Bu Blogda Ara

31 Temmuz 2007

KORKUNÇ ŞAKA

KORKUNÇ ŞAKA

Doktor,
yanındaki kendisi kadar ciddi ve sert bakışlı baş hemşire ile birlikte hastanın
son bilgilerini inceledikten sonra, oda dışına doğru yürümeye başladı.

Aniden rahatsızlanıp, hastaneye getirilmiş olan adam, gülümsemeye çalışarak
seslendi;

-Hey! Ben henüz yaşıyorum. Benimle de konuşabilirsiniz.

Doktor, yüzündeki hala ciddi ve hala sert olan bakışlarını bozmadan döndü;

-Ne konuşmalıyız! Spor, magazin, borsa?

Doktorun, her kelime arasında duraklayarak, vurgu yaparak konuşması ama şaka
yapar gibi bir halinin olmaması, hastayı şaşırtmıştı.

-Bunları da konuşabiliriz.

Doktor devam etti;

-Yazar olduğunuzu öğrenmiştim, isterseniz hayat hikayemizi
anlatalım, size konu çıksın.


-Fena olmaz ama önce hastalığımı konuşsak.

-Bunu konuşmak için zamanı ben belirlesem.

-Tamam ama silahları ben seçerim, keh keh… espiri, espiri…

Ne doktor, ne hemşirenin yüzünde bir gülümseme vardı.

-Tamam canım, silahları da siz seçin.

Doktor ağır ağır konuştu;

-Hastalığınız ciddi değil, sadece aşırı sıcaktan
kaynaklanıyor. Bunları hasta kontrol saatimizden çalmadan, diğer hastaları da
hızlıca gözlemledikten sonra da söyleyebilirdik ama buyurun işte, söyledik.


-Tamam doktor, kızmayın hemen, biraz rahat olun, şakacı,
neşeli olmaktan zarar gelmez. Gören de bir yakınını, oğlunu filan kaybetmiş,
öfkesini benden alıyor sanacak.


-Oğlumu değil, kızımı…

Hasta bozuldu, lafın devamı gelmeyince sormak zorunda kaldı;

-Şaka yapıyorsunuz değil mi Doktor?

-Tabi, arada yaparım, ben de insanım.

-Hayır, geneli sormuyorum, şimdi!

Doktor saatine baktı, sonra cevapladı;

-Hayır şimdi yapmıyorum.

-Off. doktor, öldüreceksiniz beni,

-Sizi öldürecek olsam bunu size söyler miyim sanıyorsunuz,
ama sizi tanıdıkça görüyorum ki fena fikir değil.


-Hala anlayamadım şaka yapıp yapmadığınızı.

Doktor, yüzünde ciddi bakışlarla yürüyüp giderken mırıldandı;

-Şakaydı.Gerçi oğlumu kaybetmiştim ama telefon edince
yerini söyledi, akşama gelecek.


Hasta, bir “Oh! ” çekerken, hemşire çıkmadan seslendi;

-Ne biçim doktormuş yahu! Ben şaka yapmıyor diye kızarken,
o kara mizahla beni öldürecekti.


-Doktorun öldürme yöntemleri farklıdır! .

-Hah! tamam, böyle doktora böyle hemşire. Neyse, siz yine de söyleyin, doktor o
kadar konuşmamıza rağmen hiç gülmedi, canı bir şeye mi sıkkın.

-Şakacı, şımarık meşhur bir yazara, yalandan gülücükler dağıtmadı diye mi
şaşırdınız. Bu gün sigarayı bırakmak zorunda kaldı, kanser olduğunu öğrendi.

-Şaka yapıyorsunuz!

-Şaka yapar gibi bir halim var mı?

-Şey… yok aslında…

Hemşirenin sert bakışlarında bir gülümseme dolaştı;

-Oysa şaka yapıyordum.

-Ohhh… tamam pes, pes, siz yine gülümsemeyin, benle
konuşmayın ama nolur şaka yapmayın.


-Unutmayın, önce siz başlatmıştınız, oysa biz işimizi gayet ciddi yaparız.

Doktor kapıda göründü;

-Hemşire hanım, 14 numaradaki hastanın ellerinde alerji
başlangıcı izleri var, tetkik istiyorum, kağıdına not alınız.


Hemşire çıkarken, doktor hastaya doğru;

-Noldu, birşeye canınız mı sıkıldı?

-Şey aslında,… bir doktorun sigarayı bırakmak zorunda
kaldığını çünkü kanser olduğunu öğrendiğini söyledi.


-Kanser olduğunu mu! Yoksa, yoksa... kendisinin kanser
olduğunu da söyledi mi size?



Hasta derin bir “of! ” çekti;

-Off …. yapmayın doktor bey, lütfen bununda bir şaka
olduğunu söyleyin! .


-Bu sizi rahatlatacaksa tabi ki söylerim; “Bu bir
şakaydı.


-Ciddi misiniz?

-Çoğu zaman.

-Yine mi 'zaman'la kelime oyunu oynayacaksınız! .. ‘Ciddi
misiniz? ’ derken neyi kastettiğimi biliyorsunuz.


-Aha! Yazarsınız diye, kelime oyunu ha, 'kastettiğim'
derken kastınız nedir?


-Hemşire hanım hakkında şaka mı yaptınız?

-“Şaka yaptım” derken ciddiydim, ama “ciddiyim
derken, bazen şaka yaptığım olur.


-Yani…

-Hemşire hanım kanser değil ama sigarayı bırakmak zorunda
olan biri var.


-Siz mi?

-Evet, bu sinirli bakışlarımı neye borçluyum sanıyorsunuz.

-Şey… bir şey sorabilir miyim?

-Bu yetenek ve yeterlilik sizde var, tabi sorabilirsiniz.

-Hasta olmadan bu hastaneden çıkmamın yolu nedir?


-İşte sonunda yenilgiyi kabul ettiniz. Köşe
yazılarınızdaki alaycı üslup…


-Şakacı diyelim.

-'Şakacı uslup', sizin başınıza gelince tavrınız değişti.

-Çoook…. Ama bundan sonra, bebeklerin bağrına astığı “Beni
öpme
” gibi, “Bana kara mizah yapma” diye bir yazı
asabilirim.




Ahmet Ünal ÇAM

31-07-2007 01:00

Önemli Not : Lütfen Öykü ve şiirlerimi paylaşırken ismimi eklemeye özen
gösteriniz. Saygılarımla Ahmet Ünal ÇAM

 

29 Temmuz 2007

Seçimin düşündürdükleri ve MHP

Sonuçları itibariyle hiç kimsenin memnun olmadığı, beklenti içerisinde olanların hayal kırıklığı yaşadığı bir seçim sona erdi.
Her ne kadar Türk milletinin %70 aptaldır diyen Aziz Nesinin mezarında özür dileyecek olanların ortaya çıkmasına sebep veren bir sonuç ortaya çıkmışsa da aslında o "özürcüler" aynaya bakıp yüce Türk milletinden özür dilemeliler. Bu millet "kurtarıcı" edebiyatına kapalı olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. Demokrasinin vazgeçilmezi halk ise halka rağmen millete rağmen politikaların işe yaramadığını görmüş olduk.

MHP bağlamında olaya bakarsak hiç kimsenin itiraf edemediği bir gerçeği artık görme zamanı gelmiştir. O da halka rağmen millete rağmen politikaların sistem adına yapılan politikaların sezonunun kapandığı gerçeğidir. 1940 yıllarının CHP politikaları bu millet tarafından iyi bilindiği için artık tutmamaktadır. MHPnin İstanbul birinci bölge birinci sıra adayının seçim sürecindeki konuşmaları Milleti MHPden soğutmuştur. Bu millet dini de dindarlığıda laikliğide kendi bünyesinde çözmüş, fakat adına aydın dediğimiz halkına yabancıların bu millete dayatmalarına karşıda kendine yakışır vakarlıkla cevap vermiştir. İstanbul birinci bölgede 5 vekil çıkaramayışımızın sırrı bu cümlelerde gizlidir. (Adayımız Gündüz Aktan ile ilgili yazdığım yazılar için PKK koordinatörlüğü yazıma bakılabilir.)

Yeni Dönem ve MHP Mecliste 70 vekille temsil edilen MHPnin yeni dönemde yapacağı uygulamalar gelecek dönemde MHPnin kaderini belirleyecektir. MHP bu süreçte kesinlikle AKPli bir cumhurbaşkanı seçmek zorundadır. MHP Ahmet Necdet Sezer hatasını seçmenine bir türlü anlatamamaktadır. hem bu hatasını giderecek hem de Türkiyeyi DTPye mahkum etmeyecektir. Eğer MHP AKPyi cumhurbaşkanlığı seçiminde DTPye mahkum ederse bu millet MHPyi gelecek seçimde sandığa gömer. AKPnin cumhurbaşkanlığı krizi öncesi oyları hızla gerilEmiş, bu krizde mağdur olmuş ve oy patlaması yapmıştır. MHPnin muhafazakâr tabanı ise bu görüntülere kapılarak MHPden uzaklaşmaktadır.

