Bu Blogda Ara

24 Mayıs 2012

MEMURUN ÇİLESİ

2011 yılının son aylarından bu tarafa çıkmaz bir hal alan ve düşüne düşüne en sonunda Hükümetin %3.5 zam teklifi, ülkemiz de yüzbinlerce memuru sokağa döktü. Kendileri gibi onlarda memur olan polisler tarafından şiddete uğradı. Hükümet yetkilileri tarafından ‘Zam yapıyoruz grev yapıyorlar’, ‘Zam verirsek vergiyi arttırırız’ gibi açıklamaların yapılması ise memurların ciddiye bile alınmadığını gösteriyor sanırım.

Peki, mecliste vekillere ve danışmanlarına bir gecede zamlar onaylanırken, memur zammını aylardır karara bağlayamamak haksızlık değil de nedir? Bitmeyecek memurun çilesi… Devletin vatandaşlarına karşı görevleri Anayasa’da belirlenmiştir. Anayasa 2. maddesinde: 2. Eşitlikçi; “İnsan haklarının temel ilkelerinden biri bütün insanların doğuştan eşit oldukları düşüncesidir. Devlet vatandaşların hak çıkar ve hürriyetlerini eşit sayarak ve ayırım gözetmeden koruma ve güvence altına almakla yükümlüdür. Ekonomik gücü fiziki yapısı ne olursa olsun herkes kanun önünde eşittir. Kanunların yapılması ve uygulanmasında insanlar arasında bedensel ve ruhsal farklılıkları ne olursa olsun eşit davranılması toplumsal ve siyasal haklar yönünden hiçbir ayrıcalık gözetilmemesi gerekir. Devlet vatandaşlarına eşit davranmak zorundadır”. 5.Sosyal devlet; “Her yurttaş toplumsal ve ekonomik açıdan insanca yaşama hakkına sahiptir. Devlet sosyal devlet olarak vatandaşlarının asgari bir hayat tarzı sürmeleri için şartları hazırlamakla yükümlüdür”. Der demesine de, vatandaşın anayasanın kendilerine tanımış olduğu özlük haklarını ve insanca yaşama isteğini dile getirmiş olması ile suç mu işlemiştir. El insaf(!) Bir taraf zevki sefasında lüks içinde yaşarken, bir tarafın sefaletle mücadele ediyor olması adalet ve insanlık mı dır? Vatandaşlık hakkının korunması devletin görevi olduğu unutulmamalıdır! İktidarda kim olursa olsun Anayasa ilkelerine bağlı olmak, sosyal devlet ilkesini benimseyerek vatandaşın hakkını korumak zorundadır. Meclis çoğunluğu ile ‘ben ne dersem o olur’ tavrı vatandaşlar arasında eşitsizliğe ve ülkede kargaşaya neden olur. Çalışanı, çalışmayanı, işcisi, köylüsü, memuru, emeklisi, iktidarı, muhalefeti, bürokratı, STK’ları, bu ülke hepimizin ve herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir. Hiç kimsenin insanları germeye, ülkenin birlik ve beraberliğini bozmaya hakkı yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığından ve ulusal kimliğimizden, bayrağımızdan asla taviz verilemez. Ayrıca; son günlerde kim ne yapmaya çalışırsa çalışsın Türk milletini millet yapan başta ülkemiz kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’e silah arkadaşlarına ve aziz şehitlerimize saygı ve sevgimiz devam edecek olup, Türk Ulusuna mensup olmanın onurunu ve gururunu yaşamaya devam edeceğiz. 24.5.2012 Nermin AYDINLI

13 Mayıs 2012

ANNELER GÜNÜ

Hayatın acımazsızlığı kendimizden bir şeyler alıp götürüyor. Çoğumuz yaşamın ne anlama geldiğini, insanın insanca yaşamasında nelerin etkili olduğunu bilmeyiz bile!!! Dedik ya! Hayat acımasız diye. Evet yaşamın acımasızlığı elimizde olan değerlerimizin kıymetini bizlere maalesef unutturuyor. Hele hele insanoğlunun hırsları artık idealizm olmaktan çıkmış orman kanunlarının uygulanır olması kanıksanmış, dost, ahbap ilişkileri menfaate dönüşmüştür. Değerlerimiz, kültürümüz ve yaşantımız gittikçe yok olmaktadır. Örf ve adetlerimizde olmayan sıra dışı yaşantılar ahlaki ve toplumsal dejenerasyona neden olmaktadır. Dünya’ya açılan pencere olarak bilinen televizyonun toplum üzerinde ki etkisi büyüktür. Özellikle gençler arasında şiddet ve gerilim dozajı artmakta ve ailelerin çocukları üzerindeki etkisi yok olmaktadır. Çağdaşlık, modernlik, özgürlük şeklinde verilmeye çalışılan sapkın derecede ki fikirler özellikle Türk toplumunun gelenek, görenek ve ananelerinin yok olmasına neden olmaktadır. Türk aile yapısı ve değerleri günümüzde değişime uğramaya başlamış, aile, anne baba, hısım, akraba kavramları sorgulanır hale gelmiştir. Artık anne, babalar çocuklarının yaşam alanlarından uzaklaştırılmış neredeyse kendi kaderlerine terk edilmeye veya günümüzde moda olan Huzurevlerine bırakılmaya başlanmıştır. Kimi özentiden, kimi yaşamın kendisine sunduğu ihtişamdan etkilenerek sene de, veya sadece bakım parasını üstlenerek evlatlığını yaptığını düşünen koklamaya kıyamadığı yoksulluk veya sefa içinde büyüttüğü yavrusundan hak etmeği muamele görmesi ne kadar acı değil mi? Onların yerinde olmayı hangimiz isteriz? Evlatları tarafından aşağılanan, beğenilmeyen, horlanan anne babaları gördükçe içim sızlar ve; “Allah’ım benim de anne-babam yaşasaydı, ömür boyu dizlerinin dibinde olsaydım” derim. Bizim en değerli varlıklarımız olan anne-baba- ve büyüklerimize kişi her ne, hangi makam ve mevkide olursa olsun sahip çıkalım. Onlar utanılacak kişiler olmayıp, övünçle, kıvanç ve gururla sahip olduğumuz değerlerdir. Lütfen onlardan ilginizi eksik etmeyin. Onların hayır dualarını alın. Bir gün o yaşa geleceğinizi Unutmayın! Bütün annelerin ve kadınlarımızın ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN. Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü