Bu Blogda Ara

13 Ocak 2013

AH BE ŞEHİDİM!



Meğerse 30 yıldır PKK terör örgütüyle yapılan mücadele İmralı’da yatan hain içinmiş! Ah be şehidim üzülme her şey güzel olacakmış! Anaların ağlamaması, şehit kanının durması sadece buna bağlıymış. Ah be şehidim size bakacak yüzümüz yok! ‘Yeter ki kan dursun’ da PKK’nın istedikleri olsun gibi şeyler insanların bilincine yerleştirilmeye çalışılıyor. 

Ah be şehit anası, sen bunun için mi göz yaşı döktün, kan içtin kızılcık şerbeti dedin!

İmralı’da yatan katilin bütün konforu düşünülüyor, plazması da konmuş, eh hadi bakalım bundan sonra İmralı’yı 5 yıldızlı değil, 10 yıldızlı Palas otel yapmaya ne dersiniz?

Ah be şehidim, ah be Mehmetçiğim bizler sizlere sahip çıkamadık ne yazık ki! Kahramanların hain, hainlerin kahraman olduğu bu dönemde sustuk, ‘Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ dedik ve kafamızı kuma gömdük.

Ve; terörist başı da her türlü konforu hak etti!

Çünkü, adam PKK terör örgütü lideri ve 30 bin kişinin katili değil! Ülkeyi bölmeye çalışmadı. Hain değil, Mehmetçiklerimizin şehit edilmesinde hiçbir suçu yok…

Kendilerini aydın diye niteleyen yalaka takımı, ekranlarda yalvarırcasına hainleri kahramanlaştırıyor. Devletin müzakere değil, mücadele etmesi gerektiği göz ardı edilip neredeyse terörist başı ve onun yandaşları zavallı konumuna sokuluyor… 

Yazıklar olsun Türk Milleti ne hale getirildi. Her şey apaçık ortada bütün bunlar bir süreç ve süreç doğrultusunda istenilenler bir bir yapılıyor.

Anlayamadığımız, PKK organize bir suç örgütü ve bu suç örgütüyle nasıl masaya oturulur? Bu mağlubiyet değil de nedir? Şanlı geçmişi olan koskocaman bir ulus terör karşısında bu kadar mı aciz hale getirilir! Her şey sanki olmuş bitmiş tek iş silah bıraktırılmaya gelmişcesine hareket ediliyor. 

Açıkça PKK ile birlikte ülkenin ekseni değiştiriliyor. Arkasından başkanlık sistemi ve anayasa değişikliği ile son noktaya gelinecek ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hain emelleri olanlar amaçlarına ulaşmış olacaklar.


SON SÖZÜM: Herkes aklını başına almalıdır. Misak-ı Milli hedefinden asla taviz verilemez.