Bu seçimlerde elde edilen %14ün sırrı ise Baykal muhalifi CHP oylarında gizlidir. Bu oylar kalıcı değil yüzer gezer oylardır. Bu oylara bakarak MHPnin muhafazar tabanını görmeezlikten gelmek yok saymak MHPyi önümüzdeki demen sıkıntıya sokar. Şunu iyi anlamak gerekir seçim akşamı Mustafa Sarıgül taraftarlarının organizeli bir şekilde parti genel merkezinde gösteri yapmaları da bu gerçeği ortaya koymaktadır. Ayrıca MHP yüzüne gözüne bulaştırdığı başörtüsü meselesindede AKPye yardımcı olmalıdır. aksi takdirde halk MHPyi cezalandıracaktır. MHP DTP çekişmesine dönüşen bir meclis hem MHPye hem DTPye olumsuz yansır. Kürtler DTP tarafından temsil edilme konusunda oldukça temkinli durmuşlar hatta DTPyi cezalandırmışlardır. Mecliste MHP tarafından çıkarılacak gerginlik politikaları ve tabloları Kürtleri DTPye kaydırır. Bu gerçeği görmek gerekir. DTPyi muhatap almak Kürtleri DTPye kaydırır muhatap almamak ise DTPyi sisteme entegre eder. Sisteme entegre olmuş bir DTP'nin tahrifatı beklenenden çok daha az olur. DTP yeni dönemde mümkün olduğu kadar uyumlu politikalar takip edecek kendini Türkiyeye kabul ettirmeye calışacaktır. Bu cümleden MHP cumhurbaşkanlığı ve baçörtüsü sürecini iyi yöneterek hem Kürtleri DTPye kaptırmamış olacak ve hem de DTPyi sitemin içerisine çekecektir.

MHPnin kalesi sayılan illerde MHP yok AKP vardır. Bu şu gerçeği ortaya koymuştur. MHP sistemin dümen suyuna girerek oluşturduğu politikalar halk tarafından benimsenmemektedir. MHP milletine dönük milliyetçi politikalar geliştirmelidir. Bunun ilk yolu AKPye cumhurbaşkanlığı sürecinde ve başörtüsü konusunda destek olmak hatta başörtüsü önergesini MHP'nin bizzat vermesi gerekir. Ülkü Ocakları Genel Merkezinin hazırladığı "Ne kamusal alanı ulan Allah her yerde" afişini uygulamaya geçirmek zorundayız. Anamızın bacımızın eşimizin velhasıl halkımızın şehit anasının dini ve ya milli gerekçelerle örtünmesinin yasak olduğu bir ülkede Milliyetçi politikalar geliştirilemez bu politikalar halka anlatılamaz. Başörtüsü, türban, çember adı ne olursa olsun milletin tercihine saygılı olmak zorundayız. Bu gerçekle "sıkma baş" gibi aşağılayıcı cümlelerle alay edilmesi affedilemez. Bu yeni açılımlar gelecek seçimde MHPyi tek başına iktidara taşır. Yoksa iktidar olmak istemiyormuyuz.

Yard. Doç. Dr. Hasan OKTAY

19 Temmuz 2007

ABD ve İsrail, Türkiye ile savaşa girdi...... (Sadece ilan edilmedi)

Ya bu iddialar ispatlanırsa! ....İbrahim Karagül'ün Yeni Şafak'taki yazısı:
“PKK'ya Amerikan silahları”, seçim sonrasında çok sıcak bir tartışmaya dönüşecek. Türkiye'nin iddiaları, ABD Dışişleri'nin yalanlamaları, Genelkurmay'ın araştırması, özellikle Abdullah Gül'ün; “ispatlanırsa Türk-Amerikan ilişkilerinde büyük çöküş yaşanabileceği”ne ilişkin sözleri konunun vahametini ortaya koyacak nitelikte. Durum; seçim sonrasında PKK ve Kuzey Irak konusunda hem Türkiye'nin ve hem de ABD'nin gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacağını, oyalama ve erteleme taktiklerinin nihai noktaya geldiğini, Türk-Amerikan ilişkileri açısından dönüm noktası olabilecek bir noktaya doğru ilerlediğimizi gösteriyor.
İddialar yeni değil ve her geçen gün daha da detaylanıyor. Tıpkı İsrail'in Kuzey Irak'taki askeri varlığına ilişkin ilk iddialardan sonraki gelişmeler gibi, ABD-PKK ilişkileri, örgüte yapılan silah yardımları, siyasi destek, şiddetle karşı çıkılsa da terörün etkili bir kart olarak kullanılması bu zincirin halkaları.
ABD silahlarına ilişkin ilk açıklama Başbakan Tayip Erdoğan'ın Lübnan ziyareti sırasında yapıldı. Terörle Mücadele Koordinasyonu'nun çöktüğünü, örgütün ABD silahları kullandığını söyleyen Başbakan, ilk kez bu kadar açık bir ithamda bulundu. Aynı dönemde örgüt liderlerine yönelik istihbarat paylaşımının ABD tarafından göz ardı edilmesi Türkiye'yi oldukça rahatsız etti. O günden bu yana iddialar ısrarla gündeme getirildi ve ABD tarafı; işbirliği konusunda Türkiye'yi oyalarken iddiaları da yalanlamakla kaldı.
Şimdilerde konu iddiaların ötesin geçti, günlük haberler açısından bile sıradanlaştı. Artık yalanlamaların bir anlamı kalmadı. Garip biçimde ABD silahlarının PKK'nın eline ulaştığını İsrail çevreleri bile gündeme getiriyor. Konu ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi'nde tartışılıyor ve konuşmacılar iddiaları doğrulayan cümleler sarfediyor.
Ancak sorumluluk üslenilmiyor. Sadece Irak'a gönderilen 500 bin silahın yüzde doksanının kayıp olduğu, bunların bir kısmının PKK'nın eline geçmiş olabileceği gibi, insanı aptal yerine koyan savunma yöntemleri uygulanıyor. Yer yer, Barzani'ye verilen silahların örgütün eline geçmesi ihtimali üzerinde durularak sorumluluk Barzani'ye yükleniyor ve ABD işin içinden sıyrılıyor.
ABD ve İsrail'in Barzani'ye verdiği askeri desteği detaylandırmaya gerek yok burada. Ancak PJAK diye bir örgütün bizzat ABD tarafından kurulduğunu, eğitildiğini, silahlandırıldığını herkes biliyor. Ve bu örgütün PKK'nın bir unsuru olduğunu da. Diyelim PKK'ya silah verilmiyor, PJAK'a verilen silahlar kimin? Bu silahlar aynı zamanda PKK'ya da verilmiş olmuyor mu? Konu sadece silah kaçakçılığı değil bizzat bir proje var ortada ve herkes körler sağırlar oyunu oynuyor.
Silah sevkıyatları konusunda belki de en geniş bilgileri ben aktardım ama o zamanlar kimseden bir ses çıkmadı. Hem de ısrarla gündeme getirmeme rağmen. Mesela 31 Ocak 2007'de, birilerinin Türkiye'nin kafasına defalarca çuval geçirdiğini belirterek şu cümleleri kullandım: “Üç gün önce bölgedeki Kürt birliklerine füzeler, gece görüş dürbünleri, termal kameralar ve silahlar nakledildi. Kimler tarafından? ABD ve İsrail! Bu malzemeler ayrıca Kerkük, Musul, Erbil ve diğer bölgelerdeki birliklere dağıtılıyor. Yakında yeni füzeler ve ağır silahlar gelecek ve dağıtılacak.”
Geldi, hem de kaç kez. Bu silahlar, füzeler Türkiye sınırlarına yerleştirildi. Bölgedeki füze ve silah depoları, İsrail'den yapılan sevkıyatlar kimsenin dikkatini çekmedi! Sevkıyat bugün hala devam ediyor, depolar genişletiliyor, Türk birliklerinin bulunduğu yerlerin koordinatları İsrail tarafından peşmergelere bildiriliyor. Bölgede çatışmalar oluyor, ölenler oluyor. Buradan aynı çevrelerin Türkiye içlerine sevkettikleri silah ve patlayıcılara ilişkin tartışmaya hiç girmeyelim. Bu ay içinde, temmuzun ikinci haftasında nasıl bir sevkıyat vardı? Bilen ya da cevabı olan var mı? Bu sevkıyatlar neden, kime karşı? Türkiye ile Kürtler arasında çatışmaya yatırım yapanlar kimler (gerçekte kimler)? Sorun sadece Kürt milliyetçiliği ya da Türkiye'nin sert tutumu mu?
İddialar yakında ispatlanırsa, ABD ve İsrail Türkiye'ye ne diyecek? Türk-Amerikan ilişkileri ne olacak? Bir müttefik ülkeye karşı kendilerinin terör olarak tanımladıkları bir güçle işbirliği nasıl açıklanabilir? Bu karanlık ilişkiler netleştiğinde, nasıl bir durumla karşılaşacağız? ABD'yi teröre destekten mahkum mu edeceğiz? Ya da ilişkileri mi koparacağız?
Washington yönetimi, bu iki yüzlü, Türkiye ile Kürt yönetimi ve örgütlerini kapıştırma politikasını terk etmezse, yakın dönemde hem Türkiye'de hem çevremizde çok sert rüzgarlar esecek!

Son 7 Gün Sayfa Görünümü