru itilmektedir. Orta doğu bugün kan gölüne çevrilmiş ve içler acısı bir durumdadır. Köprü vazifesini gören dört tarafı denizlerle çevrili ve doğa kaynakları zengin olan ülkemiz bazılarının iştahını kabartmaktadır. Empertalist güçlere karşı bir ders veren bu ulus nasıl yok edilir projesi üretilmektedir. Yıllarca iç içe yaşamış ve hiçbir şekilde ayrıştırılmamış kimlikler ayrıştırılmaya çalışılmakta ve hepimiz bir dipsiz kuyuya çekilmekteyiz. Bölge halkı da oynanan oyunun farkında değiller. Doğu ve güneydoğunun esas sorunu feodalitedir. Birileri Kürt vatandaşlarımızı rant kapısı görmektedirler. Kürt hakkı diyenler acaba Türkiye Cumhuriyetinde istedikleri yerlerde(mecliste, bürokrasi de ve her alanda) olmadılar mı? Ha! Hizmetin eksik olduğunu, yoksulluğun giderilmesi gerektiğini söyleyin o zaman biz de sizinle demokratik haklarımız diyelim. Yok kardeşim demokratik hak sadece bir tarafa olmaz, sizler hak derken diğer tarafın da haklarını çiğnediğinizin farkında değilsiniz. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin aynı haklara sahip olduğunu çok iyi biliyorsunuz ama içinizde ki birilerinin işine gelmiyor. Bunların amacı ülkemizi hem bölmek, hem de sömürge haline getirmektir. Zengin kaynakları kullanılmayan ülkemiz zamanla dışarı bağımlı hale gelecektir. Üretmeyen bir ülke ekonomisinin çökmesi bağımsızlığını kaybetmesi demektir. Yok kardeşim yok birilerinin sizin üzerinizden rant sağladığının farkında değilsiniz. İşsizlik ve gelişmemişlik sadece doğu ve güney doğuya mahsus bir sorun değil. Bu ülkemizin ve hepimizin sorunudur. Sanayinin durması, tarımın ve hayvancılığın yok olması hepimizin sorunudur. Eğitimsizlik, yoksulluk ve yoksunluk hepimizin sorunudur. Bunlar çözülürse zaten demokratik açılımı gerçekleştirmiş oluruz. Etnik ayrımcılık kendiliğinden ortadan kalkar ve işbirlikçiler, rantçılar amaçlarına ulaşamazlar.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” sözü etnik kimliklerin ötesinde herkesi kucaklayan, bütünleştiricidir.

Ulu Önderimiz ATATÜRK’ün, “Türk milletini oluşturan bireylerin kökenleri ne olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliğini, birlikte yaşama arzusunu, Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısına ve toprak bütünlüğüne sahip çıkılma bilincini içeren çağdaş bir olgu” olduğunu vurgulayan bu sözlerini hatırlatmak isterim.

Anayasamız da Türk milleti ve Türklük kavramları etnik baz da değil, kucaklayıcı, temsili anlamda yer almıştır.

Anayasamızın 3’üncü maddesine göre ,“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”.

04.10.2009

Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü