Bu Blogda Ara

24 Kasım 2009

DTP Yetkilileri Provakasyonun Ne Demek Olduğunu Biliyorlar mı?

DTP Yetkilileri Provakasyonun Ne Demek Olduğunu Biliyorlar mı?
  
İbrahim ALİN



Geçtiğimiz birkaç gün önce İzmir'de bir takım olaylar meydana geldi. DTP konvoyu bir bazı insanlar tarafından taşlandı ve istenmeyen görüntüler meydana geldi. Demokratik bir ülkede hangi parti olursa olsun konvoyunun taşlanması hoş bir olay değildir. Ancak istenmeyen olaylar sadece vatandaşlar tarafından gösterilen tepkiler değildir.


DTP bu durumda önce kendi konumuna ve neler yaptığına bakmalıdır. Neden AK Partinin, CHP'nin veya MHP'nin konvoyu taşlanmıyor da DTP'nin konvoyu taşlanıyor. Diğer partiler sadece kendi seçmeninin olduğu bölgelerde mi konvoy düzenliyor, diğer partilerin konvoy düzenlediği bölgelerde hiç muhalifleri yok mu? DTP bu soruyu kendine sormalıdır.


DTP meydana gelen olayları provakatif bir eylem olarak değerlendirmiş. Bunu açıklayan partiliye sormak lazım provakasyon nedir ? Kendini demokratik ve seçimle işbaşına gelen siyasi bir parti olarak lanse edeceksin sonra kalkıp konvoyunda terör örgütü bayrakları açtıracaksın. Asıl provakasyon işte budur.


Kalabalık çoktu biz herkesi kontrol edemiyorduk falan deyip lafı gevelemenize de gerek yok. Eğer peşinize takılan kalabalığı kontrol etmekten aciz iseniz yapmayacaksınız konvoy ve kontrol edebildiğiniz kalabalıklarla başka etkinlikler düzenleyeceksiniz. Kapalı spor salonu toplantıları olur, panel olur vb. Yeter ki sokakları çatışma ortamına dönüştürmeyin.


Diğer bir konuda kadın ve çocukların hedef seçilmesi hadisesidir. DTP'nin kadın ve çocukları yaptıkları birçok sokak etkinliklerinde ön saflara sürmeyi alışkanlık haline getirdiğini az çok bu ülkede yaşayan herkes bilir. Muhtemelen bunun sebebi de özellikle de polis müdahalesinin olağan olduğu durumlarda polisin hareket alanını sınırlamaktır. Aynı zamanda yapılan kanun dışılıklar karşısında kadın ve çocuklara karşı polis müdahalesini propaganda unsuru olarak kullanarak kendilerini aklama gayretleri de gözlerden kaçmamaktadır.


DTP Yetkilileri ülkemizde demokratik açılım adı ile bazı gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın da menfaatine olacağına inandığım bu gelişmelerden en çok da terör örgütü ve yandaşları rahatsız olmuşa benziyor.


İzmir'de yaşanan olayların benzerlerinin yaşanmaması için size de büyük görevler düşmektedir. Bu bilinçle ve halkına, devletine karşı sorumlu bir siyasi parti gibi hareket etmeniz ülkemiz ve seçmenleriniz için de daha hayırlı olur düşüncesindeyim.


Saygılarımla

23 Kasım 2009

ATAYA ŞİKAYET

Artık toplum olarak ne yapacağımızı ve nasıl davranacağımızı bilemez hale geldik. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmezken ne yazık ki geçmişimizi sorgulama durumunda bırakıldık. Cumhuriyetin kurulması sırasında yaşanılanlarla şimdi yaşanılanları kıyaslamak tehlike işareti değil de nedir?
Hele hele ATATÜRK posterlerinden ve Türk Bayraklarından rahatsızlık duyulması esef verici değil midir?
ATATÜRK karşıtları hiçbir detayı atlamıyor. Onlar, ATATÜRK’ü ya iyi incelememişler, ya da çok iyi bildiklerinden fikir ve düşüncelerini TÜRK milletinin zihninden ve kalbinden nasıl silebiliriz çalışması içerisindeler. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün milli hedeflerinden olan “Muasır Medeniyetler seviyesine ulaşabildik mi acaba? Peki ne olduğunu bile bilmediğimiz AÇILIM paketleriyle ulaşabilecek miyiz bu muasır medeniyetler seviyesine. İnsanları Türk, Kürt, alevi, sünni vs. etnik kökenleri nedeniyle kardeşi kardeşe kırdırarak mı ulaşılacak…
Ergenekon, ıslak imza, Dersim vs.ye dikkat çekilerek halkın yoksulluğu, ülkenin büyümesi, ekonomisi, işsizlik sorunu bir kenara bırakılmıyor mu? Ülkenin ekonomisini düzeltebilecek çalışma ve programlar neden açıklanmıyor?
Acaba ülkemizin bugünkü duruma düşmesinin en büyük sorumlusu ATATÜRK mü denilmek isteniyor!...
Tabi ki onlar suçludur, dünyada emsali görülmemiş bir galibiyete imza atmış, bağımsız Türk Ulusunu oluşturmuş ve Türkiye Cumhuriyetini bizlere emanet etmişlerdir.
ATAM dan Türkiye Cumhuriyetini kuranlardan, bu vatana canını verenlerden şahsım adına özür diliyorum. Demek ki bizim anlayabildiğimiz buymuş. Sizin kurduğunuz bu Cumhuriyetin ve az zamanda çooook işler başarmanızın hiçbir önemi yokmuş. Mirasyediler olarak sizin bıraktığınız toprakları, düşmanların giremediği limanları bir bir sattık, her yeri özelleştirdik. Lozan da masaya vurduğunuzu unutup, onlara yalvarır hale geldik. Binlerce Mehmetçiğimizin katilleri ile masaya oturduk. ATAM, maalesef tekrar hasta adam konumuna düşürüldük. Bizde modaya uyduk. Kendini aydın zanneden aydıncık sürüsünün, ulusun birliği ve üniter yapısını bozacak önerilerini dikkate aldık. Halkın güven duyması gereken kurumlarına çok büyük hasarlar verdik.
ATAM senin değer verdiğin Türk ve Türk Ulusu kelimelerinden rahatsız olmaya başladık. Teknolojinin bütün nimetleri kullanılarak bir bir değerlerin yok edilmesine seyirci kaldık.
ATAM ülkemize göz diken emperyalist güçlerin geçmişteki mağlubiyet intikamını vatan hainleri ile işbirliği yaparak almalarına göz yumduk. Maalesef tarihimizden hiç ders çıkarmadık. Senin tarih yazdığını nedense hep unuttuk.
AMA; Hiçbir şey için geç kalınmamıştır.

“Türk Milleti millî birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir.”,
” Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar uğrunda ölmesini biliriz.”,
” Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır”. M.Kemal ATATÜRK’ün sözleri Türk Milletine rehber olacaktır.

İşte biz; duyana duymana, görene görmeyene bir kez daha hatırlatalım: ATATÜK İLKE VE DEVRİMLERİ’NİN ışığı, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde emelleri olanları bir gün MUTLAKA alaşağı edecektir.

Nermin AYDINLI
23.11.2009

19 Kasım 2009

GENÇLİĞE BUGÜNÜN HİTABESİ

Ziraat Y. Mühendisi
İsmail SEZGİ


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini,
ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek,
dahili ve harici, bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için,
içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,
bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş,
bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve
memleketin her köşesi
bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere,
memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar
gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini,
müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen,
Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

     Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini, bu günün faydalı olduğu kadar, yerinde ve usulünde kullanılmadığında, çok zararlar veren, bilhassa çocuklarımızın gelişmesinde olumsuz tesirleri olan televizyonların, çocuklarımızın zarar görmeyeceği bir yapıya kavuşturulması düşüncesi ile, Gençliğe Hitabe'yi bu konuda uyarma görevimi yapmak üzere düzenleyerek aşağıya alıyorum:

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen,
LÜZUMSUZ DİZİLERİ VE PROGRAMLARI SEYRETMEMEKTİR.

   Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne GÜZELLİĞİ budur.

   Bu GÜZELLİK senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek,

LÜZUMSUZ DİZİLERE VE PROGRAMLARA VURDUĞUN EN BÜYÜK DARBENİN TESİRİNİ YOK ETMEK İSTEYİP;
SENİ LÜZUMSUZ DİZİLERE VE PROGRAMLARA MAHKUM ETMEK İSTEYECEK

dahilî ve harici TELEVİZYONLAR olacaktır.


   Bir gün, GELECEĞİNİ KORUDUĞUNU, LÜZUMSUZ YERE ZAMAN ÖLDÜRMEDİĞİNİ ANLADIĞINDA,
SEYRETMEDİĞİN LÜZUMSUZ DİZİLER VE PROGRAMLARDAN KAZANDIĞIN ZAMANLARIN,
SANA YENİ UFUKLAR AÇTIĞINI GÖRDÜĞÜNDE,
KAYBETMEKTE OLDUĞUN ZAMANLARI KAZANMAKLA NE BÜYÜK İMKANLARA KAVUŞTUĞUNU ANLAYACAKSIN.


İstiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, TELEVİZYONLARIN SİZLERE DAYATMAK İSTEDİĞİ İDEOLOJİLERE İNANMADAN,
ÜZERİNİZE DÜŞEN
vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!


   Bu imkân ve şerâit, SENİN İÇİN ÇOK ZOR ŞARTLARDA, KENDİNİ ZORLAYARAK KAZANMIŞ OLDUĞUN, İMKAN VE ŞERAİTLER OLARAK tezahür edebilir.

   İstiklâl ve ZİHİN GÜCÜNÜ ZİNCİRLEYECEK TELEVİZYONLAR,
bütün dünyada emsali görülmemiş bir SERMAYENİN VE İMTİYAZLI GRUPLARIN mümessili olabilirler.


   Cebren ve hile ile aziz EVİNİZİN bütün ODALARINA GİRİLMİŞ,
bütün KUMANDALARI ELLERİNİZE VERİLMİŞ,
bütün ZİHİNLERİNİZ ZAPTEDİLMİŞ, ve AİLENİZİN her FERDİNİN ZİHİNLERİ BOŞ VE LÜZUMSUZ DİZİLERLE bilfiil işgal edilmiş olabilir.


   Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere,
DENETLEME YETKİSİ OLAN MÜESSESELER DİŞE DOKUNUR BİR DENETİM YAPMAYABİLİRLER.


   Hattâ bu TELEVİZYONCULAR,
ÜÇ KURUŞLUK DÜNYA MALI OLAN REYTİNG GELİRLERİNİ, HER TÜR ÖZEL HAYATIN SIRLARI YA DA
ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARIN MUTSUZLUKLARI ÜZERİNE KURABİLİRLER.


   Millet, BİR KISIM İLİM ADAMLARININ TESPİTLERİNDE GİZLİ OLAN GERÇEĞE UYGUN OLARAK,
TELEVİZYON BAŞINDAN KALKMAMAKLA, KENDİ BAŞLARINA İŞ YAPAMAZ HALE GELİP,

fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

   Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen,

TELEVİZYON KARŞISINDA, LÜZUMSUZ DİZİLERİN VE PROGRAMLARIN ESİRİ OLMADAN,
SADECE İLMİ, TARİHİ, DİNİ, SİYASİ VE SOSYAL İÇERİKLİ
SANA FAYDASI OLACAK AÇIK OTURUMLARI VE PROGRAMLARI SEYREDEREK;
LÜZUMSUZ DİZİLERİN VE PROGRAMLARIN REYTİNGLERİNİ BAŞAŞAĞI EDEREK SONLANDIRMAKTIR.


Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


17 Kasım 2009

"İrtica İle Eylem Planı" mı Yoksa "Milletin İradesine Yönelik Eylem Planı" mı ?



İbrahim ALİN
ibrahimalin@gmail.com

"İrtica İle Eylem Planı" mı Yoksa "Milletin İradesine Yönelik Eylem Planı" mı ?

Fotokopiydi, kağıt parçasıydı, imza tespiti yapılamazdı, yapılırdı derken ıslak imzalı belgenin ortaya çıkmasından sonra Albay Dursun Çiçek ifadesi alındıktan ve mahkemeye çıktıktan sonra dün gece cezaevine gönderildi.

Uzun süredir gündemi meşgul eden bir konu olduğu için de bazı televizyon kanalları bunu son dakika haberi olarak verdiler. Gerek bu haberlerde gerekse diğer zamanlarda televizyonlar tarafından konu aktarılırken dikkatimi şu ifade çekti; "İrtica ile eylem planı". Birçok haberde bu ifadeyi değişik şekillerde siz de görebilirsiniz; İrtica ile eylem planı kapsamındaki soruşturma, İrtica ile eylem planının altındaki ıslak imza, İrtica ile eylem planı çerçevesinde ifadesi alınan erler vb.

Gerçekten Albay Dursun Çiçek'in altında imzası bulunduğu söylenen plan "İrtica ile eylem planı" mı idi? Eğer gerçekten böyle bir plan varsa ve irtica adı verilen şey ülkemiz için zararlı ise bununla mücadele için Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir subayının ya da subaylarının eylem planı hazırlayıp bunu uygulaması gayet normal değil midir? Sonuçta Türk Silahlı Kuvvetlerinin en baştaki görevi ülkeyi her türlü tehlikeden korumak değil midir?

Söz konusu plan biraz incelendiğinde görülmektedir ki; aslında plan adlandırıldığı gibi irtica ile eylem planı değildir. Söz konusu plan irticayı hedeflemeyip, biri siyasi parti diğeri sivil toplum hareketi olan iki yapıyı hedeflemektedir. Planda, hedeflenen bu yapılara zarar vermek için de değişik komploların kurulmasından bile bahsedilmektedir.

Milletin oyları ile hükümete gelmiş partinin yıpratılması ve yine millet tarafından teveccüh gören bir sivil toplum hareketinin aslında olmayan suç unsurları varmış gibi gösterilerek suç isnat edilmesinin adı kesinlikle "irtica ile eylem planı" olmaz olamaz. Bu planda bahsedilenler düşünüldüğünde bu planın adı olsa olsa milletin iradesine ambargo koymak, milletin iradesini yok saymak, kendisi gibi düşünmeyen sivil toplum kuruluşlarını yok etmek veya buna benzer bir ad daha uygun olmaz mıydı? Ne dersiniz!










Windows Live: Arkadaşlarınızın çevrimiçi ortamda yaptıklarınızdan haberdar olmasını sağlayın.

Demokratik Açılımın Başarılı Olabilmesi İçin Taraflara Düşen Görevler

İbrahim ALİN
ibrahimalin@gmail.com

Çok yoğun gündemlerin yaşandığı bugünlerde konular arasında seçim yapmak zor olsa da Demokratik Açılım konusunda bir şeyler yazmanın daha doğru olacağını düşündüm. Çünkü Demokratik açılım adı verilen sürecin Türkiye'nin ileriye yönelik önemli bir dönüm noktası olacağı mülahazası taşımaktayım. Bunun nedenlerine konu hakkındaki önceki yazılarımızda kısmen değindiğim için üzerinde tekrar durmuyorum.

Sadece Demokratik açılım değil ülkemizin genel menfaatini ilgilendiren herhangi bir konunun başarılı olabilmesi için değişik kurum ve kuruluşların ortak hareket etmesi iyi olurdu. Ancak günlük hayatta bu çok nadir görülebilen belki de görülemeyen bir durum maalesef. Bende, özellikle siyasiler rakiplerinin fikirlerini daha dinlemeden, fikrin neleri içerdiğini bilmeden en baştan olumsuz olarak değerlendiriyor izlenimi uyandırmaktadır. Hatta o kadar ki; aynı siyasi yaklaşıma sahip bir parti geçmişte hazırladığı rapora paralel bir açılım için söylenmedik laf bırakmayabilmektedir.

Ülkemizin geleceği adına önemli bir hamle olan Demokratik açılım konusunda ilgili taraflar bazı noktalarda samimi davranır ve gerekli duyarlılığı gösterirlerse bu sürecin daha kolay ve başarılı şekilde geçileceğine inanıyorum.

Öncelikle AK Parti; bundan sonra da toplumun değişik kesimlerini (gazeteciler, sivil toplum kuruluşları vb) açılım sürecine katkıda bulunmaya davet etmelidir. CHP, MHP ve şimdi de DP'nin buna engel olacağını bilse de buna devam etmeli ve kapıları kapamamalıdır. Açılımın sınırlarının ne olup ne olmadığı, neleri ihtiva ettiği daha net ortaya konarak toplumun kafasındaki soru işaretleri giderilmelidir. Aksi halde bu soru işaretleri birileri tarafından kendi lehlerine kullanılabilmektedir.

Açılımın kırmızı çizgilerinin neler olduğu değişik zaman ve platformlarda hükümet tarafından dile getirildi ancak bunlar üzerinde daha çok durulmalı ve bu konuda insanların şüphesi kalmamalıdır. Ülkemiz, yaklaşık çeyrek yüzyıldır terör belası yüzünden çok acı çekti şehit verdi, gazilerimiz oldu. Dolayısıyla atılacak adımlarda (teslim olan PKK'lıların karşılanma töreninde olduğu gibi) bu hassasiyet göz ardı edilmemelidir.

Muhalefet partileri; açılım sürecini sadece politika ve oy devşirme meselesi olarak görmemeliler. Açılım sürecindeki Türkiye'yi dar bir köprüden karşıya geçmeye çalışan bir bisikletliye benzetiyorum, hükümette bisikletin sürücüsü. Bu durumdaki birisine taş atmak, dengesini bozmaya çalışmak en azından mertliğe sığmaz diye düşünüyorum.

Muhalefet partileri arasında en büyük sorumluluklardan birisi de açılıma destek verdiğini söyleyen DTP'ye düşmektedir. DTP açılım sürecinde devlet tarafından gösterilen toleransı kendinin elde ettiği zafermiş gibi lanse etmemelidir.

Şehit ve gazi aileleri bu konuda çok hassaslar ve bu da çok normal. Dolayısıyla muhalefet partilerinin şehit ve gazi yakınlarının bu duygularını oy malzemesi olarak görmeleri çok kolaycılığa kaçmak anlamına gelir.

Şehit yakınları ve gazilerimizin de yapılacak yanlışlara karşı tepkilerini ortaya koymaları en büyük haklarındandır. Ancak işin aslını öğrenmeden her örgüt, kurum ve kuruluşun yaptıkları protestolarda yer alarak başkalarına bu acılarını kullandırmamaları gerekmektedir. Unutmasınlar ki; bu açılımın en büyük beklentilerinden birisi başka şehit ve gazilerin olmamasıdır.







MSN Spaces ile web günlüğünüze doğrudan e-posta gönderin. Fıkraları, fotoğrafları ve daha fazlasını karşıya yükleyin. Ücretsiz! Ücretsiz!

14 Kasım 2009

ŞEHİR EŞKİYASI

Günlük yaşamda da insan hayatı tehlike de. Şehirlerin keşmekeşliği içinde kaybolup gidiyorsun. Bir oyana savruluyorsun,
bir bu yana. Çeşitli olaylara şahit oluyor ve o anki psikolojinle ne yapacağını şaşırıyorsun. İnsanların güvensizliği hat safhada. Devletine güvenmiyor, çevresine güvenmiyor, ailesine güvenmiyor hatta kendisine bile güvenmiyor. Gözünün önünde olan her şeyi teğet geçiyor. Devlet kendi görevlendirdiği memuruna güvenmezse vatandaşın güvensizliği normal değil mi? Her şey birbirine bağlı hızla değişiyor. Vatandaş şaşkın, vatandaş çaresiz. Böyle olunca da normal adi olaylarda bile adaleti kendisinin sağlayacağını düşünüyor. Tabi ki bu düşünce yanlış. Hukuk sisteminin çökmesi demek kargaşa, kaos demektir. Evet, her gün olmasa da bazen garip olaylara tanık olmuşuzdur.

Sizlerle bir olayı paylaşmak istiyorum; Halk otobüsüne Kızılay’a gitmek için bindim ve bir durak sonra otobüse binen biri bayan ikisi erkek biletçiyi dövmeye başladılar. Otobüsün içinde bulunan yolcular araya girmeyi bırakın olay yerini terk ettiler. Şaşırdım! “İnsanlık ölmüş” diye düşündüm. Adamcağızın ağzı burnu kan içinde çaresiz bir şekilde karşı bile koyamıyordu. Otobüs boşalmış ve dört bayan kalmıştık. Ben ve kızım dayanamadık ayırmaya çalıştık ama şehir eşkiyalarının gözleri dönmüş bir vaziyette söyleneni dinlemeyi bırakın hiçbir şeyi gözleri görmüyordu. Bizlerin tepkisi ve şoförün de araya girmesiyle arabadan indirildiler. Taşlarla saldırıya devam ettiler ve arabanın camlarını kırdılar. Bu da bir terördür. Şehir terörü.
Bu ve buna benzer olaylar da her ne sebeple olursa olsun kaba kuvvetle kimse hakkını arayamaz. Bu ülkenin güvenliğini sağlayacak askeri, polisi ve adaleti var. Doğru değil ama; PKK’lıların şenlikle karşılanması ve serbest bırakılması hukuk sistemine olan güveni sarsmış ve kendilerin de bu hakkı görmüş sanırım. Bu tür olaylar toplumu huzursuz etmekte. Toplumun güvensizliği kargaşayı, korkusu ise eşkiyaların çoğalmasına neden olmaktadır. Yıllarca başımızın belası olan PKK terörüyle uğraşıldı, bundan sonra da Kent terörüyle uğraşılmasın. Mazallah iplerin elden kopması ülkeyi iç savaşa doğru sürükler endişesindeyim.
Türk Ulusu olarak devletimize, ordumuza ve adaletimize inanmaya ve güvenmeye devam edeceğiz. Seçilmiş, atanmış her kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğüyle, değerleriyle, insanlarıyla, hak ve hukukuyla oynamaya hakkı yoktur.

14.11.2009
Nermin AYDINLI

2 Kasım 2009

Aşk-ı Memnu'nun Kitabı Çıkmış!!!

Aşk-ı Memnu’nun Kitabı Çıkmış!!!




Melek VARVAR

yaren_melek85@hotmail.com




Zülfü Livaneli’nin bir yazısından alıntı yaparak içimin ne kadar sızladığını anlatmak istiyorum.




Geçenlerde iki “tiki” kızımız kitapçı vitrinine bakarken biri ötekine dönüp “Aaa kız bak” demiş “Aşk-ı Memnu’nun kitabı da çıkmış.”
Öteki “Amma da çabuk yazıvermişler!” demiş.


Bu cümleler “hâl-i pür melâlimizi” anlatmaya yetiyor. Ahmet Haşim her ne kadar “Melâli anlamayan nesle aşina değiliz.” dese de melâli de kültürümüzü de anlamayan bir nesli kendi ellerimizle yetiştiriyoruz.



Halit Ziya Uşaklıgil (1866-1945), Türk edebiyatında Batı tarzında eser veren ilk büyük romancıdır. Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır.  “Aşk-ı Memnu”  yani “yasak aşk” adlı romanında bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.  


Halit Ziya bu romanını Abdülhamit döneminde yazmıştır. Abdülhamit döneminde de şiddetli sansür olayı vardır. Halit Ziya’nın yazdığı Aşk-ı Memnu romanı sadece yasak aşk olayını anlatmıyor. Ondan daha ağırlıklı olarak 19. yüzyılın sonunda İstanbul’un bazı yüksek tabaka ailelerine Batı kültürünün gelmesiyle oluşan değişiklikleri anlatıyor. Bu özelliği Halit Ziya’nın yazmış olduğu Aşk-ı Memnu romanının en önemli özelliklerinden biridir. Yani Halit Ziya’nın kendi yaşadığı dönemi anlatmak... Şimdi roman günümüze uygulandığında romanın bu özelliği ortadan kalkmış durumdadır.








Romanın tiyatroya, sinemaya uyarlanmasına kesinlikle karşı değilim. Sinema ve tiyatronun belli bir izleyici kitlesi vardır; ancak TV öyle değildir. Küçücük çocuklarımızı nasıl bir tehlikenin içine attığımızın farkında değiliz. Üstelik bu tehlike evimizin tam içerisinde. Ne yazık ki, çocuklarımızın akıllarından tutacağımız yerde ellerinden tutmakla yetiniyoruz çoğu zaman. Nemrut ateşine ellerimizle atıyoruz onları. Cehaletimiz ayrı ateş, ihmallerimiz ayrı ateş, öfkelerimiz ayrı ateş, sevgisizliğimiz ayrı ateş, umursamazlığımız ayrı ateş…




Binlerce Nemrutlar ateşi, her gün yakacak İbrahimler arıyor

Binlerce Nemrut ateşinde her gün binlerce İbrahim yanıyor… (Yavuz Bahadıroğlu)







Halit Ziya alafranga özentisini ve yanlış batılılaşmayı eleştirirken ve bütün gelişmiş ülkelerin sineması “düzgün aile” profiline odaklanmışken bizdeki bu aykırılık ve değerleri hiçe saymak niye?




Edebiyat derslerinde Servet-i Fünun dönemi, Halit Ziya ve Aşk-ı Memnu adlı romandan bahsedilmiyor mu? Bahsedilirken öğrencilerimiz birbirlerine dizinin en son bölümünü mü anlatıyorlar? Ailemizle birlikte izleyebiliyor muyuz bu tür dizileri?...




Yılmaz Aybar’ın üzerinde düşünülmesi gereken bir sözü vardır:




“Biz kendi değerlerimize sahip çıkma bahsinde çoğu zaman yapmamız gerekenleri değil de yapmamamız gerekenleri canla-başla yapan bir milletiz.”







Ne diyelim? Her hafta izlenen Aşk-ı Memnu adlı dizinin kitabı çıkmış. Hayırlı uğurlu olsun. Keşke Halit Ziya Uşaklıgil’e de bu kitabı okumak nasip olsaydı!


















Son 7 Gün Sayfa Görünümü