13.01.2013

Nermin AYDINLI
 

İNSAN HAKLARI ve KADINA ŞİDDET PANELİ… etanik@egm.gov.tr Gün geçmiyor ki; insan hakları ve kadına şiddet sözleri duyulmasın. O kadar alışmışız ki bu haberler. Ne zaman televizyon açılsa, mutlaka tecavüz, terör, cinayet, kavga, savaş ve buna benzer şiddet içeren bir çok olayın haberi yayınlandığı görülüyor... Gazetelerde aynı şekilde. Bu şiddet içeren olaylar adeta bu şekilde insanların benliğine işleniyor, bütünleştiriliyor. Sanki yaşamın bir parçasıymış gibi… Evet, gündemi ziyadesiyle meşgul eden; insan hakları ve kadına şiddetle ilgili Çankırı Dernekler Federasyonu Kadın kollarınca, 15.12.2012 günü düzenlenen PANEL de, konularında uzmanlaşmış birbirinden değerli konuşmacılar vardı. Günlerce duyurusu yapılan böyle önemli bir panele çoğunluğu erkek olmak üzere toplam 50 civarında katılım olmuştu. Konuşmacılar önce insanın doğarken sahip olduğu, yaşama, sağlık,eğitim,mülk edinme, seyahat, haberleşme, savuma, hak arama, seçme seçilme, özel yaşamın gizliliği, devlet hizmetlerinden eşit olarak yararlanma ve buna benzer haklarından bahsettiler. İnsan hakları her insanın sahip olması gereken özelliklerin tümüdür. İnsan olmakla kazanılan bu hakların vazgeçilemez ve devredilemez olduğu da her kes tarafından bilinmektedir. İnsan hakları, insanlığın mücadelesinin bir ürünüdür. Tarihsel bir süreç içinde bugünkü duruma gelmiştir. Bu tarihsel süreçte: 17 inci ve 18 inci yüzyıllarda, önce İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin getirdiği, yasalar önünde eşitlik, kişi güvenliği, düşünce ve inanç özgürlüğü, mülkiyet hakları ve siyasal haklar elde edilmiştir. Bunu 19. Yüzyılda kitle hareketleriyle çalışma hakkı, adil ücret, sosyal güvenlik, sendika ve grev, sağlık ve eğitim gibi sosyal hakların gündeme gelmesiyle sosyal devlet kavramı doğmuştur. 20 inci yüzyılda ortaya çıkan, ulusların sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel geleceklerini belirleyebilme hakkı, sosyal gelişme hakkı, barış hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı gibi haklar da, üçüncü dünya ülkelerinin talepleri neticesi ortaya çıkan haklardır. Tarihsel süreç içerisinde: 1789 Fransız Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirgesi, 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları ve Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi bildirgeler yayınlanmıştır. Günümüzde insan hakları sadece ulusal değil, uluslar arası kurum ve sözleşmelerle de güvence altına alınmıştır. Anayasada da yer almıştır. Buna rağmen yinede insan haklarının ihlal edilmeye devam ettiği görülmektedir… İnsan haklarının ihlal edilmesiyle de, şiddet unsuru ortaya çıkmaktadır. Şiddet; kadına, erkeğe,çocuğa, hayvana,doğaya, eşyaya, canlı cansız bir varlığa, bir ülkeye, hatta birkaç ülkeye aynı anda yapılabilmektedir. Şiddeti uygulayan ise, bir kişi, birkaç kişi. bir ülke yada birkaç ülke beraber olabiliyor. Geçmişten günümüze insan haklarının ihlalini önlemeye yönelik bir çok mücadele edilse de, yine de şiddetin önüne geçmek mümkün değildir... Hatta her alanda şiddet olayları artarak devam etmektedir. Bu şiddet olaylarının her biri ayrı ayrı incelenme konusu olmalıdır… Panelin konusu insan hakları ve kadına şiddet olunca: İnsan haklarının neler olduğu ve tarihsel süreç içinde nereden, nereye, nasıl gelindiği gibi hususların açıklanmasından sonra şiddete maruz kalan kadınlardan bahsedildi. Kadınların şiddete maruz kalmaları durumunda, nerelere ve nasıl müracaat edecekleri gibi konulara da değinildi… Aslına bakılırsa; kadına şiddet dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile görülebiliyor. Eğitimli yada eğitimsiz bir çok kadın fiziksel şiddete maruz kalıyor. Şiddete maruz kalan kadınların bir kısmı bu onur kırıcı davranışı utandığından sinesine çekerek açıklamaz, şikayet etmezken, bir başka kadın yasal haklarını arama cesaretini gösterebiliyor. Kadınlar çoğunlukla, erkek kardeş, baba, anne, eş, erkek arkadaş, herhangi bir erkek yada kadından fiziksel şiddet görüyor. Gördüğü bu fiziksel şiddetin yaraları, bereleri belki kendiliğinden yada tedavi ile ortadan kaybolsa dahi ruhunda bıraktığı izler asla kaybolmuyor. Maruz kaldığı bu şiddet gelecekteki hayatını da önemli derecede etkiliyor… Kadın, sadece fiziksel şiddete maruz kalmıyor. Kamusal alanda, çalışma hayatında , psikolojik, ekonomik şiddete de maruz kalıyor. Yasalarda olmasına rağmen erkeklerle aynı haklara sahip değil. Çalışma hayatında aktif olan bir görev için yeterli donanıma sahip olsa bile o görev erkeğe veriliyor. Kadına ise daha pasif görevler veriliyor yada yok sayılıyor. Ve bunun gibi anlatmakla bitmeyecek bir çok şiddet sanki kadının kaderi olmuş… Kadına şiddet olaylarının giderek azalması gerekirken 1990 yılından sonra artarak devam etiği görülmektedir. Bu artışın mutlaka nedenleri vardır. Bu nedenlerden en önemlisi eğitimsizliktir. Diğer bir neden ise, sürekli olarak şiddete maruz kalan, öldürülen kadınların haber yapılarak, yazılı yada görsel olarak insanların benliğine işlenmesidir. Bu haberlerin sürekli gösterilmesi kadınların kendilerine olan özgüvenlerini yok ettiği gibi kendilerine şiddet uygulayacak kişilere de cesaret vermektedir. Eğer bu bir erkek çocuğu ise onunda benliğine kadına şiddetinin uygulanması gerektiği işlenmektedir. İnsan hakları ihlali var mı var. Kadına şiddet var mı oda var.Bunları sürekli konuşuyoruz. Kadına şiddete maruz kalırsan şu numaraları ara, şuraya baş vur, kısa süreli kadın sığınma evlerinde kalabilirsiniz, eşini döven erkek evden uzaklaştırılacak gibi sözde çözüm yollarından bahsediliyor. Kadınlar bir araya gelerek şiddete hayır, tecavüze hayır sloganıyla eylem yapıyorlar. Bunlar çözüm mü? Kesinlikle çözüm falan değil. Çözüm nedir biliyor musunuz? Şiddetin altında yatan nedenleri ortadan kaldırmak lazım… SONUÇ OLARAK: Şiddetin her türlüsü onur kırcı bir davranış olup, insan haklarının ihlalidir. Şiddet geçmişte de vardı, şimdi de var, gelecekte de olacaktır. Kadına şiddeti sürekli tekrar ederek gündemde tutmak, şiddeti azaltmadığı gibi teşvik edici gibi bir durum da yaratmaktadır. Oysa özgüvenli başarılı kadınlar olmasına rağmen onların başarıları gündeme hemen hemen hiç taşınmıyor. Cinsiyet ayırımı yapmadan öz güvenli nesiller yetiştirilmelidir.Kadın eğitimli olursa özgüvenli bireyleri de o yetiştirir. Şiddeti uygulayanlarda kadınların elinde şekillenmektedir. Sorun sadece eğitimde değil. Şiddet uygulayanda kişilik bozukluğu da olabiliyor. Kişilik bozukluğu olan kişilerinde tedavi ettirilmesi gerekir.Bunu yanında sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik nedenlerinde çözülmesi, kadın dayanışması olması gerekir. Yine kadınlar kimseye muhtaç olmadan ayakları üzerinde duracak ekonomik bağımsızlıklarını elde etmiş olmalılar. Aileler kızlarını evlendirirken gelinlikle girdiğin evden kefenle çıkacaksın gibi sözleri söylemek yerine, her durumda yanındayız güvencesini vermeliler. Yani aileleri tarafından korunup kollanmalılar… Saymakla bitmeyecek bir çok çözüm yolları var.Kadınlar, haklarının ihlal edildiğini anladığı anda, sineye çekmeyip, hakkı olanı alana kadar mücadelelerini sürdürmeliler. Kadının silahı gözyaşı değil haklı mücadelesi olmalıdır. Söylenecek o kadar çok söz var ki, hangisini anlatayım. Yazımı “Bir ülkedeki kadınların eğitim seviyeleri o ülkenin gelişmişlik seviyesinin göstergelerindendir” sözüyle bitiriyorum. Elveda TANIK 2. Sınıf Emniyet Müdürü Hukuk Müşaviri

9 Ocak 2013

MÜZAKERE DEĞİL, MÜCADELE ŞART!



Havaların soğumasıyla siyasi çıkışlarla gündem öyle bir ısındı ki insanları şaşırtan cinsten!

Evet, 30 yıldır süregelen terör belası nice ocaklar söndürdü. Türk Milleti ülkesinin huzuru için terörün bitmesini, buna çözüm bulunmasını istedi ve istemekte de haklıydı. Fakat, terör örgütüyle müzakere edilerek değil! Barış için suçlularla masaya oturulması, devletin biz bu işte başarısız olduk demek değil mi dir?

Zamlar, görevden alınmalar, yoksulluk, sonuçlanamayan mahkemeler bir kenara bırakıldı. Özellikle verilen şehitlerin unutularak PKK terör örgütü lideri olan katil ile çözüm arayışına girilmesi vatandaşın canını yaktı!

Ayrıca, kendilerini çözüm yanlısı olarak belirtenler ekranlarda ahkam kesenler tek çözümün bu olduğunu savunuyor ve vatandaşın da inanması isteniyor… Terörle müzakere edilmez diyenler, barışı ve çözümü engellemekle suçlanıyor. Havaların soğumasıyla iyice köşeye sıkışmış olan  terör örgütüne, bütün bu olanlar nefes aldırmaktır. Zaman tanımaktan başka bir şey değildir.

Barış için yapılması gereken müzakere değil, mücadeledir.Terör örgütüne zaman tanınmadan terör örgütünün dış bağlantıları engellenmeli ve  kampları dağıtmalıdır.

Terör örgütünün silahlarıyla istediğine ulaşamayacağı gösterilmelidir.

Müzakere değil, mücadele şart!

Kürtler eşit yurttaş hakkını kazanıyormuş! Ne zaman ayrım yapıldı, devletin her kademesinde olmadılar mı, devleti yönetmediler mi? Bu görüşmeler terör örgütünün yaptıklarını meşrulaştırmak değil mi dir?

Nedir bu ayrım, nedir bu kin ve öfke?

Bu yapılanlar doğru değil!

Devlet müzakere değil, istikrarlı bir şekilde mücadele eder.

SON SÖZÜM: Terör örgütü; Ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal ve anayasal düzeni yıkmak amacıyla bilerek ve kasten eylemlerini yaptığı unutulmamalıdır!

09.01.2013

Nermin AYDINLI

Son 7 Gün Sayfa Görünümü